“Gazze Ahlakı” Nedir? / Dr. Fatih Yunus Özel

Bu başlığı asla hafife almamanızı tavsiye ederim. Çünkü burada sadece iki kelime var. Birisi Gazze, diğeri ahlak. Anlatmak istediğimizin mutlak değerini fark edemezsek içimizde bir izafi değer dahi oluşamayacak demektir ki, o halde şimdiden hemen bu yazıyı okumayı bırakalım. Eğer bu kelime ve kavram şu an bizlerde bir şey ifade ediyorsa o halde, okumaya devam edelim. Çünkü bu kelimeler bugün sizin için içi boşalmış ifadelerse yazılar zaten okuyan ve düşünen canlı türü/insan içindir… “Gazze Ahlakı”, ahlak kavramı, eylemi ve amaçlarının insanda varolan ama tarihte nadiren ortaya çıkan ahlaka dair incelikleri geleceğe bu zaviyeden bakan insanlar için güncelledi hatta tabir yerindeyse formatladı. Çünkü “yaparak eyledi.” Neydi bu ahlaklar? Hani tasavvuf kitaplarında hep yazan “tevekkül, rıza, sabır, adalet ve hilm…” varsa o ahlak kendilerinde, olduğunu iddia edenlerin dillerinden hiç düşürmedikleri bu ahlakları, bütün çarpıcılığı ile ve bütün cüzleriyle insanı çok etkileyen bir boyutta görünür kıldı. Hem de en küçük bireyinden en yaşlısına kadar toplumsal ahlaka dönüştürdü. Bu nedenle yeryüzündeki müesses ve küresel nizamın ruhen çökerttiği insanları derinden etkiledi. Onlara çok acı bir biçimde, oturdukları yerde onları “neden ve niçinlerle” rahatsız eden ve zaten özlerinde var olan vicdanı, merhameti, adalet duygusunu harekete geçirdi. Bir silkelenme/sarsılma gibi, deprem gibi, afet gibi sarstı. Doğal olarak bu değerlerin altında kalan silik ve muğlak ahlaki zemini de sarstı. Tebessüm, hayırseverlik, iyi niyet, çalışma, makul olmak, iyi ilişkiler, selamlaşma gibi hayatın içinde bireyi ve toplumu ahlaken örgütleyen her konuya daha farklı bir zaviyeden bakmayı öğretti. Yediği her lokmanın, içtiği her yudumun sorgulanmasını sağladı. İnsanın yeme, içme, üşüme, terleme, sıcak, soğuk gibi “ten mezbelesinden” kaynaklanan bütün ihtiyaç, arzu ve dirençlerinin, tembelliklerinin sıradan ihtiyaç, sıradan zorlanmalar ve dirençler olduğunu iliklerine kadar hissettirdi. Yani aslında “Ahlaken neredeyiz?” sorularına derli toplu ve insanı mutmain kılan, ikna eden bir cevap verdi. Bütün sahtelikleri/yapmacıklıkları/riyaları/sanallıkları hakikat aynasında imtihan eyledi. Tüm insanlığı kalbî ve zihnî olarak muhasebeye sevk etti. Burada sadece mazlumların Gazzeli Müslümanlar oluşu, masada, sınanmışlığa Müslüman olmanın ya da İslam olmanın verdiği zor bir sınav olduğu için, içinde cevapları barındıran bu yapıyı merak etmeye başladı insanlar… Yani aslında bu sınavı her Müslüman veremese de bu müspet puan, İslam’ın insani ve ahlaki yönüne yazıldı. İçimizdeki insani sorulara verilecek cevabın kaynağının fiilen İslam olduğunu düşündürdü. İnsani açıdan pek çok soru ve soruna verilebilecek ikna edici cevapların İslam’da oluşunu Gazze’de yaşanan büyük insani dramla cevapladı. Ahlakın her cüzünün -yaşanması halinde- aslında böyle çarpıcı bir etkisi vardır insanda. Gazze’deki trajedik insanlık dramının ahlaki zeminde dünya toplumlarında oluşturduğu etkinin İslam kültüründeki karşılığı “Adaleti olmayanın takvası da eksiktir.” düşüncesidir. Çünkü adalette vicdan, merhamet ve hikmet hepsi bir arada olur. Bu kavramların hiçbiri duygudan, düşünceden azade değildir, birbiriyle iç içe ve derinliklidir. Yani Gazze katliamı, insan yüreğine/ruhuna keskin mi keskin bir biçimde dokundu. Gafletin, gevşekliğin, tembelliğin içimizdeki etkilerini güçlü bir biçimde silkelediği gibi derinde insanı insan yapan daha güçlü duygu ve ahlaklarımızın da hayatın içinde aranmasına/varlığını göstermesine yol açtı. Çünkü yaşanmıştı bir kere… İnsanlık için büyük bir adım… Bizleri bu kavramları sıradanlaştırma gafletinden kurtardı. Adalet deyince ne anlamamız gerekiyorsa içimizde ve dışımızda bu kavramın nasıl tecelli etmesi gerektiğinin ahlaki çıtasını yükseltti. Burada mazlumun karşısında zalimi oynayanlar için de bir “insanlık kapısı” açıldı aslında. Hakikatle yüzleşmek… Çünkü hakikatin tekliği, “vahdaniyet” kapısıdır. Ya oradan girersiniz ya da çıkarsınız ama o kapı hiç kapanmaz. Çünkü o kapı, insan için yaradılış kapısıdır, kulluk kapısıdır, insan olma kapısıdır. Yaradan için ise yaratma kapısıdır. Yaradan da yarattığı her canlıyla bir şeyi murad eder. Ya Allah’ın boyasıyla boyanıp insan olursunuz ya da hakikati inkâr edip canavarlaşır ve hayvandan daha aşağı hale gelirsiniz… Velhasılı Gazze sınavı insanlara yeniden insan olmanın kapılarını araladı. Çünkü ideolojilerin, post modernizmin, küreselciliğin, sahte hümanizmanın, hakiki manada insanlığa bir şey katmadığı, tam aksine içimizdeki sahici değerlerin üzerini örttüğü anlaşıldı. Eğer buradan insan olmaya dair bir kapı açılacaksa ve aralandıysa o kapı “Gazze’den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” sözü doğru bir sözdür. Bu konuda ümitvar olmak en az, insan olmak kadar hakkımız… Çünkü insanız ve ne yazık ki bunu acı çekerek öğrenmemiz gerekiyormuş… Şimdi yeniden sormak lazım… “Gazze bizim neyimiz olur?” Aslında bugün bu soru, bütün iç çekişmeleri, ideolojik tartışmaları, dezenformasyonları bir kâğıt gibi yırtarak cevabı alınabilecek bir soru. Aksi halde öğrenme vasfımızı da kaybetmişiz demektir, yani insanlığımızı… Kötü bir sosyal ahlak örneği olarak Gazze katliamında bunu İsrail terör devletinin şahsında her yönüyle görmek mümkündür. Son dinin öğretilerinden nasiplenememiş bu gaddar toplum kendi nefislerine uyarladıkları tahrip edilmiş metinleri esas almaktadır. Hamas ise teslim ettiği esirlerin ayrılırken gözlerine yansıyan ayrılık tebessümleriyle tüm dünyaya vereceği mesajı çoktan vermiştir. Aradaki farkı görmemek beş duyunun ve aklın inkârı anlamına geldiği için evrensel mesaja da gözleri kör, kulakları sağır ve kalpleri mühürlü olmak demektir. Çünkü Hamas’ın düsturu, Allah’ın (c.c.); “Şüphesiz ki Allah size adaleti emreder.” (Nahl, 16/90) emridir. Zalimin yanında yer alma, hakkını ara ve adaletli ol… Çünkü Allah (c.c.) kullarının adil olmasını emreder ve zulmü yasaklar. Çünkü Allah’tan korkan, O’ndan başkasından korkmaz. Bu korkusuzluk ve cesaret Gazzeliyi “Gazzeli” yapan ahlaktır. Adalet, hilm ve tevazuyu tüm örnekliğiyle üstelik savaş ortamında Gazzeli’de görebilirsiniz. Zaten hilm, gücü yettiği, imkânı olduğu halde sertleşmemek, kötülük yapmamak, gereksiz güç uygulamamaktır. Bu anlamda Gazze, ahlakı hayatın içinde yaşanılabilir kılmanın örneği olmakla, aslında tüm İslam dünyasına da hiç göz ardı edilmemesi gereken bir mesaj vermektedir. Ahlak, ahlak, ahlak… Bu haliyle mazlum Gazze, insanlığa manevi arınmanın yollarını göstermektedir. Zor olanı yapan, kolay olanı mutlaka yapar düşüncesiyle nefsi kandırmaya dayalı tüm küresel dayatmalara karşı, temeli Allah korkusu olan bir “ahlak ayaklanmasının da” önünü açmış bulunmaktadır. Bugün tüm dünyanın ihtiyacı olan, iyilik ve güzelliğe, zulmetmemeye, düşünce krizine dair tüm paradigma değişikliği taleplerinin mazlum aktivisti, mücahidi durumundadır. Artık Müslümanlar için “Sen de mi bana zulmediyorsun?” sözü yerine, kibirden ve zulümden arınmış bir biçimde “Sen kimsin ki?” deme zamanı çoktan gelmiştir. Herkesin kendisine silah sıkmasına engel olmanın, Allah’ın rızası için güçlü olmanın zamanı inşallah gelmiştir. Gelsin ki adaleti, huzuru, insanlığı, tüm insanlığa yayalım. Çünkü biz, Gazzelilerden doğru bir ders aldıysak eğer, Yahudi değil, Müslümanız… İslam fıtrat dini olmakla insanlığa hitap ediyorsa, mazlum iken de güçlü iken de ahlaklı olmak, bugün Gazze katliamı vesilesiyle bir kez daha görülmekle, gerçek ahlakın İslam’ın güçlü sesi ve soluğundan geçtiğini insanlığa göstermek için bedeli ödenen bir fırsat oldu. Bugün bunu ancak Gazzeliler yapmakta… Bizler ise henüz Müslümanın Müslümana fiilen ve ahlaken zulmetmesinin önüne dahi geçemedik…
İlim irfan ve hikmet ehli Şenel İlhan Beyefendi, nutku tutulmuş bu sessizliği şu cümlelerle reddediyor: “Yazık çok yazık! Bu millete ne olmuş böyle? Allah katında Gazze sınavını kaybetmek üzereyiz! Herkes işinde gücünde… En küçük tavizsiz bir şekilde hayatlar devam ediyor!
Maalesef, üzülerek ve utanarak izliyorum! Ağla sızla elimizden bir şey gelmiyor ki ne yapalım psikolojisi ile aldırmazlık, unutma ve yok sayma modu, artık bu milletin tavrı oldu!
Dünyanın her yerinde her dine mensup insan, Gazze için mitingler, protestolar düzenlerken ve bunu neredeyse rutin olarak yaparlarken, Türkiye’de ise artık tık yok! Türk milleti Allah katında rezil oluyor!
Devletin en başı dahil tam kadro bu dava için ve Allah için koşuştururken ve her fırsatta ve her koşulda Gazze, Filistin ve Kudüs davası gündemlerinden hiç düşmezken ve yine, özellikle, yiğit ve yürekli söylemleri ile Devlet Bahçeli ve birçok siyasetçimiz, her koşulda elinden gelen her şeyi yaparken Türk halkı ise, aleni umursamaz ve artık sadece uyuşuyor ve miskinlikten mayışıyor! Ve yine, hayretler içinde görüyorum ki, tüm dünyanın ve Batı’nın birkaçı hariç, tüm siyasileri apaçık alçak ama halkı Gazze ve Filistin için coşku ile ayakta ve sırf bu nedenle İslam’a dönüşler rekor seviyede ve olağanüstü boyutlarda! Arap âlemi ise, halkı kan ağlasa da, yöneticileri alçak bile değil satılmış, kukla ve menfaatlerinin kölesi iğrenç zavallılar haline gelmişler! Sanki, “Allah’ım! Gazabın nerede? Azabın hani?” dercesine bir uyuşukluk ve korkaklıkla yatıyor ve üstelik halklarına da tam bir baskı uygulayıp İsrail’e yalakalık yapıyorlar…
Fakat her şey bir yana her ne olursa olsun bu asil Türk milletine bu garabet durum ve bu iğrenç uyuşukluk asla yakışmıyor ve Alpaslanların, Fatihlerin, Osman Gazilerin kemikleri sızlıyor ve adeta mezarlarında, Gazze’den çok halimize ağlıyorlar!
Ne diyelim? Rabbım İslam âlemini bu utançtan ve zilletten kurtarsın! Gazze, Filistin, Doğu Türkistan’da Uygurlara, Keşmir ve dünyanın her yerinde inim inim inleyen bütün Müslümanlara yardım etsin!
Ve artık, İslam âlemi ve kurtuluşu için, cihadı ve şehadeti amaç edinen, yürekli mücahitleri bir araya toplasın ve dünyaya adalet gelsin! İslam hâkim olsun! Zulüm yok olsun…”
Bu duaya ancak yürekten “âmin” denir…
Bir stratejist ve sosyolog olan Dr. Eray Güçlüer’in dergimize verdiği röportajdaki her şeyi özetleyen cümlelerini burada aktararak son noktayı koyalım:
“Emperyalist güçler Hamas’tan bu kadar etkin bir direniş beklemiyorlardı, dolayısıyla çok net bir şekilde emperyalizmin yenilemeyeceğine olan inanç kırıldı. Doğru mücadele ile emperyalist güçlerin dünyayı sömürgeleştirme süreçlerinin de durdurulabileceğini göstermesi bakımından çok önemli. Olayın sadece Gazze’de kalmadığını, emperyalizmin pençesinde olan dünyanın pek çok yerinde inim inim inleyen, Afrika toplumlarından Orta Doğu toplumlarına hatta Uzak Doğu Asya’daki toplumlara kadar bir kurtuluş ümidi oldu. Gazze 370 kilometre karelik bir yer ama şanlı bir direniş, çok akıllı bir direniş, çok akıllı bir savunma anlayışı, bu savunma anlayışının sosyolojik, insanî ve politik yönlerinin de etkin şekilde kullanıldığını görüyoruz. Özellikle Hamas’ın esirlere olan muamelesi dünyaya insanlık dersi veriyor. İsrailli esirler neredeyse İsrail’e dönmek istemiyor. Bu işin çok boyutlu olduğunu görüyoruz, askerî açıdan bakıldığında Gazze tünelleri dünyada tek, başka örneği yok. Mükemmel ve çok akıllıca planlanmış. Hamas’ın direniş mücadelesi, üçüncü aya yaklaşıyor, dışa bağımlılığı çok azaltmış, kendi mühendisleriyle, kendi generalleriyle, kendi savaşçılarıyla… Kendi kendine yetecek bir potansiyel oluşturmuş. Bu potansiyeli barındırdığı için savaşı çok uzun zaman sürdürebiliyor. İsrailliler bunu fark etmekte geç kaldılar. Savaş ilk başladığında da şöyle demiştik, bu savaşı Hamas uzun süre sürdürebilir de İsrail ne kadar sürdürebilir. 7 Ekim’den sonraki süreçte, İsrail’in Gazze’den ummadığı bir mücadele azminin ortaya çıktığını gördük. Dolayısıyla etkisi dünyada emperyalizmin pençesi altında inim inim inleyen devletler için de büyük bir ümit oldu. Bakın hiç araştırılmıyor ama Uzak Doğu Asya’da, Kore, Vietnam hattında toplumsal yapı o kadar dejenere olmuş, o kadar bozulmuş ki o toplumlar kendi benliklerini kaybetmişler. Emperyalizm sadece maddi olarak değil, inanç ve ahlak değerlerini de yerle bir etmiş, çöpe atmış, bitirmiş, tüketmiş. Bu anlamda gerçekten Hamas’ın direnişi dünya toplumlarına örnek oluyor, umut oluyor. Ahlaki ölçülerle, insani değerlerle kahramanca güçlü ve akıllı bir mücadele verilebileceğinin de örneği dünyaya gösterilmiş oldu.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.