Ana sayfa - Son Sayı - Çekingenliği Nasıl Yenebiliriz? / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Çekingenliği Nasıl Yenebiliriz? / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Toplum içinde otururken, konuşurken veya herhangi bir iş yaparken yüzde kızarma, ellerde titreme; kendini küçük düşürecek yanlış bir şey yapma korkusu veya mahcup olma endişesi ya da alay edileceğini sanmaktan doğar. Bu sebeple kişi topluluk içine girmekten kaçınır. Girmek zorunda kalınca da bunalır. Sanki kötü bir şey olacakmış gibi içinde belirsiz bir sıkıntı, endişe duygusu ortaya çıkar. Bu, hafif tedirginlik ve gerginlik duygusundan, panik derecesine varan değişik yoğunlukta olabilir. Kişi bu korkunun ve belirtilerinin topluluk içinde herkes tarafından fark edileceğinden de korkarak topluluğa girmekten çeşitli bahaneler bularak kaçınır.

Ülkemizde topluluğa girme, toplulukta konuşma, toplulukta serbestçe davranabilme konularında çekingenlik oldukça sık görülen bir durumdur.

Aslında utangaçlığın ardında kötü olay yatmaz. Ancak utangaçlık bazı huzursuzluklara yol açabilir. Çünkü utangaç kişi, kendini baskılayarak, başka biri olması gerektiğine inanır. İçindeki “yanlış davranış” düşüncesinin korkusuyla insanlara yaklaşamaz. Böylece, utanma ve çekinme duygusu “içine kapanık” davranmasına sebep olur.

Utangaçlık ve çekingenliğe karşı ne yapmalı?

En etkili metot, üstüne gitme (exposure) tedavisidir. Üstüne gitme metodunda kişinin topluluk içine özellikle girmesi, azar azar artan derece ve sürelerle istenir. Giderek artan sürelerle yapılan bu üstüne gitme talimleri ile kendine bir şey olmadığınıı gören kişinin kendine güven duygusu artar; kaçınma ihtiyacı azalır ve söner. Bunun için şöyle bir sıra izlenmesi uygundur:

Aşama 1: Her şeyden önce şuuraltında yerleşik “başaramayacağım” düşüncesini yenmek gerekir. Gerçekte, hiç tanımadığımız biriyle durup dururken konuşmak istemeniz tanıdığınız birine yaklaşmaktan daha kolaydır. Çünkü “Benim hakkımda ne düşünür?” korkusu sözkonusu değildir. Küçük bir bakışma bile, tanımadığınız bir insanla arkadaş olmak için yeterlidir.

Rastgele insanlara sorular sorun. Sözgelimi bir yerin tarifini isteyin. Konu açarak sohbet etmeye uğraşın.

Aşama 2: Çevrenizdeki arkadaş olmak istediğiniz kimselerle sık diyalog geliştirin. Bu aşamada kişilerle karşılaşmak, mümkün olduğunca topluluklara girmek ve insanlarla bakışmak gerekir. Asansörde rastladığınız insanlarla arkadaşlık etmek istiyorsanız, kesinlikle “geveze” dedirtecek kadar çok konuşmayın. “Bugün hava ne kadar güzel”, “canım çok sıkılıyor” gibi klasik cümlelerle konuya girin.

Aşama 3: Her gün, tanımadığınız birine, bir soru yöneltme kararı alın. Bu bir denemedir. Başlangıç olarak amaçsızca yapılır. Soru sorduğunuz komşunuz, koridorda karşılaştığınız bir yabancı, durakta veya alışveriş yaparken karşılaştığınız biri olabilir. Bir süre sonra, sokakta ilk defa karşılaştığınız biriyle konuşacak kadar tecrübeli olacaksınız.

Kalabalıkta ne düşünmeli?

Yine aşamalı olarak topluluğa girmek için çaba göstermelidir. Ayrıca topluluğa girdiğinde veya önemsenen bir kişi ile görüştüğünde utangaçlığı tutacağı, yüzünün kızaracağı, elinin titreyeceği ve âdeta mahcup olacağı düşüncesini aklına getirerek davet etmelidir. Böyle olacağını düşünmelidir. Çünkü bu kişiler korkudan korkmaktadırlar. Utangaçlığı çağırarak üstüne gitme metodunda kişiye utangaçlığı istemesi söylenir. Sanki mahcup olacakmış düşüncesiyle inadına topluluğa girmesi teşvik edilir.

Aşağılık Duygusu, Başarının Önünde Büyük Bir Engeldir

Gençlerde Kendine Güvensizlik Duygusunun Nasıl Önüne Geçilir?

Gençlerde kendine güvensizlik ve aşağı olma duygusu onların teşebbüs gücünü, topluma girmesini ve başarılı olmasını zorlaştıran bir engeldir. Onu bazen içedönük ve sıkılgan, utangaç hale; bazen de tembel, fazla hiddetli veya uydurmacılığa kaçan hale getirebilir.

Aşağılık duygusu neden olur?

Zararları kesin olan çocukluk devrine ait hataları şöyle sıralayabiliriz:

• Çocuğun ana-baba tarafından devamlı tenkit edilmesi. Bu tenkitlerin çocuğun benliğine yönelmesi daha da kötüdür. Elbette çocukların hareket ve işlerinden yanlış olan noktayı öğrenmeleri ve bunu düzeltmesini bilmeleri lazım gelir. Fakat bu, çocuğun birçok hareketini durmadan tenkit etmek suretiyle elde edilemez. Ona, iş ve davranışlarında işlediği hataları bulmak için nefsini küçültmeye kalkmadan yol göstermeli ve bunları düzeltmenin çarelerini öğretmeliyiz. Çocuğun deneme-yanılma mekanizması ile büyük ölçüde öğrendiği akıldan çıkarılmamalıdır.

• Ana-babanın çocuğu, kardeşleri ve diğer çocuklarla mukayese etmeleri de aşağılık duygusuna yol açan bir unsurdur. Bu sözler teşvik edici olmaktan çok çocuğa eksiklik duyguları aşılayacak mahiyettedir. Nefsine güvenini azaltır, rahatsız edici aşağılık duygularının gelişmesini kolaylaştırır. Bundan başka örnek olarak gösterilen çocuğa karşı kin, garez gibi duygular geliştirir. Kısacası çocuk eğitiminde bu nevi kıyaslamalardan daima kaçınmaya gayret etmelidir. Çocuğun iyi olan bir şeyi benimsemesi isteniyorsa, o şeyin iyiliği, doğruluğu veya faydası anlatılıp gösterilmeye gayret edilmelidir.

• Küçük kardeşe yapılan muamele gösterilen ilgi de farkına varmadan kıskançlık duygularını depreştirir. İhmal edildiğini düşünür.

• Çocukları disiplin altına almak için dayağa ve sert muameleye başvurmak da mahzurludur. Onun nefsine güven duygusunu, izzet-i nefs gibi üstün kişilik özelliklerini yok eder.

• Okulda bazı öğretmenlerin, başarılı olmadığı için öğrenciyi sınıfta bütün arkadaşlarının yanında azarlaması da bir faktördür. Sınıfta alay da edildiyse aşağılık duygusu şiddetlenir.

• Çocuktan muktedir olduğundan fazlasını istemek, onda aşağılık duygusunun uyanmasına zemin hazırlar. Zira bu, çocuğu hiçbir zaman tatmin edilmeyecek bir hale sokmaktadır. O, yalnız büyüklerini tatmin etmemekle kalmaz, giderek kendi kendini tatmin etmeyecek duruma gelir. Böylece normalin altında olduğu fikri, kendisinde yer eder.

• Çocuğa çok kolay başarı sağlayan ödevler verip onu başarılı saymak da doğru değildir. Er geç zor bir durumla karşılaşacaktır. Zorluk çekince de kendisine güveni zayıflayacaktır.

• Belli bir sosyal tabakaya mensup olma da yine aşağılık duygusuna sebep olabilir. Çocuğun kendi ailesinden daha varlıklı kişilerin eğitim gördüğü okula devam etmesi bu açıdan mahzurlu olabilmektedir.

• Bazen aşağılık duygusu, gerçek bir sakatlığa veya değişik bir özelliğe bağlı olabilir. Böyle çocuklar yetersizliklerden ve dikkatin onlara çevrilmesinden dolayı ızdırap çekerler, çünkü çevrelerinde gerçekten aşağı bir durumda bulunurlar ve arkadaşlarının alayına maruz kalırlar.

Ne yapmalı, nasıl önüne geçmeli?

• Öğretmenlerin çocuklara eşit muamele etmesi gerekir. Öğrencileri fakir-zengin, çirkin-güzel diye ayırt etmeden hepsine eşit bir ilgi ve ihtimam göstermelidir.

• Yine öğretmenin çalışmayı sevdirmesi, okulu gerçek bir sosyal çevre haline sokması, ferdî özellikleri göz önünde bulundurması önemlidir. Çocuk her şeyi isteyerek yapmalıdır. Çocuğa şefkatle, hatta büyük bir sevgi ile muamele etmelidir.

• Gençliğe adım atan ergenlere seçecekleri arkadaşları, giyinişleri, hayat hakkında planlarını kurmaları konusunda daha geniş hürriyet vermek gerekir.

• Evde gence ayrı bir oda sağlamak. Genç bunun kapısını kapatarak bütün sosyal baskılardan uzak, kendini incelemek ve geleceğini düşünmek imkânlarını elde eder. Orada istediği değişiklikleri yapabilmesi, arkadaşlarını kabul edebilmesi, yetişkinlik duygusunu kuvvetlendirir.

• Tatillerde gencin aile çevresinden seyahat maksadıyla uzaklaşmasını sağlamak. Bu açıdan yaz kampları da çok faydalıdır. Böylece kendi başına, yeni bir çevre içinde hayatla yüz yüze kalan genç, günlük problemlerini çözmek için sadece kendi güç, bilgi ve yeteneklerine dayanmak zorunda kalır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.