Müzik Şiddet Eğilimini Azaltıyor / Dr. Taner Uluçay

Müzik eğitimi çocuklarda şiddet eğilimini düşürüyor mu?
Evet. Şiddet eğilimi, istediği kadar eğitim düzeyi yüksek olsun ya da farklı ekonomik seviyelerde olsun, farklı sosyal statülerde olsun, her insanın içinde olan ve son nefese kadar da yaşayacak olan eğilim. Burada doğru yaklaşım şu olacaktır: Şiddet eğilimi yok olmaz, yok edemezsiniz. Şiddet eğilimi düzeyini nasıl düşürürüz? Özellikle şiddete eğilim düzeyinin Dünya Sağlık Örgütü’nün de verilerine göre en yüksek olduğu ortaokul-lise döneminde çocukların, gençlerin buna eğilim düzeyini nasıl minimuma çekebiliriz ya da bu enerjilerini nasıl farklı ortamlara aktarabiliriz? İşte buradan yola çıktım. Çünkü şöyle bir iddia yanlış olurdu: “Müzik eğitimi şiddet eğilimini bitirir.” Böyle bir şey mümkün değil. Hatta böyle bir sanat dalı veya bilim dalı da yok. Tıp alanında da yok, psikoloji alanında da yok, farklı sanatsal alanlarda, farklı bilimsel alanlarda ya da farklı spor dallarında da yok. Sadece şu var: Çocuğun şiddete eğilim düzeyini azaltabilmek, o enerjisini farklı noktalara çekebilmek, çocuğun kişisel gelişimini, kişilik gelişimini en doğru şekilde gerçekleştirebilmesini sağlamak.
Lise öğrencileri üzerinde çalıştık. Türkiye’nin yedi bölgesinde, ortalama olarak liselileri temsil eden 2 bin civarı lise öğrencisi üzerinde bir çalışma yaptık. Türkiye’de müzik eğitiminin türleri var. Mesela okullarımızda zorunlu olarak verilen bir müzik eğitimi var. Buna biz genel müzik eğitimi diyoruz. Genel müzik eğitimi, bütün zorunlu eğitim alan bireylerin, çocukların aldığı bir eğitim. Yani burada bir ayrım yok, herkes bu eğitimi alıyor. Milli Eğitim Bakanlığının programını incelediğimiz zaman programın çok bilinçli hazırlanmış olduğunu görüyoruz. İçerisinde müzik kültüründen tutun da çalgı eğitimine, ses eğitimine, ses sağlığına, nefes egzersizlerine, Anadolu müzik kültürümüzün öğretilmesine ve bunların akabinde müzik dinleme eğitimi, kaliteli müzik örneklerine yöneltmeye kadar bir sürü madde var. Hocalarımızın hazırladığı bir program bu ve bence çok bilinçli bir sistem.
Acaba genel liseler ile güzel sanatlar liselerinin müzik bölümlerinde öğrenim gören lise öğrencilerinin şiddet eğilim düzeylerinde anlamlı bir farklılık var mı? Bunu sorguladık. Çünkü güzel sanatlar liselerinin müzik bölümlerinde çocuklar/gençler aktif olarak müzik eğitimi alıyorlar. Günde 2-3 saat çalgı eğitimi alıyorlar; keman, piyano, gitar, bağlama, başka çalgılar çalıyorlar, ses eğitimi alıyorlar. Yani yoğun olarak müziği içlerinde yaşıyorlar. Yoğun olarak müzik eğitimi alan ya da mesleki müzik eğitimi alan lise öğrencilerinin şiddet eğilim düzeyleri, genel liselerde, diğer liselerde okuyan çocukların şiddet eğilim düzeylerine göre düşük çıktı.
Müzik dinlemenin ve müzik eğitiminin şiddeti azaltmasının yanında insana ne gibi olumlu etkileri oluyor?
Aslında farkında olarak ya da olmayarak, müzik, her insanın hayatında, gözlerini dünyaya ilk açtığı andan son kapadığı ana kadar var. Sevinçlerinde var, hüzünlerinde var, düğünlerinde var, cenazelerinde var, coşkularında var, şampiyonluklarında var, aşklarında var, terk edilmekte var, ihanette var, yani her duygumuz içerisinde var. Annelerimiz mutfağa giriyor, yemek pişirirken sevdiği müzikleri dinlerler, hüzünlü olduklarında, eskilerden bir şarkı dinlerler, nostaljik bir şarkı dinlerler. Bu örnekleri artırabiliriz. Her insanın hayatında, farkında olarak ya da farkında olmayarak, mutlaka müzik vardır.
Müzik insan hayatında ihtiyaç duyulan bir olgu mudur?
Tabii ki ihtiyaç duyulan bir olgudur; farkında olarak veya olmayarak. Çocuğun doğduğu anda yaptığı şey ağlamaktır mesela. Sonra bebek ellerini birbirine vurur, sağa sola vurmaya başlar, ritimlere eşlik eder, hareketleri ritimseldir. Biraz daha büyür, işin içine ezgi girer. Oradan başlayarak müzik bireyin hayatında çok etkilidir. Düğünlerdeki halaylarımız, yöresel oyunlarımız, yöresel türkülerimiz, cenazelerimizdeki ağıtlarımız, askere giden gençlerin arkasından yakılan türküler…
Müziğin diğer sanat dallarıyla ilişkisiyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Aslında sanat dalları birbirleriyle ilişkilidir. Müzik özellikle bütün sanat dallarının bir açıdan -akrabalık ilişkisi kurarsak- kuzenidir diyebiliriz. Müzik edebiyatla iç içedir. Nasıl ki bir roman okuduğunuzda, bir kompozisyon vardır, bir giriş vardır, gelişme vardır, sonuç vardır, cümleler vardır, kelimeler vardır, vesaire; işte bir müzik eserinde de aynısı vardır. Bir eserle örnek vereyim. Beethoven’ın 5. Senfonisi, Beethoven’ın Napolyon’a duyduğu hayranlığını dile getirmek için yaptığı bir eserdir. Napolyon’un savaş sırasında ordusundaki top atışlarını simgelemek için o meşhur giriş temasını yazmıştır. Eseri dinlerken, gözünüzü kapatın, sanki bir roman gibi, o top seslerinin sürekli çeşitlendirildiğini görürsünüz. Sanki bir edebiyat eseri gibi, bir roman gibi bir bütünlük vardır.
Müziğin içerisinde aynı zamanda şiir vardır. Nedir bu şiir? Kelimelerin, harflerin, hecelerin, cümlelerin müzikle, ezgiyle uyum içerisinde olması. Biz buna prozodi diyoruz. Bir uyum olması lazım. Vurgulu hecelerin tiz notalara doğru daha çalınması, forte şekilde söylenmesi; zayıf zamanlarda daha vurgusuz şekilde, ölçülerin son hecesinde daha pes notalarda çalınması gibi.
Bu konuda ailelere, okullara ne gibi görevler düşüyor?
Japonya’da İkinci Dünya Savaşı sonrasında eğitimsel büyük bir atılım oluyor, bütün sistemlerini değiştiriyorlar. Çünkü ülkede iki şehir yıkılıyor, ülke temellerinden oynuyor, sistem çöküyor. Ve Japonlar müzik eğitiminde yepyeni bir sistem kuruyorlar. Suzuki yöntemi. Ve sistem diyor ki: “Müzik bir dildir. Ve nasıl ki her çocuk kendi dilini konuşabiliyorsa, kendi müzik dilini de söyleyebilir, konuşabilir, aktarabilir. O yüzden, okuma yazma öğrenmeden önce bile başlanacak aktif müzik eğitimi -çalgı/ses olarak- çocuğun dünyasını baştanbaşa değiştirecektir.” Bakın, daha çocuk okuma yazma bilmeden, tamamen öğretmenini taklide dayalı, öğretmeniyle iletişim içerisinde, onun yaptığı şeyleri taklit etmeye, onun gibi çalmaya, onun gibi söylemeye dayalı bir eğitim modeli ortaya atıyor. Suzuki yöntemi şu anda dünyada o kadar yayılmış durumda ki, orkestraları, kurumları, enstitüleri var. Şu anda Venezüella’da bir Suzuki orkestrası var. Yani tüm dünyaya yayılıyor; metot kitapları var, farklı çalgılar için yapılıyor, ses eğitimi için yapılıyor. Bu örneklere göre hareket etmemiz, yapılanmalara gitmemiz, kurumlar kurmamız lazım.
Ankara’da Erol Parlak, Turan Sağer hocalarımızın önderliğinde Güzel Sanatlar Üniversitesi kuruldu. Onun dışında, konservatuarlarımız, büyük konservatuarlarımız çalışmalarını devam ettiriyorlar. Ülkemizdeki müzik öğretmenliği bölümlerinin sayısı da artıyor diyebiliriz.
Müzik eğitimine daha ciddi yaklaşılması, sadece bir eğlence, şarkı söylemek, çalgı çalmak gibi görülmemesi lazım diye düşünüyorum.
Ailelere de özellikle şu görevler düşüyor bence: Çocuklarına, müziğin gereksiz bir şey olmadığını, hayatlarında mutlaka bulunması gereken bir unsur olduğunu anlatmaları gerekiyor. Tabii, bunu anlatmaları için kendilerinin de bunu hissetmeleri lazım. Burada da alacakları müzik eğitiminde, genel müzik eğitiminde müzik öğretmenlerine görev düşüyor. Çünkü bugünün gençleri yarının anne babaları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.