Piri Reis Haritasının 500 Senelik Gizemi / Araştırmacı Yazar Metin Soylu

“Piri Reis Haritası’nın Şifresi” isimli kitabıyla Piri Reis haritasına dair bilinmeyenleri ortaya çıkaran Metin Soylu ile görüştük. Piri Reis haritası hakkında bilinmeyenlerin anlatıldığı söyleşimizi keyifle okuyacaksınız.

“Piri Reis Haritası’nın Şifresi” adlı kitabınız güncel yeni baskısıyla okuyucularla buluştu, öncelikle hayırlı olsun…

Teşekkür ederim. “Piri Reis Haritası’nın Şifresi” adlı kitabım Cenova Yayınları aracılığıyla tüm seçkin kitabevlerinde yerini aldı. Kitap içerisinde bazı yeni bulgular yer alıyor. Umuyorum ki bilim dünyasına faydalı olacaktır.

Piri Reis haritasının önemi ve gizemi nereden kaynaklanıyor?

Piri Reis’in 1513 yılında çizdiği 90/65 cm olan haritası aslında parçalanmış bir eserdir. Haritanın kayıp kısımlarıyla düşündüğümüzde on altı parçadan ibaret olduğunu görebiliyoruz. 9.11.1929 tarihinde Topkapı Sarayı’nda bulunduğu sırada üzerinde ekmek ve yemek kırıntıları varmış. Belli ki birileri bu harita üzerinde yemek yemiş. Günümüz diliyle “sofra bezi” olarak kullanılmış.

Piri Reis Haritası’nın aslında iki türlü önemi var. Bunlardan birisi haritanın coğrafi unsurlar içermesidir. Yani Piri Reis’in hayatı boyunca gitmediği, ayak basmadığı Amerika Kıtası’nın izlerini görebilirsiniz. İkincisi ise haritanın teknik olarak uzaydan çekilen dünya fotoğraflarıyla ölçülerinin aynı olmasıdır. Bu yüzden dünya bilim çevreleri tarafından halen gizemi bugün bile tartışılmaktadır.

Bana göre haritanın gizemleri, parçalanmış olan haritanın tümevarım metodu ile tamamlanmasıyla başlamıştır. İşte araştırdıkça daha fazla ilgimi çeken Piri Reis Haritası’na yönelik kafamdaki tek düşünce bu konuyu daha derinlemesine ele almaktı. Yani projelendirmekti. Bu yüzden haritanın orijinal büyüklüğü üzerinde çalıştım. Proje çalışmasına (90x65cm ebatlarında) başlamış oldum. Tüm samimiyetimle itiraf etmeliyim ki, haritayı tamamlamak yalnızca sekiz buçuk ayımı aldı. Piri Reis’in parçalanmış olan dünya haritasını tümevarım metodu ile tamamlayarak şaşırtıcı birtakım gerçeklerle karşı karşıya kaldım. Harita üzerindeki Atlas Okyanusu ortasında yer alan iki büyük ve üç küçük olmak üzere beş yuvarlak şekilden yola çıkarak, matematiksel bir hesap tespit ettim. Buna göre: İki büyük yuvarlak şekil arası 44 derecedir. Bir büyük bir küçük yuvarlak şekil arası ise merkezden merkeze 22,5 derecedir. Dolayısıyla 1 derecelik açı kaybı sola doğru kaymıştır. 22,5 x16=360 derece (Dünya’nın çevresini dahi bulmuştur!)

Tamamlamış olduğunuz Piri Reis Haritası sizce orijinaline benzedi mi?

Kesinlikle, çünkü Piri Reis’in diğer eseri olan “Kitab-ı Bahriye” adlı eserinde de “Haritanın Beyanı” adlı şiirinde bunu aynen anlatmaktadır.

Haritanın Beyanı

Tam onaltı kısma böldüler inan,

Merkez onun tam orta yerine düşer,

Bu onaltının birinden öbürüne,

Ki çekerler çizi hep yerli yerine

Bir çizginin iki başına adip hesap,

İkişerli olur otuziki cevap,

Dinle şimdi bu harita ilmini,

Ta bilesin halini, ahvalini,

(Kitab-ı Bahriye Cilt-1 Sayfa: 82)

Piri Reis’in 1513 yılında çizdiği bu eserinin harita olmadığını söylüyorsunuz. Harita değilse sizce bu çizim ne tür bir eser?

Haritayı tamamladıktan sonra beni en çok şaşırtan olaylardan birisi de tarihte “Piri Reis Haritası” olarak bilinen bu eserin aslında bir harita değil, âdeta fotoğraflama tekniğine uygun bir şekilde çizilmiş olduğu gerçeğine ulaşmamdır. Bilindiği üzere harita; yeryüzünü kuşbakışı görünüşüne göre belli bir oranda küçülterek iki boyutlu düzlem üzerinde detaylı bir biçimde çizgilerle gösterme yöntemidir. Coğrafi açıdan bir çizimin harita özelliği taşıyabilmesi için muhakkak taşıması gereken bazı unsurlar vardır:

I. Küçültmenin bir ölçek dâhilinde olması,

II. Kuşbakışı görünüşünün (tam tepeden görünüş) sağlanmış olması,

III. Bir düzleme aktarılmış olması,

IV. Coğrafi unsurları göstermiş olması gerekir.

Ancak, düzleme aktarılan Dünya haritasına dikkatlice bakarsanız Güney Amerika tarafında bulunan Arjantin’in dikey olarak uzandığını görürsünüz. Bunun temelinde de haritanın düzleme aktarılmış olması yatar. Yani bir çizimin harita özelliğini taşıması için muhakkak düzleme aktarılmış olması gerekir.

Uzaydan çekilen uydu fotoğraflarında Dünya sürekli dönüşü itibariyle bir süreçten geçer. Ne var ki; içinde yaşamakta olduğumuz Dünya gezegeni dönerken, buna bağlı olarak kıtalar yani karalar da dönmektedir. Güney Amerika hattı üzerindeki Arjantin’e burada baktığımız takdirde Arjantin’in sağa doğru kıvrık olduğunu, yani döndüğünü görmekteyiz.

Şimdi gelelim Piri Reis’in 1513 tarihinde çizdiği haritaya; belki de fotoğrafa. Piri Reis’in haritasında görülen Güney Amerika Hattı üzerindeki Arjantin’e bakarsanız, sağa doğru kıvrıldığı gerçeğine tanık olursunuz. Yani Arjantin’in sağa doğru kıvrılma hadisesi uzaydan çekilen uydu fotoğraflarındaki ile aynıdır. Peki, daha önce de ifade ettiğim gibi uydulardaki görüntüler bir fotoğraf olduğuna göre, o halde “Piri Reis Haritası”nda aynı kıvrılma hadisesi olan Arjantin’in kıvrılma hadisesi de bir fotoğraftan mı ibarettir? Aksi takdirde algılanması ancak uzaydan mümkün olan Arjantin’in kıvrılma hadisesini Piri Reis nereden biliyordu?

Piri Reis’in haritasındaki bu gerçeklerden yola çıkarak bu çizimin normal bir harita olamayacağı uzaydan fotoğraflama tekniği ile çizilmiş olduğu sonucuna ulaşmaktayız.

Cebelitarık Boğazı uzaydan çekilen dünya fotoğraflarında ayrıntılı olarak bakıldığında, bu görüntünün hatasız olması ancak uzay çalışmalarıyla fark edilebilecek bir detaydır. Gerek bu boğazın derinliğinin ve gerekse iki yaka arasındaki dar geçişin çizilebilmesi için havadan kuşbakışı olarak bakılması gerekmektedir. “Piri Reis Haritası” incelendiği takdirde bu konuda şaşırtıcı bir sonuca ulaşmaktayız. Cebelitarık Boğazı’nın uydulardan çekilmiş fotoğrafı ile “Piri Reis Haritası”ndaki Cebelitarık Boğazı’nın görünüşü aynıdır. Piri Reis’in bu detayları bilmesi sizce bir rastlantı mıdır?

Çağlar boyunca buzlarla kaplı olan Antarktika Dağları’nın varlığı, Amerikan ve Rus deniz araştırmacıları tarafından 1820 yılında ses yansıtıcı aletlerle keşfedilmiştir. Bu buzul dağları, dünyayı dolaşmamış olan Piri Reis’in 1513 yılındaki haritasında mevcuttur. Peki, bu detay nasıl açıklanabilir? O dönemde hangi kalyon (tahta gemi) buzul dağlarına kadar ulaşabilmiştir?

Piri Reis Haritası’nın Şifresi adlı kitabımın son baskısında çok değerli bilim insanlarının da katkıları olmuştur. Ve kitapta, belgeleriyle çok sıradışı bilgileri bir arada bulabilirsiniz. Akdeniz Fetihlerinin Habercisi: “Piri Reis ve Kitab-ı Bahriye”yi İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Bülent Arı kaleme almıştır.

Piri Reis Haritası’nın Minyatür Sanatı Açısından Değerlendirilmesi yine Minyatür Sanatçısı Özcan Özcan tarafından çok ilginç yönleriyle ele alınmıştır. Esrarengiz Piri Reis Haritası’nın aslında bir uzay haritası olduğunu farklı bir pencereden yorumlayan Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nden Doç. Dr. Hasan Ali Dal Piri Reis’ten Geriye Kalan “Rosetta Taşı” adlı makalesiyle değerlendirmiştir. Dz.Kd.Alb.Erdoğan Şimşek ise Piri Reis Haritasına Denizden bakarak bir komutan denizci edasıyla gözlemlemiştir. Son olarak İnönü Üniversitesi, Fen-Ed. Fakültesi, Fizik Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Bayri Bilim Adamı Olarak: “Piri Reis” adlı makalesiyle Newton yerçekimi kanunlarının 150 yıl önce aslında Türk denizcisi tarafından bilindiği gerçeğini Kitab-ı Bahriye’yi incelemesinin ardından adeta bir Fizikçi gözüyle belgelemiştir.

Amerika’nın keşfinde Piri Reis haritasının rolü var mıydı?

Ünlü Türk Denizcisi ve Coğrafya Amirali Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye adlı eserindeki Kristof Kolomb ile ilgili anlattıklarına kulak verelim. Piri Reis, Amerika’nın Keşfi’nde Kristof Kolomb’un hırsız bir denizci olduğunun altını çiziyor. Buna delil olarak da Mısır İskenderiye Kütüphanesi’nden Büyük İskender’e ait kitapları Kristof Kolomb’un çalarak kendi ülkelerine götürdüğü ve burada kendi dillerine çevirdiğini söylüyor.

İşte Türk Denizcisi Piri Reis’in tarihe ışık tutacak o açıklamaları:

“O ülkeye Antiller derler, dinlersen sana dahasını da anlatayım. Hem o diyarın nasıl bulunduğunu işit. Anlatayım ki açıkça ortaya çıksın. Cenova’da bir müneccim varmış, adına da Kolomb derlermiş. Onun eline güzel bir kitap geçer ve o kitap şüphesiz İskender’den kalmış imiş. Bütün deniz ilmini, o kitaba toplayıp yazmışlarmış. O kitap, sonunda Avrupa ülkesine gelmiş, ancak içinde ne olduğunu bilememişler. Kolomb, onu bulur ve okur; sonra da onu İspanya kralına sunar. Bütün yazılanları krala anlatınca, kral kendisine daha sonra gemi verir. Ey dost, Kolomb, o kitap ile hareket eder ve varıp Antilleri ortaya çıkarır. Daha sonra, hiç durmaz ve ülkeleri fetheder; böylece o yolu şimdi meşhur etmiştir.

Onun haritası da bize ulaştı; işte durum budur ve hepsini size söyledim. Ancak burada bir yer geldi ki bu da onun özeti olsun. Ey başı yüce, şimdi Avrupa ülkesine geldik, uzun olmamak üzere orasını da anlatalım. Denizlerle ilgili bütün bilgileri, Avrupalılar hem okurlar hem de yazarlar. O ilimleri kendilerinin çıkardığını zannetme; istersen onun nedenini sana anlatayım.

O zamanlar Büyük İskender, işte bütün bu denizleri gezmiş idi. Ey kişi, o ne gördü ve neyi işitti ise her birini yerli yerine yazdırırdı. İşte bu şekilde bütün denizlerle ilgili bilgileri tamamen, bir araya toplayarak hepsini yazdırmıştı. Toplanan bu kitap, bilesin ki Mısır’da kalmıştı. Zamanla, Avrupalılar geldiler ve toplanarak Mısır ülkesine doldular. Amr b. El-As, Mısır’ı almaya niyetlendiğinde, Mısır halkının ne yaptığını dinle ve gör. Çünkü Mısır’ın Müslümanlarca fetih olunacağı anlaşılır; bu yüzden Mısır’ın ileri gelenleri kaçar. İşte onlar, Avrupa ülkesine kaçtılar, denizin bir tarafından diğer tarafına geçtiler. Ey Dost, o İskender’den yadigâr kaldığını söylediğim kitabı da yanlarında birlikte çalıp kaçtılar. İşte buraya da gelip, nice ülkeleri ele geçirdiler.

O kitabı, baştan sona kendi dillerine tamamıyla tercüme ettiler. Eğer sen bunun esasını bilmek istersen, kimin tercüme ettiğini de açıkça sana söyleyeyim. Adına Bartolomeu dedikleri bir kişi, kitabı tercüme işini yapmıştır. Pusulanın ve haritanın durumunu da daha sonra o yazıp tamamlamış. Ondan önce ve sonra, daha niceleri, göçmek için, her biri bir fikir ortaya atmış.”

(Kitab-ı Bahriye, cilt 1, s. 195-199.)

Piri Reis’in bu tarihî açıklamasıyla anlaşılmaktadır ki Büyük İskender (M.Ö. 336 – M.Ö. 323) çok daha önceden Amerika kıtasının varlığını bilmekteydi. Aynı zamanda Mısır’daki İskenderiye Kütüphanesi’nde bulunan pek çok harita Avrupa denizcileri tarafından çalındı. Kendi dillerine çevirerek Amerika’yı görme hayaline kapıldılar. Kristof Kolomb, Mısır İskenderiye Kütüphanesi’nden çaldığı o kitabın içerisinde bir harita olmadan Amerika’ya gitmesi zaten olanaksızdı.

Söz konusu kitap içerisinde yalnızca yazı ile hiç bilinmeyen bir kıta nasıl bulunabilir ki? Demek ki Büyük İskender’in çalınan kitabının içerisinde yeni kıta olarak kabul edilen Amerika Kıtası’nın haritası da vardı. Peki, Kristof Kolomb yeni kıtayı bulduktan sonra zaten elinde bir Amerika haritası varken bir daha Amerika Kıtası’nın haritasını çizmesine ihtiyacı mı vardı? Tabii ki Hayır!

En önemli gerçek ise Kristof Kolomb’un, 1492 yılında gerçekleştirdiği yeni kıta Amerika seyahatidir. Çünkü Kolomb, İspanya Kraliçesi İsabella ve Kral Ferdinand’ın desteğini alarak 3 gemi ile birlikte yola çıkmıştır. Ancak Kral Ferdinand ‘Eğer ki böyle bir kıtanın varlığı doğru ise ve onu her kim görür ise o kişiye her ay 10 bin gümüş vereceğimi ve ömrünün sonuna kadar zenginlik içerisinde onu koruyup kollayacağım.’ der. Bunun üzerine Kristof Kolomb yola çıkar. Bu seyahat aylarca sürer. Aynı gemideki tayfalarından Rodrigo de Triana, hava şartları zor olmasına rağmen geminin mendireklerinde gözcülük yapmayı sürdürür. İşte her şey bundan sonra bir anlam kazanır. Çünkü yeni kıta Amerika’yı ilk gören kişi Rodrigo de Triana olur. Kristof Kolomb, bunun üzerine seyahatten döner dönmez Kral Ferdinand’a ‘Yeni kıtayı ilk kez ben gördüm!’ diyerek yalan söyler. Ve Rodrigo de Triana’nın alması gereken on bin gümüşü kendisi almaya başlar.

Peki aslında Rodrigo de Triana adlı kişi kimdir? Bu sorunun cevabını yine Kristof Kolomb kendi el yazılarında şöyle itiraf ediyor: “Rodrigo sıradan bir tayfa değildi. Osmanlı deniz kuvvetlerine mensuptu. Dinini gizlemek zorundaydı. Onun ‘Müslüman’ olduğunu benden başka bilen yoktu… Geceleri pek az uyur, devamlı harita üzerinde çalışır ve hesaplar yapardı. Bu haritaların ve tuttuğu notların birer kopyasını çıkardım… Keşfin şerefini bir Müslüman’a kaptırmamak için açıklamadım…”

Kristof Kolomb’un kendi el yazısı ile yazılmış, Amerika seyahat notları Paris’te “Bibliotheque Nationale” de, yani Fransız Milli Kütüphanesi’nde muhafaza edilmektedir.

Sonuç olarak, 1492 yılında bile Kristof Kolomb kendi el yazılarından anlaşılmaktadır ki, Yeni kıta Amerika’nın keşif şerefi Kristof Kolomb’a değil, onunla birlikte aynı gemide seyahat eden Müslüman-Türk bir denizci olan Rodrigo de Triana’ye aittir.

 

Yorum bırakın