Zor Zamanlarda Güçlü Kalmak ve Değer Odaklı Yaşamak / Dr. Feyza Topçu

Psikolojik dayanıklılık nedir? Değer odaklı yaşam; depresyon, anksiyete ve stresi nasıl etkilemektedir?
Hayatta birçok sıkıntılarla ve problemlerle karşılaşabiliyoruz. Bu zorlu süreçlerde yeniden ayağa kalkabilme gücümüzü kendimizde bulabilmek hem ruh sağlığımız hem de beden sağlığımız için oldukça önemli. Tam da burada psikolojinin son elli yıldır üzerinde durduğu bir kavram karşımıza çıkıyor. Bu güce ve beceriye psikolojik dayanıklılık deniyor.
Psikolojik dayanıklılığı kısaca, zorluklar karşısında insanın kendini toparlayabilme becerisi olarak açıklayabiliriz. Psikolojik dayanıklılığımızı güçlü tutmak, korumak ve muhafaza etmek psikolojik olarak daha iyi kalabilmemize yardımcı oluyor. Bu becerisi güçlü olan insanlar, zorlansalar dahi kendilerini bırakmıyorlar. Hayatlarında kendileri için kıymetli olan alanları ihmal etmiyorlar. Örneğin; zor bir döneminden geçen bir kişi ailesine zaman ayırmaya, işini özenli ve dikkatli yapmaya devam edebiliyor. Bu yaşam tarzı ise kişinin zor zamandan geçmesine rağmen ayakta kalmasına yardımcı oluyor ve ruh sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Zorluklar karşısında toparlayabilme gücü daha zayıf olan insanlar ise hayatını kıymetli ve anlamlı kılan ve kendisine heyecan, enerji veren değerlerinden uzak yaşamaya başlayabiliyor. Bu durum ise ruhsal olarak daha da çöküşe girmeye, depresyona sebebiyet verebiliyor. Tabii ki bu, psikolojik dayanıklılığı düşük olan bireylerin zor zamanda kullandığı stratejilerin değersiz ve işe yaramaz olduğu anlamına gelmiyor. Ancak bu gücü nispeten daha zayıf olan insanlar, bir zorlukla karşılaştığında kendileri için kıymetli olan alanlardan daha çok uzaklaşmaya başlayabiliyorlar. Bu durum, kişileri psikolojik olarak zayıflamaya daha açık hale getirebiliyor.
Yaptığımız araştırmada şunu da gördük ki zorlukların ardından toparlayabilme gücünün düşük olması çok daha belirgin psikosomatik belirtiler tecrübe etmeye neden oluyor. Psikosomatik rahatsızlıklar, psikolojik olarak kaldırılamayan ve baş edilemeyen problemlerin bedensel olarak ifadesi -sıkıntıların bedene yansıması- olarak tanımlanıyor. Psikolojik dayanıklılığı düşük olanların, zorluk esnasında ve sonrasında baş-boyun-sırt ağrısı, egzama, ağız yaraları ve uyku problemleri gibi sıkıntıları daha çok yaşadıklarını fark ettik. Örneğin; psikolojik dayanıklılığı düşük olarak belirlenen, iş yerinde psikolojik şiddete (mobbing) uğrayan ve bu süreçte psikolojik ve fiziksel zorluklar yaşayan bir katılımcı, yaşamının anlamı olarak nitelendirdiği insanlara faydalı olma değerine işaret eden yazı yazmak, sivil toplum kuruluşunda hizmet etmek ve gençlerle ilgilenmek gibi faaliyetlerini yapamadığını ifade etmişti. Kıymet verdiği tüm bu değerlerden ve davranışlardan uzaklaşmak, bir kısır döngü gibi kendisini ruhsal olarak daha da aşağıya çekmiş; o dönemde ve sonrasında ağız yaraları gibi somatik rahatsızlıklarla boğuştuğunu söylemişti. Bir başka örnek ise eşini kaybeden ve genç yaşta çocuklarını tek başına büyütmek zorunda kalan bir katılımcı, çok üzgünken hayattan koptuğunu, çok fazla uyuduğunu ve çocuklarını ihmal ettiğini dile getirmişti. Normal şartlarda çocukları ile sürekli ilgilenen ve onların gelecekte iyi bir insan olması için çabaladığını ifade eden katılımcı, zor dönemlerde çocuklarından uzaklaştığını ve onlarla yeterince ilgilenemediğini söylemişti. Bu durum yaşantısını olumsuz etkiliyordu. Ayrıca ev hanımı olarak ev işlerini yapamaz hale geliyordu. Böyle dönemlerde çok daha kötü hissediyor ve psikolojik olarak daha da çöküş yaşıyordu.
Özetlersem, zorluklar karşısında güçlü kalabilme becerisi daha güçlü olan insanlar zor dönemden geçerken dahi, değerlerine bağlı bir yaşam sürmeye devam edebiliyorlardı. Bu sayede ise hem psikolojik hem de bedensel olarak daha sağlıklı kalabiliyorlardı.
Zor zamanlarda “bireysel kolektif hafıza” dediğiniz kendi kişisel özelliklerimiz, genetiğimiz, aldığımız kültür ve hayatın bize öğrettiği her şey psikolojik dayanıklılığımıza nasıl tesir ediyor?
Bu çalışmada, kişiyi güçlü tutan değerler ve stratejilerin nereden, nasıl ve kimden edinildiğini ve öğrenildiğini de araştırdık. Psikolojik dayanıklılık geliştirilen bir beceri evet ama bunun bir kişilik özellikleri ve genetik arka planı da var muhakkak. Kaldı ki son yıllardaki araştırmalar teknolojinin ve bilimin gelişimi ile birlikte, psikolojik dayanıklılıkta genetik faktörlerin rolünü inceliyor. Genetik farklılıklar psikolojik dayanıklılıkta nasıl bir rol oynuyor? Travmatik olaylara karşı kişilerin farklı duyarlılıkları mı var? Bu kişiler olumlu müdahalelere karşı daha mı duyarlı? Bu gibi sorulara cevap aranmaya devam ediyor. Öte taraftan baktığımızda, sadece genetik özellikler değil, birçok faktörün psikolojik dayanıklılığın oluşumu ve gelişiminde önemli bir rolü olduğunu biliyoruz. Yaptığımız araştırmanın sonuçları da bu bilgiyi destekliyordu. Zor zamanda kullanılan baş etme yöntemlerinin ve değerlerin nasıl ve nereden edinildiği ile ilgili bölüme bireysel kolektif hafıza dememizin sebebi, kişinin sahip olduğu bilgi, beceri ve tecrübelerin gerek atalarından, kültüründen gerekse kendi yaşantılarından ve kişilik özelliklerinden edinmiş ve öğrenmiş olmasıydı.
Peki bu faktörler nasıl şekillendiriyor dayanıklılığımızı?
Yaptığımız çalışmada kişinin içerisinde yaşadığı ve doğup büyüdüğü kültürün sahip olduğu başa çıkma yöntemleri ve değerlerini etkilediğini gördük. Halihazırda bilimsel araştırmalar da bunu söylüyor. Zor zamanda kişinin güç alabileceği değerleri ya da baş etme stratejileri kültürden kültüre değişkenlik gösterir diyor. Bir kültüre ait değerler, gelenekler, inançlar bireyin kimliğinden hayata dair bakış açısı ve ahlaki dünya görüşüne kadar birçok hususun inşasında önemli rol oynamaktadır. Dolayısıyla, bir bireyin inanç sistemi, düşünme biçimleri ve yaşam tarzı büyük ölçüde kültürel olarak inşa edilmektedir. Tüm bunlar, kişinin zorluklar ile baş etme yollarını da etkileyecektir. Örneğin, zor zamanda insanlara ve topluma faydalı işler yaparak güç bulan bir katılımcı bu davranışı kültüründen öğrendiğini dile getirmişti. Çocukken köyde kışa hazırlık yapıldığından bahsetmişti. Kadınlar her gün birbirlerinin evine giderek kış yemeklerini bir arada yaparak birbirlerine destek olurlarmış. Ya da sokakta yük taşıyan bir teyze gördüklerinde hemencecik koşup yardım ederlermiş. Tüm bunları çocukken büyüdüğü ortamdan edindiğini dile getirmişti. Köy ortamında insanların birbirine yardım etmesi, onun da büyüdüğünde insanlara ve topluma faydalı işler yapma bilincini oluşturmuş. Zor zamanlarında ise insanlara yardım ederek güç bulabildiğini ifade etmişti. Baktığımızda, kültüründen edindiği bir bilgiyi zor zamanda kullanmak işine yaramıştı.
Bireylerin davranışlarını, tutumlarını ve görüşlerini belirlemede kültürün rolü vardır elbette ancak bu, kültürün başa çıkmayı etkileyen tek değişken olduğu anlamına gelmez. Zor zamanda güçlü kalabilmek kişisel özellikler ile de ilişkilidir. Özellikle bireylerin rolü bu süreçte önemli bir rol oynar. Bazı katılımcılar zor zamanda sabırlı, şükreden ve soğukkanlı olabilmesinin mizaç özellikleri ile ilişkilendirmişti. “Çocukluğumdan beri böyleymişim.”, “Yaradılışım bu.” gibi ifadelerle kişisel özelliklerin altını çizmişlerdi. Örneğin psikolojik zorluklarla boğuşan bir katılımcı, bu süreçte pes etmemesini azimli ve mücadeleci oluşuna bağlamıştı. Azimli olması, zorlansa da kendisini bırakmamasına yardımcı olmuş. Bu duruşun ise mizacından kaynaklandığını ifade etmişti.
Eğitim hayatının da elbette ki psikolojik dayanıklılık açısından büyük bir önemi var. Eğitimin ilk önce ailede başlaması ile, çocuğun hem aile ortamında hem de okul ortamında edindiği bilgi ve tecrübeler, ileride güçlü kalabilme yollarını şekillendiriyor. Aile, çocukların çatışmaları yönetme ve ahlaki davranışların temel özelliklerini şekillendirmede önemli bir yere sahiptir. Aile kavramı, çocuğun sadece anne ve baba ile değil; aynı zamanda dede, nine gibi diğer büyükleriyle de ilişkilerini içerdiği için bu ilişkiler aracılığıyla birçok şey öğrenmesi de mümkündür. Ailede büyüklerin bulunması çocukların sosyal ve ahlaki gelişimlerinde etkili rol oynamaktadır. Değerlerin öğrenilmesinde özellikle ailenin etkisi çokça çalışılan bir konudur. Bir araştırma bulgusuna göre, çocuğun sahip olduğu değerlerin yaklaşık yüzde 10-25’ten fazlası ailenin değerlerinden kaynaklanmaktadır. Kişinin neyin yapılması ve yapılmaması gerektiğini ilk öğrendiği yerin aile ortamı olması ya da aile içi problemlerde kişilerin bu süreçte hangi baş etme stratejilerini kullandığını gözlemleyerek öğrenmesi, zorluk yaşadığında güç aldığı kaynaklarını etkileyecektir. Örneğin; okul hayatında zorluk yaşayan bir katılımcı, tüm olaylara olumsuz tarafından bakan ve küçüklü büyüklü olaylar karşısında sürekli şikâyet halinde olan bir anne ile büyüdüğünden bahsetmişti. Kendisi, annesinin bu tutumundan memnun olmadığı için olayların olumlu yönlerini görmeye başladığını ve şikâyetlenmemeyi öğrendiğini ifade etmişti. Aileyi gözlemleyerek neyin yapılmaması gerektiğini öğrenmiş ve bu stratejileri zor zamanda kullanmaya başlamıştı. Aynı katılımcı, anne ve babasının cömert ve yardımsever oluşundan ve bu değerleri ailesinden öğrendiğini de dile getirmişti. Baktığımızda aile ortamı, kişinin ileride kullanacağı başa çıka yolları ve kaynaklarını etkiliyor görünüyor. Ayrıca zor zamanda Allah inancı, ibadet etmek, dua etmek, tevekkül, yardımseverlik gibi güçlü tutan değer ve kaynakların okulda öğretmenlerden, dinî kurslardan ve kitaplardan öğrenildiğini ifade edenler de olmuştu. Bu doğrultuda, katılımcıların gerek okulda öğretmenlerinden aldıkları eğitim ve okudukları kitapların gerekse dinî kurslarda aldıkları eğitimlerin zor zamanda güçlü tutan değer ve kaynakları öğrenmelerinde önemli bir rolü olduğunu söyleyebiliriz.
Bir diğer mesele ise bireylerin bizzat kendi yaşam deneyimlerinden öğrendikleri üzerine. Zor zamanda güç veren değer ve kaynakların, bireylerin yaşamda karşılaştıkları olayların ardından geçmiş tecrübelerle öğrenildiğini gördük. Bir zorluktan geçmiş olan kişi, bu sürecin ardından kendisine ders çıkartarak güçlü kalma yollarını öğrenebiliyor. Kimisi, çaresizlik duygusuyla birlikte kabul ve teslimiyeti öğrenmiş kimisi karşılaştıkları zorlu olayların ardından sabrı ve adil olmayı öğrenmişti. Bu bilgi, kültürümüze özgü iki şiiri aklıma getiriyor. Türk kültüründe Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var”, Mevlana’nın “Öğrendim” şiirlerinde bu önemli isimler, yaşam sürecinde karşılaşılan olayların ardından edindikleri bilgi ve deneyimleri ifade etmişlerdir.
Özetle, psikolojik olarak güçlü kalabilme yolları genetik yapımız ve mizaç özelliklerimizle şekillenebileceği gibi kültürümüz, tecrübe ettiğimiz olaylar ve eğitim yolu ile de değişkenlik gösterebilmektedir.
Zor zamanlarda psikolojik dayanıklılık için duygusal, bilişsel ve davranışsal stratejiler öneriyorsunuz. Geniş başlıklar listesi ama çok etkili… Biraz bahseder misiniz?
Önceki soruda, insanlar zor zamanlarında kullandığı başa çıkma yollarını ve değerlerini nereden ediniyorlar, kimden, nasıl öğreniyorlar sorusuna cevap vermiştik. Bu bölümde ise öğrendiklerini nasıl uyguladıklarından bahsedeceğim. Zorluklarla karşılaşan insanlar nasıl ayakta kalıyorlardı?
Başlangıçta şunu vurgulamam gerekir ki burada psikolojik dayanıklılığın düşük ya da yüksek olması ile ilgili bir ayrım yapmadık. Çünkü hepimizde psikolojik dayanıklılık becerisi belirli bir düzeyde var. Her insan bir şekilde ayakta kalabilme gücüne sahip. Bir kişinin bu becerisi düşük olsa dahi zor zamanda kullandığı stratejiler toparlayabilmesine yardımcı oluyor. Bu yüzden birazdan bahsedeceğim zor zamanda kullanılan stratejiler ve değerler başa çıkabilme gücü düşük ya da yüksek olsun tüm katılımcılardan elde ettiğimiz bilgiler.
Kimimiz çok daha ağır olaylar tecrübe ediyorken kimimiz bir diğerine kıyasla görece daha kaldırılabilir yaşantılar deneyimliyoruz. Maddi manevi kayıplar yaşayan, fiziksel ve psikolojik hastalıklar ve zorluklarla boğuşan, işleri ve ilişkileri anlamında tahammülü güç durumlarla karşılaşan insanlarla konuştuk. Bize neler yaşadıklarını, nasıl başa çıktıklarını, nelerden ve kimlerden ne tür destekler aldıklarını, hangi düşünce ve davranışların bu süreçte onlara faydalı olduğunu anlattılar. Bahsettiğiniz gibi zor zamanlardan geçerken insanların duygusal, bilişsel, davranışsal, sosyal ve manevi alanlar olmak üzere beş boyutta dikkat ettiği bazı meseleler olduğunu gördük.
Duygusal açıdan baktığımızda; insanlar zor zamanlarında hissettiği acı, üzüntü, kaygı, çaresizlik gibi duyguları hissetmenin normal olduğunu kabul ediyorlardı. Bu duyguları hissetmekten kaçmıyorlar; bastırmaya, yok etmeye çalışmıyorlardı. Öte taraftan uzun süre bu duyguları taşımıyorlardı da. Hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için bu duyguların doğal akışında kendilerinden ayrılmalarına müsaade ediyorlardı. Bu acı verici duygularla başka insanlarla empati yaparak atlatmaya çalışıyorlardı. Sadece kendilerine odaklanmak yerine başka insanların dertleri ile hemhal olarak onlara yardım etmek, kendi acılarının da hafiflemesine yardımcı olmuştu. Bu dönemde insanlardan fazlaca beklentilere girmeyenler de olmuştu. İnsanlara yeteri kadar güvendiklerini ancak her zaman yanlarında olamayacağını kabul ederek fazla beklentilere girmediklerini, bu sayede hayal kırıklığı yaşamadıklarını söylemişlerdi. Kimisi de kendisine bir alan oluşturduğunu, kalabalıktan bunaldıkça ve yalnız kalmaya ihtiyaç hissettikçe bu yerlere kaçtığını dile getirmişti. Bazıları ise her ne kadar büyük sıkıntılardan geçiyor olsalar da kendilerini ihmal etmiyor ve sağlıklarına özen göstermeye devam ediyorlardı. Bu süreçte mizahı kullananlar da olmuştu. Dönem dönem espri yaparak bu süreçle başa çıkabilenler olduğu gibi komik şeyler duyduğunda ya da gördüğünde yüreklerinin hafiflediğini söyleyenler de olmuştu.
Bilişsel olarak insanlar nelere dikkat ediyor, neler yapıyor diye baktığımızda bu boyutta oldukça fazla strateji kullandıklarını gördük. Birçoğu, yaşadıkları bu zorlu sürecin geçici olduğunu kendilerine hatırlatarak toparlanmaya çalışıyordu. Dertlerin ve sıkıntıların bir ömrü olduğu, her zaman bu şekilde devam etmeyeceğini bilmek yüreklerini rahatlatıyordu. Sıkıntıların gelip geçici olduğunu bilerek geçmişte üstesinden geldikleri zamanları kendilerine hatırlatanlar da olmuştu. Geçmişte zorluklarla başa çıkabildiysek bu zorlukların da üstesinden geliriz inancı ve umudu, zor zamanda güçlü kalabilmelerine yardımcı olmuştu. Kimisi de geçmişte yaşadıkları güzel zamanları, anılarını kendilerine hatırlatarak bu zor süreci daha katlanabilir hale getirmeye çalışmıştı. Zaman zaman güzel anılara tutunmak onlara iyi gelmişti. Bazısı geçmiş güzel anılarından beslenirken bazıları da anda kalarak süreci atlatmaya çalışmıştı. Geçmiş veya gelecek ile meşgul olmaktan çok şu anda yaşadıklarına ve yapabileceklerine odaklanmak onlara iyi gelmişti. Örneğin; iş yerinde zorluk yaşayan bir katılımcı, tüm dertleri, gelecek kaygılarını bir kenara bırakarak işe geldiğinde işine odaklanabildiğini, ailesi ile vakit geçirirken tüm dikkatini onlara verebildiğini ve bu sayede biraz nefes alabildiğini ifade etmişti. Çalışırken ya da eşi ve çocukları ile ilgilenirken dertleri, sıkıntıları düşünmek işine yaramayacağı için şu ana kendini vermeye gayret göstermişti. Kendinden daha zor durumda olup da ayakta kalabilen insanların duruşundan, güçlü hikâyelerinden örnek alanlar da olmuş, benzer zorluğu yaşayan diğer insanların hayatlarından ibret alanlar da. Çok daha büyük zorluk yaşayanları gördükçe kendi dertlerini ve zorluklarını daha baş edilebilir görmek, zor süreci daha kolay atlatmaya yardımcı olmuştu. Mesela romantik ilişkisini bitiren ve bu süreçte zorlandığını ifade eden genç bir katılımcı, onu çok etkileyen bir hikâyeden bahsetmişti. Çok kısa bir süre içerisinde üst üste üç oğlunu birden kaybeden bir annenin hayata bakışından, duruşundan ve dirayetinden çok etkilendiğini söylemişti. Annenin tüm acılara rağmen yaşama sevincini kaybetmemesi ve güçlü duruşu ona ilham vermişti. Hayatta bu denli derin acılar yaşayan insanların olduğunu fark ettiğini ve kendi derdini daha küçük görmeye başladığını söylemişti. Güçlü hikâyelere tanıklık etmek, sorununu küçülterek daha baş edilebilir kılmıştı. Kimisi de yaşamında kendisine rehber edindiği, saygı duyduğu insanların hayatlarından ve zorluklara karşı duruşundan ilham almaya çalışmıştı. Bazısı da geleceğe dair hedeflerini kendilerine hatırlatarak güçlü kalmaya çalışmıştı. Kişinin öncesinde kendine koyduğu somut, ulaşılabilir ve gerçekçi hedefler, bu hedefler için çabalamaya devam etmesine yardımcı olmuştu. Bu çaba ise zorlansa dahi kendisini bırakmamasını sağlamıştı. Örneğin, katılımcılardan biri doğum gününde arkadaşlarıyla birlikte hedefler belirlediğini ve bu hedefleri yıl içerisinde bir zorluk yaşadığında anımsayarak kendisine hatırlattığını ve bu sayede zor zamanda güçlü kalabildiğini ifade etmişti. Hayatının belirli dönemlerinde zorluklar yaşayan orta yaşlı bir katılımcı ise ezberinde tuttuğu birkaç şiirin zor zamanlarında güç verdiğinden bahsetmişti. Necip Fazıl’ın Çile şiirini okuyan bir kişinin zorlukla karşılaşsa dahi pes etmeyeceğini, ne yapıp edip mücadele etmesi gerektiğini bilerek yola devam edebileceğini dile getirmişti. Bununla birlikte, zorluklara verilen anlamların baş etme sürecini kolaylaştırdığını da gördük. Zorlukları hayatın bir parçası olarak görmeyen insanların bir zorlukla karşılaştığı zaman hayal kırıklığına uğrayacağını dile getiren bir katılımcı, hayatta karşılaştığı sıkıntı ve problemlerden bir ders çıkardığını söylemişti. Hem bu sıkıntıların birer imtihan olduğunu hem de alması gereken dersler olduğunu ifade etmişti. Bu bakış açısı, sıkıntılar ile karşılaştığında mücadeleden vazgeçmeyerek ayakta kalmasına yardımcı oluyordu.
Davranışsal olarak baktığımızda insanların toparlarken zorlu bir süreçten geçtiklerini kabul etmeleri ve yardım almaktan geri durmamaları dikkatimizi çekti. Katılımcılardan bazıları, güçlü görünmek istediği ve yardım almayı acizlik olarak gördüğü için zorlandığında kimseden yardım istememekteydi. Güçlü olduğunu düşünmek iyi bir şey gibi görünse de zor zamanda işleri kolaylaştırmamış hatta daha da zorlaştırmıştı. Çünkü güçlü olduğunu düşünmek, kişinin yardım istemesinin önüne geçerek süreci zorlaştırmaktaydı. Bununla birlikte zor bir zamandan geçen bazı katılımcılar ihtiyacı olduğunu düşündüğünde çekinmeden ilgili kişilerden yardım talep ederek çok daha kolay atlatabildiklerini ifade etmişlerdi. Yani ihtiyaç hissettiğinde bir başkasından yardım istemek ve yardım almak, süreci kolaylaştıran bir yol olarak değerlendirilmişti. Kimisi, çok büyük sıkıntılar çekse dahi şikâyetlenmemeye özen göstermişti. Sürekli sızlanmanın, sorunları olduğundan daha büyük görmeye neden olduğu ve işleri daha da zorlaştırdığını ifade edenler olmuştu. Bu ifade bana, eskilerin “Dert birdir, sızlanırsan iki olur.” sözünü hatırlatıyor. Dertler karşısında sürekli şikâyet halinde olmanın sıkıntıları daha da artıracağını özetliyor. Bir diğer mesele, meşgul olmanın ve meşguliyetin odağı değiştirmeye yardımcı olarak zor zamanlarda bireylere iyi gelmesiydi. Bazıları keyif aldığı faaliyetleri yapmaya çalışarak bazıları da yeni alışkanlıklar, hobiler edinerek güçlü kalmaya çalışıyordu. Örneğin, psikolojik olarak zor bir dönemden geçen bir katılımcı daha önce çizimlerle uğraşmazken resim yapma alışkanlığı edindiğini ve bunun ona iyi geldiğini söylemişti. Resim yaparken bir taraftan kafasını dağıtabilmesi, bir taraftan da yeni bir alışkanlık ediniyor olması toparlayabilmesini sağlamıştı. Yalnızlıktan muzdarip olan bir katılımcı ise, bu zor süreçte kitap okuma alışkanlığını edindiğini dile getirmişti. Kitaplar hem yalnızlığını gidermiş hem de kendi hikâyesinden ziyade farklı kahramanların hikâyelerine odaklanmasına yardımcı olmuştu. Bu sayede, kişinin odağını değiştirerek süreci daha iyi atlatmasını sağlamıştı.
Zor zamanda yeni alışkanlıklar edinenlerin yanı sıra, keyif aldığı faaliyetlerle meşgul olanlar da vardı. Eşi vefat eden ve çocuklarına yalnız başına bakmaya çalışan bir kadın dikiş dikerek; pandemide karantina sürecinde zorlanan bir katılımcı film izleyerek; iş ve ilişkilerinde zorlanan katılımcılar gezerek ve müzik dinleyerek bu süreci atlatmaya çalışmışlardı. Bazısı açık alanda, sahil kenarında ve ormanda bolca yürüyüş yaparak ayakta kalmaya çalışıyordu. Kimisi de kendisini iyi hissettiği bazı mekânlara giderek güç alıyordu. Örneğin; sahil, orman gibi doğa ile iç içe olabilecek yerlere gidenler olduğu gibi dışarıya çıkmadan evinde oturarak huzur bulanlar da oluyordu. Bazıları da cami, türbe gibi dinî mekânlara gitmekten güç alıyordu. Bir taraftan keyif veren işlerle meşgul olurken kendilerine iyi gelmeyen ve duygusal anlamda sürekli kendilerini aşağı çeken insanlardan, haber kanallarından ve sosyal medya mecralarından bir müddet uzak duranları da gördük. Bazıları bu zor zamanı aşırı yemek yiyerek, fazlaca uyuyarak veya çokça sigara içerek atlatmaya çalışmışlardı. Ancak bütün bunları yapmak o dönemde iyi geliyor gibi görünse de sonrasında kendilerini mutsuz etmişti. Yurtdışına taşınmak zorunda kalan ve memleket özlemi çeken bir katılımcı ise bu süreçte kendisine düzenli bir hayat kurmaya ve bir rutin oluşturmaya gayret ettiğini söylemişti. Rutinler, dünyayı daha öngörülebilir kıldığı, belirsizlikleri azaltmayı sağladığı ve geleceğe iyimser bakmaya yardımcı olduğu için, bu süreci rutinler oluşturarak atlatabilmek bize de anlamlı gelmişti.
İlişkiler açısından baktığımızda, insanların zor sürecinde yakınlarından destek alması zorlu dönemi atlatmayı kolaylaştırmıştı. Ailesinden, akrabalarından, yakın arkadaşlarından ve komşularından manevi destek almak, fikir almak, anlaşılmak, dinlenilmek bu süreci atlatmalarına yardımcı olmuştu. Birlik ve beraberliği hissetmek, insanlarla bir arada bulunmak toparlanabilmelerini sağlamıştı. Kimisi diğer insanlara yol göstermeye ve öncü olmaya, güzel örnek olmaya çalıştığını ve zor zamanda o kişilerin kendilerine iyi geldiğini söylemişti. Örneğin, iş yerinde psikolojik şiddete (mobbing) uğrayan bir katılımcının, bu süreçte yardım ettiği öğrencilerden aldığı geri bildirim, ilgi ve alaka ona iyi gelmişti. Hatta maddiyata kıyasla bu doyumun daha önemli olduğunu dile getiriyordu. Bir başkasına faydalı olmaya çalışanların dışında bazılarının hayatında rehber edindiği insanlar vardı. Onların hem hayattaki duruşundan hem de öğütlerinden faydalananlar olmuştu. Onlarla kurmuş oldukları bağ ve onlardan aldıkları öğütler, bu süreçte onlara yardımcı olmuştu. Yakınlarından destek alanlara kıyasla, evcil hayvanlarından güç alanlar da olmuştu. Öğrencilik sürecinde zorlanan bir katılımcı, evde kedileri ile dertleşiyordu. Kedisiyle olan muhabbeti, anlaşıldığını ve sevildiğini hissetmesini sağlıyordu. Tüm bunların dışında, baş edemediğini fark edip psikolog ya da psikiyatriste gidenler de olmuştu ve çok fayda gördüklerini ifade etmişlerdi. Örneğin; yeni evlenen, yaşadığı yeri ve iş ortamını değişmek durumunda kalan bir katılımcı, bu sürece ayak uydurmakta güçlük çektiği için psikolojik olarak zorlandığı bir dönem yaşadığından bahsetmişti. Bu süreçte hem ilaç hem de psikoterapi desteği ona iyi gelmişti. Hatta “hiçbir şey yapamazsan destek al.” diyerek ihtiyaç halinde bir psikolog ya da psikiyatristten yardım almanın gerekliliğinden bahsetmişti.
Manevi açıdan en sık rastladığımız güç veren kaynak, Allah inancıydı. Allah inancının kendilerini ayakta tuttuğunu dile getirenler çoğunluktaydı. O’na yönelmek, sığınmak, güvenmek ve dayanmak onlara güç vermişti. Bazıları tespih çekerek, namaz kılarak, dinî sohbetler dinleyerek ve Kur’an-ı Kerim okuyarak güçlü kalmaya çalışmış bazısı da çokça dua etmişti. Tüm bunlarla birlikte hayatta en çok kıymet verdikleri değerlerini kendilerine hatırlatmışlardı. Değerleri doğrultusunda davranmaya çalışmışlardı. Bazıları zor zamanda iyilik yaparak, şükrederek ve sabrederek güçlü kalabilmiş. Bazıları da Yaradan’a tevekkül ederek ve O’na teslim olarak kendini toparlamıştı. Kimisi adil davranarak ve dürüstlükten şaşmayarak inandığı değerlere göre yaşamaya devam etmişti. Örneğin; eşinden boşanan ve maddi manevi kayıplarla boğuşan bir kadın, mahkeme sürecinde dürüstlükten ve adaletten ödün vermediğini dile getirmişti. Hak yemenin ve yalan söylemenin kendisini güçsüz kılacağını ve özgürlüğünü kısıtlayacağını ifade etmişti. Ayrıca bu değerlerine aykırı davranmak, kendi ifadesiyle “ruhunu kirletmesine” neden olacaktı. Öte taraftan dürüst ve adil davrandığında ruhu temiz kalıyor, kimseye minnet etmiyor ve bu sayede güçlü kalabiliyordu. Bir diğerini affederek ve olumsuz yükleri taşımayı bırakarak toparlayanlar da olmuştu. Tüm zorluklara rağmen samimiyet, iyi niyet ve vicdanı yitirmeden yaşamaya çalışanlar da. Zor olsa da değerlerine yönelik davranmaya gayret etmişler ve değerlerine aykırı bir şeyler yapmaktan imtina etmişlerdi.
Tüm bu stratejiler ve değerler ne işe yarıyor diye merak ettiğimizde karşımıza dört yol çıkıyordu. Bu insanlar, özellikle psikolojik dayanıklılığı yüksek olan grup, zorluklara rağmen doğru bildiklerinden ve inandıklarından vazgeçmiyordu. Zor zamanda bu stratejiler ve değerler, kendilerine iyi geliyordu ve başa çıkabilmeyi kolaylaştırıyordu. Çünkü, temelde baktığımızda bu yollar iyi insan kalabilmeye, ruhu kirletmemeye, hayatı anlamlı kılmaya ve sağlıklı yaşamaya yardımcı oluyordu.
Manevi stratejiler alanı, yetkin bir ahlaki donanım istiyor. Hiç de kolay görünmüyor. Neredeyse bir kâmil insan portresi çizilmiş… İnsan inşa etmekten de farksız. Dertler ve sıkıntılar ise böyle kabiliyetli insanları yetiştirir zaten. Bu konuyu bir “büyüme alanı” olarak nasıl değerlendirirsiniz?
İnsanların zor zamanlarında kullandığı kaynakları ve stratejileri ne işe yarıyor? Bu insanlar bir zorlukla karşılaştığında kültüründen, mizacından, yaşam olaylarından edindikleri, öğrendikleri bilgi ve tecrübelerle uyguladığı stratejiler sonucunda ne kazanıyorlar?
Öncelikle yapılan birçok araştırmadan da biliyoruz ki stresle baş edebilen insanlar, süreç sonunda birçok kazanım ve öğrenim ediniyorlar. Zorluklarla etkili bir şekilde başa çıkabilme genellikle öğrenme ve büyüme sürecini içeriyor. Kaldı ki kişinin yaşamındaki öğrenme olayları ve gelişimsel deneyimler çoğunlukla streslidir. Zorluğun olmadığı bir yerde öğrenmenin gerçekleşmesi pek de mümkün değildir. Zorluk varsa öğrenme var, zorluk varsa gelişim var. Kişi zorluklar karşısında dirençli kaldıkça kabul becerisi ve problem çözme becerileri gelişir, daha olgun ve özgüvenli hale gelebilir. İnsanlar genellikle yaşadıkları bir krizin ardından hayata bakış açıları değişerek yeni baş etme yolları edinirler. Çevresi ile daha yakın ilişki kurmaya, kendini keşfetmeye başlarlar ve olgunlaşırlar. Hakeza, katılımcılar da bu bilgileri destekleyen ifadeler kullandılar. Zor zamanda kullandıkları başa çıkma yolları sayesinde bir büyüme hissettiklerini ifade ettiler. Hatta bir katılımcı yaşadığı zorlu olayın ardından şu ifadeyi kullanmıştı: “Sadece şunu söyleyeyim, büyüdüm diyelim, büyüdüm… Yani emekledim, ayaklarımın üzerine çıktım, yürümeye başladım.” Katılımcılarda gerçekleşen bu büyümenin ise duygu-düşünce-davranış-sosyal ve manevi alanlarda gerçekleştiğini tespit ettik.
Zor zamanın ardından insanlar, kullandıkları stratejiler ve sahip oldukları değerler ile birlikte Allah’ın yardımını hissettiklerini ve daha huzurlu olduklarını bildirdiler. Aynı zamanda hayata bakış açılarının değiştiğini, olgunlaştıklarını ve birçok tecrübe kazandıklarını ifade ettiler. Kimisi de çok daha güçlendiğini ve daha güçlü hissettiğini bildirmişti. Olaylar karşısında daha çözüm odaklı yaklaşmayı, değiştiremeyeceği olayları kabul edebilmeyi öğrendiklerini belirtmişlerdi. Tüm bunların yanı sıra bazı beceriler de edinmişlerdi. Öncesinde kendisiyle ilişkisi zayıf olan, neleri sevip sevmediği, hangi becerileri olduğu konusunda zihni karışık olan bir katılımcı, zorlu yaşantının ardından kendini keşfetmeye ve tanımaya başladığını ifade etmişti. Duygularını kabul etmeyi öğrendiğini ve gerektiğinde düzenleyebilme becerisi edindiğini söylemişti. Kimisinin de ilişkilerinde bazı kazanımları olmuştu. İnsanlara karşı daha hoşgörülü yaklaşmaya başlayanlar olduğu gibi, ilişkilerinde ölçülü bir sınır koymayı öğrenenler de olmuştu. Bazısı da hayatı daha ölçülü yaşamak gerektiğini öğrenmiş ve değerleri doğrultusunda bir yaşam sürmeyi öncelemişti. Özetle, zor zaman atlatan insanlar sahip oldukları değer ve kaynakları kullanarak bir şekilde bu süreçten büyüyerek çıkıyorlar gibi görünüyordu.
Son söz olarak, yaşam sürecinde birçok farklı alanlarda gerek fiziksel gerekse psikolojik olarak zorlanabiliyoruz. Bu zorlukların olumsuz etkilerini en aza indirebilmek ve gerekli dayanıklılığı ve mukavemeti gösterebilmek için, değerlere ve değerler doğrultusunda yaşamaya duyulan ihtiyaç oldukça önemli görünüyor. Değerlerimizden aldığımız güç; fiziksel, ruhsal ve varoluşsal olarak güçlü kalabilmeyi sağlayarak bir dayanak oluşturuyor. Bu bağlamda, zor zamanlarda duygusal-bilişsel-davranışsal-sosyal ve manevi alanlarda harekete geçmek, bu sürecin ardından büyüyerek çıkmayı mümkün kılıyor. Tabii ki bu araştırmada açığa çıkan stratejiler ve değerler herkes için uygun olmayabilir. Bu yüzden, kişiler işine yarayanları örnek alabilir, yaramayanları kullanmayabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.