Kendimizi Nasıl Severiz? / Uzman Psikolojik Danışman Merve Sinop Ayan

İnsanlar, birçok değişimin aynı anda yaşandığı ergenlik döneminde kendilerine karşı olumlu ve olumsuz tutumlar geliştirirler. Bu dönemden yara almadan çıkan var mıdır? Ergenlik döneminde kişinin kendisiyle ilgili tutumunu belirleyen unsurlar nelerdir?
Ergenlik, çocukluk ve yetişkinlik dönemi arasında kalan, bireyin fiziksel olarak büyümesinin yanı sıra zihinsel, sosyal ve psikolojik açıdan olgunlaştığı ve geliştiği bir dönemdir. Bu dönemde birey birçok değişim yaşayarak sorunlarla yüzleşir. Kişiliğini ve yaşam tarzını şekillendirerek oluşturur. Bu kritik dönemde birey ihtiyaç duyduğu, sevgi, saygı, şefkat, destek ve anlayış görebildiği bir ortamda sağlıklı kişilik yapısı geliştirebilir. Ergenlik dönemi boyunca böyle bir ortama sahip olan birey yara almadan, sağlıklı bir şekilde bu dönemi geçirebilir. Ancak bireyin kendisiyle ilgili sahip olduğu kendini sevme, psikolojik dayanıklılık ve öz yeterlilik inançları da bu dönemdeki tutumunu etkilemektedir. Ergenlik dönemindeki bireyler anne-babalarının, arkadaşlarının, çevrelerindeki insanların değerlendirmelerinden çok kolay etkilenmektedirler. Bu sebeple bireyin yaşanılan bu karmaşaya uyum sağlayabilmesi, kişisel tutumuna ve çevreye göre değişkenlik gösterir. Bireyler ihmal, istismar, şiddet, boşanma gibi deneyimler ile karşılaşabilmektedirler. Fakat bu sorunlarla nasıl yüzleştikleri, stresle ya da travmalarla nasıl başa çıktıkları, yaşadıkları zorluklarla kendi başlarına ya da destekle baş etme güçlerini bulmaları; kişilerin kendileriyle ilgili belirlediği öz yeterlilik, kendini sevme ve psikolojik dayanıklılık inanç düzeylerine göre değişebilmektedir.
Öz yeterlilik nedir? Öz yeterliliği etkileyen faktörler nelerdir?
Öz yeterlilik kavramından önce yeterlilik kavramını bilmemiz gerekmektedir. Yeterlilik; herhangi bir şeyi yerine getirmede veya gerçekleştirmede sahip olunması gereken bilgi, beceri ve tutumların mevcut derece durumudur. Öz yeterlilik ise bireylerin yaşamlarını etkileyen olayları kendi kontrolleri altına almak için davranma becerileridir. Kişinin zor şartlar altındayken sergilediği duygusal performansını yönetebilme kabiliyeti, öz yeterlilik becerilerini kazanmasını ve geliştirmesini sağlamaktadır. Öz yeterlilik ile ilgili yapılan araştırmalarda; “kişisel öz yeterlilik” ve “sonuç beklentisi” olarak iki grupta incelendiği ortaya çıkmıştır. Kişisel öz yeterlilik; kişinin kendi oluşturduğu değer yapısına göre verilen bir göreve yönelik bireysel inançlarını ifade etmektedir. Sonuç beklentisi ise; bireyden yapılması istenen işe yönelik gerekli performansı gösterip gösteremeyeceğine yönelik inancıdır. Bu sebeple öz yeterlilik inancı ergenlik dönemindeki bireyin, sağlıklı yaşam aktivitelerini gerçekleştirmesi ve bunları devam ettirebilmesi için önemlidir. Öz yeterlilik inancı ise 4 faktörden oluşmaktadır:
Gerçekleştirilmiş Başarılı Deneyimler: Ergenin geçmişinde elde ettiği başarılarının gelecekte de başarılar elde edeceğine dair bir inanç oluşturmasıdır.
Gözlenen Deneyimler (Davranış Modelleri): Bireyin kendisine benzer olarak görüp kendisiyle özdeşleştirdiği kişilerin gerçekleştirdiği deneyimleri gözlemlemesidir. Ergenin kendisini özdeşleştirdiği model, ergenin öz yeterlilik inancını etkilemektedir.
Sözlü İkna (Sosyal İkna): Bireyin, hedeflerine ulaşabilmek için gerekli donanıma sahip olduğuna dair inancını kuvvetlendirecek şekilde sözel olarak kendisini ikna etmesidir.
Fizyolojik ve Duygusal Durumlar: Bireyin kaygı ve stres hali, yorgunluk, olumsuz ruh hali gibi fizyolojik ve duygusal durumlarının öz yeterlilik inancını etkilemesidir.
Bu 4 inanç kaynağı öz yeterlilik inancını oluşturmakta ve ergenin inanç düzeyinin düşük ya da yüksek olmasına göre başarılı ya da başarısızlık olarak sonuçlanmaktadır.
Psikolojik dayanıklılık nedir, psikolojik dayanıklılıkla öz yeterlilik arasında nasıl bir ilişki vardır?
Psikolojik dayanıklılık kavramı; Latince “resiliens” veya İngilizce “resilience” kelimelerinden türetilmiş olup bir nesnenin orijinal şeklini geri alabilme kapasitesi, esnekliği ve hızlı bir şekilde iyileşme kapasitesi anlamına gelmektedir. Bireyin yaşadığı travmadan sonra nasıl iyileştiği ile ilgilenen, stresle nasıl baş ettiğini ortaya koyan bir kavramdır. Psikolojik dayanıklılığı yüksek olan bireylerin, yoğun stresli geçen yaşantılarına rağmen ruh sağlıklarını korumayı başardıkları görülmektedir. Psikolojik dayanıklılık; denetim, bağlanma ve meydan okuma unsurlarından oluşmaktadır. Bireylerin kendi değerlerinin ve amaçlarının farkına varıp kendine inanması yaşama olan bağlanmasını arttırarak hayatını anlamlı kılar. Bireylerin hayatları boyunca karşılaştıkları sorunlar ve olaylar karşısında kontrollerini koruyabilmeleri, meydan okuyarak sorunları düzeltebilecek cesarete sahip olmaları da psikolojik dayanıklılığın bir göstergesidir. Bireylerin kişisel öz yeterlilik inançları ne kadar yüksekse psikolojik dayanıklılık düzeyi de o kadar yüksektir. Bu sayede birey sağlıklı bir şekilde hayatına devam edebilmektedir. Öz yeterlilik inancı düşük olan bireylerin yaşadığı zorluklarla baş edip üstünden gelmesi de zordur çünkü bu kişilerin psikolojik dayanıklılığı da düşüktür.
Günümüzde birçok problem, kendini tanıma ve bununla birlikte kendini sevme konusundaki eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Kendimizi sevmeye engel olan durumlar nelerdir? Kendimizi nasıl tanıyabiliriz ve nasıl sevebiliriz? Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Kendimizi sevmek aslında benliğimiz, benlik saygımızla ilgili bir durumdur. Çocukluk yıllarımızdan itibaren hayalini kurduğumuz, ulaşmak istediğimiz bir ideal benliğimiz ve sahip olduğumuzu düşündüğümüz gerçek benliğimiz bulunmaktadır. Buna göre ulaşmak istediğimiz ideal benlik ile sahip olduğumuz gerçek benlik arasındaki fark ne kadar azsa kendimizi sevmemiz, kendimize olan güvenimizin artması ve yaşamımızdaki mutluluk düzeyimiz o kadar fazladır. Bu durumun tam tersi olarak ideal benliğimiz ile gerçek benliğimiz arasındaki fark açıldıkça benlik saygımız da azalır, kendimizi sevmemiz, olduğumuz gibi kabul etmemiz zorlaşır ve sürekli artan bir endişe, kaygı hissetmeye başlarız.
Kendimizi tanıyabilmemiz için öncelikle gerçek benlik ve ideal benliğimizi tespit etmemiz gerekmektedir. Kendimize “Ben neyim? Ben ne yapabilirim?” sorularını sorarak gerçek benliğimizi bulmalıyız. Daha sonra “Benim için neler değerlidir? Hayatta ne istiyorum?” sorularını sorarak ideal benliğimizi keşfetmeliyiz. Bu sorulara verdiğimiz cevap kendimizi tanımamıza yardımcı olacaktır. Ergenlik dönemi, bireylerin kimlik oluşturma yönüyle ideal benlikleri ve gerçek benlikleri arasında tercihte bulunduğu bir dönemdir. Bu dönemde ergenin deneyimlerinin yanı sıra anne, baba ve arkadaşlarının güvenleri, tutum ve destekleri de bireyi etkilemektedir. Ailesinin desteklediği, düşüncelerine değer verilip hoşgörü ile karşılandığı bir ortamdaki ergenin benlik saygısı da yüksek olup kendini sevmesi, kendine güvenmesi de artacaktır. Bunun yanı sıra aşırı baskıcı bir aile ortamında yetişen, düşüncelerine saygı duyulmayan bir ergenin ise kendine güveni azalacak ve kendini sevmesi, olduğu gibi kabul etmesi mümkün olmayacaktır. Sürekli olarak kendisine hakaret edilen bir çocuk, zamanla duyduğu telkinleri içselleştirerek kabullenecektir. Bu yüzden ergenlik döneminde iyi bir aile ve arkadaşlık ilişkisi çok önemlidir. Bireylerin kendini tanımasını ve sevmesini etkilemektedir. Kendimizi sevmemiz için öncelikle, kendimizi olumlu olarak değerlendirmeliyiz. Zayıf olduğumuz alanlarda kendimizi geliştirmeye çalışmalıyız. Karşılaştığımız güçlükleri yenmek için çaba harcamalıyız. Kendimize gerçekçi hedefler belirlemeliyiz. Kendimize güvenmeli, kendimizle barışık olmalıyız. Güçlü ve zayıf yanlarımızın bilincinde olup becerilerimize, olumlu özelliklerimize güvenmeliyiz. Olaylara ve kişilere karşı pozitif bakış açısına sahip olmalıyız.
Ailenin sosyoekonomik yapısı ve aile içi ilişkiler ile psikolojik dayanıklılık, öz yeterlilik ve kendini sevme arasında nasıl bir ilişki vardır?
Psikolojik dayanıklılık, öz yeterlilik ve kendini sevme birbirinden etkilenen kavramlardır. Öz yeterlilik ve kendini sevmede meydana gelen değişimin psikolojik dayanıklılığımızı da etkilediği görülmektedir. Bu bağlamda gerçekleştirilen ve resmi-özel okul olmak üzere lise öğrencilerine uygulanan araştırma sonucuna göre, ailenin sosyoekonomik yapısının psikolojik dayanıklılık, öz yeterlilik ve kendini sevme bakımından bireyleri etkilemediği görülmüştür. Sosyoekonomik düzeyden ziyade aile içi ilişkiler psikolojik dayanıklılık, öz yeterlilik ve kendini sevmeyi daha çok etkilemektedir. Yapılan araştırma sonuçlarına göre psikolojik dayanıklılık için, akran desteği aile desteğinden daha ön plandadır. Bu durum ergenlik dönemindeki arkadaş ilişkilerinin önemini ortaya koymaktadır. Aileleriyle birlikte zaman geçiren, kendileriyle ilgilenildiğini hisseden, duygu ve düşünceleri rahatça aileleriyle paylaşabilen öğrencilerin psikolojik dayanıklılık düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Bireyin kendini sevme ve öz yeterliliği psikolojik dayanıklılığını etkilemektedir. Bireyin kendini sevmesi ve öz yeterliliği arttıkça psikolojik dayanıklılık düzeyinin de arttığı gözlemlenmiştir.
Çocukların sağlıklı kişilik gelişimi için, kendilerini sevmeleri ve kendileriyle barışık olmaları için anne-babalara düşen görevler nelerdir?
Bireyin anne ve babasıyla olan ilişkisi kişilik gelişimi açısından çok önemlidir. Bireyler, çocukluklarından itibaren anne ve babalarının kabul ve yönlendirmeleriyle kendi benlik bilinçlerini oluştururlar. Bu şekilde kendi benliğiyle kurduğu iletişim sayesinde kişiliğini şekillendirir. Çocukluk döneminden itibaren sevgiyle büyütülen bireylerin olumlu benlik anlayışları olur. Ebeveynlerin bireysel farklılıklara saygılı ve kabul edici tutum sergilemeleri, çocukları hakkında gerçekçi beklentilere sahip olmaları sağlıklı kişilik gelişimi açısından önemlidir. Bireyin anne-babasıyla kurduğu güven ilişkisi, aile ortamının olumlu ve pozitif olması, düzenli bir aile yaşantısının bulunması, ebeveynlerin bireyi desteklemesi çocuğun kendine güvenini arttırmakta ve kendisini sevmesini sağlamaktadır. Ailenin, çocuğunun düşüncelerine değer vermesi, çocuğu desteklemesi, hoşgörü ve güven duyarak iyi bir iletişim kurması bireyin benlik saygısını yükselterek kendisine olan sevgisini arttırmaktadır. Bu şekilde yetişip yüksek benlik saygısına sahip bireylerin daha iyi arkadaşlık ilişkileri kurduğu gözlemlenmiştir.
Sonuç olarak ergenlik dönemi, bireyin kişiliğini oluşturan, hayatını şekillendiren önemli bir dönemdir. Bireyin ailevî ilişkilerinin güven, anlayış, sevgi ve saygı üzerine kurulu olması bireyin kendisine olan bakış açısının da olumlu olmasını sağlamaktadır. Böyle bir ortamda yetişen bireyin psikolojik dayanıklılık, öz yeterlilik ve kendini sevmesi daha yüksek olmaktadır. Bu sayede birey sağlıklı bir şekilde kişilik gelişimini tamamlamış olacaktır.
Kaynakça
Sinop, M. (2019). Psikolojik Dayanıklılığın Yordayıcısı Olarak Kendini Sevme ve Öz Yeterliliğin Etkisi. (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İstanbul.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.