Evsizler Sadece Barınma ve Gıda Değil İlgi de İstiyorlar / Dr. Yasin Akyıldız

İnsanlara insanca yaşama imkânı bağlamında “Evsizlik” deyince ne anlamalıyız?
Evsizlik öncelikle fiziksel bir mekân olarak algılanmamalı. Eğer bu şekilde fiziksel bir mekândan yoksunluk olarak algılanırsa çatısız olma olarak da ifade edilen barınacak bir yerin olmaması olarak sınırlandırılmış bir tanım yapmak zorunda kalırız. Evsizlik bu anlamdan çok daha fazlasını içinde barındıran bir olgudur. Bu olgunun içinde önce “EV” kelimesinin içeriğinin doldurulması gerekmektedir. İçerikte aidiyet, bağlılık, sorumluluk, paylaşma, dayanışma, düzen, güvenlik gibi birçok kavramla ilişkinin olduğu görülmektedir. Belirtilen bağlamda evsizliğin kavramsal tanımına odaklanarak bir tanım yapmak yerine, evsizlik olgusunun sebepleri ve sonuçlarını da içinde barındıran bir tanımlama yapılması bir zorunluluktur. Aksi takdirde eksik tanımlamalar, eksik bakış açısına, eksik bakış açısı eksik uygulamalara, eksik uygulamalar ise evsizlik olgusunun toplumsal bir mesele haline gelmesine sebebiyet verir. Belirtilen minvalde evsizlik; Bireyin bağlı olduğu bağlardan kopması bağlamında gelir yetersizliği veya yokluğu ve aile temelli sorunlar sonucunda oluşan bir sosyal meseledir.
Evsizliğin nedenleri ve türlerine dair neler söylenebilir? “Yeni Evsizlik Kavramı” ise daha uyarıcı görünüyor. Tespitlerinizi alabilir miyiz?
Evsizlik meselesinin temelinde belirttiğim gibi aile içi sorunlar ve gelir yoksunluğu bulunmaktadır. Bu sebepler, 2020 yılında İstanbul’da yapmış olduğum alan araştırması sonucunda da ortaya çıkmıştır. Bunlar, Türkiye’de evsizliğin iki temel sebebi olarak sayılabilir. Bu iki temel sebep ana tema olarak referans alındığında bunun altında birçok evsizlik sınıflandırması yapılabilir. İki temel sebebi de birbirinden tamamen ayırmak mümkün değildir. Her bir sebebin diğer sebebin tetikleyicisi olabilme ihtimali yüksektir. Bunu şu şekilde açıklamak mümkündür. Bu çerçevede aile evsizliği; evsizliğin aile üyelerinin tamamı tarafından yaşanması durumunu ifade etmektedir. Genç evsizliği, genç bireyin aile içi iletişim sorunları ve madde bağımlısı olması durumunda sokağı bir kaçış ve kurtuluş yeri olarak görmesi olarak belirmektedir. Kadın evsizliği, çoğunlukla eşlerinden ayrılmış ve evliliklerinin başlangıcında sorunlu bir birliktelikle evliliğe adım sonrasında gelişen ve çocuklarıyla birlikte sokakta kalmak durumunda olan kadın bireyleri ki bu bireylerin çoğunluğunun evlilikleri kaçarak evlenme şeklinde olduğu için ailelerinin yanına da dönememektedirler. Yaşlı evsizliği, eşin ölümü, geçmiş olumsuz yaşam deneyimlerinden kurtuluş olarak evden ayrılma, gelir noksanlığı ve emeklilik gelirine sahip olunmaması, ikinci bir eş ile evlenme ve çocuklarının dışlaması vb. durumlarda oluşan evsizlik türüdür. Çocuk evsizliği, anne veya babası veya her ikisi tarafından ihmal istismar edilmiş, eğitimine devam ettirilmemiş, anne ve babanın ölümü sonrasında akrabaları tarafından ihmal edilmiş veya sorunlu evlilikler sonucunda ailenin dağılması ile sokakta yaşamak zorunda kalan çocukların yaşadığı evsizlik durumunu ifade etmektedir. Diğer yandan yetiştirme yurtlarında kaldıktan sonra hayata tutunmaları mümkün olmamış genç bireylerin kaynaklarını tükettikten sonra içine düştükleri durumu da bu sürece dâhil edebiliriz. Sadece cinsiyet ve yaş temelinde değerlendirmenin dışında zamansal boyutta da evsizliğin geçici ve kronik evsizlik olarak da tanımlanması mümkündür. İki yıl ve daha fazla evsizlik süreci içinde bulunan bireyler kronik evsiz, afet, yangın, işsizlik gibi sebeplerle belirli süreli evsizlik yaşayan bireylerin durumu da geçici evsizlik olarak tanımlanmaktadır. Diğer yandan evsizliğin “en dip hali” olarak ifade edilen göçmen evsizler var, bu bireylerin durumu diğer evsiz bireylere göre çok daha vahimdir. Çünkü en önemlisi dil problemleri mevcut, iş arama sürecinde birçok dışlanma ile karşılaşıyorlar. Ayrımcılık, ücretlerin düşüklüğü, kötü muamele, yasal olmayan süreçlerle göç, kimlik problemleri, durumun daha da vahimi ise ailesi ile birlikte evsizliği yaşayan göçmen evsizlerin bulunmasıdır.
Bunların dışında bir de yeni evsizlik olgusu var. Bu durum daha çok kent ortamlarında beliren bir olgudur. Eski evsizlik içinde tembel, sorumluluk sahibi olmayan, ayyaş, berduş, sokakta yaşayan, zihinsel engelli bireyler dâhil edilirdi ve tanımlama yapılırken de bu bireylerin içinde bulundukları durum açıklanmaya çalışılırdı. Günümüzde ise yeni evsizlik olgusu kapsamında kentin hızlı yaşamı içinde beliren bireycilik, tüketim kültürünün hâkimiyeti, iflaslar, sosyal sermaye kaybı, aile yapısında beliren değişimler, deprem, sel, yangın gibi doğal afetler, işsizliği de barındıran sonuçlar yeni evsizlik olgusunu gündeme getirmiştir. Yeni evsizlik olgusunda vurgu, toplumun her kesiminden bireyin evsizlik sürecine girebileceğini salık vermesidir. Postmodern söylemin belirsizliğe yaptığı vurguyla ifade edecek olursak “Her an her şey olabilir” anlayışı, risk toplumunun karakteristik özelliğini yansıtmaktadır.
“Evsizlere Yönelik Sosyal Hizmet İhtiyacının Ekosistem Yaklaşımı Bağlamında İncelenmesi” sonuçları itibarıyla bize bu konuda neler söylüyor?
Evsizliğinin sebepleri bağlamında iki temel faktörün öne çıktığını ortaya koyuyor. Bunlardan birincisi aile içi sorunlar, ikincisi ise ekonomik yetersizliktir. Aile içi iletişim eksikliği, şiddet olgusu, alkol ve madde bağımlılığı, boşanma, evsizliğin aile içi sorunlar kapsamında evsizliğe yol açan sebepleri arasında yer almaktadır. Ekonomik sebepler arasında işsizlik ilk sırada, iflas, eğitimsizlik, mesleki yetersizlik, mesleğin olmaması, yapılan işlerin ihtiyaçları karşılamaması, geçici işler, gelir yetersizliği kapsamında evsizliğin sebepleri arasında yer aldığını ortaya koymaktadır. Sebepler değerlendirildiğinde evsizlik sorununun kompleks bir sorun olduğu, bu sorunların çözülebilmesi için de her bir vaka düzeyinde çözüm üretebilecek sosyal destek örgütlenmelerine ihtiyaç olduğu araştırmanın bulguları arasında yer almaktadır. Mevcut sosyal destek mekanizmaları barınma ve gıda düzeyindeki ihtiyaçların giderilmesine odaklanmakta, ancak bu durum evsizliğin kompleks sorunlarının çözümlenmesinde yetersiz kalmaktadır. Evsizlik yaşayan bireylerin bireysel, sosyal ve mesleki düzeyde rehabilite edilmeye ihtiyaçları bulunmaktadır.
Evsizlerle yapılan görüşmeler özelinde neler dikkati çekiyor?
Evsiz bireylerle yapmış olduğum görüşmelerde her bir evsiz bireyin güçlü yönlerinin olduğu ve hayata tutunmak için fırsat yakalama çabası içinde olduklarını gözlemledim. Bunun yanı sıra evsiz bireyler terk edilmişlik duyguları içinde kendilerini yalnız hissetmekte… Bu durum daha çok evsizlik sürecinde verilen hizmetlerin barınma ve gıdaya odaklanılmasından kaynaklanmaktadır. Evsiz bireyler ilgi görmek istiyorlar, konuşmak, içlerini dökecek birilerine ihtiyaçları var. Belirtilen düzeyde psikolojik destek sınırlı sayıdaki STK tarafından verilmektedir. Bireyler hayata yeniden başlamanın ilk basamağı olarak iş ve çalışma yaşamını düzenli bir hayat için zorunluluk olarak görüyor. Her bir evsizin farklı bir yaşam öyküsü ve evsizlik süreci var. Bu düzeyde evsizliğin farklı boyutlarına çözüm üretecek esnek hizmet sunacak sosyal servislere ihtiyaç var. Evsizler de farklı ihtiyaçlarına farklı çözümler üretecek hizmet sunumlarının olması gerektiği üzerinde duruyor.
Erkek ya da bayan evsizler konusu, sonuçları itibarıyla sahiplenmede tetikleyici unsur olarak etkili mi? Toplumsal etkileşim, bu konuda nasıl?
Erkek veya kadın evsizliğinin sebebi ortaktır. Temelinde aile içi sorunlardan kaynaklanıyor. Sonuçları açısından değerlendirildiğinde erkeklerin sokak ortamında strateji geliştirmeleri daha kolay, kadınlar bu süreçte daha savunmasız olduklarından sokakta, bankta yatma gibi bir durumları yok. Kadın evsiz, şiddet mağduru olmadığı için kadın konuk evine gidemiyor, geriye korunaklı belli başlı mekânlar kalıyor. Bunlar arasında arkadaşının evine yerleşme, gizli evsizlik durumu, gündüz otobüslerde ring yaparak vakit geçirme ve gece hastane acillerinin girişlerindeki banklarda yatmak kadınların mekânsal stratejileri arasında yer almaktadır. Diğer yandan kış aylarında vakıf ve yerel yönetimlerin barınma odaklı uygulamaları söz konusu, hijyen, gıda ve elbise yardımları bu kurumlar tarafından veriliyor. Birkaç STK’nın kadın evsizlere yönelik barınma odaklı yerleri mevcut. Bu yerlerin kaynakları yetersiz ve mesleki uygulamalarla entegre edilmemiş durumda. Toplumun evsizlere bakışı toplumdan topluma değişen bir olgudur. Türk toplumunun mayasında dayanışma ve yardımlaşma ulvi bir yere sahiptir. Belirtilen düzeyde evsizlerin de tabiriyle “İstanbul’da aç kalmazsın nereye gitsen bir simit yer, bir çorba içersin…” bu düzeyde toplum evsizleri dışlamamaktadır. Dışlanma durumu daha çok evsiz bireylerin dış görünümleri itibariyle örselenmeleri sonucunda, otobüste, hastane acillerinde, vb. yerlerde ortaya çıkabilmektedir. Bunun dışında evsizlere toplumun, evsizlerden alınan bilgiler doğrultusunda, dışlayıcı bir durumu söz konusu değildir. Diğer yandan STK’ların sınırlı kaynaklarla hizmetlerini geliştirememeleri yönetimsel bir sorun mudur, yoksa toplumun desteğinin yetersizliğinden mi kaynaklanmaktadır, araştırmalar sonucunda ortaya koyulacak bir durumdur.
Evsizlik konusunun başka ülkelerde aldığı şekle dair genel değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki evsizlik hem gelişmiş hem de gelişmemiş toplumlarda görülen sosyal bir meseledir. Evsizlik olgusunun özellikle Mısır, İran, Hindistan gibi ülkelerde yapısal kaynaklı ve yoksulluğun en dip halleri olarak ve sosyal politikaların eksikliği bağlamında değerlendirmek mümkündür. Gelişmiş ülkelerde daha çok azınlıklar ve göçmen nüfus tarafından yaşanan bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Burada ayrımcılığın etkisi büyük. Çünkü özellikle Batı’da gerek kıta içi ve gerekse de kıta dışı göçler evsizlerin mobilizasyonunu kaçınılmaz hale getirmekte ve bir kayıt sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu kayıt sorunu sürecinde evsiz bireyler birçok hizmetten mahrum kalabilmekte ve dil, eğitim, suç, ayrımcılık gibi faktörler de göçmen evsiz bireylerin, anayasalarında sosyal devlet ibaresi yer alan ülkelerde bile ayrımcılığa uğramalarına sebep olmaktadır. Diğer yandan gelişmiş ülkelerde evsizlik sorununu oluşturan yapısal bir faktör gelir dağılımı adaletsizlikleri ve küresel ekonomik krizlerdir. Küresel ekonomik krizlerde özellikle ABD’de birçok insanın kredilerini ödeyememesine sebep olmakta ve ipotek ve haciz gibi hukuki süreçlerle insanlar evlerinden olabilmektedir.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, gelişmiş ülkelerde özellikle AB bölgesinde FEANTSA sivil toplum örgütü AB’ye danışmanlık statüsünde görevleri olan evsizlik alanında AB politikalarına yön veren çatı bir örgüt konumundadır. Birçok fon evsiz bireylerin, meslek elemanlarının ve evsizlere hizmet veren STK’ların desteklenmesi için kullanılmaktadır. Farklı evsiz gruplarına göre oluşturulmuş hizmet sunumları bulunmaktadır.
Önerilen çözümlerde neler var?
Evsizlik sorununun çözümünde aileleri destekleyici hizmetlerin yaygınlaştırılması evsizliğin önlenmesinde etkili bir mekanizma gibi duruyor. Evsiz olmadan önce, ailelerin evsizlik sürecine girmesini önlemek için gerekli bir uygulama aile destek mekanizmaları… Evsizlik sürecinde ise öncelikle evsiz bireylere yönelik danışmanlık hizmetlerini yürütecek birimler eksik. Evsizler nereye gideceğini bilmiyorlar bu süreçte… Ayrıca evsiz ailelere acil barınabilecekleri kurumsal yapılanmalar bulunmamaktadır. Bu durum evsizlik sürecinde mağduriyetlerin artarak devam etmesine sebep olmaktadır. Diğer yandan barınma hizmeti sağlayan STK’ların kapasiteleri yetersiz, ayrıca kaynak sorunları var. Bu durum STK’ların desteklenmesi gerektiğini, bu desteğin ise yönetsel, kaynak ve hizmet çeşitlenmesinin artırılması yönünde oluşturulması gerektiğini ortaya koymaktadır. Diğer yandan meslek elemanlarının çözüm üretme kapasitelerinin artırılması ve evsizlik konusunda eğitilmelerinin de gerekliliği ortadadır. Her bir vaka düzeyinde spesifik hizmet sunumlarını yapabilecek örgütsel hizmetlere ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca rehabilitasyon temelli uygulamalar sorunun çözümüne odaklı uygulamalardır. Bu süreçte evsiz bireylerin de talepleri doğrultusunda mesleki eğitim, iş, psikolojik destek, aileye dönüş hizmetleri, evsizliğin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması için uygulanacak çözümler arasında yer alabilir.
Evsizlere yönelik sosyal hizmet uygulamalarında devletler, STK, uluslararası organizasyonlar; hangisi ya da hangileri, çözüme yönelik daha etkin rol oynuyor?
Burada kurumlar arasında bir ayrım yapmak ne kadar doğru olur, tartışılır, ancak şunu belirtmekte fayda var ki, günümüz modern toplumları her türlü gelişmişliğiyle beraber birçok sorunu da kendi bünyesinde barındırmaktadır. Bu durum sanayileşme sonrasında yaşanan sorunların çözümünde tek etkili merciinin devlet olduğunu ortaya koymaktadır. Bu anlayış günümüzde sosyal devlet anlayışının temellerini oluşturmaktadır. Modern toplumlar karmaşık toplumlar ise karmaşık sorunların üstesinden gelinmesinde STK’ların gücü sınırlı kalabilmektedir. STK’ları aynı zamanda devletin sosyal politika oluşturmadaki merkezîliğini yerelde daha etkili bir şekilde çalışmalarıyla yürütebilmektedir. O yüzden birbirinin alternatifi olan kurumlar yerine belli bir sorunu kendi imkânlarıyla çözüme kavuşturan paydaşlar olarak görmekte fayda var. Bu anlayış aynı zamanda kurumsal diyalog kapsamında mesleki deneyimlerin paylaşımını, kaynakların ortak kullanılmasını, güç birliğini de beraberinde getireceğinden birbirinin alternatifi yerine tamamlayıcısı olarak görmek daha makul çözümlerin oluşturulmasını sağlayacaktır.
Evsizlere ait kayıt olgusuna dair neler söz konusu?
Öncelikle evsizlere ait kayıtlara SYDV’lerde rahatlıkla ulaşılabiliyor. Dijital ortama aktarılmamış olsa da sosyal inceleme raporlarına gerekli izinler alındıktan sonra ulaşılabiliyor. STK’larda daha çok kayıt tutulmamakta, oluşturulmuş sosyal inceleme raporları bulunmamaktadır. Büyükşehir belediyesinin düzenli olarak internet sitesinden açıkladığı evsizlere verilen hizmetleri içeren raporları mevcut. Bunun yanı sıra evsizlerle ilgili resmi makamların açıkladığı İstanbul’da sayıları 1000 rakamını geçmediği yönünde, STK’lara göre bu rakam 10.000 rakamı ile ifade edilmektedir. Buradan düzenli bir kayıtın olmadığı veya kayıtların tutulmasında araçsal metod farklılıklarının bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Kesin bir rakam söz konusu değil. Her bir ilçede oluşturulmuş veri tabanları bulunmamaktadır.
Sosyal hizmet sunumunda yaşanan çaresizliklerde neler var? Nasıl aşılabilir?
Bu soruyu araştırma kapsamında STK yöneticilerine sorduğumda bana kaynak yetersizliği olarak cevap vermişlerdi. Ancak sorun kaynak yetersizliğinden ziyade kaynakların etkili kullanılmasıyla alakalı bir durum. Birçok STK çaresizlik içinde, hizmetlerini bu düzeyde çok fazla sürdüremeyeceklerini belirtiyorlar. Bu durum STK’ların yönetimi, işletmecilik bilgisi, beşeri kaynakların yönetimi, tedarik kaynaklarının sağlanması vb. alanlarda birçok eğitimsel ve donanımsal düzeyde desteklenmesi gereğini ortaya koymaktadır. Diğer yandan meslek elemanları evsiz bireyle karşılaştıklarında evsiz bireyin sorununa görev yaptıkları kurumun imkânlarıyla çözüm oluşturulamaması durumu söz konusu olabilmektedir. Burada kurumun faaliyet alanını belirleyen yasal zemin evsizlerin çeşitli düzeylerde ortaya çıkan ihtiyaçlarının karşılanmasını engellemektedir. Meslek elemanları için mesleğin gereklerine yönelik kurumsal çözümün üretilememesi bir çaresizlik durumu oluşturuyor. Kurumlar arası diyaloğun tam anlamıyla işletilememesi bir eksiklik ve çaresizlik olarak görülebilir. Evsizlere farklı hizmet sunumlarının oluşturulamaması bir çaresizlik olarak değerlendirilebilir.
Sosyal yardımların düzeyi ile alakalı olarak neler söylemek istersiniz?
Sosyal yardımlar birer araç olmalı yoksulluk sürecinde… Bu araç kritik dönemlerin atlatılmasında destek görevi görür, ancak sosyal yardımların amaç haline getirildiğinde o toplumda yoksulluğun yönetilmesi gibi bir durumun sonucu olarak devlete bağımlı insanların sayısı artmaya başlar. Bu, istendik bir durum değildir. Çünkü yoksulluk sarmalından bireylerin çıkarılması için etkili meslekî, sosyal hizmet temelli araçlarınızın olması gerekir. Çözüm üretmek gerekir her bir vaka düzeyinde, sosyal yardım yapmak bu işin kolay yolu, insanları bağımlı kılmanın yolu, insanların üretkenliğini törpülemenin bir yolu olarak görmek lazım. Sosyal yardımlar araç düzeyinde kalmalı…
Bu çerçeveden bakıldığında sosyal yardımların yaygınlaştırılmasını çok doğru bulmuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.