Diş Çürüğü Önlenebilir mi? / Doç. Dr. Soner Şişmanoğlu

Diş çürüğü nedir? Diş çürüğünün oluşmasındaki temel problemler nelerdir? Nasıl oluşur? Bizi uyarması gereken genetik bir yönü var mıdır? Diş çürüğü önlenebilir mi?
Diş çürüğü bilinen en eski hastalıklardan birisidir. Genel olarak, diş sert dokularında oluşan kalıcı hasara bağlı olarak oluşan koyu renklenmelerle ve birlikte görülen oyuklarla kendini gösterir. Çocuklarda ve genç erişkinlerde diş kaybının önde gelen nedenidir. Diş çürüğü önemli bir halk sağlığı sorunudur. Önlenebilir bir hastalık olmasına karşın dünyada diş çürüğü deneyimi yaşamayan çok az insan vardır. Son 50 yılda diş çürüklerinde önemli bir düşüş olmasına rağmen, dünya genelinde hâlâ en yaygın hastalıklardan biridir ve nüfusun büyük kesimleri çeşitli engeller nedeniyle tedavi olamamaktadır. Çocuklar ve ergenler arasında diş çürükleri astımdan 4 ile 5 kat daha yaygındır. 2011-2012 yılları arasında yapılan geniş kapsamlı bir sağlık taraması sonucuna göre, 2 ile 8 yaşındaki çocukların %37’sinde diş çürüğü (süt dişi) olduğu görülmektedir. 12 ile 19 yaş arasındaki ergenler arasında, kalıcı dişlerde diş çürüğü görülme sıklığı %58’dir. 20 yaş ve üstü yetişkinlerin ise yaklaşık %90’ında en az bir diş çürüğü vardır.
Diş çürüğü, diş sert dokularında meydana gelen geri dönüşümsüz madde kaybı olarak özetlenebilir. Bu süreç öncelikle diş yüzeyinde plak oluşumuyla başlamaktadır. Dental plak, dişlerin yüzeylerini kaplayan şeffaf yapışkan bir film tabakasıdır. Şekerli, nişastalı gıdaların tüketilmesi ve dişlerin iyi bir şekilde temizlenmemesinden kaynaklanır. Şekerler ve nişastalar dişlerinizden temizlenmediğinde, bakteriler hızla bunlarla beslenmeye başlar ve plak organize olur. Dental plak, fırçalama ile diş yüzeyinden temizlenmediğinde diş eti seviyesinin altında veya üstünde sertleşerek diş taşı oluşumuna sebep verebilir. Diş taşı, fırçalama ile plakların uzaklaştırılmasını zorlaştırır ve bakteriler için bir kalkan oluşturur.
Plak yapısındaki çürük yapıcı bakteriler şekerle beslenir ve asit üretir. Plaktaki asitler, diş minesindeki mineralleri aşındırır. Bu erozyon, çürüğün ilk aşaması olan minede kavite adı verilen küçük açıklıklara veya oyuklara neden olur. Mine dokusu aşındığında, bakteri ve asit diş minesinin altında bulunan ve dentin adı verilen bir sonraki tabakaya ulaşabilir. Bu tabaka diş minesinden daha yumuşaktır ve aside karşı daha az dayanıklıdır. Dentin, dişin damar ve sinir paketini içeren pulpa dokusu ile doğrudan iletişim kuran ve hassasiyette rol oynayan küçük kanallara sahiptir. Bu safhadan sonra artık diş ağrısı gelişebilir ve çürük daha hızlı olarak ilerleyebilir.
Malum, diş ağrıları çok zorlu geçmektedir ve epey çilelidir. Diş çürüğü ağrıları neden geceleri artar? Geceleri olan diş ağrıları nasıl azaltılabilir?
Diş ağrısı günün her anında can sıkıcı seviyelere ulaşabilir. Ancak hastalarımızdan aldığımız geri dönüş genelde bu ağrının geceleri kendisini daha fazla hissettirdiği yönündedir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. En temel olarak uyku pozisyonumuz bu artışta etkilidir. Uzandığımızda baş bölgesine çok daha fazla kan akışı gerçekleşir. Buna bağlı olarak enfeksiyonun bulunduğu bölgedeki basınç artışı daha fazla ağrı hissedilmesine neden olacaktır. Zonklama benzeri ağrı hissinin gün içinde çok fazla hissedilmemesinin nedeni çoğunlukla ayakta veya oturur pozisyonda bulunmamızdır. Bir diğer etken de geceleri daha az dikkat dağıtıcı unsura maruz kalmamızdır. Bu nedenle vücudumuzdaki duyumların daha çok farkında oluruz. Zihnimizi uykuya dalmak için temizledikçe ağrılı uyaranları daha fazla hissederiz. Bunlara ek olarak, akşam yemeğinde veya yatmadan önce şekerli gıdalar tüketildiğinde bu yiyeceklerin bir kısmı diş yüzeyinde, diş etinde veya daha da kötüsü çürük kavitesinde sıkışabilir. Eğer dişler doğru bir biçimde fırçalanmaz ve diş ipi kullanılmazsa bu besinler diş ağrısını şiddetlendirebilir.
Gecenin bir yarısında diş ağrınız dayanılmaz bir hal alıyorsa diş hekimine gitmek için çok geç kalınmış demektir. Yine de ağrıyı yönetip tekrar uyuyabilmeniz için geçici birkaç uygulama yapabilirsiniz. Yatmadan önce soğuk, asitli veya şekerli yiyecekler yemekten kaçınılmalıdır. Reçetesiz satılan ağrı kesici ilaçları prospektüste yazılı talimatlara göre kullanılabilirsiniz. Yüzünüzün veya çenenizin etkilenen tarafına buz uygulaması yapabilirsiniz. Soğuk kompres bölgedeki kan damarlarını daraltarak ağrıyı bir süreliğine dindirir. Başınız yüksekte uyuyun. Başınızı yastıklarla desteklemek başınıza giden kan akışını azaltacaktır. Uykuya dalana kadar size yeterince rahatlama sağlayabilir. Son olarak, bu yöntemlerin yalnızca geçici olduğunu unutmayın. Uzun vadede işe yaramayacaklar ve diş ağrısını tedavi etmeyecektir. Kesin çözüm için ilk fırsatta diş hekiminizi ziyaret etmelisiniz.
Beslenme ve beslenme biçimi ile diş çürüğü arasında nasıl bir ilişki olduğu söylenebilir?
Çürük aktivitesinin en güçlü göstergesinin, tüketilen basit şekerlerin çürük yapıcı bakteriler tarafından metabolize edilmesi sonucunda başlatılan ağız içi pH’daki düşüş olduğu sonucuna varılmıştır. Diyet ve ağız sağlığı arasında iki yönlü bir ilişki vardır. Diyet sadece dişlerin ve çevre yapıların bütünlüğü üzerinde sistemik bir etkiye sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda dental plak bileşimi, tükürük ve ağız ortamının pH’sı üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Diyetleri yüksek oranda basit şeker içeren bireyler, diş çürüğü geliştirme riskiyle direkt olarak karşı karşıya gelmektedir. Bu tür bir diyete sahip bireyler, tipik olarak, çürük yapıcı özelliklere sahip yerleşik bakterilerin bol miktarda bulunduğu dengesiz bir ağız mikroflorasına sahiptir. Çürük yapıcı bakteriler, basit karbonhidratları sindirir ve sindirim metabolizması yoluyla asit üreterek, dental plak içerisinde kendilerine avantaj sağlayan asidik ortamı oluşturur.
Şeker tüketimi ve çürük görülme sıklığı arasındaki ilişkinin kabul edilmesi ile birlikte Dünya Sağlık Örgütü ortalama bir yetişkin için şeker tüketiminin günlük toplam enerji alımının %10’unun altında olmasını tavsiye etmektedir. Şeker alımının miktarı ve sıklığı diş çürüğünün seyri bakımından anahtar faktörler olsa da şeker ve gıda nişastalarının biyoyararlanımlarının dental plaklar üzerindeki önemini anlamak aynı derecede önemlidir. Bakteriler açısından şekerden biyoyararlanım, bakterilerin kullanması ve metabolize etmesi için şekerlerin dental plak içerisinde hazır olduğu süreyi ifade eder. Biyoyararlanım kavramını anlamak, dental plağın ve bakteriler tarafından metabolize edilebilir şekerin diş yüzeyinden etkili olarak uzaklaştırılmasının çürük gelişimi üzerindeki rolü hakkında farkındalığı artırır. Bu noktada ağız hijyeni büyük önem kazanmaktadır.
Erken çocukluk çağı çürüğü nedir? Özellikle süt dişlerindeki çürük neden daha hızlı ilerler? Ne yapılabilir?
Erken çocukluk çağı çürükleri (EÇÇ) hâlâ dünya çapında çocuklarda görülen en yaygın hastalıklardan biridir. EÇÇ sadece çocukların ağız sağlığını değil, aynı zamanda çocukların genel sağlığını da etkiler. Sadece dental ağrı, ortodontik problemler ve diş minesi hasarı değil, aynı zamanda yeme ve konuşma ile ilgili problemler de ortaya çıkabilir ve daimî dişlerde çürük gelişimi riskinde artış olabilir. Süt dişlerinin erken kaybı, genellikle yetişkin yaşamda ortodontik sorunlara yol açar. Sadece çocuklar değil, sorumlu bakıcılar olan ebeveynler de bu hastalıktan direkt olarak etkilenmektedir. Örneğin, 2015 yılında Avustralya’da çocukların hastaneye yatırılmasının ana nedeninin diş sorunları olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle, EÇÇ yalnızca geçici ağrıya yol açmaz, daha da önemlisi, finansal ve sağlık etkileri dahil olmak üzere ailenin yaşam kalitesi üzerinde de önemli etkiye sahiptir.
EÇÇ, beş yaşına kadar çocuklarda çiğneme fonksiyonunun kaybına, ağrıya ve enfeksiyona yol açan diş yapısını bozan kronik bir hastalıktır. 6 yaşından küçük çocuklarda bir adetten fazla çürük, çürüğe bağlı diş kaybı veya dolgulu süt dişi yüzeyi varlığı EÇÇ olarak tanımlanır. EÇÇ daha önceleri “biberon çürüğü” olarak adlandırılıyordu. Artık çeşitli beslenme alışkanlıkları söz konusu olduğu için hastalığa daha genel bir tanımlama olarak EÇÇ adı verilmektedir. Hastalığın seyrini etkileyen diğer değişkenler arasında sosyoekonomik durum, tedaviye erişim imkânı, florür maruziyeti ve ailenin çürük deneyimi yer alır. Ağız içerisinde tükürük tarafından en az korunan dişler olan üst ön dişler ilk önce etkilenir. Diğer dişler sürdükçe hastalık arka dişlere doğru ilerler.
Diş çürüklerinde şekerin ve mikroorganizmaların rolüne dair neler söylenebilir? Ağız hijyeni nasıl olmalı ya da yapılmalıdır? Florürlerin diş çürüklerindeki rolü nedir?
Diş çürüğünün oluşum süreciyle ilgili dört temel faktörün bir arada bulunması gerektiği söylenebilir. Bu faktörler, çürük yapıcı bakteriler, fermente olabilen karbonhidratlar (şeker gibi), çürüğün oluşabileceği diş yüzeyi ve zamandır. Bu dört faktörden herhangi birisi olmadığında diş çürüğünden söz etmemiz mümkün değildir. Şeker varlığında bakteriler çoğalmakta ve diş çürüğü riski artmaktadır. Çürük riskinin, şekerin tüketim formu ve sıklığı ile ilgili olduğu genel olarak kabul edilmektedir. “Form” ile şeker içeren gıdaların fiziksel kıvamı kastedilmektedir. Temel olarak şeker içeren bir gıda ne kadar yapışkan nitelikteyse çürük yapıcı etkisi o kadar daha yüksek olma eğilimindedir. “Sıklık” terimi, şekerli gıdaların günde kaç kez tüketildiğini ifade eder. Dişlerin şekere maruz kaldığı sürenin uzunluğunu hem form hem de sıklığın etkilediği açıktır. Çürük yapıcı bakteriler ise ağız ortamında her zaman bulunmaktadır. Şeker tüketiminin sıklaştığı ve ağız hijyen uygulamalarının yetersiz kaldığı durumlarda sayıları artmaktadır.
Diş çürüğünün önüne geçilmesinde koruyucu uygulamalar büyük öneme sahiptir. Bu uygulamalar arasında en iyi bilineni topikal florür uygulamalarıdır.
Florür, demineralizasyonu yani diş dokusunun asit karşısında çözünmesini zorlaştırır. Bakteriler asit ürettiğinde dental plakta pH kritik seviye olan 5,5’e düşer ve diş sert dokularında bulunan hidroksiapatit kristalleri çözünmeye başlar. Florür, hidroksiapatit kristallerinin yapısına entegre olarak florapatit kristallerini oluştur. Florapatitin kritik pH değeri (4,5) diş dokusundaki hidroksiapatit kristallerine (5,5) göre daha düşüktür. Apatit kristalleri arasında düşük seviyelerde bulunan florür, kristallerin asit tarafından çözünmesini önemli ölçüde engelleyebilir. Florür, içme suyu gibi kaynaklardan ve diş macunları gibi florür içeren kaynaklardan sağlanır.
Remineralizasyonu artırır. Florür, demineralizasyon sonrasında pH tekrar kritik seviyenin üzerine çıktığında, tükürük içerisinde bulunan kalsiyum ve fosfatın tekrar diş minesine katılmasını sağlar. Florür, kısmen demineralize olmuş apatit kristallerin yüzeyine yerleşir ve kalsiyum iyonlarını çeker. Florür, kalsiyum ve fosfat iyonlarını bir araya getirerek yeni yapının büyümesini hızlandırır. Sonuç olarak aside karşı daha dayanıklı bir apatit yüzey elde edilir.
Temel bakteri aktivitesini baskılar. Florür, asitli bir ortamda, hidrojen iyonu ile birleşerek bakteri hücresine kolayca girebilen hidrojen florürü oluşturur. Hücrenin içinde hidrojen florür parçalanır ve açığa çıkan florür iyonları bakterinin temel enzim aktivitesini baskılar.
Diş çürüğü nasıl tedavi edilir? Bir ağızda kaç çürük ya da dolgu normal kabul edilebilir?
Diş çürüğü tedavisi çürüğün ilerleme derecesine göre değişiklik göstermektedir. Diş çürüğü eğer başlangıç seviyesindeyse herhangi bir girişimsel tedaviye başvurmadan sadece remineralizasyonu sağlayacak uygulamalar yapılabilir. Doktorunuz sizi bu konuda yönlendirebilir. Ancak artık çürük ilerlemiş ve kavitasyon meydana gelmişse en sık yapılan uygulama dolgu işlemidir. Bu işlemde çürük diş dokusu çeşitli profesyonel cihaz ve aletler kullanılarak temizlenir. Sonrasında da uygun ekipman kullanılarak diş dolgusu yapılır. Çürüğe bağlı madde kaybı belli bir seviyenin üzerindeyse o zaman laboratuvar şartlarında hazırlanan özel dolgular da dişe uygulanabilir.
Çürük, dişin sinir ve damar yapılarının yer aldığı pulpa dokusunu etkilediğinde ise tedavi seçenekleri yine değişmektedir. Dişin canlılığını yitirmediği durumlarda pulpa dokusunun iyileşmesini ve onarımını uyarıcı birtakım materyallerin dolgunun altına yerleştirildiği pulpa örtülemesi (kuafaj) işlemleri yapılabilir. Dişin canlılığını yitirdiği (nekroz) durumlarda ise kanal tedavisi uygulaması yapılabilir. Eğer kanal tedavisi yapılamayacak veya yapılsa dahi sonradan restore edilemeyecek derecede bir çürüme söz konusuysa diş çekilmek durumunda da kalınabilir. Diş çürüğü tedavisinde çürüğün seyrine göre pek çok tedavi aşaması olduğu görülmektedir. Bu tedavilerin zorluğu ve maliyeti de çürüğün ilerleme seviyesiyle doğru orantılıdır. Bu yüzden en mantıklı seçenek periyodik olarak diş hekiminize muayene olmanız ve sorunları en başta çözmenizdir.
Yapılan çalışmalar genellikle 25-40 yaş arasındaki bireylerin en fazla sayıda dolguya sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum, ilerleyen yaşla birlikte dolgulu dişlerde kayıpların olmasıyla, daha küçük yaşlarda da henüz dolgu yapılmamış çürük dişlerin varlığıyla açıklanabilir. Yakın tarihli bir çalışmada incelenen bireyleri DMFT indeksi (ağız içinde çürükten etkilenmiş diş sayısı) ortalama 17 çıkmıştır. DMFT indeksi, ağızdaki çürük diş, çürük nedeniyle yapılan dolgulu diş ve çürük nedeniyle çekimi yapılan diş sayılarının toplamıdır. Yine aynı çalışmada, çalışmaya dahil olan bireylerin %83’ünün diş hekimine yalnızca ağrı gibi acil bir durumda gittiği belirtilmektedir. Ülkemizdeki çürüğe bağlı hastalıkların ne boyutta olduğunu gözler önüne seren bir çalışmadır.
Diş çürüğü, epidemik (salgın) bir hastalıktır. Eskiden çiçek hastalığına yakalanmak veya günümüzde koronavirüs salgınında hastalığa yakalanmak normal olabilir ancak sağlıklı değildir. Çürük açısından da aynı şekilde normalden bahsedemeyiz. Tek yapmamız gereken dişlerimize iyi bakmak, böylelikle gelecekteki problemler minimuma inecektir.
Diş dolgusunun ömrü ne kadardır? Dolgular neden düşer? Dolgu yapılan veya kanal tedavisi olan diş tekrar çürür mü?
En az bir diş dolgusu olmadan yetişkinliği atlatmak çok zordur. Şekerli yiyecek ve içecekler, florür eksikliği veya kötü ağız hijyeni gibi bir dizi nedenden dolayı zamanla çürük oluşması olasıdır. Dolgular, çürüme nedeniyle kaybedilen diş yapısının yerini alarak dişin fonksiyonuna devam edebilmesine yardımcı olur. Diş dolguları son derece dayanıklı materyallerdir ancak dolgular sonsuza kadar ağızda kalamaz ve sonunda değiştirilmesi veya tamir edilmesi gerekir.
Farklı malzemelerden yapılmış, değişen fiyat ve estetik özelliklere sahip çok sayıda dolgu türü vardır. Bazı dolgu türleri diğerlerinden daha dayanıklıdır, ancak hiçbiri kalıcı olarak kabul edilmez. Hem altın hem de amalgam dolgular doğru koşullarda 20 yıla kadar dayanabilir. Porselen ve kompozit dolgular daha kırılgan olabilir ama aynı zamanda estetik olarak daha kabul edilebilirdir.
Çiğneme ve diş sıkma sonucunda ortaya çıkan sürekli stres, sekonder diş çürükleri (dolgulu dişin tekrar çürümesi) dolgunuza veya dolgu çevresindeki dişe zarar verebilir. Bir dolgu kırılırsa, çatlarsa veya dişten ayrılmaya başlarsa, dolgu ile diş arasında çürük yapıcı bakteriler dental plak oluşturabilir. Bu tür alanlar düzenli fırçalama ve diş ipi ile temizlenemez. Sorun ciddileşmeden dolgunun yenilenmesi veya duruma göre onarılması gerekmektedir. Daha ileri durumlarda hasarlı dolgunun belirtileri arasına çiğneme sırasında keskin ağrı, sıcağa veya soğuğa karşı yoğun hassasiyet eklenebilir. Böyle durumlarda kanal tedavisi gereksinimi de doğabilir. Diş hekimine düzenli ziyaretler de önemlidir. Böylece mevcut dolgularınızda oluşabilecek sorunları erkenden tespit etmek mümkün olur. Diş hekiminiz ayrıca dolgudaki zayıflıkları kontrol edebilir ve gerekli gördüğü durumlarda dolgu altında çürük aramak için dental röntgen çekebilir. Diş sıkma veya gıcırdatma gibi olumsuz alışkanlıkların olduğu durumlarda, diş hekiminiz, sağlıklı dişlerinizi ve çene ekleminizi korumanın yanı sıra dolgularınızın zarar görmesini önlemeye yardımcı olmak için splint tedavisi (gece plağı) önerebilir.
“Dolgu yapılan veya kanal tedavisi olan diş tekrar çürür mü?” Hastalarımızdan çok sık duyduğumuz bir soru olmakla birlikte aslında cevabı basittir. Evet dişiniz tekrar çürüyebilir. Diş çürüğünün ağızdaki çürük yapıcı faktörlerle, koruyucu faktörlerin arasındaki dengenin bozulması sonucunda ortaya çıkar. Bu denge bozulduğu zaman demineralizasyon süreçleri daha baskın hale geliyor ve diş dokusunda hasar oluşuyor. Ağızda diş dokusu olduğu müddetçe çürük her zaman görülebilir. Hatta kanal tedavili dişler, diş damar ve sinirlerini içeren pulpa dokusunu kaybettiğinden çürüğe daha yatkın hale gelebilir. Öte yandan dolgu varlığında özellikle ara yüz dolgularında ara yüz temizliği büyük önem taşımaktadır. Yeterli temizlik sağlanamazsa dolgu kenarlarından tekrar çürük gelişebilir.
Dolguların ömrü sonsuza kadar sürmese de uygun özenle, mümkün olduğunca uzun süre dayanmalarına yardımcı olabilirsiniz. Diş hekiminize gittiğinizde, dolgularınızı kontrol ettirmeyi ve iyi durumda olduklarından emin olmayı unutmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.