Maddi ve Manevi Sanat Harikaları Osmanlı Mezar Taşları / Dr. Emine Güzel

Mezarlıklar ve mezar taşları, kitabeleri bir toplum için neyi ifade eder, neden önemlidir?
Bu geçici dünyayı terk edip ebedî olan ahiret yurduna varmış olan insanın, bu dünyada kendisine maddi olarak bırakabildiği tek yerin mezar ve mezar taşı olduğunu söyleyebiliriz. Mezarlar, ahiret yurdunu hatırlatmakla beraber bir yönüyle de ölen kişinin yakınlarının bir ziyaret mekânı ve belki de ölen kişinin unutulmak istenmemesinin bir ifadesidir. İnsanoğlu ölümle her ne kadar dünya ile olan bağını kesmiş olsa da çoğu zaman insanların baktıkça kendisini hatırlayacakları bir iz bırakmayı istemiştir. Bu açıdan bakıldığında mezar taşları, ayrılığın hissettirdiği hasret ve acının dile getirildiği, geride kalanların belki de kişiyle özdeşleştirerek teselli buldukları, özlemlerini ifade edebildikleri unsurlardır.
Farklı dönem ve coğrafyalara göre farklı şekillerde karşımıza çıkan birer tarihî vesika niteliğindeki mezar taşları, ölen kişinin kimlik bilgileriyle birlikte ölüm nedeni, işi, mesleği, yaptığı seyahatleri, içinde bulunduğu durumu, ekonomik seviyesi, ölüm karşısında hissettikleri, Allah’tan bir bağışlanma, ahirette kavuşmayı umduğu cennet için yaptığı dua, insanlara uyarı ve onlardan dua isteği ve hatta bazen koca bir ömrü özetler nitelikte pek çok şey hakkında zengin bilgiler sunabilmektedir. Dünyayı terk ederek ahirete göçmüş olan birinin geride bıraktıklarına herhangi bir ihtiyacı olmamasına rağmen, mezar taşlarındaki kitabelerden ve farklı süsleme unsurlarından bu kişinin cinsiyeti, toplumdaki statüsü, mesleği, mensubu olduğu tarikatı, ekonomik durumu ve o dönemin düşünce yapısı gibi pek çok detayın yer almış olması, mevcut dönemin sanatına da işaret etmesi bakımından oldukça önemlidir. Nitekim mezar taşlarının ölçüsü, şekli, kitabesindeki yazı karakteri ve kalitesi ile süsleme özellikleri gibi birçok özelliği dönemin sanat anlayışı ve ekonomik seviye doğrultusunda şekillenmektedir. Nitekim bu taşlardan devletin üst kademelerindeki görevlilerin, toplumda iyi bir statüye sahip olanlarla bunların akraba ve yakınlarının mezar taşlarının daha büyük ebatta, daha süslü ve ihtişamlı olduğu kadar, kaliteli bir işçilik taşıdıkları görülmektedir.
Ölen kişinin gömülmesi için hazırlanan mezarlar, insanlar arasında “ölüm” ve “ölümden sonraki yaşam” ile “öteki dünya” inancının varlığı olarak görülmüştür. Bunun tabii bir sonucu olarak da birbirinden farklı ölü gömme adetleri ile mezar tipleri ortaya çıkmıştır. Bu vesileyle ölen kişi, kendisini önemseyen ya da sevenleri tarafından sosyal statüsüne uygun olarak geleneklerine, sahip olunan ekonomik durum, yöntem ve teknik gibi hususlara bağlı olarak değişebilen mütevazı ya da oldukça süslü ve görkemli mezarlara gömülmüşlerdir. Bu uygulamanın en güzel örneklerinden biri de Osmanlı devrinde karşılaştığımız mezarlarla bunların baş ve ayakuçlarına bırakılan şahidelerdir. Nitekim bu tarihî eserlere bakıldığında ölen kişi için mekânının cennet olması temennisinin bir göstergesi olarak adeta sembolik bir dua niteliğinde yüzeylerine işlenen üzüm, nar, hurma, zeytin, armut, enginar gibi çeşitli meyveler, bir bağ ya da bahçeyi andıran özellikteki lale, gül, karanfil gibi çeşitli bitkisel tezyinatın işlendiğini görmekteyiz. Erkek mezar taşlarında ölen kişinin mesleğine ve mensubu olduğu tarikatına göre farklı şekillerde olan, sarıklı, kâtibi, serdengeçti, Mevlevî, Kadirî, Sünbülî ve Bektaşî gibi farklı formlardaki başlıklar ve kadın mezar taşlarında rastlanılan çeşitli takı motifleriyle daha ilk bakışta ölenin kadın olduğunu gösteren saç örgüsü gibi bezeme unsurlarını görmemiz mümkündür. Mezar taşlarında bitkisel ve geometrik tezyinatın yanı sıra Kur’an-ı Kerim’den ayetler, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadisleri, Esmaü’l-Hüsna, atasözleri, veciz sözler, şiir ya da dua ve temennilerin yer aldığı çok değişik ifadeleri görmek mümkündür. Bu ifadeler farklı karakterlerdeki Arap harfleriyle Arapça ya da Osmanlı Türkçesi ile yazılmıştır. Dolayısıyla mezar taşı yüzeylerine hüsn-i hatın kûfî, sülüs, rik’a, talik gibi değişik yazı türleriyle yazılmış olan kitabeleri de mezar taşlarında dikkat çeken diğer sanatsal unsurlardır. Mezar taşı kitabelerinde insanlar ayrıca dönemlerine göre sanatsal ifadeler, şiirler ve yaşadıkları çağın düşünce ve dinî yapısını, ölüm karşısında hissettiklerini, geriye kalanlardan beklentilerini ve diğer dünyada karşılaşmayı ümit ettikleri şeyleri mezar taşı kitabelerine aktarmışlardır.
Mezarlıklar ve bunların ayrılmaz bir parçası olan mezar taşları, Osmanlı- Türk medeniyetinde öne çıkan önemli tarihî vesikalardan biri olmuştur. Nitekim şehir tarihlerinin yanı sıra millet ve medeniyetlerin geçmişi ve onların kültür birikimleriyle ilgili birçok ipucu bu mezar taşlarından istifade edilerek elde edilebilmektedir. Bir ulusun manevi yönünü oluşturan kültürü ile maddi yönünün bir yansıması olarak görebileceğimiz mezar taşları aynı zamana kültürel çeşitliliğin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Tüm bu özelliklerinin yanı sıra mezar taşları, yüzeylerine işlenmiş olan kitabeleriyle de birer tarihî vesika, bir nevi sahip olunan tapu senedi, sahip oldukları form ve tezyinlerinde kullanılan zengin bezeme motifleriyle de sıradan bir taş olmaktan çıkmış ve birer sanat eseri niteliği kazanmışlardır. Sahip oldukları bu özelliklerle mezar taşları görünümleriyle ve tüm bu duygu ve düşüncelere tercüman olması işlevleriyle insanlara ne olursa olsun nihayette mutlaka yaşanacak olan ölüm gerçeğini hatırlatan birer araç olmuştur.
Mezar taşları dönemin toplumu, düşünce yapısı, kültür seviyesi hakkında bilgiler veriyor mu?
17. ve 18. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen mezar taşları, 19. yüzyıla nazaran daha küçük ölçekli olup süsleme, yazı karakteri ve form olarak da daha sade ve sıradan bir görünüme sahiptir. Özellikle erken dönemlere tarihlenen kadın mezar taşları oldukça sade olup yüzeylerinde herhangi bir süsleme unsuru bulunmazken 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra bunların daha büyük boyutlu olmakla birlikte, yüzeylerine işlenen kadına has takı tasvirleri ve saç örgüsü ile çeşitli bitkisel motiflerle daha gösterişli bir form kazandıkları görülür. Mezar taşı formlarının oluşumunda, başkent sanat çevresinin önemli bir etkisinin olduğu söylenebilir. Özellikle Bursa, İstanbul ve Edirne yörelerinde karşımıza çıkan çok sayıda mezar taşı, tipoloji ve süsleme yönüyle diğer pek çok farklı bölgede yapılanlara örnek olmuştur.
Osmanlı mezar taşlarına bakıldığında erkek mezar taşları daha ziyade baş ve ayakuçlarına işlenmiş olan ve toplumsal statü ile mesleğe göre değişebilen farklı formlardaki başlıklarla öne çıkarken kadın mezar taşları daha ziyade yüzeylerine işlenen bitkisel motiflerle bazı takı motifleriyle öne çıkarlar. Mezar taşları bunlardan başka hat sanatının zengin yazı çeşitleriyle yazılmış ve ölenin kimlik bilgilerinin yanı sıra mesleği, yaşı, mensubu olduğu tarikatı, lakabı, nereli olduğu ve hatta ölüm nedeni gibi pek çok bilginin yer aldığı kitabeleriyle de dikkat çekerler. Öyle ki kitabelerde bu bilgilere ek olarak dünyanın geçiciliği, ölüm karşısında duyulan çaresizlik ve acı, geride kalanlardan dua ve Allah’tan bağışlanma isteği, ahirette elde edilmesi temenni edilen cennet, yaptıklarından duyulan nedametin anlatıldığı şiirsel ifadeler de yer bulmuştur. Mezar taşlarında yer alan bu denli kapsamlı kitabelerden başka, adeta bir cennet bahçesini hatırlatan kıvrık dal ve yapraklarıyla, gül, lale, karanfil, nergis gibi zengin bitkisel motiflerle üzüm, zeytin, hurma, armut, nar ve enginar gibi çeşitli meyvelerden oluşan tezyini kompozisyonlar da yerini almıştır. Ölen kişiye herhangi bir yarar ya da faydanın sağlanmadığı bu tezyinatla aslında bir anlamda ahirete olan inanç dile getirilmekte ve ölen kişinin mekânının cennet olması için sembolik bir dua edilmiş olunmaktadır.
Adeta bir kültür ve sanat sergisi niteliğinde olan Osmanlı Mezarlıkları ve mezar taşları bu özellikleriyle kendisini ziyaret edenlere ölümün soğuk ve korkutucu yüzünü unutturarak yumuşak ve güvenli bir ortam sunar. İnsana ölümü hatırlatan ve dünya ile ahiretin bir bağlantı noktası olarak görülen mezarlıklar, çoğu zaman insanlar için birtakım olumsuz ve karamsar düşüncelerin oluşmasına sebep olmuştur. Fakat Müslüman mezarlıklarında karşılaşılan mezarlar, yüzeylerine işlenmiş zengin bitkisel ve hendesî motifler ve eşsiz yazılarıyla bir sanat estetiği, bir manevi derinlik sunarak onların bu kötü düşüncelerden kurtulmasını sağlar. Yine şahide yüzeylerine işlenmiş olan lale, gül, karanfil, asma yaprakları, hurma üzüm, zeytin, nar, enginar ve diğer pek çok çiçek ve meyve motifleriyle buraları ziyaret edenlere adeta cenneti, cennet bahçelerini anımsatmakta; hüsn-i hatın farklı yazı karakterleriyle yazılmış olan, ayet, hadis, dua ve temenni gibi ifadelerle de ölümü ve dünya hayatının faniliğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla aslında bu eşsiz maddi ve manevi sanat harikaları buraları ziyaret eden kişilerin kötü düşüncelere kapılmalarına fırsat vermezler. Bu nedenledir ki tarihî coğrafyamızda mezarlıklar ya da hazireler yapılırken insanların her an kolaylıkla görebilecekleri şekilde bahçelerin, evlerin, cami, mescit, türbe, tekke, zaviye ve medrese gibi yapıların hemen yanı başına konumlandırılmışlardır. Taşıdıkları bu özellik ve güzellikleriyle Osmanlı-Türk mezarlıklarının sahip oldukları kendine has bu eşsiz dokusunu başka milletlerin kültüründe bulmak oldukça zordur.
Osmanlı mezar taşlarını “sanatsal açıdan” değerlendirir misiniz?
Her şeyden önce unutulmamalıdır ki mezar taşları ölen kişi hakkında geniş bilgiler vermekle beraber o bölgede hâkimiyet kurmuş devletler, yapıldığı dönemin ekonomik durumu ve sosyal yapısı gibi pek çok hususta da geniş bilgiler sunmakta ve bu özellikleriyle o dönem için bir tarih arşivi ve tapu senedi özelliği taşımaktadır.
Önceleri ölen kişi hakkında baştan sona detaylı bilgiler veren, bir nevi yapıldığı dönemin medeniyet seviyesini, din ve dünya algısını yansıtan nitelikte ve sanatsal olarak bitkisel ve geometrik tezyinatla da görsel bir zenginlik taşımakta olup mezar ziyaretinde bulunan kişileri derin bir tefekküre sevk eden, geçmişle günümüz arasında bir bağ kuran geçmişin zengin içerikli bu sessiz tanıkları ne yazık ki bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde ya tamamen yok edilmekte ya da yerlerinden sökülerek farklı amaçlarda kullanılmaktadır. Hal böyle olunca geçmişten günümüze elimizden yavaş yavaş yitip gitmektedir. Bunun önüne geçmek için insanlara bu tarihî mirasımızın önemi anlatılmalı, toplum bilinçlendirilmelidir. Zira bu anlamda her bir mezar taşı bir tarih belgesi demek olup bunların yitip gitmesi tarihimizin ve dolayısıyla da sanatımızın da yitip gitmesi demek olacaktır.
Araştırma yaptığınız mezarlıklardan sizi en çok hangisi etkiledi?
Aslında her bir mezarlık ve mezar taşı, Bursa, Edirne ve İstanbul başta olmak üzere yurdumuzun pek çok yerinde karşımıza çıkan Osmanlı dönemi çok sayıda mezarlık ve mezar taşı kitabesi, farklı tipteki başlıkları ve zengin süslemeleriyle; Ahlat’ta karşılaştığımız Selçuklu dönemi mezarlığında bulunan mezar taşları devasa boyutlarıyla bir abidevî eser olarak yüzeylerine işlenmiş bitkisel ve geometrik motifler, rumî ve palmetler, mukarnaslı nişleriyle beni her defasında farklı bir şekilde etkilemiştir. Bazıları kitabesinde yer alan şiir, dua, beklenti, ölüm nedeni, ölüm karşısında duyulan çaresizlik ve ölümün kaçınılmazlığı gibi içerik yönüyle; bazılarıysa üzerlerinde yer alan başlıkları ya da tezyinatıyla etkilemiştir. Örneğin ahirete olan inancın bir ifadesi olarak ölen kişiye bir nevi dua mahiyetinde “mekânın cennet olsun, cennet nimetlerinden nasiplenesin” dercesine çeşitli çiçek ve meyve motifleri, kadın mezar taşlarına işlenmiş olan takı motifleriyle saç örgüsü motifleri ve erkek mezar taşlarına işlenmiş olan farklı tipteki başlıklar gibi daha pek çok mezar taşı aslında sadece benim değil hemen hemen birçok kişiyi derinden etkilemiştir.
Osmanlı mezar taşlarının “edep ve nezaket” örneği olduğu ifade ediliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki mezar geleneğinin Türk İslam devletleri arasında bu denli gelişip yayılmasında atalarına ya da diğer bir ifadeyle yakınlarına olan saygı, sevgi ve hürmet bulunmaktadır. Buna bir de sahip olunan inanç, kültür ve sanat anlayışı da eklenince ortaya eşi benzeri görülmeyen sanat, zarafet, incelik, yüksek kültür, gelenek ve medeniyet anlayışının bir ürünü olan bu nadide eserler ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda Osmanlı medeniyeti her zaman için topluma, çevreye, insanlara ve diğer tüm canlılara karşı kendini sorumlu hissetmiş bu zarif düşünce yapısının bir sonucu olarak bugün dahi bizlere çok sayıda somut örnek bırakmışlardır.
Ölen kişiye verilen değerin, saygı ve sevginin bir göstergesi olarak bu dönemde yapılan mezar taşlarında kuşların ve diğer canlıların biriken yağmur sularından faydalanmalarını sağlamak amacıyla dairesel ya da yürek şeklinde çukurlukların da bırakılması aslında tüm canlılara olan sevginin en açık bir göstergesidir. Yine cellat mezarları şehrin en ücra noktalarına yapılarak toplumdan uzak tutulmuşlardır. Üstelik mezar taşlarında herhangi bir yazı ya da süsleme unsuru da bulunmamaktadır. Cellât mezar taşlarının oldukça sade bir şekilde yapılmasını toplumun ince düşünce yapısında aramak yerinde olacaktır. Böylelikle ölen kişinin ailesinden herhangi birinin celladın mezarını her gördüğünde ölen yakınını hatırlayarak ona beddua etmesinin veya mezarına zarar vermesinin ve bir nebze de olsa intikam duygusunun önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Osmanlı mezar taşlarının en basit örneklerinde dahi dinî ve sosyal bir edep ve nezaket yer almaktadır. Bunu hem bazıları mezar taşının neredeyse tamamını kaplayan ve şiirsel bir akıcılıkla yazılmış kitabelerinde hem de büyük bir incelik ve hassasiyetle yapılmış olan tezyini motiflerinde görmek mümkündür.
Yine Osmanlı mezarlıkları çoğunlukla yerleşim yerlerine yakın mevkilerde caddeye, pencerelere ve insanların geçiş güzergâhlarında yapılmıştır. Bununla insanların mezar taşlarını okuyup ibret alması, ölümü hatırlatıp ölüm düşüncesini her daim aklında tutması ve metfun kişinin mezar taşında belirtmiş olduğu dua isteğine cevap vermesi sağlanmak istenmiştir.
Osmanlı mezarlıklarında kadın ve erkek mezar taşlarını birbirinden ayırmak genellikle oldukça kolaydır. Nitekim kadın mezar taşları çiçek, takı ya da başörtüsü olarak da değerlendirebileceğimiz yemeni ve duvak ile takı gibi kadına has bazı motiflerle tezyin edilmişken, erkek mezar taşları ise kadın mezar taşlarına nazaran daha sade olmakla birlikte başlıklarıyla öne çıkarlar. Bununla birlikte hanım mezar taşı kitabeleri daha “Lâtif, zarif ve duygu yüklü” olarak tasarlanmıştır. Dolayısıyla estetiğin en önemli unsurları o olan tenasüp ve ahengi kadın mezar taşlarında ziyadesiyle görmek mümkündür. Form olarak da ince, zarif ve oldukça estetik bir özellik gösteren kadın mezar şahidelerinde yer alan metinler de ince ve naif bir anlatım özelliği taşırlar. Süleymaniye Camii haziresinde bulunan iki hanım mezar taşı ecdadımızın sahip olduğu saygı, sevgi, nezaket, incelik anlayışının iki güzel örneğidir. Bu örneklerde mezar taşlarında hanımları bir gülle tasvir eden ecdat vefatını ise kırık bir gül ile betimlemiştir. Ayrıca evlenmeden önce vefat eden genç kızların mezar taşlarını duvak motifiyle tezyin etmiştir. Yine üzerinde çalışmalarımın devam ettiği Malatya Sancaktar Mezarlığı’nda bulunan pek çok kadın mezar taşı bir kadının zarafeti, süsü ve güzelliğinin adeta tamamlayıcı olan eşsiz saç örgüsü ve takı motifleriyle tezyin edilmiştir.
Osmanlı mezar taşlarında sizi etkileyen kitabenin içeriğini bizimle paylaşır mısınız?
Elbette. Ancak şunu belirtmeliyim ki pek çok mezar taşı kitabesi içeriğiyle insanı bambaşka bir âleme götürüyor. Bunlardan bir iki tanesini sizinle paylaşayım.
Bursa Emir Sultan Mezarlığında yer alan H. 1295 tarihli bir mezar taşı kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır:
Hüve’l-Hayyü’l-Bâki
Yokdur ümid-i bekâ kimse içün âlemde
Gâfil olma sakın ey ehl-i basiret bunu bil
Hükm-i takdir-i ilâhî ile zirâ herkes
Şerbet-i mevti içer olsa dahi ömr-i tavil
Nev-nihâl-i çemenistân-ı cihân idi tenim
Şimdi bak hâk-ı siyâha serilüb oldu zelil
Şûh-u şen meşreb idim kimseyi incitmezdim
Beni de şâd ede gufrânı ile Rabb-i Celil
Ebeveynim bana gözyaşı dökerler elbet
Hak Teâla vere kendülere sabr-ı cemil
Pederim gibi seven söyledi şu târihi
Cennet-i Adeni mekân etdi Cemilem bu yıl
fi 20 R sene 1309.
Denizli’de karşımıza çıkan H. 1260 tarihli bir mezar taşı kitabesinde yer alan şiirde ise:
Dâr-ı dünya hoşdur amma
Akıbet-i mevt olmasa
Zevk-i cennet hoşdur amma
Şiddet-i nar olmasa
Cırcır oğlı Hacı Hüseyin
Kerimesi Fatıma ruhicün
Fatiha

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.