İnternetten Hastalık Araştırma Hastalığı: Siberkondri / Yeni Medya Uzmanı Yücel Ekinci

Çalışmanızdan hareketle, internet kullanımının, sağlık açısından da artı ve eksileri olan bir konu olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu anlamda, “e-hastalıklar” sınıfından tanımladığınız siberkondri nedir?
Elbette diyebiliriz. İnternet artık hepimizin vazgeçilmezi oldu. Çünkü her işimizi internet üzerinden yürütür hale geldik. Özellikle Covid-19 pandemisi ile beraber internet kullanımı daha da yaygınlaştı. İnternet devrimi sadece teknolojik değildir; aynı zamanda kişisel düzeyde ve toplumun yapısı boyunca da faaliyet göstermektedir. İnternet, sınırsız sayıda insanın birbirleriyle özgürce ve kolayca, sınırsız bir şekilde iletişim kurmasını mümkün kılmıştır. Dünyadaki internet kullanımını incelediğimizde; 2010 yılında dünya nüfusunun %28,7’si (1.986.614.000 kişi) internet kullanıcısı iken, 2020 yılında bu oran %59’a (4.590.200.000 kişi) yükselmiştir. Yani yüzde 100’ün üzerinde bir artış olmuştur. 2010 yılı ile 2020 yılı arasındaki nüfus artışı %12,4 iken, internet kullanıcı sayısı %131,1’lik bir artış göstermiştir. Bugün dünya nüfusunun %66’sı mobil kullanıcısı, %49’u sosyal medya kullanıcısıdır.
Türkiye’ye baktığımızda 2010 yılında internet kullanımı %39,8 (28.878.880 kişi) iken, 2020 yılında bu oranın %74’e (61.874.628 kişi) çıktığını görmekteyiz. Ülkemizde 2010 yılı ile 2020 yılı arasındaki nüfus artışı %15,2 iken, internet kullanıcı sayısı %114,3’lük bir artış göstermiştir. Türkiye nüfusunun %94’ü mobil cihazlar üzerinden internet kullanmaktadır. Günlük internet kullanımı ortalama günde 7,5 saattir. Türkiye nüfusunun %77’si mobil kullanıcısı, %64’ü sosyal medya kullanıcısıdır. Türkiye’de her 10 kişiden 9’unun mobil cihazı bulunmaktadır. Bu cihazların %89’u akıllı telefonlardan oluşmaktadır. Bilgisayar sahipliği oranı %67’dir. Bu sonuçlar, bizlere karşı karşıya kaldığımız muazzam durumu ortaya koyması açısından önemlidir.
TÜİK “İnternet kullanan bireylerin interneti kişisel kullanma amaçları” 2019 yılı araştırması incelendiğinde erkeklerin %65,9’unun, kadınların %73,2’sinin “sağlıkla ilgili bilgi araması” yaptığı görülmektedir. Bununla birlikte, toplamda %69,3 oranında sağlıkla ilgili bilgi araması yapıldığı ortaya çıkmıştır. Buna göre internetin sağlık aramalarında oldukça yüksek bir oranda kullanıldığı görülmektedir. Yaptığımız araştırmalarda internetin değerli bir tıbbi bilgi kaynağı olduğu görülmüştür. Çünkü internet, bireylerin ihtiyacı olan bilgiye daha kolay ve daha hızlı ulaşmasının bir yoludur. Bu nedenle internet ortamında sağlıklı ve güvenilir bilgiye ulaşmak oldukça önemlidir. İnternet ortamında her türlü konu ile ilgili doğru veya yanlış bilgiler paylaşılabilmektedir. Bu bilgiler içerisinde kuşkusuz sağlık bilgileri en önemlileridir. Bireyler eğer bilinçsizce bu bilgilere göre sağlığı ile ilgili kararlar alıyorsa hayatında olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Toplumda tıbbi bilgi seviyesi düşük olan bireyler internet ortamındaki sağlık bilgilerini bilinçli kullanamadıklarında internet, endişe ve kaygılarını arttırma potansiyeli taşıyabilmektedir. Araştırmalar interneti bilinçli kullanabilen toplumların kendilerini zararlı olabilecek olumsuz bilgilerden koruyabildiğini göstermiştir. İnternet üzerinden hastalık bilgisi arayan bilinçli bir birey, daha kontrollü olacağı için endişe ve kaygı düzeyinin daha düşük olması beklenmektedir.
Siberkondri en genel tanımıyla, bireyin var olduğunu düşündüğü hastalıkları hakkında internet ortamında bilgi, belge ve tedavi yöntemleri araştırarak kendisine tanı koymaya çalışma ya da tedavi etme uğraşında olma durumudur. Siberkondri ile ilgili birçok tanım bulunmakla beraber araştırmaların büyük çoğunluğunda internetten sağlıkla ilgili bilgi araması ve sağlıkla ilgili kaygı artışına sebep olan aşırı veya tekrarlanan çevrimiçi aramalar tanımı öne çıkmıştır. Siberkondri, bir kişinin tıbbi bilgi aramak için interneti kullanarak yaratılan veya sağlığıyla ilgili şiddetlenen endişesini ifade eder. Güvence arayan bireyler, internetteki tıbbi metinleri sağlık belirtileri açısından tekrar tekrar kontrol etme, birkaç farklı görüş için birden fazla farklı sağlık profesyoneline başvurma ihtiyacı hissedebilmektedir. Burada bireyler, çevrimiçi sağlık hizmeti sağlayıcılarından ikinci bir görüş almak için güvence arama davranışı içerisinde bulunmaktadır. Bireyin çevrimiçi ortamda karşılaştığı olumsuz bilgiler bu durumu artırabilmektedir. İnternet erişiminin çok yaygın olması, siberkondrinin daha fazla insanda görülmesine etki etmektedir. Bununla beraber internetten sağlıkla ilgili bilgi arayışları da siberkondri düzeylerinin artışına neden olabilmektedir. Sağlık çalışanları üzerinde yapılan bir araştırmada, hemşirelerin %22,6’sının internetten sağlıkla ilgili bir araştırma yapıldıktan sonra stresli olduğu ve %56,1’nin değişken ruh haline sahip olduğu belirtilmiştir.
Sağlık okur-yazarlığı deyince ne anlamalıyız? Bu ilgi alanını siberkondriden ya da siberkondriyi bu ilgi alanından ayıran sınırları nasıl ifade edebiliriz? Sağlık okur-yazarlığı ile siberkondri, her zaman paralel bir nitelik ya da nicelik taşır mı? Konunun hekime danışma boyutunda neler var?
Sağlık okuryazarlığı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından bireylerin “sağlığını geliştirecek ve sürdürecek şekilde bilgiye erişme, anlama ve kullanma” becerilerini belirleyen bilişsel ve sosyal beceriler olarak tanımlanmıştır. Bireylerin uygun sağlık kararlarını vermek için gereken temel sağlık bilgilerini ve hizmetlerini alma, işleme ve anlama kapasitesine sahip olmasıdır. Ayrıca, insanların sağlık ortamında etkin bir şekilde çalışması için ihtiyaç duydukları bir dizi beceriyi ifade etmektedir. Bu beceriler arasında metni okuyabilme, anlama, belgelerdeki bilgileri bulma ve yorumlamadır. Bir başka deyişle sağlık okuryazarlığı; bireyin sağlığını koruyucu, geliştirici ve bozulan sağlığını iyileştirici şekilde temel sağlık ve ilişkili bilgileri ve hizmetleri edinebilme, yorumlayabilme, anlayabilme ve bunlara ilişkin olarak harekete geçebilme kapasitesi olarak ele alınmaktadır. Amerikan Tıp Derneği (The American Medical Association-AMA) sağlık okuryazarlığını, uygun sağlık kararları almak ve tedavi için talimatları takip etmek için gerekli temel sağlık bilgi ve hizmetlerini elde etme, işleme ve anlama yeteneği olarak tanımlamıştır. Ülkemizde ise T.C. Sağlık Bakanlığı (SB) Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesi Sözlüğünde sağlık okuryazarlığı, birey(ler)in kişisel yaşam tarzını ve yaşam koşullarını değiştirerek kişisel sağlığı ve toplum sağlığını iyileştirmek amacıyla harekete geçmek için bilgi, kişisel beceri ve güven düzeyine ulaşılması olarak tanımlamıştır. İnsanların sağlık bilgilerine erişimini ve bunları etkin bir şekilde kullanma kapasitelerini geliştirerek, bireyi bu anlamda güçlendirme için kritik öneme sahiptir. Sağlık okuryazarlığının kendisi, okuryazarlığın daha genel düzeylerine bağımlı görülmüştür. Okuryazarlık durumunun zayıf olması; insanların kişisel, sosyal ve kültürel gelişimini sınırlandırarak sağlık okuryazarlığına engel olarak görülmüş ve kişilerin sağlığını doğrudan etkileyebileceği vurgulanmıştır. İnsanların hastalık önleme, sağlığın teşviki ve geliştirilmesi ile ilgili günlük yaşamda karar alabilmesi için önemlidir. Sağlık bilgilerine erişmek, anlamak, değerlendirmek ve uygulamak için bilgi, motivasyon ve yeterlilik gerektirir. Sağlık okuryazarlığının bu tanımlayıcı unsurları önemli ölçüde farklılık gösterse de hepsi sağlık sisteminin içindeki bir hastanın rolünde işlev görme kapasitesini yansıtan bilişsel yetenekler, beceriler ve davranışlarla ilgilidir.
İstanbul’un 39 ilçesinde 18-75 yaş arası 1196 kişi ile yürütülen çalışmamızda, sağlık okuryazarlığı ile siberkondri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Bu ilişkide bireyin sağlık okuryazarlığı seviyesi yükseldikçe siberkondri düzeyi düşüş göstermiştir. Bu sonuç bizlere yüksek sağlık okuryazarlık seviyesinin siberkondri üzerinde etkili olduğunu göstermiştir.
Konunun hekime danışma boyutunda ise önerimiz şu şekildedir: Hepimiz internet üzerinden sağlıkla ilgili bilgi araması yapmaktayız. Yaptığımız çalışmalarda da bireyin herhangi bir sağlık sorununda ilk başvurduğu kaynak olduğu görülmektedir. Bu anlamda internetten her ne tür bilgi araması yaparsak yapalım, konu sağlığımız olduğunda çok daha dikkatli davranmalıyız. Bu bilinçle mutlaka hekime danışmalı, sağlığımızla veya hastalığımızla ilgili verilmesi gereken bir karar varsa mutlaka uzman hekime bırakılmalıdır.
Burada kuşak kavramına yüklediğiniz anlamlar nelerdir? Sağlık okuryazarlığı ve siberkondri ilişkisinde, kuşakların sağlık ilgi alanları bir değişkenlik taşıyor mu? E-hastalık gelişiminde Kuşak farklılıkları ne tür değişkenlerle anlamlandırılıyor?
Her kuşağı kendi dönemleri içinde ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor. Nesil olarak da adlandırılan kuşak kavramını incelediğimizde, yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, yükümlülüğünü ve benzer ödevlerini yerine getiren bireylerden oluşan topluluk olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle kuşaklar, dünya genelindeki ekonomik ve sosyal hareketlerle oluşmuş zaman aralıklarından doğduğu ve ebeveynlerle çocuklarının doğumları arasındaki ortalama zaman aralığı olduğu şeklinde ifade edilen günümüz toplumlarını var eden insan topluluklarıdır (1925-1944: Sessiz / Savaş kuşağı, 1945-1964: Baby Boomer kuşağı, 1965-1979: X kuşağı, 1980-1999: Y kuşağı, 2000-2011: Z kuşağı ve 2012> + Alfa (α) kuşağı). Bu anlamda her kuşağın kendine göre özellikleri bulunmaktadır.
Sessiz Kuşak (SK): 1925-1944, Büyük Buhran’ın başlangıcında veya yakınında doğmuş kuşaktır. Hayatları ekonomik ve politik belirsizlik de dahil olmak üzere en zor koşullarda başladı. Sessiz kuşak; tutumludur, saygılıdır ve sadıktır. I. Dünya Savaşı, büyük buhran ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle, bu kuşağın bireylerini ebeveynler zar zor besleyebilmiştir. Bu trajik durum, kaynaklar hakkında yeni bir düşünme biçimine yol açtı ve bu kuşağın bireylerinin tutumlu bir şekilde yetiştirilmesine neden oldu. Bu kuşak otoriteye derin bir saygı duyar. Bu kuşakta hayatta kalmak için, azim, güç ve güçlü bir kararlılık duygusu gelişmiştir.
Baby Boomer (BB) Kuşağı: 1945-1964, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra birçok ülkede ve özellikle Batılı ülkelerde kaydedilen doğum oranlarındaki sert artışı ifade etmek için Baby Boomers adı verilmiştir. Özelikle savaştan sonra Amerika’da yaşanan refah ortamı “bebek patlaması” ile sonuçlanmıştır. Bebek patlamaları kuşağı televizyon, radyo, dergi ve gazete gibi geleneksel medyanın en büyük tüketicileridir. Bu nesil daha çok aile üyeleriyle iletişimde kalmak ve eski arkadaşlarla yeniden bağlantı kurmak için teknolojiyi daha fazla kullanmaktadır. Ailenin sorumluluğu ve aile değerleri bu kuşak için önemlidir.
X Kuşağı: 1965-1979, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın yeniden inşası sırasında doğanları kapsamaktadır. X kuşağı, savaş sonrası yaşanan kargaşa döneminde, yaşam şartlarının elverişsizliği ve iş bulmanın zorluğu içerisinde yaşamları kolay olmayan bir nesildir. Birçok gelişmeye şahit olmuş, teknolojik evrimin, medyanın yükselişinin ve gelişmesinin tüm dönemlerinden geçmişlerdir. Bu kuşak, hem geleneksel hem dijital ortamda gazete ve dergi okuyor, radyo dinliyor ve TV izliyor, sosyal medyayı aktif kullanıyor. X kuşağı, Türkiye’deki ilk televizyon haberlerini izleyebilmiş, radyonun yaygın olarak kullanımda olduğu dönemde dış dünyayla bağlantı sağlamış ve radyodan arkası yarın dizileri dinleyerek büyümüştür.
Y Kuşağı: 1980-1999, 20. yüzyılın son çeyreğinde ileri teknoloji devrimi sırasında büyüyen nesil olarak bilinmektedir. Bilgisayarların evlerimize girdiği ve internetin yaygınlaşmaya başladığı çağın temsilcileridir. Y kuşağı birçok işlem için daha çok bilgisayarı kullanmaktadır. Bunun sebebini araştırmacılar, bulundukları dönemde küresel sınırların daha şeffaflaştığı, teknolojik, elektronik ve kablosuz bir toplumda doğmalarına indirgemiştir. Bu kuşağın tüm bireyleri 20. yüzyılda doğmuş son kuşak olarak tanımlanmaktadır. Küreselleşmenin etkisiyle bu nesil şu ana kadar en meşgul kuşak olarak bilinmektedir. Y kuşağı önceki kuşaklara göre çok daha fazla kültürel zenginliğe sahiptir. Diğer kuşaklardan farklı olarak bu kuşağın hane halkları çift gelirli ailelerden oluşmaktadır. Y kuşağı sosyal farkındalığa, etnik ve kültürel çeşitliliğe saygı duymuştur.
Z Kuşağı: 2000-2011, 21. yüzyılın başında doğduğu için “milenyum” veya “bin yıl sonrası” nesli olarak adlandırılmıştır. Bu kuşak, teknolojiyle yüksek düzeyde yetkinliğe sahiptir. Bilgisayarın ve internetin olmadığı bir hayatı hiç yaşamadılar; onlar için bilgisayar bir teknoloji değildir, hayatın varsayılan bir parçasıdır. Z kuşağı, sosyal alandaki bireysel özgürlüklerine, önceki nesillere göre daha düşkündür. Önceki kuşaklara göre Z nesli, bilgiye ulaşmada dijital bir yol izlemektedir. Z kuşağı dijital medya ile çevrili ilk nesildir. Birçoğu ebeveynlerinin cep telefonları veya tabletleri ile oynayarak büyümüştür. Hepsinin ağ bağlantılı dijital teknolojilere erişimi ve bu teknolojileri kullanma becerisi vardır.
Alfa (α) Kuşağı: 2012> + Gelecekte teknolojinin ve dijital dünyanın gerçek sahipleri olarak görülmektedir. Alfa kuşağının büyük çoğunluğu konuşmaya başlamadan önce ekran kullanma becerisini kazanmaktadır. Bu kuşak tablet ve akıllı telefon ekranlarından sakinleştirilmekte, eğitim almakta ve eğlenmektedir. Bu kuşağın belirgin özellikleri incelendiğinde; teknolojinin sağladığı sınırsızlık dünyanın fiziksel sınırlarını kaldırmış, istedikleri her bilgiye anında ulaşma imkânına sahip, yeni teknolojileri anında hayatlarında kullanabilen, çevrimiçi alışverişi daha çok tercih eden, robot teknolojileri hayatlarının bir parçası haline getiren en girişimci nesil olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yaptığımız çalışmada, kuşaklar içinde en yüksek siberkondri düzeyi Z kuşağında, en düşük siberkondri düzeyi BB kuşağında bulunmuştur. Yaş arttıkça siberkondri düzeyi düşmüştür. Z kuşağı yüksek düzeyde siberkondrik iken, BB kuşağı, X kuşağı ve Y kuşağı orta düzeyde siberkondriktir. Sağlık okuryazarlığında ise BB kuşağı en yüksek sağlık okuryazarlığı seviyesinde bulunmuştur. Yaş arttıkça sağlık okuryazarlığı seviyesi artmıştır. Tüm kuşaklarda sağlık okuryazarlığı seviyesi sorunlu/sınırlı sağlık okuryazarlığı düzeyindedir. Sağlık okuryazarlığı seviyesi yüksek olan kuşakların siberkondri düzeyleri düşük bulunmuştur. Buna göre siberkondrik duruma en yatkın kuşağın Z kuşağı olduğu söylenebilir. BB kuşağı, X kuşağı ve Y kuşağı herhangi bir sağlık probleminde çözümü sağlık merkezinde ya da hekimde bulurken, Z kuşağı ilk olarak internette aramaktadır. Dolayısıyla Z kuşağı internetin tehlikelerine karşı daha korumasız durumdadır.
İnternet hastalıkları hiç şüphesiz sadece siberkondriden ibaret değil. İnternet hastalıklarından bahsetmek gerekirse, fizyolojik ve psikolojik sonuçlar anlamında neler sayılabilir?
Elbette değildir. İçinde bulunduğumuz dijital çağda, internetin hızlı yükselişi ile beraber ücretsiz bilginin parmaklarımızın ucunda gezdiği bir dönemden geçmekteyiz. Milyonlarca insanı cep telefonu, tablet ve bilgisayar ekranlarının başına bağlayan internet, başka bazı e-hastalıklara/dijital hastalıklara davetiye çıkarmıştır. Bu hastalıklara; “Blog İfşacılığı, Cheesepodding, CrackBerry, Dijital Obezite, Ego Sörfü, Enfornografi, Facebook Depresyonu, Fare-Klavye Hastalığı, FOBO, FOMO, Google Takibi, Hikikomori Fenomeni, İnternet Siniri, JOMO, Myspace Taklitçiliği, Munchausen Sendromu, Netlessfobi, Nintendinitis, Nomofobi, Photolurking, Selfitis, Siber Aylaklık, Stalklama, Wikipedializm ve Youtube Narsizmi” örnek verilebilir.
Günümüzde bu tür internet hastalıklarından rahatsız olan insanların muzdaripliği, teknoloji ile çevrili olmasındandır. İnternetsiz bir ortamda ve internet araçlarını kullanmadan yaşamak neredeyse imkânsızdır. Çevrili olduğumuz bu internet dünyasında, internetin fazla kullanılması, sosyal medyanın kullanılması ve bu hesapların kontrol edilmesi, çevrimiçi alışveriş yapılması, videoların izlenmesi gibi durumlar hastalık belirtisi anlamına gelmez; sorun bu aktivitelerin bireyin normal günlük yaşantısına engel teşkil etmeye başladığı an ortaya çıkmaktadır.
İnternet hastalıklarının belirtileri kendisini hem fiziksel hem de duygusal olarak gösterebilmektedir. Fiziksel rahatsızlıklara; boyun ağrısı, sırt ağrısı, karpal tünel sendromu, baş ağrısı, kuru gözler ve diğer görme sorunları, uykusuzluk, kötü beslenme, kilo alımı veya kaybı ve kötü kişisel hijyen gösterilebilir. Duygusal rahatsızlıklara ise; depresyon, kaygı, kötü ruh hali, yalnızlık, korku, çaresizlik, işten kaçınma, erteleme, izolasyon, suçluluk hissi, sahtekarlık, öfori (coşku) duygular, rutin görevlerde sıkıntı, zaman duygusundan yoksunluk ve programlara öncelik verememe şeklinde sıralanabilmektedir.
Yukarıdaki bilgilere ek olarak internet kaynaklı hoş olmayan endişeleri önlemeye yönelik yol göstermesi açısından Bilişsel Davranışçı Terapi’den (BDT) yararlanılabilir. Bilişsel davranışçı terapi, ruh sağlığını geliştirmek amacıyla yapılan bir müdahaledir. Düşünce, duygu ve davranış etkileşimine odaklanmakta ve ruhsal rahatsızlık zincirinin en kritik bileşenleri olan düşünce ve davranışların yeniden yapılandırılmasını sağlayarak duygu değişimi ve ruhsal rahatsızlığın çözümlenmesini hedeflemektedir. Bunun için mutlaka uzman psikiyatristten destek alınmalıdır.
Kaynakça:
1. Ekinci, Y. (2020). Yeni Medya Çağında Kuşakların Siberkondri Düzeyleri ile Sağlık Okuryazarlığı İlişkisi. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Üsküdar Üniversitesi.
2. Tarhan, N., Ekinci, Y., & Tutgun-Ünal, A. (2021). Dijital Sağlık OkurYazarlığı Dijital Hastalıklar ve Siberkondri (1 b.). İstanbul: DER Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.