Gençlerde “Dijital Kimlik” Olgusu… / Dr. Sertaç Kaya

Kimliğin inşası üzerinden düşündüğümüzde, temelde kimlik çalışmalarında temel kavramlar nelerdir?
Kimlik, çoğunlukla kim olduğumuza dair yanıtları içermektedir. Bizi hem başkalarından ayıran özelliklere hem de bizim başkalarıyla olan benzerliklerimize vurgu yapmaktadır. Yaşamlarımız boyunca kimliklerimiz gelişmekte ve değişim göstermektedir. Bu yönüyle kimliğin sabit ve durağan olduğunu söylememiz güç. Kişilerin çevreleri, sosyal durumları ve deneyimleri kimlikleri üzerinde belirleyici olmaktadır.
Kimlik çalışmalarında bireysel, sosyal ve kolektif olmak üzere üç tür üzerinde durulmaktadır. Bireysel kimlik, kişiyi diğerlerinden ayıran, onu farklı kılan tekil bağlamdaki niteliklerinden oluşmaktadır. Adımız, nerede dünyaya geldiğimiz, eğitim yaşantımız, geçirdiğimiz hastalıklar ve kazalar, hayatımız boyunca edindiğimiz tüm tecrübeler kişisel kimliğimizin oluşmasındaki önemli unsurlardır. Sosyal kimlik ise bireyin kim olduğunun, büyük oranda bağlı olduğu sosyal grupların özelikleri tarafından belirlenmesiyle ilişkilidir. Bu aidiyetleri insanların milliyetleri, ırkı, sınıfı, mesleği, cinsiyeti ve dini gibi çeşitli sosyal kategoriler altında toplayabiliriz. Bir kişinin “öğretmen” ve “baba” olması onu sosyal alana yerleştirmek amacıyla bireye atfedilen sosyal kimliğe örnek gösterilebilir. Kolektif kimlik de sosyal kategorilerden oluşmaktadır. Ancak bu kategoriler genellikle insanları bir arada tutmak ve benzer nitelikleri bağlamaktan doğan ortak paydada birleştirmektedir. İnsanların büyük bir grupla öznel özdeşleşimine bağlı olmaktadır. Bu yönüyle de bir dayanışma ve “biz” olma duygusunu insanlara vermektedir. Özellikle sınıf, milliyet, cinsiyet gibi paylaşılan yapısal konumlara dayanmaktadır.
Peki, “Dijital Kimlik” nedir? Bu çevrimiçi kimliğin oluşturduğu birtakım problemlere dair neler söylenebilir?
Bugün kimliğimiz yalnızca yaşadığımız çevre ve içinde bulunduğumuz toplumda gelişim göstermemekte, internet ve özellikle sosyal ağ sitelerinde de fiziksel yaşantımıza paralel olarak ilerleme göstermektedir. Dijital kimlik tam da bu noktada kendisini göstermektedir. Zeminini internet teknolojileri ve insanların iletişime geçmelerine, kendilerini göstermelerine ve tanımlamalarına imkân veren sosyal medya platformlarından almaktadır. Dijital kimlik, kişinin internet aracılığıyla dâhil olduğu ortamların sundukları özellikler doğrultusunda kendisini görsel, işitsel ve/veya metinsel temsiller aracılığıyla oluşturmasıdır. Kullanıcılar profil fotoğrafları, hesaplarında paylaştıkları bilgiler, çevrimiçi gruplara katılma, ağlarda var olan ilişkilerini sürdürme, yeni arkadaşlar edinme ve bunları yönetme gibi yollarla kimliklerini iletmektedirler.
Bu kimlik türündeki temel sorun kişinin kimliğini oluşturan paylaşımlardaki içeriğin doğruluğunun kestirilememesinden kaynaklanmaktadır. Sosyal medya üzerinden inşa edilen dijital kimlikte temel bileşenleri paylaşımlar oluşturmaktadır. Ancak bu paylaşımlarda profil sahibi, hesabın kontrolü üzerinde de doğrudan bir yetki elinde bulundurduğundan dilediği biçimde kendisini yansıtabilmektedir. Böylece kullanıcılar, farklı yönleri ile deneyler yapabilmekte, kimlikleri ile oynayabilmekte, hatta olduklarından farklı bir cinsiyette bile kendilerini tasvir edebilmektedir. Bireylerin kendisini sosyal medya platformlarındaki bu var edişte ön plana çıkardıkları genellikle olumlu yönler olurken gizlenenler de çoğunlukla kusurlar olmaktadır. Bu nedenle de paylaşımların doğruluğu gerçek ile kurgu arasında sürekli gidip gelmektedir.
“Dijital kimliğin inşası” deyince ne anlamalıyız? Dijital kimliğin, gerçekten de inşai bir değeri olabilir mi? Dijital teknolojinin hiç hız kesmeden geliştiği günümüzde, sosyal medyanın, bireylerin/gençlerin kimlik gelişimindeki etkisini nasıl değerlendirmeliyiz?
Dijital kimlik inşasında, günümüzün sosyal medya platformları başat konumdadır. Bu yılın verilerine baktığımızda dört buçuk milyara yakın insanın aktif olarak sosyal medyada bulunduğunu görmekteyiz. Böylesine geniş bir nüfusun bu ortamlarda bulunması, birçok alanda olduğu gibi kimlik üzerinde de belirleyici olmuştur. Kullanıcılar hem burada bulunan diğer birçok hesaptan etkilenmekte hem de kendi kontrolü dâhilinde bir varlık inşa edebilmektedir. Bu inşa aslında bir etki, yansıtma ve göstermeden ibarettir. İnternet ve sosyal medya platformlarında geçirilen zaman arttıkça insanların farkına varmadan maruz kaldığı akışlar, kimliği üzerinde etkili olmaktadır. Bunlardan yaptığı çıkarımları, varlığı üzerine eklemlemektedir. Ayrıca fotoğraflar paylaşmak, duygu ve düşünceleri ifade etmek, beğeniler, yorumlar, takipler, takipçiler ve diğer sayabileceğimiz sosyal ağlardaki nice unsur da bizleri başkalarına tanıtan araçlar olarak kullanılmaktadır. Bu sayede bizler sosyal medyada varlığımızı temsil eden bir yansıtma ve gösterme içerisine girmekteyiz.
Sosyal medyaya entegre bir yaşam sürekli olarak bireyleri ve gençleri paylaşıma itmektedir. İnsanlar hayatlarındaki her anı gösterme zorunluluğu hissetmektedirler. Sosyalleşme yanılsaması altında buraya dahil olan insanlar bir dikkat çekme, tanınma, takdir toplama, fenomen ve influencer olma yarışına girmektedir. Mahremiyetlerin gönüllü teşhiri içerisinde yaşamlar, yetenekler ve arzular sergilenmeye özendirilmekte ve zorlanmaktadır. Sosyal medya bağlamında kullanıcılar, birçok sınava tabi olmakta; sürekli olarak takipçilerine yeni şeyler sunmak zorunda kalmakta, yarattıkları imajları sağlamlaştırarak, daima izleyici kitlesini koruyarak geliştirme mecburiyeti hissetmektedirler. Bu anlamda diğer üyelere kendisini “satabilmek” için daima kendi üzerine yatırım yapması gerekmektedir. Farklı olmak, dikkat çekmek ve ön plana çıkabilmek amacıyla giydiği, gittiği, aldığı tüm şeylerde belli bir standardı yakalamak ve üzerine koyarak devam etmek zorundadır. Sosyal ağlarda kimlik oluşturmak ve kimliğini korumak kullanıcılara bu anlamda farklı şeylere mal olabilmektedir.
Bu dijital etki, hangi alanlarda işlevselliğe sahiptir?
Sosyal ağlarda bulunmak kullanıcıların bedenleri, eylemleri ve kültürel faaliyetleri üzerinden bir dijital kimlik inşasına sebebiyet vermektedir. Varlığımızın en temel göstergeleri çoğunlukla beden ve bedenin unsurları üzerinden sosyal medyada yansıtılmaktadır. İnsanlar çevrimiçi görünürlük sağlamak için giderek daha fazla varlıklarının özel yanlarını açığa çıkarma gereği duymaktadır. Kamusal ekranlara taşınan gösterimlerde özel ve mahrem anlar ön plana çıkmaktadır. Geleneksel toplumlardaki bireylerin mahremiyet anlayışının yerine, dijital dünyada insanların neredeyse kendileriyle ilgili her şeyi paylaştığı bir aleniyet, açıklık ve teşhir fikri hâkim olmaktadır. Bireyin kendisiyle alakalı özel olarak kabul edilebilecek içeriklerin (bilgi, fotoğraf vb.) çoğu, gönüllü biçimde kamusal alana açılmakta ve mahremiyet ifşa edilmiş olmaktadır. Burada insanlar sürekli olarak birbirlerini izlemekte ve sürekli olarak başkalarının kendisini nasıl algıladıklarını düşünerek kimliklerini inşa etmektedirler. Sosyal medyadaki bireysel hesaplarda kullanıcı öznedir ve sürekli olarak kendisini kullanmaktadır. Paylaşımların temelinde kendi bedeni, kendi ilgi alanları, kendi düşünceleri bulunmaktadır. Bu durum bireyi diğer kullanıcıların nesnesi, ağlar için de metaya dönüştürmektedir.
Eylem üzerinden değerlendirdiğimizde ise kullanıcılar, sosyal ağ sitelerinde paylaşmak amacıyla gerçek hayatlarında saçma eylemlere girişebilir, şiddet barındıran faaliyetlerde bulunabilir, komik bir şey gerçekleştirirken kendisini kayıt altına alabilmektedir. Bu eylemlerin temel kaynağında ise görünür olma arzusu, tanınma ve popülerlik bulunmaktadır. Bunların yanı sıra sosyal mecralarda bulunduğu süre boyunca kullanıcılar edindiği izlenimlerden bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde davranışlarına işleyip onları belirleyecek mesajlar almaktadırlar. Yani ortam ve içinde bulunan diğer kullanıcılar kişinin eylemlerini şekillendirebilmektedir. Farklı kullanıcılardan gelen geri bildirimler, görüşler ve deneyimler bizler için önem taşımaktadır. Kişinin maruz kaldığı paylaşımlar, yorumlar, beğeniler belli bir eylemi gerçekleştirmeye teşvik veya var olan eylemde değişime neden olabilmektedir. Sosyal ağlardaki etkileşimli yapı bunların çok daha yoğun ve hızlı şekilde alınmasını sağlamaktadır.
Kültürel faaliyetler üzerinde de bir etki alanı oluşturulmakta ve bunların paylaşımlara yansıtılmasıyla veya orada görülenler üzerinden bir kimlik inşasına girilebilmektedir. Kullanıcılar sosyal medya hesaplarında okudukları kitapları ve dergileri, seyrettikleri filmleri ve dizileri, dinledikleri müzikleri, gezdikleri mekânların yanı sıra seyahat ettikleri şehirleri ve ülkeleri de paylaşabilmektedir. Gerçek hayattaki faaliyetlerin fotoğraflarla somutlaştırarak profillere konulması, kişilerin kendilerine oluşturmak istedikleri kimliklerinin destekleyicileri olmaktadır. Kendi zevklerinden ve ilgilerinden parçalar taşıyan bu paylaşımlar, ağlardaki diğer kullanıcılara o kişinin ne kadar “kültürlü” ve “bilgili” olabileceği yönünde imaj oluşturmaktadır. Bu durum bir bakıma kullanıcının kendi “kültürel teşhir”ini gerçekleştirdiği anlamına gelmektedir. Yaptıklarını, gittiği yerleri, okuduklarını belgeler nitelikteki paylaşımlar bir yandan kullanıcının takipçilerine neler gerçekleştirdiğini haber verme işlevi görürken bir yandan da insanların o kişi hakkındaki izlenimleri yönlendirmektedir. Gidilen kafe, izlenilen sinema filmi, dinlenen konser, okunan kitap, seyahat amacıyla bulunulan ülke, yenilen bir yemek, sınavda elde edilen başarı… Bunların hiçbiri kendi öz faydaları ile sınırlı değildir. Yani bunlar, yalnızca kişinin gerçekleştirdiği bir faaliyet değil, kimliğini başkalarına gösterebilmesi açısından sosyal medya paylaşımının da kaynağı olmaktadır. Gerçekleştirilen her eylem, sosyal medya içeriğine dönüşme potansiyelini de bünyesinde barındırmaktadır. Bu durum aynı zamanda içinde bulunulan ortamdaki kişiye salt eylemi gerçekleştirip anı yaşamak yerine, bir gereklilik hissiyatıyla yaptıklarını belgeleyip paylaşma ihtiyacı duymasına neden olmaktadır.
Küresel köy, ağ toplumu, Zuckerberg Galaksisi gibi sosyal medyayı ve dijital dünyayı tanımlayıcı kavramlar var. Bu ortamda, sözlü kültürden yazılı kültüre evrilmenin gençlerin her boyuttaki gelişimlerini kişilik açısından nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?
Küresel Köy, McLuhan tarafından elektrik teknolojilerinin, özellikle televizyonun dünyayı birbirine yakınlaştırmasına vurgu yapmak için kullandığı bir kavramdır. Ağ Toplumu da Castells ve Van Dijk tarafından zaman ve mekân engellerinin ağlar vasıtasıyla aşılmasına ve etkileşim alanının genişlemesine atıf yapmaktadır. Ben ise tüm bu çalışmalardan yola çıkarak Zuckerberg’in Facebook’u kurmasıyla başlayan süreci daha iyi anlamlandırabilmek adına, McLuhan’ın matbaanın etkilerini açıklamak için kullandığı “Gutenberg Galaksisi” tanımlamasından yola çıkarak sosyal medya temelli değişimleri ve içinde bulunulan dönemi vurgulamak için “Zuckerberg Galaksisi” ifadesi kullanmayı tercih ettim.
Her dönem içinde barındırdığı nitelikler yönüyle gençler ve onların kimlikleri üzerinde belirleyici olmuştur. Kitle iletişim araçlarının tümü çeşitli amaçlara ulaşmak gayesiyle yıllar boyunca insanları etkilemek ve onları yönlendirmek adına kullanılmıştır. Bugün de internetin ve sosyal medyanın küresel ve yerel birçok alanda etkiye neden olduğu görülmektedir. Dijital ön kelimesini kullanarak maddi yaşantımızdaki birçok kavramın internet dolayımlı ortamlar üzerinden yeniden tanımlanma yoluna gidildiği görülmektedir. Dijital vatandaş, dijital demokrasi, dijital toplum, dijital gözetim, dijital aktivizm vb. gibi yeni kavramlar, yapılan çalışmalar sonucunda içinde bulunduğumuz dijital dünyayı tanımlayabilmek adına ortaya konulmuştur. Dijital kimlik de bu etki alanının oluşturduğu halkalardan birini temsil etmektedir. İnsanlar gerçek hayatlarında olduğu halini yansıtarak, olmadığı gibi görünerek veya yeniden oluşturarak sosyal medya üzerinden dijital kimliklerini inşa etmektedirler. Aslında sosyal medya, seçilmiş anlar topluluğudur. Her seçim de kullanıcı tarafından bilinçli bir yansıtmayı barındırmaktadır. Dolayısıyla görsel kültürün hâkim olduğu bir dönemi yaşamaktayız.
İnsanların dijital kimliğini beslemek adına, gerçek yaşamı olumsuz yönde etkileyecek karar ve davranışlardan uzak kalması gerektiğini söyleyebiliriz. Kullanıcı sosyal medya hesabında daha güzel, daha çok beğeni alacak, daha çok ilgi toplayacak görseller üretmeye çalışırken bunun fiziksel yaşantısına maddi ve manevi olumsuz etkilerinden kendisini koruyabilmesi gerekmektedir. Çünkü bireyin dijital kimliğini oluşturmak adına kullandığı görselleri mükemmelleştirme gayesi, bu içeriklerin üretim alanı olan gerçek hayattaki yaşam biçimini doğrudan etkileyebilmektedir. Bu sebeple kişi, dijital kimliğini gerçek varlığından bağımsız düşünmemesi gerekmektedir.
Bunun yanı sıra kullanıcıların paylaşımları aracılığıyla platformda bulunan diğer kişilere ilettiği bilgilerin doğruluğu kurulacak ilişkiler bakımından önem arz etmektedir. Dijital kimliği optimize etme girişimlerinin, kimi zaman gerçek dışı bilgilerin kullanılmasına neden olduğu görülmektedir. Kişinin olmadığı, düşünmediği, hissetmediği, gerçekleştirmediği unsurlar üzerinden kimliğini biçimlendirmesi, derinleşecek ilişkilerde problemleri de beraberinde getirebilmektedir. Dolayısıyla her ne kadar sosyal medya platformları kişiye olmadığı kişi olma ve “-mış gibi yapma” imkânı tanısa da dijital kimliğin gerçekten uzak unsurlarla inşa edilmemesi önem arz etmektedir.
Ayrıca bu ortamlarda etkileşime girilen kişilerin ve gözlemlenen diğer profil sahiplerinin de kontrolü elinde bulundurmasından dolayı dijital kimliğini seçici bir şekilde oluşturduğu unutulmamalıdır. Sürekli olarak başkalarının olumlu yani iyi bir hayat sürdüğüne dair içeriklerine maruz kalmak yapılacak sosyal karşılaştırmalarda, kişilerin kendilerini eksik ve yetersiz hissetmelerine sebebiyet verebilmektedir. Bu yüzden de dijital kimliğin seçilmiş anlardan oluştuğu, kişinin büyük oranda kontrol sahibi olduğu ve bu paylaşımların dışında da bir hayatın olduğu göz ardı edilmemelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.