Gençliğin Yitik Anahtarı: Değer / Semih Aslan

Kültürler, toplumlar ve zaman bakımından farklılıklar içeriyor olsa da tüm dünyada kabul gören evrensel değerlerin olduğu göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Yalan söylememek, dedikodu yapmamak, şiddet uygulamamak, alay etmemek ve hırsızlık yapmamak tüm toplumların zaman ve mekân fark etmeksizin uyması gerektiği değerlerden bazılardır. Değerlere bu kadar ehemmiyet verilmesinin sebeplerinden biri de yapılan her eylemin ve konuşulan her sözün toplum ve fertler bazında etkisinin bulunmasıdır. Hırsızlık ve yalancı şahitlik yapmamak gibi bazı değerlerin ihlal edilmesi durumunda sorumlu kişilere kanuni yaptırımların uygulanması bile söz konusudur. Öte yandan hiç kimseye dedikodu yaptığı veya başkalarıyla alay ettiği için ceza verilmemektedir. Ancak insanların kıymet verdiği değerlere karşı tavırlar gerçekleştiren kişilere genellikle ayıplanma ve dışlanma ile karşılık verildiği görülmektedir.
Nitekim değişen zamanla birlikte yaşam şartları ve algılar da değişmektedir. Buna ek olarak, insanın bilimsel olarak tanımlanmış olan her bir gelişim evresinde bile hayat görüşleri mevcuttur. Bu aşamalar temel olarak bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık olarak beş farklı kategoriye ayrılabilir. Günümüzde bireyselliğin, rasyonalitenin ve materyalizmin önde gelmesinin de etkisiyle gençlerin tutumları başkalaşarak güzel bir ahlaka sahip olma düşüncesinin itibar kaybetmesi ile kendini göstermektedir. Kadın ve erkek ayırt etmeksizin genç kuşağın değer kavramından ve ahlaki normlardan uzaklaşmasında ailenin, eğitim sisteminin ve sosyal medyanın etkisi ise yadsınamaz bir gerçektir.
Aile; değerler kavramının inşa edildiği birincil kurumdur. Bir çocuk okula gitmeden önce ilk eğitimini anne ve babasından almaktadır. Öyle ki eğitimin anne karnında başladığına dair iddialar bile mevcuttur. Fakat toplum içindeki bu en küçük birimde bile bozulmalar olabilmektedir. Özellikle Türkiye’de erkeklerin uzun çalışma saatleri sebebi ile ev içi iletişimde aktif rol alamadıkları açıktır. Annelerin de iş hayatına faal biçimde katılması ile çocukların aileden alması gereken bilgi ve görgü daha da azalmaktadır. Genç bireylerin çocukluktan beri aile içinde yaşanan hayat mücadelesi sebebiyle tam bir ilgi görmediklerinden yalnızlık hisleri baş göstermektedir. Yalnızlığın devamında ise depresyon gibi psikolojik problemler gelmektedir. Ruhsal sorunlar duyarsızlaşmayı da arttıracağından, bu sebeple ahlaki değerler ise arka planda kalabilmektedir. Kısaca günümüz gençlerinde çocukluklarında, yaşadıkları bu eksikliklerin sonucu olarak topluma uyum sağlama ve aileye önem verme konularında zayıflıklar görülebilmektedir. Aile mefhumu çatısı altında anne, baba ve kardeşlere ek olarak hala, teyze, amca, dayı, dede ve nine gibi yakın akrabalar da eklenebilir. Ne yazık ki, eski zamanlarda küçük yerleşimlerde pek çok yakın akrabasıyla birlikte yaşayan gençler bir süredir bu durumdan yoksun kalmışlardır. Kendilerinden yaşça küçük ve büyük insanlar ile bağları gitgide kopmaktadır. Bu kopuşla birlikte anlayış ve hoşgörüden de uzaklaşılmaktadır. Büyüklere karşı saygılı olma ve akraba ilişkilerine dikkat etme gibi değerler hayata geçirilememektedir. Bu sebeple gençler karakterlerinin bir parçası haline getiremedikleri bu özelliklerin önemsiz ve gereksiz olduğu sonucuna varabilmektedirler. Özellikle nine ve dede figürlerinin eksikliği daha büyük değer boşluklarına sebep olmaktadır. Ziyaretlerin aralıklarının açılması ya da tamamen kesilmesi sonucunda gençlerin eski kuşakların anlayış biçimlerini kavraması zorlaşmaktadır. Nihayetinde karşıdaki insanın görüşlerinin değersiz olabileceği ve bu görüşleri yok saymanın da mubah sayılabileceği fikri oluşmaktadır.
Gençlerin değerlerden uzaklaşmasının bir diğer sebebi ise eğitim sistemidir. Eğitim sisteminde başarı odaklı yaklaşımlar gençlerin manevi yönlerini bastırmaktadır. Sadece bir sonraki sınav notunu yüksek almak ve sınıf geçme hedefinde olmayı gerektiren yöntemler gençleri olumsuz etkilemektedir. Kopya çekmenin olağan karşılandığı açık bir gerçektir. Öğretmenler sınavlar esnasında kopyacılığı engellemeye çalışmaktadırlar. Ama sorunun kökenine inildiğinde not esaslı sistemlerin öğrencileri bu yola çektiği görülmektedir. Bazı gençlerin başkasının çalışarak aldığı iyi notları kopya çekerek alması rekabet ortamından kaynaklanmaktadır. Ailelerin de payının olduğu bu rekabet ortamında sınıflarını geçenlerin veya yüksek notlar alanların ahlaki görevlerinde başarılı olup olmaması tartışılmamaktadır. Böylece başkasının hakkını gasp etmemek ve güven duygularını sarsmamak önemini yitiren değerler arasında yerini almaktadır. Ayrıca okullarda verilen ahlaki eğitimin sadece teorik olarak işlenmesi de bir sorundur. Oysa teorik bilginin yanında pratik bilgilere ihtiyaç vardır. Mesela, bir öğrenciye yardımlaşmadan sadece bahsetmek ile onun yardımlaşma fiilini gerçekleştirmesini sağlamak arasında çok fark vardır. Çünkü yardımlaşmak ve merhamet etmek gibi duyguların kavramsal olarak anlatılmasının yerine bunları tatbik ettirmek hisleri de işin içine katmaktadır. Kısacası pekiştirilmemiş değerler yetişkinlikte de sorun oluşturacaktır.
Hayatın her alanına yayılan sosyal medya da gençlerin değer algısına etki etmektedir. Bireyler kendilerini internet temelli medyada görünür kılmak istemektedirler. Alay ve dedikodu içeren ifadeler sosyal paylaşım sitelerinde daha çok tıklanmakta ve hızlıca yayılmaktadır. Gençler de insani değerlere aykırı olan ve onur kırıcı ithamlarını paylaşmaktan geri durmamaktadır. Böylece sosyal medyada daha görünür olup arkadaşları arasındaki konumunu güçlendirmektedirler. Çoğu kullanıcının ismini dahi yazması zorunlu olmayan hesaplar açılabilmektedir. Sahte hesaplar aracılığıyla bazı gençler insanları rahatsız ve huzursuz edebilmektedir. Böylelikle başkalarının haklarına ve özgürlüklerine kast ederek toplumda güvensizliğin oluşmasına da neden olmaktadırlar. Sosyal mecralarda beğeni alma sistemi de gençler üzerinde baskı oluşturmaktadır. Çevrelerinde bulunan veya tamamen yabancı ve kendinden yaşça büyük veya küçük savunmasız kişilerin özlük haklarını yok sayan paylaşımlar yapmaktadırlar. Mahremiyetin ihlal edilebildiği bu tür paylaşımlar acıma, merhamet ve saygı gibi temel değerlerden uzaklaşıldığının bir göstergesidir.
Özellikle son dönemlerde gençlerin ahlaki bir çöküntü içinde olduğu sıklıkla belirtilmektedir. Gençler saygı ve merhamet eksikliği ile suçlanmaktadırlar. Yapılan bu suçlamalar çoğu zaman gerçeği yansıtan türdendir. Oysaki bu gerçeklik birçok etmenin sonucudur. Gençlerin değerlerden uzaklaşmasını önlemek için her bir faktörün iyi analiz edilmesi gerekir. Ailenin, eğitim sisteminin ve sosyal medyanın yetişkinliğe aday bu insanlar üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır. Böylece bazı çözümler üretilebilir. Öncelikle ebeveynlerin değerler eğitiminde rol-model olması gerekmektedir. Aile içindeki iletişimin kuvvetlenmesi sağlanmalıdır. Akraba ziyaretlerine önem verilmelidir. Televizyon gibi mecralarda aile mefhumunu yok sayan yapımların yayınlanması sınırlanmalıdır. Eğitim sisteminde teorik ve pratik ahlaki bilgi dersleri çoğaltılmalıdır. Gençlerin başarı ölçütleri daha özenle belirlenmelidir. Okul dışında da yardımlaşma ve sosyal sorumluluk projeleri yapılmalıdır. Medya okuryazarlığı eğitimleri ile sanal dünya eğitimleri verilmelidir. Zararlı internet paylaşımlarının daha sonra iş hayatlarında dahi karşılarına çıkabileceği bildirilmelidir. Toplumdaki tüm bireyler ve devlet değerlerin yeniden inşası ve yaygınlaştırılması için özveriyle çalışmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.