Derinlerimizde Saklanan Gizli Irkçılık / Sosyal Psikolog Dr. Mediha Ömür

Yeni ırkçılık veya modern ırkçılık nedir?
Bu soruyu yanıtlamadan önce ırkçılığın ne olduğunu açıklayalım. Irkçılık, ırksal ayrımlar temelinde şekillenen bir önyargı ve ayrımcılık türüdür. Belli bir ırksal grubun üyelerine karşı sırf o ırktan oldukları için olumsuz tutumlara sahip olmak ırkçılıktır. Dahası, bu tutumların davranışlara dökülmesi, böylece belli bir ırktan kimselere toplumda aşağılayıcı muamelede bulunulması da ırkçılıktır.
Günümüzde ırkçı fikir ve ideolojiler 1900’lü yılların başına kadar rağbet görmemektedir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren eşitlikçi değerler, pek çok ülkede giderek daha fazla benimsenmeye başladı. Bunun etkisini toplumsal tutumların ölçümünde de gözlemliyoruz. Irkçılıkla ilgili yapılan açık ölçümler giderek daha az insanın ırkçı görüşleri benimsediğini göstermekte. Yeni ırkçılık veya modern ırkçılık olarak tabir edilen olgu da tam burada tartışılmaya başlanıyor. Çünkü insanların duygusal düzeyde veya bilinçdışı süreçlerinde hala ırksal temelli önyargıları ve rahatsızlıkları sürdürdüklerine dair çeşitli araştırma bulguları var. Hatta kimi çalışmalar bazı insanların sahip oldukları ırkçı görüş veya duyguları toplumdan çekindikleri için açıktan söyleyemediklerini, bununla birlikte bu türden görüşlerin açığa çıkmasını kolaylaştıran ortamlarda bunları açığa vurabildiklerini göstermektedir. İşte yeni ırkçılık denen olgu budur: farkında olmadığımız ya da itiraf etmekten çekindiğimiz, derinlerimizde sakladığımız ırkçılık.
Irkçılık toplumsal düzeyde nasıl ortaya çıkıyor?
Irkçılığın toplumsal düzeyde pek çok göstergesi olabilir. Örneğin, işe alımlarda belli bir etnik gruptan kimseler, liyakat gereği değil de etnik kökenleri nedeniyle o işe alınmıyorlarsa burada ırkçılıktan bahsedebiliriz. Daha çarpıcı örnekler ise etnik temizlik ve soykırım gibi belli bir etnik grubu ortadan kaldırmaya yönelik kanlı eylemlerdir. Bununla birlikte, günlük yaşantımızda ırkçılığın çok daha “alışıldık” düzeylerini sıklıkla gözlemleriz. Toplumda bazı etnik gruplarla ilgili şaka ve fıkralardan tutun, bir etnik grubun adının bir hakaret gibi kullanılmasına değin sözlü kültüre yerleşmiş “ırkçı bir dil” kullanımları ırkçılığın sinsi formlarına birer örnek teşkil etmektedir.
Kendisini ırkçı olarak görmeyen birinin hangi davranışları veya düşünce biçimi gizlenmiş ırkçılığa çıkıyor?
İnsanlar düşünce düzeyinde eşitliği savunsalar ve ırkçılığı lanetleseler dahi duygusal olarak farklı ırklardan kimselerle bir araya geldiklerinde, örneğin tokalaştıklarında kendilerini gergin hissedebilirler. Bu durum ırkçılığın duygusal boyutunu ortaya koymaktadır. Ayrıca algısal süreçlerimiz de bilinçdışımızdaki ırkçılıktan etkilenebilir. Sözgelimi, farkında olmadığımız ırkçılığımız nedeniyle belli bir ırksal grubun eylemlerini açıklamada yanlı tavırlar sergiliyor olabiliriz. Batı’da gerçekleşen saldırılarda saldırganın beyaz olup olmamasının eylemin terör olarak nitelendirilmesinde önemli rol oynaması bunun tipik bir örneğidir.
Bireylerin tehdit algıları bilinmeyene/tanınmayana duyulan korku ile artışa geçer. Bir toplumda etnik gruplar arasında gözle görünmeyen duvarlar varsa bu gruplar birbirlerini yeterince doğru tanıyamaz. Bu bilinmezlik durumu da karşılıklı olarak ırkçı önyargıları büyütür. Bu önyargıların yaygın olduğu kültürlerde yetişen insanlar daha sonra aldıkları eğitimlerle daha önceki ırkçı kabullerinin hatalarını fark etseler bile tehdit algıları sürebilir. Bunun bir sonucu tercih edilen sosyal mesafenin büyüklüğüdür. Örneğin, kişi ırkçılığı yanlış bulsa da bir yakınının başka bir etnik kökenden kimse ile evlenmesini istemeyebilir. Buna bir gerekçe olarak kültür farklarını gösterebilir. Kültür farkları gerçekten insanlar arasında bir çatışma sebebi olabilir. Bununla birlikte, benzer eğitim geçmişine, değerlere ve yaşam tarzına sahip olan insanlar arasında dahi ırksal ayrımlar bir çatışma kaynağı olabiliyorsa orada belki de derinlerde yatan ırkçı kabuller ve tehdit algıları söz konusudur.
Derinlerde yatan ırkçılığı nasıl ölçmeliyiz?
Bireyin duygusal düzeyde veya bilinçdışı düzeyde sahip olduğu ırkçılığı ölçmek için elbette ona birtakım ırkçı fikirleri ne kadar desteklediğini sormak uygun olmaz. Tercih edilen sosyal mesafe, derinlerdeki ırkçılığın bir işaretçisi olabilir. Örneğin kişi farklı etnik kökenden kimselerle, göçmenlerle ya da yabancılarla aynı okulda okumaktan hatta aynı derslere katılmaktan rahatsızlık duymayabilir. Ancak ev arkadaşlığı veya evlilik gibi daha yakın temas içeren durumlarda bulunmayı tercih etmeyebilir. Sosyal mesafenin farklı derecelerine dair tercihleri incelemek derinlerdeki ırkçılığa dair bir fikir verebilir.
Derinlerdeki ırkçılığı ayrıca otomatik bilişlerin ve örtük çağrışımların değerlendirilmesi yoluyla da ölçmek mümkündür. Deneysel çalışmalarda insanlara dil bilgisi soruları sormak veya bir videodaki davranışın yorumlanmasını istemek gibi dolaylı yollar kullanıldığında ırkçı yanlılıklar açığa çıkarılabilmekte. Her ne şekilde olursa olsun, ırkçılığı ölçmek için kullanılması uygun olmayan yol onu dolaylı değil doğrudan açıkça sorgulamaktır.
Derinlerde yatan ırkçılık düşüncesinden nasıl kurtulunabilir, nasıl düşünülmelidir?
Bütün insanların eşit düzeyde değerli olduğu şeklindeki düşünce ırkçılığın antitezidir. Bu antitezin benimsenmesinde eşitlikçi bir eğitimin etkili olduğu aşikârdır. Ne var ki az önce de belirttiğim gibi insanlar ırkçı düşüncelerden vazgeçseler dahi duygusal düzeyde ırkçılığı sürdürebilmektedirler. Bu duyguların yerleştiği dönem ise çoğunlukla çocukluk dönemidir. Bu nedenle ırkçılığın yanlışlığına inanan bir kişinin ırkçılıkla mücadele etmek için yapabileceği en hayırlı iş, her insanın eşit düzeyde değerli olduğu fikrini çocuklara aşılamasıdır. Ayrıca davranışlarıyla da eşitlikçi tutumlara örnek olması gerekir. Dili kullanırken ırkçı ifadelerden kaçınmaya çalışması gerekir.
Kişinin kendindeki ırkçı duygularla mücadele etmesi daha zor olsa da burada da yapılabilecek birkaç şey vardır aslında. Farklı ırklar, farklı kültürel özellikleri beraberinde getirebilir. Irkçılık da çoğu zaman farklı kültürlere yönelik rahatsızlık olarak kendini gösterir. Öncelikle kişinin dünyadaki bu kültürel çeşitliliğin doğal ve değerli olduğunun farkına varması gerekir. Bize fazla soğuk veya fazla kaba gelen bir kültür belki de bize tam da öyle görünen özellikleri nedeniyle kendi toplumu için işlevsel olabilir. İkincisi, belli bir kültürün davranışları kişiye tuhaf geliyorsa bunun da doğal olduğunu kabul etmek önemlidir. Her birimiz bir kültür içine doğuyoruz. İçine doğduğumuz toplulukla kültürel mesafesi çok fazla olan bir toplumun davranışları bize tuhaf gelebilir. Sosyal temas belli bir noktaya kadar yadırgamayı azaltsa da yadırgamayı sürdürdüğümüz şeyler de olabilir. Bunları olduğu gibi kabul etmek, “onlar öyle biz ise böyleyiz, farklı olmamızda sorun yok” demek bazen yeterlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.