Ölüm Kavramı Çocuğa Nasıl Anlatılmalı? / Psikolojik Danışman Rana Arıak

Sizi tanıyabilir miyiz? Kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Merhabalar, ben psikolojik danışman ve oyun terapisti Rana Arıak. İstanbul’da yaşamakta ve çalışmalarıma da bu şehirde devam etmekteyim. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik lisans programından mezun olduktan hemen sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yine aynı programda yüksek lisans eğitimine başladım ve devam etmekteyim. İstanbul/Kadıköy’de bulunan bir danışmanlık merkezinde çocuk, ergen ve ebeveynler ile çalışmaktayım. Bunların yanı sıra, çalıştığım yaş grubuna yönelik eğitimlerime devam etmekte ve sosyal medya içerikleri üretmekteyim.
Çocuğun ölümü fark etmeye, ölüme dair sorular sormaya başlaması kaç yaşlarından itibaren oluyor? Çocuk bu dönemde ne gibi kaygılar yaşıyor, bu kaygıların altında yatan sebepler nelerdir?
İnsan yaşamının en zor ve kabul edilmesi güç olaylarından birisi, yakın bir arkadaş ya da aile üyesinin ölümüdür. Eğer ölen kişi, anne-baba ise; bu deneyim özellikle bir çocuk açısından çok daha fazla zorlaşır. Çünkü çocuklar anne babalarına sadece duygusal olarak değil, maddi olarak da bağımlıdırlar. Bu sebeple anne ya da babanın kaybında yaşanan duygusal ve maddi zorluklar çocuğun gelişimini etkileyebilir.
Biz yetişkinler çoğu zaman çocuğumuzun ölüme aklının ermeyeceğini, çok küçük olduğunu düşünürüz. Çocuğumuzu ölüm gerçeğinden hep uzak tutmaya çalışırız.
Çocuğun bulunduğu gelişimsel döneme bağlı olarak, ölümün anlamına ilişkin kavramsal anlayışı da farklılaşır. Yani bebekler ve okul çağındaki çocuklar arasında, ölüm kavramını anlamaları bakımından farklılıklar vardır.
İki yaşından küçük bebekler ölümle ilgili herhangi bir kavramı anlayamazlarken; 2- 2,5 yaşındaki çocukların ölümle ilgili fikirleri belli belirsizdir. 6 yaşında ve daha küçük çocuklar için ölüm, gündelik hayatta var olan birinin artık orada olmaması kadar basit bir anlama gelmektedir.
6-9 yaş aralığındaki çocuklar, ölümün geri dönülmez oluşu ve tüm yaşam işlevlerinin durduğunu yavaş yavaş anlayabilirler. Bazı insanların öldüğünü bilirler. Ancak ölümün kendilerinin ya da ailelerinin de başına gelebileceğini düşünemezler. Bu dönemde çocukların ölümün nedenlerine ilişkin düşünceleri somut düzeydedir ve “sihirli ögeler” hâlâ düşüncelerinin bir parçasıdır. Yani, ölülerin yaşayanları gördüğünü/işittiğini var sayarlar ve bunun sonucunda ise ölüleri memnun etmek için çabalayabilirler.
9 yaş ve sonrasında çocuğun ölüm kavramı giderek daha somut bir hale gelir. Bir kaybın uzun vadedeki sonuçlarını daha iyi görebilirler. Ölümün geri dönüşsüz ve evrensel olduğunu algılayabilirler. Kendilerinin de öleceğini bilirler.
Ölüm ve ayrılığa dair endişeler yaşamaya başlayan çocuğumuza karşı yaklaşımımız nasıl olmalıdır?
Ölüm kaygısı olan çocuklara yaklaşırken; bunun evrensel bir döngü olduğunu ve aslında herkesin bir gün öleceğini aktarmak önemlidir. Yalnızca biz insanların değil; ağaçların, hayvanların ve diğer canlıların da bir ömrü olduğunu açıklayabiliriz. Annesinin, babasının ölümünden korkan bir çocuğa tüm bunları anlattıktan sonra; şu anda güvende olduğunu, yanında olduğunu hatırlatmak çocuğun kaygısını dindirmek adına önemlidir.
Çocuğun içinde bulunduğu döneme göre bir açıklama metodu var mıdır? Yani süreci ne kadar detaylandırıp ne kadarına değineceğimizi anlayabilmemiz için nelere dikkat etmeliyiz? Hangi yaş grubuna, nasıl açıklama yapılır?
Zihinsel ve duygusal gelişim her yaşta farklıdır, bu sebeple ölüm konusunu anlatmak konusunda da farklı yaklaşımlar gerekir. Okul öncesi dönemdeki çocuklar, ölümü bizler gibi algılayamazlar. Bu yaştaki çocuklara ölümü tarif ederken “artık yanımızda olmayacak, ona sarılamayacağız, dokunamayacağız ama onu her zaman sevmeye devam edeceğiz” şeklinde anlatılabilir. Bu yaşta çocuklar çok sık, ölen kişilerin “nereye gittikleri”, “nasıl oldukları” hakkında sorular sormak isterler. Bu sorulara elinizden geldiğince basit, kısa ve net cevaplar vermek, uzun anlatımlarda bunmamak önemlidir.
Özellikle küçük çocuklarla konuşurken, ölümü “uykuya” benzetmemek çok önemlidir. Çünkü böyle bir durumda çocuk, uyursa kendisinin de öleceğinden endişelenmeye başlayabilir. Ölümü uzun bir yolculuğa benzetmek ya da hastaydı/yaşlıydı gibi açıklamalar da çocuğun yolculuklardan, hastalıktan, doktorlardan ve yaşlılıktan korkmasına yol açabilir.
Daha büyük yaşlarda ise, ölüm kavramı daha somut biçimlerde anlaşılabilir hale gelir. Ölümün geri dönülemez olduğu, yaşayan her canlı varlığın öleceği gibi gerçekler idrak edilebilir. Cenaze törenine katılmak, mezarlık ziyaretlerinin yapılması ve her ailenin kendine has birtakım ritüellerine 8-9 yaş döneminden itibaren çocuklar da dahil edilebilir.
Bir çocuğun yakını vefat ettiğinde bu haber en erken ne zaman ve kim tarafından verilmelidir? Ölüm en uygun dille çocuğa nasıl açıklanır? Haberi çocuktan saklamanın bir sakıncası var mıdır?
Eğer ölen kişi çocuğun ebeveyni ise, çocukla ölüm hakkında, yaşayan ebeveynin konuşması daha doğru olacaktır. Bu mümkün değilse çocuk, ölüm haberini sığınacağı, dayanacağı, yakınlık kurmuş olduğu bir kişi tarafından duymalıdır. Eğer ölüm, ani ve beklenmedik bir şekilde meydana geldiyse bu haber çocuğa alıştıra alıştıra açıklanmalıdır. Çocuğa soru sorabileceği, duygularını ve düşüncelerini paylaşabileceği bir konuşma ortamının yaratılması çok önemlidir. Açıklamayı yapan yetişkin, kendi duygularını da çocuğa ifade etmelidir. Eğer çocuk, ölüme şahit olduysa hemen söylenmeli; şahit olmadıysa ise söylenebilecek en erken vakitte söylenmelidir.
Haberin verildiği mekânın bir önemi var mıdır?
Çocuğa bu haberi verirken kalabalık ve gürültülü olmayan, sakin bir ortamda bulunmak önemlidir. Haberi veren kişi çocuğa dokunarak onu rahatlatmalıdır. Dokunuşla, çocuğun tek başına olmadığı ve onun yanında olduğumuz mesajını iletmiş oluruz. Çocuğu kendinize yakın tutarak, ellerini rahatlatıcı bir şekilde ovarak, sarılarak anlatabiliriz.
Ölüm haberi verirken kullanmamamız gereken cümleler var mıdır? Nedenleri ile açıklar mısınız?
Bu habere çocuğunuzu alıştırmak için şöyle bir ifadeyle başlayabilirsiniz, örneğin: “Çok üzücü bir olay oldu. Amcan öldü.” Okul öncesi dönemdeki çocuklara “öldü” kelimesinin anlamını açıklamak gerekebilir. “Öldü”, “artık yaşamıyor” şeklinde tanımlanabilir. Hayatta olmanın ne anlama geldiği üzerine konuşulabilir: “Yaşarken nefes alırız, yürürüz, konuşuruz, yemek yeriz… Amcan artık bunları yapamayacak.”
“Bundan sonra bizimle birlikte değil”, “uzaklara gitti”, “uykuya yattı” gibi belirsiz ve karmaşık ifadelerden kaçınmak gerekir. Özellikle uykuya ilişkin ifadeler kullanmamak gerekir. Bu ifadeler sonucu küçük çocuklar sevdiklerinin bir gün uyanacaklarını düşünürler. “Uzun bir uykuya daldı.” gibi yaklaşımlar çocukları uykudan korkar duruma getirebilir. Anne-babalarının uyuması halinde de huzursuz olurlar.
Çocuğa ölüm haberi verilirken net ve basit ifadeler kullanılmalıdır. O artık bizim onu göremeyeceğimiz bir yerde. Ama biz onu hala sevebilir ve özleyebiliriz. “O uzun bir seyahate gitti.” dersek, “Niye bizi götürmedi?” diye sorgular veya seyahatten dönebileceğini zanneder. “Derin bir uykuya daldı.” dememeliyiz, uykudan korkabilir. İnancımız uygunsa “O şimdi başka bir âlemde, cennette.” diyebiliriz.
Kayıpla ilgili ailenin yaşadığı duygular çocuktan saklanmalı mıdır?
Yas durumunda ağlanır. Çocuğunuza sarılıp ağlayabilir, çok üzgün olduğunuzu, ölen kişiyi çok özleyeceğinizi söyleyebilirsiniz. Duygularınızı çocuğunuzdan saklamaktansa, çocuğunuzla birlikte ağlayabilirsiniz. Unutmayın ki çocuklar her şeyi hissederler.
Çocuğun verdiği tepkiler ağlaması, bağırması gibi durumlarda doğru müdahale ve yatıştırma telkinleri nasıl olmalıdır?
Çocuklar ölüm haberi karşısında ağlayabilirler, bağırabilirler. Bunların her biri normaldir. Bu tepkiler karşısında çocuğun duygularını görüyor olmak, çocuğa anlaşıldığını hissettirmek ve yaşadığı duygunun ne olduğunu çocuğa yansıtıyor olmak büyük önem taşır. Bununla birlikte çocuk böyle anlarda sevdiği bir yetişkinin şefkatli dokunuşuna ihtiyaç duyar.
Ölümü çocuğa nasıl normalleştirebiliriz?
Değişim, hayatın bir parçasıdır ve ölüm de yaşamımızda karşılaştığımız zorlu değişimlerden biridir. Çocuğa ölümü bir “değişim” olarak görebilmesi için farkındalık kazandırmak ve ölümle ilişkili değişimleri tartışmak, ölüm konusunu normalleştirebilmek için önemlidir. Bu konu ile ilgili çocuklarla konuşabilmek açısından bazı çocuk kitaplarından yararlanabilirsiniz. Bu konuda yazılmış, benim de severek kullandığım bir kitabı sizlere önermek istiyorum: “Çok Sevdiğim Bir Yakınımı Kaybettim – Marge Eaton Heegaard”. Bu kitabı çocuğunuzla birlikte okuyabilir, içerisindeki alanlara duygularınızı resmedebilirsiniz. Tüm okuyuculara sağlıklı günler dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.