Okuduğunu Anlayamama Problemi ve Çözüm Önerileri / Dr. Pakize Urfalı Dadandı

Okumanın önemi her zaman vurgulanmaktadır. Yaptığınız çalışmada okumanın temel hedefinin okuduğunu anlamak olduğundan bahsediyorsunuz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Okuma en genel tanımıyla bir anlam kurma sürecidir. Okuma eylemi boyunca yapılan bütün işlemler yani ilk olarak harfleri görme ve birleştirme ile başlayan bütün süreç metinden bir anlama ulaşmak içindir. Öyle ki anlama yok ise orada gerçek anlamda bir okumaktan bahsedemeyiz. Kısaca okuma sürecinde anlama her şeydir. Bireyler, bazen yeni bilgilere ulaşmak, bazen yeni düşünce tarzları geliştirmek, bazen de bir ürün ortaya koymak için okurlar. Okuma amacı ne olursa olsun okunan materyalden bir anlam kurulamıyorsa yani anlama gerçekleşmiyorsa o hedefe ulaşmak mümkün olmayacaktır. Bu süreçte yazılı metinlerdeki iletiyi yani mesajı kendi sözcük dağarcığımız, deneyimlerimiz, geçmiş bilgilerimiz ve bazı psikolojik özelliklerimiz (motivasyon, ilgi vb.) çerçevesinde değerlendirmeye çalışırız. Dolayısıyla ne kadar güçlü bilişsel ve psikolojik bir alt yapıya sahip olursak o ölçüde okuma amacımıza uygun anlamlara ulaşabiliriz.
Ortaokul yıllarındaki en önemli hedeflerden birisi, okuduğunu anlama becerisinin kazanılmasıdır. Ortaokuldaki öğrencilerin, kelime dağarcığının ilkokula göre daha gelişmiş olmasına rağmen okuduğunu anlamakta zorluk çektiklerini görmekteyiz. Bunun sebepleri nelerdir?
Öncelikle teorik olarak öğrencilerin sınıf seviyesi arttıkça kelime bilgilerinin de gelişeceğini düşünmekteyiz ve araştırmalar da çoğunlukla bu görüşü desteklemektedir. Ancak öğrencilerle çalıştığımızda görmekteyiz ki bazı öğrenciler kendilerine sorulan kelimelerin çoğunu tanımakta ancak anlamlarını doğru olarak bilmemektedir. Dolayısıyla aktif kelime hazinelerinin gerçek anlamda gelişmiş olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Bu durumun çeşitli sebepleri olabilir. Örneğin öğrencilerin az okumaları hatta hiç okumamaları veya yazınsal değeri yüksek eserleri okumamaları, öğrenilen kelimelerin yeni cümlelerle günlük yaşamda kullanılmaması, sınıf içinde veya ev ortamında yeni kelimeler üzerine konuşulmaması ve bunların kullanılmaması, anlamlarının tartışılmaması bunlardan bazılarıdır. Ayrıca kelime bilgisi sözel yetenekle ilişkilidir ve öğrencileri yetenekleri konusunda tanımamak ve onların zayıf oldukları alanlarda desteklememek de bir başka sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunlar ise okuduğunu anlama sürecini olumsuz etkilemektedir. Çünkü bir metni anlamak için metin içinde yer alan kelimelerin yaklaşık %90’ını bilmek gerekmektedir. Kelimelerin %90’ını bilenler metni anlamaya başlayacakları için geriye kalan %10’un da anlamlarını doğru tahmin etme ihtimalleri çok yüksektir. Bu nedenle kelime hazinesi iyi olanlar okudukları metni daha iyi anlarlar, ayrıca daha çok okur ve daha çok yeni kelime öğrenirler; yetersiz olanlar ise okumaktan kaçınırlar, yeni kelimeler göremezler veya oldukça az yeni kelime görürler ve okuma becerisinin gelişimi için önemli olan kelime hazineleri yeterince gelişemez (Stanovich (1986) buna “Matthew etkisi” demektedir. Yani zenginler daha çok zenginleşirken, fakirler daha da fakirleşmektedirler. Bu da sorunun bir başka sebebidir.
Geçmiş yıllara göre, bazı sınavların istatistikleri sonucunda öğrencilerin okuduğunu anlama becerilerinde düşüş olduğu ortaya koyulmuştur. Bunun hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Okuryazarlık becerilerine olan ihtiyaç her geçen gün artmasına rağmen özellikle ulusal ve uluslararası sınavlar bizlere Türkiye’de öğrencilerin okuma becerisiyle ilgili sorunları olduğuna dair veriler sunmaktadır. Bu sonuçlar değerlendirildiğinde öğrencilerin bazı destekleyici uygulamalara ihtiyaçları olduğu düşünülmektedir. Öncelikle bunların sebepleri üzerinde araştırmalar yapmak ve sorunların kaynağını-nedenini tespit etmek önemli görülmektedir. Ayrıca okuma öğrencilere zorla kazandırılacak bir beceri değildir, bir hobi de değildir. Yaşamın bir parçasıdır ve modern toplumlarda vazgeçilemez bir beceridir. Dolayısıyla hayatın doğal akışı içerisinde okuryazarlık becerileri öğrencilere kazandırılmalıdır. Yeni nesil özellikle ekran kaynaklı birçok okuma eylemi gerçekleştirmektedir. Yüzeysel okumalar artmakta buna karşın derinlemesine, eleştirel ve yaratıcı okuma ikinci planda kalabilmektedir. Bütün bunları içeren yani eleştirel, yaratıcı ve araştırmaya dayalı okuma uygulamalarıyla öğrencileri daha fazla karşılaştırmak, okuma becerisindeki bu düşüşü engellemek adına faydalı olabilir. Yeni öğretim programları bu becerilere önem vermekte ve günümüz ihtiyaçlarına uygun olarak yapılandırılmaya çalışılmaktadır. Ancak bunların yansımalarını bir müddet sonra görebileceğiz. Bir başka sorun ise öğrencilerin bir kısmının sınav merkezli hazırlıklar yapmasıdır. Yani etkili, kaliteli eserler okumak yerine çoktan seçmeli soruları içeren testleri çözerek sınavlardaki Türkçe sorularına daha çok doğru cevap vermeyi hedeflemektedirler. Bu tarz yaklaşımlar uzun vadede etkili sonuçlar vermediği gibi okuma becerisini de geliştirmez. Bu nedenle özellikle aileler ve öğretmenler öğrencileri kitap okumaya teşvik etmelidirler. Böylece soru tipleri değişse dahi anlama başarısı düşmeyecektir.
Okul başarısı ile okuduğunu anlama arasında nasıl bir ilişki vardır? Çok kitap okumak okul başarısını artırır mı?
Okul yaşamındaki öğrenmelerin büyük çoğunluğu okuma becerisiyle gerçekleşmektedir. Dolayısıyla okuma, Türkçe dersinden matematik, fen, sosyal bilgiler ve İngilizce derslerine kadar bütün alanlardaki başarıyı etkiler. Öğrenciler bu derslerde okuyarak öğrenirler, ders çalışırlar, sınavlardaki soruları cevaplarlar. Yani okuma hem öğrenme hem de öğrenmeleri değerlendirmede (sınavlarda) oldukça vazgeçilmez bir beceridir. Dolayısıyla okumadan ve anlamadan başarılı olmak mümkün görünmemektedir. Yazınsal değeri yüksek, iyi yazarların kaleminden çıkan edebi eserler, bilgilendirici türde yazılan metinler öğrencilerin okuduğunu anlama becerilerini, kelime bilgilerini ve ön bilgilerini artıracağı için bu öğrencilerin okul başarılarının da artmasını beklemekteyiz. Ancak okul başarısı çok farklı alanlarla ilişkili olduğu için tabi ki tek başına “okuma” yeterlidir diyemeyiz. Ancak çok okumak öğrencilere önemli bir bilgi birikimi, kavrama yapma ve çıkarımda bulunma becerilerini geliştirme gibi alanlarda ciddi bir katkı sağlayacak ve onların öğrenme süreçlerini destekleyecektir.
Okullarda okuma saatleri yapılmakta ve öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bu uygulamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Öğrencileri okumaya nasıl motive edebiliriz?
Okuma alışkanlığı kazandırmak için yapılan her uygulama, her öğrencide aynı etkiyi bırakmayacaktır. Özellikle sınıf ortamı gibi kalabalık gruplarda çeşitli, zengin uygulamaların yapılması daha fazla öğrenciye ulaşmayı sağlayacaktır. O nedenle yapılan çalışmalar için tek başına yeterli ya da yetersiz demeyi doğru bulmuyorum, bu öğrenciye göre değişir. Ancak şunu belirtmekte fayda var ki okuma temelleri dinleme becerisiyle birlikte atılan bir alandır. Dolayısıyla anne karnından itibaren çocukların dinleme-okuma becerileri desteklenmelidir. Bu nedenle bebeklere masal, hikâye okumak-anlatmak, ninni söylemek, bebeklikten itibaren kitaplarla tanıştırmak okuma becerisini ve motivasyonu için oldukça etkili uygulamalardır. Ancak bunlar bir görev bilincinde yapılmamalı, çocuklar okumayı yaşamın doğal bir eylemi olarak görmelidirler. Çünkü bir ders, görev veya zorunluluk gibi yapılan uygulamalar çocukları kitaplardan soğutabilir. Okuma sürecinde oyunlaştırma, rol oynama gibi teknikleri kullanmak kitaplara ve okumaya olan ilgiyi destekleyebilecektir. Ayrıca çocuğun yetiştiği ortamdakilerin kitap okuması yani örnek olmak, birlikte okumak, etkileşimli sosyal-bilişsel öğrenmenin önemli bir davranış değiştirici güç olduğu çocukluk döneminde oldukça etkili uygulamalardır.
Anne ve babanın eğitim seviyeleri, evdeki kitap sayısı ve aile ortamında kitap okunması öğrencinin okuduğunu anlama düzeyini nasıl etkilemektedir?
Yapılan çalışmalar anne-baba eğitim seviyesi yükseldikçe, evdeki kitap sayısı arttıkça çocukların okuma becerilerinin geliştiğini göstermektedir. Bu durum özellikle eğitim seviyesi yüksek ebeveynlerin çocuklarıyla daha etkileşimli kitap okuması, daha çok kitap almaları, kelime bilgileri gibi bazı bilişsel özelliklerinin daha gelişmiş olmasıyla ilişkili olabilmektedir. Bunlar biraz da ekonomik refah, kitaplara ayrılan bütçe gibi unsurlarla da ilişkili görülmektedir. Teorik olarak kitap alan ailelerin kitaplara önem verdiklerini, okuduklarını ve okuma sürecini desteklediklerini düşünmekteyiz. Çocuklar böyle bir ortamda yani kitapların olduğu ve okunduğu ortamda büyüdükleri için bebeklikten itibaren daha fazla kelimeye maruz kalmaktalar, günlük yaşamdan bilimsel konulara kadar birçok konuda daha fazla bilgi birikimine sahip olmaktalar. Bunlar da bu ortamlarda yetişen çocukların bir metni daha kolay anlamasını sağlamaktadır. Yani bebeklikten itibaren “şemaları” zenginleşen çocuk daha başarılı olabilmektedir.
Her öğrencinin öğrenme düzeyi farklıdır. Okuma ve okuduğunu anlama konusunda zorluk çeken öğrenciler için öğretmen ve ailelere neler tavsiye edebilirsiniz?
Öncelikle hem ebeveynler hem öğretmenler çocukları bu süreçte iyi gözlemlemeli ve tanımalıdır. Çocukların ne konuda zorlandıklarını ve hangi alanlarda desteklenmeleri gerektiğini doğru belirlemeleri gerekmektedir. Öğrencinin göz vb. herhangi bir sağlık sorunu olmadığından emin olunmalıdır. Çünkü bazen sorun öğretimsel değil fizyolojik olabiliyor. Yani bir sağlık sorunu okuma sürecini engelleyebiliyor. Bu nedenle ilk olarak bu ihtimal elenmelidir. İkinci olarak ise sorun öğretim süreciyle ilgili olabilir. Her öğrencinin öğrenme stili farklıdır ve birbirinden farklı uygulamalara ihtiyaç duyabilmektedirler. Bu nedenle öğrenciye ihtiyaç duyduğu alanlar gözetilerek uygun bir program hazırlanmalı ve öğrencinin gelişimi izlenmelidir. Bu süreçte öğretmen ve aile işbirliği içerisinde olmalıdır. Ayrıca öğrenci de böyle bir uygulama sürecine katılmaya istekli olmalıdır. Bu tür özel uygulamaları yapmak mümkün değilse öğrencinin kolaydan zora, basitten karmaşığa gibi ilkeler göz önünde bulundurularak çeşitli metinler, kitaplar okuması desteklenebilir; okunan metin üzerinde birlikte konuşulabilir, metinde geçen yeni kelimeler ve bilgiler tartışılabilir, metni yeniden yazma, yeni bir başlık koyma gibi çeşitli yaratıcı yazma uygulamaları yapılabilir. Alanda çalışan uzmanların bu konudaki yazıları ve kitapları öğretmenlere ve ailelere çeşitli fikirler sunacaktır. Okuduğunu anlamada zorluk çeken öğrencinin sorununun kendiliğinden geçmesini beklemek gerçekçi ve doğru olmayacaktır. Farklı uygulamalarla, tekniklerle, materyallerle ve bazen de gerekiyorsa farklı bir öğretmenle sorun derinleşmeden öğrenci muhakkak desteklemelidir. Bu aşamada aile ve öğretmenlerin olumlu, yapıcı bir dil kullanmaları ve tavır sergilemeleri öğrencinin motivasyonunu ve yeterlik inançlarını desteklemeyerek sürecin başarıya ulaşması için oldukça önemlidir. Çünkü okuma başarısında öğrencinin bilişsel olduğu kadar (motivasyon ve yeterlik inancı gibi) psikolojik özellikleri de etkilidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.