Sağlıklı İletişim ve Mutluluk İlişkisi / Doç. Dr. Zekiye Tamer Gencer

Sağlıklı iletişimin temel ilkeleri nelerdir?
Sağlıklı iletişimden önce iletişimi tanımlamak lazım. İnsanlar arasındaki iletişim, hislerin ve duyguların, düşüncelerin, bilgilerin karşılıklı olarak paylaşılması demek. Orhan Gökçe Hoca “İletişim, anlamların paylaşılmasıdır.” der. Kişiler arası sağlıklı iletişimin en temel ilkesi işte bu tanımda gizli bence. Anlam paylaşmak, ortak bir paydada buluşabilmek. Burada elbette herkesin aynı fikirde olması, aynı görüşü savunmasından bahsetmiyorum. Fikirlerimiz, görüşlerimiz, ideolojik bakış açılarımız farklı olacak, bu insan olmanın bir gereği. Ancak iletişim sürecine dâhil olduğumuzda çatışmadan paylaşımda bulmaya birbirimizi anlamaya ve kendimizi anlatmaya çalışacağız. Burada anlamların paylaşılması ve sağlıklı iletişimin kurulması için en önemli ögelerden biri de şüphesiz ki dil. Hz. Mevlana “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır.” der, çok doğru. Ancak dil de iletişim için önemli bir araç. Mevlana’nın bu kıymetli sözü de aslında anlam birlikteliği noktasında iletişimin yönü için önemli bir belirleyici. Dil yalnızca konuşmayı ve ortak kodlar oluşturmayı sağlar. Ancak konuşmaktan ziyade anlaşabilmenin sağlıklı iletişimin temeli olduğu kanaatindeyim.
En çok yapılan iletişim hataları nelerdir?
Her ne kadar iletişim çağında yaşıyoruz desek de her geçen gün çok daha fazla iletişimsizliğin olduğu bir dünyada yaşıyoruz aslında. Bu dünyayı biz kendimiz inşa ediyoruz. Sayısız teknolojik aygıt ve cihaz hayatımıza girdi. Bunların hepsi iletişimi kolaylaştırmak ve hızlandırmak için geliştirildi. Ancak hiç de öyle olmadı. İletişimi engelleyen teknolojiler olarak kullandık ve bu şekilde yaygınlaştırdık. Bundan birkaç yıl sonrasını hayal bile edemiyorum. Bu yeni bin yılda en çok yapılan iletişim hatalarından birinin bu dijital platformları fazlaca kullanarak birbirimize ulaşmaya çalışmamız bence. Çünkü hiçbir iletişim ortamı kişiler arası iletişimin mekânsal bağlamda yarattığı anlam birlikteliğini sağlayamaz. Bunun dışında başka bir hatamız da birbirbirimizi dinlemeye tahammülümüz yok. İkili ilişkilerden siyasi ilişkilere kadar hayatın her aşamasında sürekli kendimiz konuşmak derdindeyiz, hiç dinleme ve anlama yönünde bir eğilim göstermiyoruz. Bu anlamda, genç kuşağın Z kuşağı da deniliyor, aceleci ve doyumsuz yetişme tarzı da gelecek açısından endişe verici. Sanırım başka bir sorunumuz da bencillik. Her birey kendi yaşam döngüsü içerisinde belli zorluklar, kolaylıklar içerisinde yaşamakta, sosyal ilişkiler açısından bu bireysel nitelik ve yaşam standartları önemini kaybetmekte aslında. Ancak insan olmanın bir gereği olarak içerisinde bulunduğumuz bencil duygular sebebiyle “ötekileştirme” ye olan merakımızla birlikte iletişim hatalarımızın boyutu da değişiyor.
Etkili iletişim insanın sosyal hayatını, ilişkilerini nasıl etkiler?
Etkili iletişim, iş hayatından sosyal hayata kadar, anne baba ilişkisinden evliliğe kadar bütün ilişki süreçlerinin seyrini etkiler bence. İnsanın mutlu bir hayat yaşaması kendini iyi hissetmesine ve iç huzuruna bağlıdır. Bildiğiniz gibi kişinin en temel ihtiyaçları arasındadır sosyalleşme. Abraham Maslow’a göre, ihtiyaçlar hiyerarşisinde fizyolojik ve güvenlik ihtiyacının hemen arkasından gelen bir ihtiyacıdır insanın. Bir gruba ait olmak, sevmek, sevilmek, ilişki yönetmek zorundayız. Doğduğumuz andan itibaren başlayan iletişim ihtiyacımız ve buna bağlı sosyalleşme, toplumsallaşma ihtiyacımız insan olmanın bir gereğidir. Yaşadığımız süre boyunca doğru iletişim kurduğumuz tüm insanlar hayatımıza renk, neşe katar. İşte etkili iletişim, hayatımız boyunca doğru ilişkileri sağlıklı yürütmemize ve mutlu bir yaşamın oluşmasına imkân sağlar.
Rahat, doğal ve içten olmak iletişimi nasıl etkiler?
Rahat olmak, içten sıcak samimi olmakla haddini aşmayı karıştırmamak şartıyla iletişimi elbette olumlu etkiler. Bence bir insanın en iyi bilmesi gereken şey haddidir. Bunun sınırını bildiğimiz sürece samimiyet başarılı bir iletişimin en temel anahtarıdır. İletişimin türleri bağlamında değerlendirdiğimizde, kimi zaman bürokratik ve resmi ortamlarda bulunmak durumunda kalırız. Bu tür ortamların elbette şartı, resmiyeti ve ciddiyeti korumaktır. Ancak kimi zaman bulunduğumuz ortam gereği daha rahat ve esnek bir iletişim sürecini yönetiriz. Öncelikle mekân ve iletişimin türü anlamında değerlendirmemizi yaptıktan sonra sınırını ve dozunu ayarlamak şartıyla doğal ve samimi bir dil kullanmamız elbette süreci daha akıcı ve anlaşılır hale getirecektir. Etkili ve doğal bir iletişim sürecini yönetmek için öncelikle karşı tarafla aramızda karşılıklı bir anlayışın oluşması, güvenli bir ortam, içtenlik, ilgi, empati ve samimiyet gibi birtakım püf noktalardan bahsederiz biz iletişimciler. Bunları sağladıktan sonra içten ve doğal olmak, empatik iletişim ve sonunda sempatik bir geri bildirime olanak sağlar.
Karşımızdakini dinlemek iletişimde nerede duruyor?
İletişim eğitimlerinde özellikle altını çizdiğimiz bir meseledir “aktif dinleme”. Biz insanların doğası gereği maalesef en sık yaptığımız hata, konuşma sırası beklemektir. Karşı tarafı dinlerken, bir an önce konuşmasını bitirse de söyleyeceklerimi söylesem psikolojisi ile dinliyoruz. Özellikle evliliklerde yaşanan tartışmaların ve ne yazık ki sonu şiddetle biten ilişkilerin de en temel sonunu “dinlememek”tir. Arkadaşlar, eşler, çocuklar, siyasetçiler, kısacası dünya üzerinde yaşayan insanlar birbirini daha etkin ve aktif dinlese ve anlasa sanırım birçok çatışmalı iletişim süreci nihayete erecektir. Elbette dinlemek ve duymak arasındaki fark da burada açıklanmaya değer iki kavramdır. Etkili iletişimin olması yani anlamların paylaşılması, dinlemeye ve dinlediğimizi anlamaya bağlıdır. Dinlemek ve sonuçta anlamak iletişimin merkezindedir.
İletişimde sevgi ve karşı tarafı önemsemeye dair ne söylemek istersiniz, insanların duygularına hitap etmek iletişimi nasıl etkiliyor?
Sevgi başlı başına bir iletişim türüdür zaten. Doğayı sevmek, hayvanları sevmek, insanı sevmek, insanın içsel dünyasında ne kadar pozitif bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Hayatın akışı içerisinde insan değişen rollere sahiptir. Doğar anne babasını sever, öğrenci olur öğretmenini sever, çiçeği sever, çay içmeyi sever, anne olur evladını sever ve tüm bunlar aslında kalbi yumuşatır. Yumuşak kalpler ise asla çatışmacı olmaz. Uyumlu ve etkili iletişimi tercih eder. Yaş aldıkça bunu hepimiz daha derinden hissederiz. Kalplerine hayatlarına dokunduğumuz insanların geri dönüşleri bizi mutlu eder. Aslında insan büyüdükçe, olgunlaştıkça daha az çatışmacı olmayı öğrenir sevgi sayesinde. Böylece duygusal yönü ağır basan, ilişkilerine sevginin gücüyle yön veren daha uzlaşmacı yetişkinler haline geliriz. Elbette bu beklediğimiz, dilediğimiz durum; kalbi taş olmuş, sevginin gücüne inanmayan insanlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bir çiçeği seven, temiz havayı ciğerlerine kadar soluyup sahip olduklarına şükreden insanların daha empatik düşünme yeteneğine sahip oldukları kanaatindeyim. Ve en büyük dileğim bu tür insanların çevremizde sayıca artması…
Etkili bir iletişimin başarılı olmada etkisi nedir?
Daha önce de bahsettiğim gibi ihtiyaçlar hiyerarşisinde en tepe noktada kişinin kendini gerçekleştirme arzusu yer alır. Bu da başarmak, kariyer yapmak, cemiyet hayatında yer edinmek gibi birtakım hırslarla donatır insanoğlunu. Hayatın karmaşasında öyle bir koşturuyoruz ki biz insanlar ne sağımıza bakıyor ne solumuza. Büründüğümüz hırslı yapı ve gözümü kör eden egolarımız uğruna başarma yolunda ezip basıp geçiyoruz çoğu zaman. Maalesef de türlü iletişim kazalarına, anlaşmazlıklara yol açıyor bu durumumuz. Hayatın aslında ne kadar da kısa olduğunu, hepimizin eninde sonunda ölümlü yaratılmışlar olduğunu fark etmesi ancak ve ancak uyumlu ve nitelikli iletişim frekansına geçişi sağlamakta. Başkalarıyla ortak yönlerimiz olduğu kadar farklılıklarımızı da anlatan “İnsanlık Tarihi” aslında ilişkilerimiz açısından iyi anlaşılırsa doğru düşünme ve davranış biçimlerini görmemizi sağlayacaktır. Başarılı olmak için kendini iyi ifade eden, kendini ve başkalarını tanıyan, içerisinde bulunduğumuz şartlara ve karşı tarafın da şartlarına göre davranmayı benimseyen bir bakış açısını kazanmamız çok önemli.
İletişimde özgüven neden önemlidir?
Özgüven, Türk Dil Kurumu sözlüğünde, İnsanın kendine güvenme duygusu şeklinde tanımlanmaktadır. Kişinin kendine güvenmesi erken çocukluk dönemine kadar uzanan bir süreçtir aslında. İletişim kurduğumuz tarafların özgüven sahibi olması ya da olmaması iletişimin etkinliği açısından hissedilir düzeyde önemlidir. Erken çocukluk döneminde yetiştiğimiz aile yapısı, kültür, inanç, aldığımız temel eğitim ve sosyal çevremiz, özgüvenimizi de şekillendiren ve oluşması noktasında önemi olan faktörlerden bazılarıdır. Özellikle topluluk önünde yapılan konuşmalar, iş hayatındaki hiyerarşik iletişim, kişiler arası iletişim sürecindeki performansımız sahip olduğumuz özgüvenle yakından ilgilidir. Özgüveni yüksek bireylerin hayatta daha başarılı olmaları kendilerini ifade etme güçlerine bağlıdır. Ne istediğini bilen ve bunu ifade eden, karşı tarafın beklentilerini anlayan bireyler iletişimde daha başarılıdır.
İletişim ve insanın kendi iç iletişimi arasında nasıl bir bağlantı var?
Biz iletişimciler kişinin kendisi ile iletişimine içsel iletişim deriz. İlk iletişim deneyimi de zaten kişinin kendi iç dünyasında başlar. Daha çok zihinsel bağlamda kendi içine yönelmesi, kimi zaman özeleştiri yapması, kimi zaman düşünmesi, karar alması gereken dönemlerde iç dünyasına yönelen insan için bu iletişim süreci tamamen psikolojik bir süreçtir. Burada kişi hem alıcı hem de kaynak pozisyonundadır. Burada yaşadığı iç çatışmaları engellemezse zihinsel zorluklarla karşılaşacak olan insan, içsel iletişimi iyi yönetmek zorundadır. Çünkü uyanık kaldığımız sürenin tamamında içsel iletişim yani kişinin kendisiyle iletişimi kesintisiz bir biçimde devamlılık gösterir. Ve özellikle altını çizmem gerekir ki, bu iletişimin davranışla da yakın ilişkisi vardır. Örneğin kişi çok acıktıysa, yemek yeme davranışı içerisine girmek zorundadır. Kendisiyle iletişiminde acıkması ve bunu gidermesi ise tamamen sahip olduğu koşullarla şekillenecektir. İç dünyasında kendisiyle barışık ve sorunlarına koşulları çerçevesinde çözüm bulan kişilerin psikolojik dünyası daha sağlıklı olacaktır. Ancak tersi durumda kişi rehavete kapılacak ve bunalım yaşayacaktır.
Özgüven eksikliğiyle nasıl baş edilir?
Özgüven daha önce de bahsettiğim gibi erken çocukluk çağlarında şekillenir. Kötü şartlarda çocukluk yaşayan kişiler, yetişkinliklerinde özgüven sorunu yaşayabilirler, bu bir ihtimal ancak tersi de mümkün. Çünkü bu durum tamamen bireyin kendisini yetiştirmesi, eğitmesi ve geliştirmesine bağlıdır. Öğrenme süreci yaşayan bir süreçtir, asla bitmez. Hayat devam ettiği sürece her geçen gün yeni şeyler öğrenir, yeni kavramlarla karşılaşırız. İşte bu yeniliklere yüklediğimiz anlam ve mana arayışımız devam ettikçe yeni şeyler öğrenmemiz de kaçınılmaz olur. Kişi, özgüvenini kazanma ve geliştirme noktasında sahip olduğu vizyona bağlı olarak geliştirdiği benlik sayesinde daha özgüvenli olacaktır.
Son olarak toparlamak gerekirse; biz bilinçli yetişkinler bilinçli çocukları yetiştirerek, daha sağlıklı daha çatışmasız bir toplum inşa edeceğiz. Özellikle 0–6 yaş arası çocuklarımızın yetiştirilmesi sürecinde, onlarla kurduğumuz iletişimin kalitesi, yetişkinliklerinde kuracakları iletişimin kalitesini belirleyecek. Daha çok anlam paylaşan, ortak paydada buluşmayı başaran yeni nesiller yetişmesini dilerim. #iletişimcianne

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.