Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Siber Güvenliğin Psikolojik Boyutu / Siber Güvenlik Uzmanı Sefa Bakan

Bu Yazıyı Paylaşın:
Siber Güvenliğin Psikolojik Boyutu / Siber Güvenlik Uzmanı Sefa Bakan

Sefa Bey, “siber güvenlik uzmanı” deyince pek çoğumuzun aklına filmlerdeki gibi karanlık bir odada, kapüşonuyla hızla kod yazan biri geliyor. Sizin sıradan bir gününüz bu Hollywood tablosundan ne kadar farklı?

Bu soru bana en sık yöneltilen sorulardan biri ve doğrusu her duyduğumda gülümsüyorum. Çünkü filmler siber güvenlik uzmanlarını çoğu zaman karanlık bir odada, onlarca ekranın karşısında çalışan kişiler olarak gösteriyor. Gerçek hayatta ise mesleğimiz bundan çok daha kapsamlı ve aslında çok daha insani.

Elbette teknik çalışmalar yapıyoruz. Ancak işimizin büyük bir kısmı araştırmak, eğitim vermek, riskleri analiz etmek ve insanların dijital dünyada daha bilinçli hareket etmesine katkı sağlamaktan oluşuyor. Siber güvenlik yalnızca bilgisayarları korumak değil; insanların dijital yaşamını güvenli hâle getirmektir.

Ben aynı zamanda üniversitede ders veriyorum. Öğrencilerime de her zaman şunu söylüyorum: “Teknoloji sürekli değişebilir; ancak dikkatli olma alışkanlığı hiçbir zaman değerini kaybetmez.”

Siber güvenliği çoğu zaman sağlığımıza benzetiyorum. Nasıl düzenli sağlık kontrolleri hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almamızı sağlıyorsa, siber güvenlik de sorun yaşanmadan önce riskleri belirlemeyi ve gerekli tedbirleri almayı amaçlar. En başarılı güvenlik, saldırı gerçekleştikten sonra değil, saldırı hiç yaşanmadan sağlanan güvenliktir.

Bugün telefonlarımız yalnızca iletişim kurduğumuz cihazlar değildir; banka hesaplarımızdan aile fotoğraflarımıza, kişisel yazışmalarımızdan çalışma dosyalarımıza kadar hayatımızın önemli bir bölümünü taşımaktadır. Bu nedenle siber güvenlik artık belirli bir meslek grubunun değil, internet kullanan herkesin ortak sorumluluğu hâline geldi. Siber güvenlik, teknoloji kadar insanı anlamayı ve riskleri oluşmadan önce yönetebilmeyi gerektiren bir alandır.

Çevremizde en sık duyduğumuz savunmalardan biri şu: ‘Benim bilgisayarımda, telefonumda ne var ki, beni kim ne yapsın?’ Bu ‘Bende çalınacak bir şey yok.’ rahatlığı siber dünyada neden büyük bir risk taşıyor?

Bu düşünce ilk bakışta oldukça masum görünüyor. Ancak dijital dünyada en yaygın yanlışlardan biri de tam olarak bu.

Şöyle düşünelim: Hiç kimse içinde yalnızca kimlik kartı bulunan cüzdanını kaybetmek istemez. Çünkü kimlik, bizi temsil eder. Günümüzde telefonlarımız ve bilgisayarlarımız da dijital kimliğimizin önemli bir parçası hâline geldi.

Bir e-posta adresi, telefon numarası, sosyal medya hesabı ya da kişisel fotoğraf tek başına önemsiz görünebilir. Ancak bu bilgiler farklı amaçlarla bir araya getirildiğinde kötü niyetli kişiler tarafından çeşitli şekillerde kullanılabilir. Bu nedenle mesele “Telefonumda önemli bir şey yok.” demek değil; “Dijital kimliğimi ne kadar koruyabiliyorum?” sorusunu sormaktır.

Dijital dünyada “önemsiz bilgi” diye bir kavram neredeyse yoktur. Bazen küçük görünen bilgiler bile başka verilerle birleştiğinde kişisel mahremiyet açısından büyük önem kazanabilir.

Bu nedenle güçlü ve farklı şifreler kullanmak, hesaplarımızı korumak ve şüpheli durumlarda acele etmeden doğrulama yapmak herkesin kazanması gereken temel alışkanlıklardır.

Onca yıllık tecrübenize ve gördüğünüz onca karmaşık vakaya rağmen, “Bunu da mı yaptılar!” diyerek şaşkınlığınızı gizleyemediğiniz, hafızanıza kazınan bir olay oldu mu?

Teknoloji geliştikçe hem hayatımız kolaylaşıyor hem de kötü niyetli kişilerin kullandığı yöntemler değişiyor. Son yıllarda beni en çok düşündüren gelişmelerden biri, yapay zekâ destekli sahte içeriklerin giderek daha gerçekçi hâle gelmesi oldu.

Eskiden sahte bir e-postayı ya da mesajı yazım hatalarından anlamak daha kolaydı. Günümüzde ise gelişmiş yapay zekâ araçları sayesinde oldukça ikna edici metinler, ses kayıtları ve görüntüler hazırlanabiliyor. Bu durum, dijital dünyada gördüğümüz ya da duyduğumuz her bilgiye biraz daha dikkatli yaklaşmamız gerektiğini gösteriyor.

Elbette yapay zekâ risklerden ibaret değil. Sağlık, eğitim, bilim ve siber güvenlik gibi birçok alanda önemli katkılar sağlıyor. Asıl önemli olan, bu teknolojiyi hangi amaçla kullandığımızdır.

Bence gelecekte teknik bilgi kadar önemli olacak bir beceri de doğrulama alışkanlığıdır. Bir bilginin doğru olduğundan emin olmadan paylaşmamak veya harekete geçmemek, dijital güvenliğin temel kurallarından biri olmaya devam edecektir.

Gündelik hayatta en kolay düştüğümüz siber tuzaklar hangileri? Telefonumuza kargo ya da banka mesajıyla bir link geldiğinde, tıklamadan hemen önce zihnimizden geçmesi gereken kısa “kontrol listesi” nedir?

Aslında siber saldırıların önemli bir bölümü teknoloji açıklarından değil, insan psikolojisinden yararlanıyor. Özellikle acele ettiren, korkutan ya da merak uyandıran mesajlar bu nedenle sıkça kullanılıyor.

“Kargonuz teslim edilemedi.”, “Hesabınız askıya alındı.”, “Ödemeniz başarısız oldu.” veya “Şifrenizi hemen güncelleyin.” gibi ifadeler, kişinin düşünmeden hareket etmesini hedefleyebilir. Oysa birkaç saniyelik bir duraklama, büyük sorunların önüne geçebilir.

Herkese şu üç soruyu kendine sormasını öneriyorum:

• Bu mesajı gerçekten bekliyor muydum?

• Gönderen kişi veya kurum güvenilir görünüyor mu?

• Benden istenen işlem bana mantıklı geliyor mu?

Bu sorulardan biri bile şüphe uyandırıyorsa, bağlantıya tıklamak yerine ilgili kurumun resmî iletişim kanallarından doğrulama yapmak en doğru yaklaşım olacaktır.

Dijital dünyada bazen en güçlü güvenlik önlemi, birkaç saniye durup düşünmektir.

Özellikle bankacılık uygulamalarını kullanırken “aman dikkat” dediğiniz, çoğumuzun atladığı ek bir güvenlik tedbiri var mı?

Mobil bankacılık uygulamaları bugün oldukça gelişmiş güvenlik sistemleriyle korunuyor. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, güvenliğin en önemli halkası yine kullanıcıdır.

En sık karşılaştığımız hatalardan biri, aceleyle hareket etmek. Telefonumuza gelen bir mesajın ya da kendisini banka görevlisi olarak tanıtan bir kişinin yönlendirmesiyle düşünmeden işlem yapabiliyoruz. Oysa birkaç dakikalık doğrulama, büyük kayıpların önüne geçebilir.

Ben her zaman şunu tavsiye ediyorum: Beklenmedik bir arama ya da mesaj aldıysanız ve sizden şifre, doğrulama kodu veya kişisel bilgi isteniyorsa, işlemi durdurun. Ardından bankanızın resmî iletişim kanallarını kendiniz kullanarak bilgi alın. Bu küçük alışkanlık oldukça etkili bir güvenlik önlemidir.

Bunun yanında telefonunuzu güncel tutmanız, uygulamaları yalnızca resmî uygulama mağazalarından indirmeniz ve hesaplarınızda mümkün olan ek güvenlik doğrulamalarını etkinleştirmeniz de önemlidir.

Ben dijital güvenliği evimizin kapısını kilitlemeye benzetiyorum. Kapıyı kilitlemek hayatımızı zorlaştırmaz; tam tersine bize huzur verir. Dijital güvenlik alışkanlıkları da zamanla günlük yaşamımızın doğal bir parçası hâline gelmelidir.

Hepimiz bedava uygulamaları indirmeyi seviyoruz. Peki “Bir ürün bedavaysa, ürün sizsiniz.” sözü siber dünyada ne kadar geçerli?

Bu söz oldukça dikkat çekici olsa da, her ücretsiz uygulama için aynı değerlendirmeyi yapmak doğru olmaz. Bugün milyonlarca insanın güvenle kullandığı birçok ücretsiz uygulama da bulunuyor.

Asıl dikkat etmemiz gereken konu, uygulamanın bizden hangi bilgilere erişmek istediğidir.

Örneğin, yalnızca el feneri olarak çalışan bir uygulamanın rehberimize, mikrofonumuza ya da konum bilgilerimize erişim istemesi doğal olarak sorgulanmalıdır. Çünkü bir uygulamanın istediği izinler, sunduğu hizmetle uyumlu olmalıdır.

Kişisel verilerimiz dijital çağın en değerli varlıklarından biri hâline geldi. Bu nedenle uygulamaları indirirken yalnızca “Ücretsiz mi?” sorusunu değil, “Benden hangi bilgilere erişmek istiyor?” sorusunu da sormalıyız.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmalı; kişisel bilgilerimiz üzerindeki kontrolümüzü azaltmamalıdır.

Kafedeki veya havalimanındaki şifresiz, halka açık Wi-Fi ağlarına bağlanmak gerçekten göründüğü kadar riskli mi, yoksa endişelerimiz biraz abartılı mı?

Açık kablosuz ağların tek başına tehlikeli olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak güvenliği hakkında bilgi sahibi olmadığımız her ortamda biraz daha dikkatli davranmamız gerekir.

Ben bunu kalabalık bir ortamda özel bir konuşma yapmaya benzetiyorum. Belki hiçbir sorun yaşanmaz; ancak konuşmayı kimlerin duyabileceğini de tam olarak bilemeyiz. Aynı şekilde halka açık internet ağlarında da özellikle bankacılık işlemleri, önemli hesaplara giriş veya hassas bilgilerin paylaşılması gibi işlemleri mümkün olduğunca güvenilir bağlantılar üzerinden yapmak daha doğru olacaktır.

Burada amaç insanları korkutmak değil; bilinçli hareket etmelerini sağlamaktır. Çünkü güvenlik, hayatı zorlaştırmak için değil, hayatı daha güvenli hâle getirmek için vardır.

Teknolojinin sunduğu kolaylıklardan yararlanırken temel güvenlik alışkanlıklarını da ihmal etmezsek, dijital dünyayı çok daha güvenli kullanabiliriz.

Yapay zekâ hayatımızı kolaylaştırdığı kadar siber korsanların da işini kolaylaştırıyor mu? Örneğin, bir yakınımızın kopyalanmış sesiyle (Deepfake) aranıp “Acil paraya ihtiyacım var.” dendiğinde gerçeği sahtesinden nasıl ayırt edeceğiz?

Yapay zekâ, içinde bulunduğumuz çağın en önemli teknolojik gelişmelerinden biri. Sağlıktan eğitime, bilimden üretime kadar birçok alanda önemli katkılar sağlıyor. Ancak her güçlü teknolojide olduğu gibi, kötü niyetli kullanım ihtimali de bulunuyor.

Bugün gerçeğinden ayırt edilmesi güç sesler ve görüntüler üretilebiliyor. Bu nedenle yalnızca gördüğümüz ya da duyduğumuz bilgiye güvenmek yerine, doğrulama alışkanlığı kazanmak büyük önem taşıyor.

Diyelim ki bir yakınınızın sesiyle arayan biri sizi telaşlandıracak şekilde para istedi. Böyle bir durumda ilk yapılması gereken şey paniğe kapılmak değil, bilgiyi doğrulamaktır. Mümkünse kişiyi rehberinizde kayıtlı olan numarasından geri arayın. Basit görünen bu adım, ciddi sorunların önüne geçebilir.

Bence gelecekte en önemli dijital becerilerden biri eleştirel düşünme olacak. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, sorgulayan ve doğrulayan insanlar her zaman bir adım önde olacaktır.

Dijital dünyada yaşlı anne babalarımızın karşılaştığı tuzaklar, gençlerin düştüklerinden farklı mı? Onları nasıl koruyacağız?

Her yaş grubunun dijital dünyayı kullanma şekli farklı olduğu için karşılaştığı riskler de değişebiliyor. Gençler daha çok sosyal medya, oyun platformları veya sahte internet siteleri üzerinden hedef alınırken, ileri yaştaki bireyler genellikle telefonla yapılan dolandırıcılık girişimleri, sahte banka aramaları veya kendilerini resmî kurum görevlisi olarak tanıtan kişiler tarafından hedef alınabiliyor.

Ancak burada önemli olan yaş değil, dijital farkındalıktır. Teknolojiyi çok iyi kullanan ileri yaştaki kişiler olduğu gibi, genç olmalarına rağmen temel güvenlik alışkanlıklarını bilmeyen insanlar da bulunabiliyor.

Bence aile içinde kurulacak açık iletişim, alınabilecek en güçlü güvenlik önlemlerinden biridir. Anne ve babalarımızla ya da aile büyüklerimizle zaman zaman bu konuları konuşmak, karşılaşabilecekleri yöntemleri örneklerle anlatmak ve “Şüpheli bir durum olursa önce beni ara.” diyebilmek çok değerlidir.

Çünkü dolandırıcılık girişimlerinin büyük bölümü insanları panikletmeye veya acele karar vermeye yönlendirmeyi amaçlar. Oysa aile içinde oluşturulan güven ortamı, bu baskıyı önemli ölçüde azaltabilir.

Ben siber güvenliği yalnızca teknik bir konu olarak görmüyorum. Aynı zamanda toplumsal bir bilinç meselesi olduğunu düşünüyorum. Çocuklarımıza trafik kurallarını nasıl öğretiyorsak, dijital dünyada güvenli davranmayı da öğretmeli ve konuşmalıyız.

Dijital güvenlik, aile içinde paylaşıldıkça güçlenen bir kültürdür.

Gençlerin siber güvenlik kariyerine adım atması için mentorluk yapıyorsunuz. Ekran başında çok vakit geçiren ama bu işin mutfağına merak salan gençlere tavsiyeleriniz neler olur?

Her şeyden önce merak duygularını kaybetmesinler. Çünkü siber güvenlik, sürekli öğrenmeyi gerektiren ve her gün yeni gelişmelerin yaşandığı dinamik bir alan.

Ancak yalnızca teknik bilgi yeterli değildir. Sabırlı olmak, araştırmayı sevmek, farklı bakış açılarına açık olmak ve etik değerlere bağlı kalmak da en az teknik beceriler kadar önemlidir.

Ben öğrencilerime her zaman şunu söylüyorum: “İyi bir siber güvenlik uzmanı, yalnızca sistemleri değil, insanları da anlamaya çalışır.” Çünkü birçok siber olayın temelinde teknik bir açık kadar insan hatası da bulunabiliyor.

Bugün internet sayesinde kaliteli eğitim kaynaklarına ulaşmak eskisine göre çok daha kolay. Kitaplar okumalarını, laboratuvar ortamlarında güvenli şekilde pratik yapmalarını, yabancı kaynakları takip etmelerini ve öğrendiklerini paylaşmalarını tavsiye ediyorum. Bilgi paylaşıldıkça gelişir.

Bir diğer önemli konu ise etik anlayıştır. Siber güvenlik bilgisi büyük bir sorumluluk gerektirir. Bilgi, doğru amaçlarla kullanıldığında topluma fayda sağlar. Bu nedenle teknik başarı kadar güvenilir bir karaktere sahip olmak da bu mesleğin temel taşlarından biridir.

Gençlere son tavsiyem ise sabırlı olmalarıdır. Bu alanda başarı kısa sürede değil, düzenli çalışmanın ve sürekli öğrenmenin sonucunda gelir.

Toparlamak gerekirse, ortalama bir kullanıcının dijital dünyada kendini koruması için önereceğiniz en pratik önlemler nelerdir?

Aslında dijital güvenlik çoğu zaman karmaşık kurallardan değil, küçük ama düzenli alışkanlıklardan oluşur. Güçlü ve birbirinden farklı şifreler kullanmak, mümkün olduğunda ek doğrulama yöntemlerini etkinleştirmek, cihazlarımızı güncel tutmak ve şüpheli bağlantılara karşı dikkatli davranmak, herkesin kolaylıkla uygulayabileceği temel adımlardır.

Bunun yanında, internette karşılaştığımız her bilgiye hemen inanmak yerine doğrulamaya zaman ayırmak da büyük önem taşır. Dijital dünyada hız çoğu zaman avantaj gibi görünse de, güvenlik açısından bazen birkaç saniye durup düşünmek en doğru kararı vermemizi sağlar.

Teknoloji gelişmeye devam edecek. Yapay zekâ, akıllı cihazlar ve dijital hizmetler hayatımızın daha da büyük bir parçası olacak. Bu değişimi durdurmamız mümkün değil; ancak ona bilinçli şekilde uyum sağlamamız mümkün.

Ben geleceğe umutla bakıyorum. Çünkü teknoloji geliştikçe güvenlik çözümleri de gelişiyor. Aynı zamanda toplumun dijital farkındalığı her geçen gün artıyor. Bugün çocuklarımıza, öğrencilerimize ve ailelerimize doğru alışkanlıkları kazandırabilirsek, yarının dijital dünyası çok daha güvenli olacaktır.

Son olarak şunu özellikle vurgulamak isterim: Siber güvenlik yalnızca uzmanların işi değildir. İnterneti kullanan herkes bu ekosistemin bir parçasıdır. Attığımız küçük adımlar sadece kendi güvenliğimizi değil, çevremizdeki insanların güvenliğini de etkileyebilir.

Unutmayalım ki teknoloji sürekli değişebilir; ancak dikkatli olmak, sorgulamak ve öğrenmeye açık kalmak hiçbir zaman değerini yitirmez.

Ve belki de bu röportajı tek bir cümleyle özetlemek gerekirse şunu söylemek isterim:

“Dijital dünyada en güçlü güvenlik duvarı, kullandığımız cihazlar değil; bilinçli, sorgulayan ve sorumluluk sahibi insandır.”