Gelin Kayınvalide İlişkileri / Uzman Psikolojik Danışman Esra Aydın Gökgöz

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz?
Tabii; ben uzman psikolojik danışmanım. 2011 yılında Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden mezun oldum. Mezuniyetimden sonra 2 yıl çeşitli eğitim kurumlarında çalıştıktan sonra 8 yıl da Bağcılar Belediyesi Kadın Aile Kültür Sanat Merkezi’nde çalıştım. Haziran ayı itibariyle buradan ayrılarak özel bir psikolojik danışmanlık merkezinde danışmalarıma devam ediyor olacağım. Meslek hayatım boyunca çoğunlukla çocuklar, kadınlar ve çiftlerle çalıştım. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda, nam-ı diğer ÇAPA Psikiyatri’de Sanatla Psikoterapi Kursu’nu tamamladım ve oradaki hastalarla çeşitli sanat terapi atölyeleri yürüttüm. Aile terapisi de bir diğer ilgi alanım. Aile terapisiyle ilgili de eğitim ve çalışmalarıma devam ediyorum.
2017 yılında, şu an üzerine konuşuyor olacağımız, Anne-Oğul Bağlanmasının Gelin-Kayınvalide İlişkisi ve Evlilik Doyumunu Yordamadaki Rolü isimli yüksek lisans tezimi, danışman hocam Doç. Dr. Azize Nilgün Canel’in destekleriyle, Marmara Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Yüksek Lisans Programı’nı tamamlarken yazdım.
Bağlanma kavramını psikolojik anlamda tanımlayarak başlayalım isterseniz… Devamında, aile ve evlilik alanında yapılan bilimsel araştırmalar bağlamında, tam da sizin yordamınızla, “Anneleriyle güvenli bağlanan erkeklerin evlilik doyumları nasıl oluyor? Eşlerinin evlilik doyumları ne âlemde?” Yaptığınız araştırma, bizlere bu konuda neler söylüyor?
Bağlanma, psikolojide şöyle tanımlanıyor: Bir kişinin kendi için özel gördüğü kişiyle güvende, mutlu ve iyi hissetmesi. Mesela halk arasında “ben sana bağlandım” gibi sözler kullanılır. Bu söz sanki biraz bağımlılığı içeriyor. Psikoloji biliminde daha farklı ve kapsamlı bir kavram olarak kullanılıyor bu aslında; sevgiyi, şefkati, güveni, onunla olmanın rahatlığını içeriyor. Bizim alanda herkesin bildiği çok ünlü bir kuramcı var bu konuda: Bowlby. Kendisi bağlanmanın yaşamın ilk yıllarında temellendiğinden bahseder. Daha bebekken temel bakım veren kişiyle olan ilişkinin, ki bu kişi genelde anne olur, nasıl bir şekil aldığı önemli. Bakım vereni tarafından ihtiyaçları giderilen, sevgi-şefkat gören, kendilerine alan yaratması ve sınır koymasına izin verilen bebekler yetişkin olduklarında insanlarla ilişkilerinde daha güvenli bağlanmalar oluşturuyor. Ancak bu tarz yaklaşımların tersi yönde ilgisiz olunan, şiddet gören, seçimlerine saygı gösterilmeyen, bağımsızlığına ve özgün bir birey olmasına izin verilmeyen bebek ve çocukların yetişkin olduklarında güvenli bağlanma oluşturma ihtimalleri oldukça düşüyor.
Bağlanma ile bağımlılık arasında fark var. Bazı anneler çocuklarına sevgi gösterirken ve ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan da o çocuğun bağımsızlığına izin vermeme noktasına kadar ilerleyebiliyor. İşte bu bağlanmaya değil bağımlılığa yol açıyor. Anne de çocuk da birbirine bağımlı hale gelebiliyor. Psikoloji literatürüne göre bu da bir çeşit güvensiz bağlanma. Böyle çocuklar da yetişkinliklerinde sağlıklı insan ilişkileri geliştirmekte zorluk yaşıyor.
Benim tezim de tam da bu noktadan çıktı. Şuna bakmak istedim: Bir erkeğin annesi ile bebek ve çocukken kurduğu ilişki evlilik doyumunu ve gelin-kayınvalide ilişkisini etkiliyor mu? (Burada parantez açıp evlilik doyumundan biraz bahsedeyim: Bu kavram bir kişinin evlilik ilişkisinden ne kadar mutlu ve tatmin olduğunu ifade eder. İlişki mutluluğu, çatışma, yakınlık, evlilik uyumu, öfke, eşin ailesi ile ilişkiler, ekonomik anlayış ve ebeveynlik anlayışı gibi alt boyutlardan oluşan bir kavram.) Yani annesi ile güvenli bağlanmayı oluşturmuş erkekler eşleriyle de aynı şekilde güvenli bağlanır diye varsayıldığından, bu durum evlilik doyumunu da önemli miktarda etkiliyor olmalı diye düşündüm. Oğluyla güvenli bağlanma kurabilmiş annelerin gelinleriyle olan ilişkileri ile o güvenli bağlanmayı tam oturtamamış olanların gelinleriyle olan ilişkileri arasında da fark olur diye düşündüm. Böyle sorularla yola çıktım.
Araştırmanın ilk ayağında 17 kadınla kayınvalide ilişkileri ile ilgili soruları içeren anket uyguladığım bir görüşme yaptım. (Bu soruları oluştururken gelin-kayınvalide ilişkileri ile ilgili yurtiçi ve yurtdışında yapılan başka araştırmaları okudum.) Görüşmeler sonucunda verilen cevapları analiz ettiğimde ortaya 7 temel başlık çıktı: kayınvalide ile birlikte zaman geçirme, olumlu etkileşim, olumsuz etkileşim, kayınvalidenin müdahale/evliliğe etkisi, olumlu anne-oğul ilişkisi, olumsuz anne-oğul ilişkisi, kocanın tarafsızlığı. Bu çalışma, sonrasında geliştireceğim Gelin-Kayınvalide İlişkileri Ölçeği için iyi veriler sundu bana. Ayrıca araştırmanın diğer kısmındaki sonuçlarla, bu 17 kadının anlattıkları arasında çeşitli bağlantılar kurdum sonrasında. 17 kadından bir gelin şunu dedi: “…Annemle bir arkadaş gibi her şeyi konuşabilirim. Yeri geldiğinde oğlunu ona şikâyet edebilirim. Eleştirmeden dinler. Cinselliği bile konuşabilirim.” Başka bir gelin: “…İlk evlendiğimizden beri beni istemedi. Aile sıcaklığı istedim ama vermedi. Örneğin birbirimize danışmak, hatalarımızı söylemek, sarılmak… Ama böyle bir şey olmadı.”
Araştırmanın diğer ayağında 107 gönüllü çift buldum. Erkeklerden çocukluklarını hatırlayarak annelerinin onlara nasıl davrandıklarını tanımlayan bir ölçek doldurmalarını istedim. Bu ölçeğin adı: Anaya Bağlanma Ölçeği. Orijinalinde Parker isimli yabancı bir araştırmacı geliştirmiş ancak Türkçeye çevrilip Türk kültürüne uyarlandığı için kullandım. Ölçekte şöyle maddeler var mesela: “Benimle yumuşak ve arkadaşça bir tarzda konuşurdu.”, “Kendimle ilgili kararlar almama izin verirdi.”, “Duygusal olarak bana karşı soğuk görünürdü.” vb. Kadınlardan ise kendi geliştirmiş olduğum Gelin-Kayınvalide İlişkileri Ölçeği’ni doldurmalarını istedim. Bu ölçekteki birkaç madde: “Eşimle aramızda kayınvalidemden kaynaklanan küskünlük ve kırgınlıklar olur.”, ”Kayınvalidem ile anne-kız gibiyiz.”, “Kayınvalidem aramızdaki problemleri başkalarına anlatır.” vb. Tabii aynı zamanda hem erkek hem kadınlardan, tez danışmanım Nilgün Canel Hocamın geliştirmiş olduğu Evlilik Doyumu Ölçeğini doldurmalarını istedim. Bu ölçekte ise şuna benzer maddeler var: “İlişkimiz bana mutluluk veriyor.”, “Eşim beni hiçbir zaman fiziksel olarak incitmemiştir.”, “Bazen eşimin davranışlarından dolayı mutsuzluk duyuyorum.” vb. Tüm bu ölçeklerde işaretlenenleri bir istatistik programına girdim ve çeşitli analizler yaptım.
Bu analizler bana şunları gösterdi: Erkek, annesinin ilgili olduğunu, ihtiyaçlarına duyarlı olduğunu algılamışsa evlilik doyumu, evlilik uyumu, ilişki mutluluğu buna bağlı olarak artıyor; çatışma ise azalıyor. Gelin-kayınvalide ilişkisindeki olumlu etkileşim ise artıyor.
Yine erkek, annesinin bağımsızlık ve kendi kendine hareket etme konusunda kendisine alan açtığını algılamışsa evlilik içerisindeki öfkesi buna bağlı olarak azalıyor. Gelin-kayınvalide ilişkisinde ise kayınvalidenin müdahaleci tavrı azalıyor, kocanın tarafsızlığı da artıyor. Buradan yola çıkarak şunu düşünebiliriz: Kendi çocuklarının bağımsızlığına izin vermeyen anneler aynı zamanda gelinlerine karşı da müdahaleci.
Yine araştırma sonucuna göre gelin, kayınvalide ile ilişkisini ne kadar olumlu görüyorsa evlilik doyumu da o kadar artıyor.
Gerçekten gelinlerin kayınvalideleri ile ilişkileri, toplumda sıkça dile getirildiği gibi “Kaynanayı ne yapmalı? Kaynar kazana atmalı.” modunda mı?
Hayır aslında. Bu çalışma toplumdaki “gelin-kayınvalide ilişkileri çatışmalı, çalkantılı olur” önyargısını da yıkacak nitelikte. Bence çalışmanın en can alıcı noktası da bu. Mesela kayınvalideleri ile ilişkilerini soran anketi uyguladığım 17 kadından 10’u cevaplarında olumlu etkileşime dair ifadeler kullanırken 12’si olumsuz etkileşime dair ifadeler anlatmış. Yani neredeyse yarı yarıya.
Ayrıca gelin-kayınvalide ilişkilerini gelinlere sordum. Yani onlardan ölçek doldurmalarını istedim. Bu ölçeklerden puanlar elde ediliyor. Yüksek puan, gelin-kayınvalide ilişkisinin daha olumlu olduğu anlamına geliyor. Araştırmaya katılanlardan yüksek puanlar işaretleyen de var düşük puanlar işaretleyenler de. Tüm puanların ortalaması da düşük değil aslında. Kısacası kayınvalidesi ile ilişkisini olumsuz, zorlayıcı algılayan gelinler olduğu gibi olumlu, yapıcı olarak algılayanlar da azımsanacak seviyede değil.
Çalışmanızda erkeklerin, durdukları yeri yorumlama noktasında ihtiyaçlar, bağımsızlık ve otonomi açısından neler dikkati çekiyor? Bu bağlamda kocanın tarafsızlığı konusunu yorumlar mısınız?
Öncelikle şunu söyleyeyim: Gelin-kayınvalide ilişkisindeki en önemli kişi damattır. Çünkü ilişki ne kadar kötü olursa olsun damadın tarafsız tutumu durumu kurtarabiliyor. Ya da yeri geldiğinde eşiyle koalisyonu bozmamayı başarması en azından eş ilişkisini kurtarıyor. Gelin-kayınvalide ilişkilerindeki problemleri çözmenin yolu bu ikiliyi yan yana getirip ilişki problemlerini çözmek değildir. Erkek ve kadını bir araya getirip kayınvalide ilişki problemlerine karşı işbirliği ile strateji geliştirmelerini sağlamaktır. Diyelim ki gelininin ev düzeni, çocuk bakımı gibi birçok işine müdahale eden bir kayınvalide var. Buna karşı gelin ne kadar sınır koysa da iletişim becerilerini kullanıp rahatsızlığını yapıcı bir şekilde dile getirse de sorun çözülmeyebiliyor. Böyle bir durumda erkeğin de eşiyle koalisyon halinde annesine sınır koyması gerekiyor, kararlı ama sevgi dolu bir dille. İşte bu noktada bağlanma devreye giriyor. Birincisi oğluyla güvenli bağlanan bir kayınvalide zaten bu kadar müdahaleci olmuyor; olsa da sınır konulduğunda alınmayıp kendini geri çekebiliyor. İkincisi annesiyle güvenli bağlanan bir oğul, onu kırmadan sınırlarını netleştirebiliyor.
Bir yandan da kocanın tarafsızlığı derken neyi kastettiğimden bahsedeyim. Bu kavram bir erkeğin gelin-kayınvalide ilişkisinde tarafsız davranabilmesi, çatışmalarda bir tarafın etkisiyle diğer tarafa karşı olumsuz bir tutum geliştirmemesi, yeri geldiğine arabulucu rol üstlenmesini içeriyor. Diyelim ki bir koca annesi ile güvenli bir bağlanma ilişkisi içerisinde. Böyle bir durumda gelin-kayınvalide arasında ortaya çıkan bir sorunda daha sağduyulu, her iki tarafı da dinleyen, birinden diğerine laf taşımayan, iki kadını birbirine uzaklaştırmaktan çok yakınlaştırıcı cümleler kuran birisi oluyor. Çünkü yapılan araştırmalara göre zaten güvenli bağlanan bireylerin empati, sosyal beceri, çatışma çözme, problem çözme gibi becerileri yüksek oluyor.
Sizin bu sorunuzda bahsettiğiniz ihtiyaçlar, bağımsızlık, otonomi kavramları benim tezimde şu anlamda geçiyor: Erkeklerin anneleri ile bağlanmasını ölçmek için Anaya Bağlanma Ölçeğinden yararlandık. Bu ölçeğin iki temel boyutu var: Çocuğuna karşı ilgili olma ve ihtiyaçlara karşı duyarlı olma boyutu ile otonomi ve bağımsızlığa izin verme boyutu. Bir erkek, çocuk ve ergenken annesinin ona ilgili davrandığını, ihtiyaçlarını giderdiğini, yeri geldiğinde kendi bağımsız alanını yaratmasına izin verdiğini algılamışsa o erkeğin annesiyle güvenli bağlanma oluşturduğu düşünülüyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi böyle kocalar tarafsız davranma konusunda daha becerikli.
Gelin-kayınvalide ilişkilerini belirleyen temel belirteçlerde neler var? Kayınvalide ile ayrı ya da beraber yaşamak, genel durumu nasıl etkiliyor?
Çalışmanın bir ayağında da buna baktım tabii. Çıkan sonuçlara göre gelinin eğitim durumu, maddi geliri, çalışma durumu, evlilik süresi, görücü usulüyle mi evlendi, çocuk sayısı, kayınvalide ile görüşme sıklığı, aile apartmanında yaşayıp yaşamadığı gelin-kayınvalide ilişkilerini pek değiştirmiyor. En çok etkileyen aynı evde birlikte oturma. Olumlu yönde etkilediğini söyleyemeyiz tabii. Bunu şöyle yorumlayabiliriz: Halk arasında “Ev üstüne ev olmaz.” diye bir laf vardır. Bu da onun gibi bir şey. Çünkü aynı eve girince tıpkı doğada da hayvanların birbirine yaptığı gibi bir mıntıka çatışması ortaya çıkıyor. Bu noktada gücü elinde tutmak isteyen kayınvalide ile kendi alanını açmak isteyen gelin arasında çatışma ortaya çıkabiliyor.
Bir yandan da önceden bahsettiğim gibi anne-oğul bağlanması da etkiliyor. Çünkü oğluyla o güvenli bağı kuran anneler, yani ne fazla bağımlı olan ne de ilgisiz olan anneler, gelinleriyle de daha yapıcı ilişki kurabiliyor. Oğluyla bağlı değil de bağımlı ilişki geliştiren anneler; oğullarını tahakkümü altına almaya çalışan, alan tanımayan anneler, oğulları evlendiğinde sanki gelinlerini bir “rakip” gibi görebiliyor. Sanki oğulları “paylaşılacak” bir şeymiş de onları paylaşamıyorlarmış gibi. Bu durumda da gelinleriyle yapıcı bir ilişki oluşturmaları çok zor tabii. Bu durum gelinin de karşılığında uyumsuzluğu ile denk düşerse daha da artıyor. Ya da oğluyla soğuk ilişkisi olan bir anne gelinine de soğuk oluyor. Gelinse yakınlık kurma arzusundaysa kayınvaliden karşılık göremeyince hayal kırıklığına uğruyor.
Olumsuz bağlanma özelliklerinin getirdiği, olumsuz anne-oğul ilişkileri, evlilikte doyumu nasıl etkiliyor sizce?
Bu araştırmada etkilediğini gördük. Nasıl etkilediğine gelince bunu araştırmaya dair yorumlarım ve meslek hayatım boyunca görüştüğüm birçok çiftte gözlemlediklerim üzerinden konuşabilirim. Başta da bahsettiğim gibi annesiyle o güvenli bağlanmayı oluşturamayan kişiler yetişkinliğinde, özellikle romantik ilişkilerinde, sağlam ve güvenli bağları kurarken çok zorlanıyor. Çünkü bu başta anneden öğrenilen bir şey. Onu anneden alamayan başkasına veremiyor. Bu da en çok romantik ilişkilerde kendini gösteriyor. Çünkü romantik ilişkiler çok yakınsak. Yakınlık arttıkça da çatışma ihtimali artıyor ve bu çatışmaları çözebilmek, güvenli bağlanan insanların daha yetkin olduğu bir alan. Dolayısıyla annesiyle o güvenli bağlanmayı oluşturmamış, yani ya aşırı bağımlı ya soğuk ya da çatışmalı bir ilişki oluşturmuş erkekler eşleriyle de ilişkilerini oldurmakta zorlanıyorlar. Muhtemelen erkeğin bu uyumsuzluğuyla tetiklenen kadın da karşılığında bir yerden sonra yapıcı olmaktan vazgeçiyor. Eğer kadın da kendi annesiyle o güvenli bağlanmayı tam oturtamamışsa bu bahsettiğim yapıcı olma temayülü daha da düşüyor. Dolayısıyla evlilikten duyulan memnuniyet, uyum düşüyor.
Umarım araştırmanızın dışına çıkmış olmayız ama bağlanma kavramı, sadece anne-oğul ilişkilerine mi odaklı? Evlilik doyumunda kadın eşin, evlilik öncesi kendi ailesiyle olan bağlanma ilişkilerinin de evliliğindeki olumlu ya da olumsuz durumlara bir tesiri var mı sizce?
Şöyle ki aslında sadece kadının annesiyle bağlanması değil, o kadar çok değişken katabiliriz ki işin içine. Mesela kayınvalidenin kendi annesi ile bağlanması, hem erkeğin hem de kadının babalarıyla bağlanmaları, erkeğin sosyal becerisi, kadının sosyal becerisi, erkeğin çatışma çözme becerisi, kadının çatışma çözme becerisi, kocanın arabuluculuğu vs. sonsuz tane sayabiliriz.
Bilimsel araştırmaların özelliklerinden biri de şudur: Birçok değişken arasından birine odaklanmak. Çünkü her bir değişkeni ele alsaydık araştırmaları tamamlamak, masraflarını gidermek vs. mümkün olmazdı. Bu nedenle bu çalışmanın odak noktası, anne-oğul bağlanması, gelin-kayınvalide ilişkileri ve evlilik doyumu oldu. Tezimde sona doğru yazdığım “Öneriler” kısmında şunu anlattım: “Bu araştırma, kadınların anneleri ile olan bağlanmalarını incelememiştir. Bundan sonraki araştırmacılara bu konu üzerine değinmelerini tavsiye ederim.” Ki zaten tezimi okuyan başka araştırmacılardan Psikolog Ceren Karakaş Uslu da anne-kız bağlanmasının gelin-kayınvalide ilişkisi üzerine etkisini inceleyen bir tez yazdı. Bulgularında oldukça anlamlı sonuçlar var. Anne-kız bağlanması gelin-kayınvalide ilişkisini etkiliyor. Yani anneleri ile daha güvenli bağlanma geliştirmiş gelinler, kayınvalideleri ile de daha olumlu ilişkiler oluşturuyor. O tezi de incelemenizi öneririm. Yani bazen bilimsel araştırmalar, araştırmacılar arasında bu şekilde bir bayrak yarışı ile ilerliyor.
Çok teşekkür ediyoruz…
Rica ederim, ben teşekkür ediyorum. Aslında şu anda size tezimin küçük bir özetini anlatmış oldum. Daha detaylı incelemek isteyenler YÖK’ün sitesinden Ulusal Tez Merkezi’ne girdiklerinde arama kelimesi olarak gelin-kayınvalide yazarlarsa benim tezim çıkacaktır. Oradan indirerek tüm teze ulaşıp okuyabilirler.
Son olarak; tüm bunları konuştuktan sonra okurun kafasında şu sorular oluşabilir: “Bu bağlanma denen şey bu kadar önemliyse ve ben annemle güvenli bağlanma oluşturmamışsam şimdi ne yapacağım?”, “İyi bir evlilik kuramayacak mıyım?” ya da evliyse eğer, “Eşimle çatışmalarım bu yüzden mi? Bunu nasıl çözebilirim?”, “Güvenli bağlanma sonradan sağlanır mı? Sağlanırsa nasıl sağlanır?”
Tüm bu soruların cevapları da başka deniz derya araştırmaların konusu aslında. Ancak ben kısaca şunu söyleyebilirim: Öncelikle birisi annesiyle güvenli bağlanmadıysa hayatı bitti diye bir şey yok. Sonrasında baba, öğretmen, arkadaş vs. başkasıyla kapatabiliyor o açığı. Kapatmasa da evliliği illa ki kötü olacak bir şey yok. Bilimsel araştırmalar bu konuda kesinlikle net bir dil kullanmıyor; çoğunluk adına konuşuyor. Elbette ki istisnalar var.
Bir diğer durum da şu: Birinin annesi, çocuğuyla onun ihtiyaçlarını karşılayan ve sevgi veren o güvenli bağlanmayı sağlamakta zorlandıysa çocuk sonrasında bunu değiştirebilir. Bunun için gerekli olan şeylerden birisi terapi görmektir. İkincisi ise o kişinin karşısına romantik ilişki kuracağı güvenli bağlanma stiline sahip bir bireyin çıkmasıdır. O zaman ilişki içerisinde öğrenebiliyor güvenli bağlanmayı. Ancak bir yandan da güvensiz bağlanma stiline sahip olan kişiler genellikle kendileri gibi güvensiz bağlanma stiline sahip başka kişilerle ilişki kurmaya meyilli oluyor ve her ilişkisinde aynı hayal kırıklıkları örüntüsünü geliştiriyor. Bunun aşılmasını kolaylaştıracak olan şey de psikoterapi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.