Osmanlı Devleti’nin Petrol Stratejisi / Dr. Derviş Başa

Osmanlı Devleti, toprakları içerisinde bulunan petrol rezervleri konusunda ne düzeyde bilgiye sahipti?
Petrol rezervleri hakkında bilgi vermeden önce tarihin temel şartlarından olan olayın kendi zamanının şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiğini bilmek gerekir. Bizim petrol dediğimiz şey Osmanlı’da neft kelimesi ile tanımlanmış bir maddedir. Tarihin ilk dönemlerinden beri kullanıldığı bilinmekte olup Hz. Nuh’un gemisinin altını suya karşı korumak için petrol ile kapladığı düşünülmektedir. O günden beri petrolün, gemilerin altını su ve neme karşı korumada, aydınlatma araçlarında yakıt olarak ve bazı ilaç yapımında kullanıldığı görülmüştür. Bizans Devleti’nin suda yanan Grejuva ateşi de petrolden oluşmaktadır. Petrolün günümüzdeki gibi anlam ve önemini kazanması 1870’li yıllardan sonra olmuştur. İçten yanmalı motorların icadı ve yakıt olarak petrolün kullanılabileceğinin görülmesiyle günümüzdeki anlamını kazanmıştır.
Osmanlı Devleti de bu gelişmelerden haberdar olarak kendi petrol rezervlerini öğrenme çabasına girmiştir. Ancak bu zamana kadar zaten var olan bazı petrol yataklarının bilindiğini söylemek lazım. Bu petrol yatakları hiçbir işlem yapmadan yeryüzüne çıkan yerlerdir ki bunların başında Kerkük petrolü gelmektedir. Yine Van’da da bir yatak vardır. Ancak modern olarak petrol rezervi araştırmaları başladığında tahtta Sultan II. Abdülhamid vardır. Petrolün potansiyelini gören II. Abdülhamid, kısa bir araştırma yaptırdıktan sonra petrol madeninin imtiyazını kendi iç hazinesi olan Hazine-i Hassa’ya almıştır. Merkez hazinesinden farklı olarak bu hazine padişahın özel mülkü olduğundan artık petrol imtiyazı isteyen herkes doğrudan padişahı muhatap almak zorunda olup bürokrasiyi kullanamayacaktır. Kısa bir süre içerisinde de ülkedeki tüm petrol yatakları tek tek tespit edilmiştir.
Osmanlı, petrol rezervlerini ekonomiye bir değer olarak kazandırabildi mi? Osmanlı Devleti’nde petrolden elde edilen gelirin hazinedeki payının oldukça düşük olmasının sebebi nedir?
Osmanlı Devleti petrolü hiç tanımayan bir devlet değildi. Kuruluşundan beri petrolün varlığını biliyor ve onu kullanıyordu. Günün şartları gereği büyük bir miktarda bir tüketim kaynağı olmadığından üretimde çok yoktu, doğal olarak bütçedeki payı da çok küçüktü. Ekonomide işlenen bir ürünün yaygınlaşmamış olması onun hacmini oldukça düşürüyordu. Bugünlerdeki bor madenine benziyor o zamanki petrol madeni. Potansiyeli yeni yeni keşfediliyor, elimizde olduğunu biliyoruz ancak değer üreterek katma değerli bir ürün haline getirmek henüz mümkün değil. Zamanla kullanım alanları arttıkça değeri daha da artacak bir ürün. Petrol de o dönem bu şekildeydi.
Osmanlı petrol imtiyazlarını daha çok kimlere vermiştir?
Osmanlı Devleti’nde herhangi bir maden imtiyazını alarak işletmek için temel şart Osmanlı vatandaşı olmaktır. Eğer bir şahıs imtiyaz istiyorsa Osmanlı vatandaşı olmak zorundaydı. Etnik olarak Türk, Ermeni, Rum vs. fark etmiyordu. Maden imtiyazı bir şirkete verilmiş ise şirketin Osmanlı sınırları içerisinde kurulmuş olması gerekiyordu. Yabancı ülke vatandaşlarının şirkete ortak olmasında sakınca yoktu. Yabancılar da bu açığı kullanarak imtiyazları şirkete aldırmış ve şirkete ortak olarak girmişlerdir. Türk, Ermeni ve Yahudiler en çok imtiyaz sahibi olmuşlardır ki Sarkis Gülbenkyan bunların içinde en önemlisidir.
Türkiye sınırları içerisinde imtiyaz verilen yerler arasında nereler var? İstanbul’da petrol bulunduğu doğru mu?
Günümüz Türkiye’si sınırları içerisinde pek farklı yerlerde petrol imtiyazı verilmiş ve zamanın şartlarında petrol üretimi yapılmıştır. İskenderun, Sinop, Van, Erzurum, Denizli, Aydın, Edirne ve Tekirdağ sınırları içerisinde petrol imtiyazları verilmiş ve burada küçük de olsa üretimler yapılmıştır. Buralarda genellikle yeryüzüne çıkan petrol sızıntılarından keşif yapılarak petrol imtiyazı alınmış, işletilmiştir.
İstanbul’da da petrol sızıntısı bulunduğuna dair bir belge bulunmaktadır. Balat civarında petrol sızıntısı bulunmuş ve yerleşim alanı olması nedeniyle meclisten araştırılması için izin istenmiştir. Ancak bu sırada I. Dünya Savaşı başladığından izin işi askıda kalmış, sonra da unutulmuştur. İstanbul’da petrol var demek için modern yöntemlerle araştırılma yapılması gerekmektedir.
Osmanlı Devleti’nin nasıl bir petrol politikası vardı?
Osmanlı Devleti öncelikli olarak kendi vatandaşlarının tüketim ürünlerine rahatça ulaşmasını hedef almaktadır. Bolluk politikası da diyebileceğimiz bu yöntemde ürünlerin ihracatı engellenerek yöre ve yurt içinde tüketilmesini desteklemektedir. Osmanlı, ülke içinde bol miktarda petrol olmasını hedeflemekteydi. Ülkenin bir petrol üretim politikası yoktu. Ancak Sultan II. Abdülhamid petrolün geleceğini tahmin edebildiğinden petrol madenini doğrudan kendi hazinesine aktarmıştır. Bu şekilde petrolü çıkarmak isteyen şirketlerle doğrudan pazarlık yapabilmiştir. Sonrasında ise demiryolu imtiyazları ile demiryolu şirketleri dolaylı olarak petrol imtiyazlarına sahip olmuşlardır.
II. Abdülhamid’in tahtan indirilmesi ve Osmanlı’nın yıkılma sebeplerinden birinin de petrol olduğu söyleniyor, bu konuda neler söylemek istersiniz?
Hiç şüphesiz, petrol imtiyazını almak isteyen ülkeler ve şirketler II. Abdülhamid’i önlerinde bir engel olarak görmüşler ve mücadele etmişlerdir. Kendisini ikna etmenin veya aşmanın bir yolunu bulamayınca da muhaliflere destek vererek tahttan indirilmesine neden olmuşlardır. Arkasından padişah olan V. Mehmed’in ilk fermanı petrol imtiyazlarını özel hazineden devlet hazinesine aktarmak olmuştur. Bu arada, devlet hazinesinin kontrolünün de yabancıların kontrolünde olan Düyûn-ı Umûmiye’nin olduğunu hatırlamak bize meseleyi açıkça anlatmaktadır. Devletler arasında süren askerî, ekonomik ve siyasî çekişmeler bulunmaktaydı. Bunlardan biri de petrol bölgelerine ve petrol imtiyazlarına sahip olma mücadelesidir. Özellikle İngiltere 1865’ten itibaren kömür yerine petrol kullanma araştırmalarına başladığı gibi petrolün nerelerde çıktığını da araştırmıştır. Hemen ardından da bu bölgeleri kontrol altına almaya başlamıştır. Bu süreçte ortaya çıkan Almanya, petrol mücadelesini doğrudan Osmanlı Devleti ile ittifak yaparak dost maskesi altında kazanmaya çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. İngiltere ve Fransa petrol bölgelerini kendi aralarında paylaştıktan sonra savaş hızla başlamış, Osmanlı’nın elinden çıkan ilk yerler bu petrol sahaları olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.