Kanserden Korunmanın Yolları / Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

Günümüzde kanser vakalarında çok ciddi bir artış var, bu durumu nasıl izah ediyorsunuz?

Bunun birçok sebebi var, kanserlerin aşağı yukarı %10 kadarı genetik faktörlere bağlı , %90’ı çevresel faktörlere bağlı. Çevresel faktörler deyince soluduğumuz havadan yediğimiz içtiğimiz gıdalara, ilaçlara, kullandığımız kıyafetler, evimizdeki eşyalara kadar, hatta topraktan yani çevrenin kirletilmesinden kaynaklanan birtakım kimyasal maddeler var, sayısız faktör var, tek bir faktöre bağlı bir şey değil.

Günümüzde artmasının sebebi de bunlara bağlı, gelişen teknoloji ve buna bağlı olarakta kullanılan zararlı  kimyasallar. Buna bağlı olarak içerisinde “asbest” ve “bisfenol a”yı sormak istiyorum?

Asbest yer kabuğundan çıkan bir mineral, dünyanın birçok yerinde çıkıyor ama Türkiye asbest bakımından zengin bir toprak. Anadolu’da, özellikle Diyarbakır’da Çermik, Çümbüş ilçelerinde var, Eskişehir’de var, bir de Ürgüp’te bazı köylerde var. Köylüler çıkan asbesti evi badana etmek için, dama serip izolasyon sağlamak için, bazı yerlerde çocuk bezi olarak kullanıyor. Asbest çok küçük ve sivri zerrecikler halinde bu işlemler sırasında havaya karışıyor. Dolayısıyla o ortamda bulunan insanlar da bunu soluyorlar. Bu madde özellikle akciğer zarı kanseri yaptığı ispatlanmış olan bir madde, akciğer kanseri riskini de artırıyor ama özellikle akciğer zarı kanseri yapıyor. Sadece akciğer zarı kanseri değil, periton (karın zarı) kanseri de yapıyor,  kalbin etrafında perikard diye bir zar var, asbest bu zarda da kanser ihtimalini çok artıran bir madde.

İzolasyonda da kullanılıyor mu?

Tabii, sanayide çok yaygın kullanılan bir madde, ama tabii hepsinde insanlarla temas etmediği için zararı yok. Buna özellikle asbest sanayiinde çalışan işçiler veya asbest çıkarılmasında çalışan işçiler ve asbesti evlerinde kullanan insanlar daha çok maruz kalıyorlar, problem esas olarak onlar için.

Arada duyarız ya, asbest yüklü gemi geldi, buraya boşaltılsın mı boşaltılmasın mı diye tartışmalar olur. Bu dünya için önemli derecede çevre kirliliği yaratan bir madde, hala da kullanılıyor. Ama insanların çok temas ettikleri durumdan giderek çıkarılıyor, çıkarıldı yani kullanılmıyor.

“Bisfenol a” nasıl bir madde?

“Bisfenol a” da kimyasal bir madde, bu madde yapay olarak üretiliyor. Şeffaf ve sert plastik elde etmek için kullanılıyor, onun için su damacanalarında, çocuk biberonlarında, CD’lerde, bilgisayarlarda, fotoğraf makinasında… Esasında günlük hayatta kullandığımız yüzlerce üründe var “bisfenol a.”

Bütün plastik ürünlerde var mı?

Bütün plastiklerde demeyelim, sert ve şeffaf olanlarda olma ihtimali çok çok yüksek. Çünkü sert ve şeffaf olan başka plastikler de var ama “bisfenol a” çok uzun senelerdir çıkarıldığı ve ucuz olduğu için en yaygın kullanılan madde. Bütün “bisfenol a”ların insan sağlığına zararlı olduğunda şüphe yok ama çevre kirliliğine sebep olarak da çok zarar veriyor. Bir yerde “bisfenol a” üretiliyorsa onun atık sularına dikkatli bir şekilde muamele edilmesi lazım, toprağa karışıyorsa oradan içme sularına karışıp insanları etkileyebiliyor. “Bisfenol a”nın insanlar için daha önemli etkisi yeme içmede kullandığımız kaplarda bulunması. Damacanalar gibi, biberonlar gibi, plastik şeffaf bardaklar gibi… Birtakım yiyecek kutuları var, konserve kutusu şeklinde onların iç yüzeyinde de sızmayı önlemek için ince bir zar halinde kullanılıyor. Özellikle yiyeceğin içindeki madde sıcaksa ve ısı yüksekse ve asit özelliği de yüksekse “bisfenol a”nın o kaptan yiyeceğe geçme ihtimali çok yüksek oluyor. “Bisfenol a” hormon bozucu bir madde, vücutta kadınlarda bulunan östrojen diye bir hormon var, “bisfenol a” bu hormonun etkilerini gösteriyor, onun için “bisfenol a” ya maruz kalan kız çocuklarında erken buluğa erme, erkek çocuklarda cinsellikle ilgili problemler görülüyor. Eşcinselliğin bile “bisfenol a” ile alakalı olduğunu gösteren yayınlar var. Aynı şekilde östrojen fazlalığının meme kanseri, prostat kanseri riskinin artması, obezite, diyabet (şeker hastalığı), kalp hastalıklarını artırması gibi birçok olumsuzluğu da biliniyor. Bebekler daha hassas olduğu için geçen seneden beri dünyada ve Türkiye’de biberon imalatında “bisfenol a” kullanılması yasaklandı. Ama hala yiyecek kaplarında, su kaplarında, yiyecek ile temas eden sayısız kapta bulunuyor. “Bisfenol a” kullanımının bu kaplarda da yasaklanması lazım. Çünkü anne karnındaki bebeğin zarar görme ihtimali çok yüksek. Diyelim ki kadın hamile, “bisfenol a” bulunan kaplardan su içiyor veya yiyecek tüketiyorsa kadının kanına geçen “bisfenol a” çocuğa da geçiyor. Dolayısıyla şu anda siz bebeği koruyorsunuz ama aynı şekilde hamile anneyi de korumanız lazım yoksa çok mantıksız bir iş olur, çünkü hayvan deneyleriyle gösterildi ki meme dokusundaki değişiklikler, hormonlardaki değişiklikler anne karnındayken ortaya çıkmaya başlıyor.

Aynı zamanda bir korku dünyası oluşuyor insanlarda, bu sefer bir paranoya başlıyor. Burada da bir etkilenme var,  dengeli olmak için nasıl korunabiliriz?

Biz bu dünyada yaşıyoruz, insanlara diyoruz şöyle şöyle yapın diye ama bazı şeylerin de alternatifi olmuyor, bazı şeyleri mecburen tüketip kullanmak zorunda kalıyoruz. İnsanlara alternatif olan şeyleri kullanmasını söylüyoruz mesela damacanalardan su içmemiz hiçbir şekilde şart değil, cam damacanadan içebiliriz, mesele kalmaz. Daha da iyisi şehir şebeke sularının içilir hale getirilmesi. Bildiğim kadarıyla Ankara, İstanbul, Antalya şehirlerinde şebeke suları içilebilir durumda. Yani İstanbul’da oturan bir vatandaşın musluğundan akan suyu içmesinde hiçbir sakınca yok, çünkü İSKİ sürekli kontroller yaparak bu suyun insan sağlığı için hiçbir zararı olmadığını bildiriyor ve su kalite raporlarını aylık bültenler halinde internet sitesinde sürekli yayınlıyor.  Burada tek problem bizim binalarımızdaki su depolarının bir kısmının da “bisfenol a”dan yapılmış olması.  Eskiden su kesintileri çok olduğu için binada su sağlamak amacıyla bu depolar yapılıyordu. Ayrıca depoların temizliğine hiç önem verilmez, bir depo yapılır, artık orası beş sene on sene temizleniyor mu temizlenmiyor mu kimse kontrol etmez. Evindeki Fransız fayansı, bilmem ne İtalyan lambasına bakar da hayatını etkileyecek o deponun temizliğiyle ilgilenmezler, depo açılabilir, kapağı çatlayabilir, içine böcek girer fare girebilir. Binalardaki su depolarını mutlaka temizletmeleri gerekir. İSKİ, İstanbul’da artık bir su kısıntısı olmayacağını bildirdiğine göre binalara hiç depo yapmamak daha doğru. Borularınız da temizse İstanbul’da yaşayanlar musluklarından akan suyu gönül rahatlığıyla içebilirler.

Ayrıca yiyecekler için de geçerli bu, mesela yazın markete gidin, durun meyve sularının olduğu reyonun önünde, şeftalinin en bol olduğu zamanda adam gidiyor şeftali suyu alıyor. Kutuya girmiş, pakete girmiş bir içeceğin yiyeceğin tabiliğini kaybettiği %100.

 Onlar da yanıltıcı değil mi? Ürünleri %100 doğal, katkı maddesi içermez vs. diyerek tanıtıyorlar.

Şöyle , %100 olduğu doğru diyelim ama hiçbir şeftali suyunun bir sene bozulmadan kalması mümkün değil. Bir takım fiziksel veya kimyasal işlemler uygulanıyor, bu işlemlere “ısıl işlem” diyoruz. Mikrop üremesin diye bu ısıtma işlemini uyguladığınız zaman şeftalinin, portakalın vitaminleri enzimleri, içindeki şeyler bozuluyorlar veya değerlerini ciddi şekilde yitiriyorlar. Alternatifi olan şeylerde mutlaka alternatifi tercih etmek lazım ama bazı şeylerin de alternatifi yok, yapacağımız bir şey de yok. Onların da tüketimini olabildiği kadar kısıp uzaklaşmaya gayret göstereceğiz.

Dondurulmuş gıdalar hakkında neler söylersiniz?

Onlar nispeten ambalajlara göre daha sağlıklı. İnsanlar evlerinde gıdaları herhangi bir katkı maddesi koymadan dondururlarsa tabii ki daha sağlıklı. Ama hiçbir şekilde hiçbir şey taze olanın yerini tutmaz.

 İnsan, bağışıklık sistemini nasıl güçlendirebilir?

Topluma baktığımız zaman insanların en az %99’unun bağışıklık sistemi Allah’a şükür sapasağlamdır. Özel bazı hastalıklar bağışıklık sistemini bozabilir ya da doğuştan gelen bozukluklar olabilir. Toplumun %99’unun bağışıklık sistemi sapasağlam, Allah bize sapasağlam bir sistem vermiş. Bizim yapmamız gereken onu bozmamak, bunun için de beslenme çok önemli, bu katkı maddelerini, kimyasal maddeleri yememek, aksine hep tabii olan, tarım ilacı bulunmayan, GDO olmayan, katkı maddesi ihtiva etmeyen yiyecek içecekleri tüketmek gerekiyor.

Bağışıklık için egzersiz yapmak son derece gerekli. Uykunun düzenli olması, stresten uzak kalmak, sigara alkol kullanmamak gerekiyor. Vücudumuzdaki bağışıklık sistemi hepimiz için yeterli, bağışıklık sistemini kuvvetlendirecek vitamin, ilaç vs. bir şey yok. Aslında var da kullanmaya hiç gerek yok çünkü onların hepsi ticarî ürünler. Aynı etkiyi biz bulunduğumuz mevsimdeki meyveyi sebzeyi, balığı, tüketerek de alabiliriz. Ayrıca ilaç olarak almanın hiçbir manası yok.

İlaçların fazla kullanımından kaynaklanan sıkıntılar da oluyor mu?

Tabii, vitaminlerin fazla kullanılmasının kanserlere, kalp damar hastalıklarına yol açtığı ve bunların ölümleri artırdığı ispatlandı. Vitaminler için de, hemen hemen hepsi için geçerli olan bir şey. İnsanlar zannediyor ki vitamindir, faydası olmasa bile zararı yoktur, hiç de öyle değil. Vitaminler de kimyasal maddedir ve bunların da fazla alınması birçok hastalığı tetikleyebiliyor.

Ancak bilinçli bir şekilde, doktor tavsiyesiyle…

Türkiye şartlarında vitamin almaya hiç gerek yok, pazara gidin, filenizi pazardakilerle doldurun mesele kalmaz.   Sağlıklı beslenmek önemli fazlası insanları farklı yollara sevk ediyor maalesef.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.