Deniz Oral İle Söyleşi

Seksenler dizisinin çekimleri devam ediyor. Televizyonda ne zaman yayınlanacak? Kaç bölüm çekeceksiniz?
24 haziranda yayına başlayacak. Bu sene on üç bölüm, haftalık yayınlanacak. Şimdi onu çekiyoruz. Eylül döneminde de yine günlüğe geçecek. Seksenler haftanın beş günü ekranlara geliyordu. Herhalde eylül itibarıyla haftanın beş günü yine devam edecek.
Peki, yeni sezonda hangi oyuncular, hangi karakterler ekleniyor diziye? Değişiklik var mı?
Çağatay karakterini oynayan İlker Ayrık tekrar geldi. Onun eşini oynayan Zeynep Demirel geldi. Öğretmen karakteriyle Reha Özcan geldi. Okul yapıldı, öğrencilerimiz var. Yeni karakterler bunlar. Fehmi karakterinin yerine başkası gelmeyecek. Benim oynadığım karakter yine Hilmi olarak devam ediyor. Ben sonradan eklendim zaten, önceden yoktum. Birol Güven, “Bir rol var, bunu sen oyna.” deyince, ben de öyle ucundan köşesinden dâhil oldum. Ben daha önce Turgut Özal’ı oynamıştım konuk oyuncu olarak. O zaman Doksanlar dizisini çekiyorduk. Birol: “Böyle bir rol var, gel sen oyna.” dedi. Ben de konuk oyuncu olarak oynadım. Birol, sağ olsun, bırakmıyor, beraber çalışıyoruz.
Bu sene içinde Kasa ve Bayram Şekeri filmlerinde oynadınız. Bu filmlerdeki rolünüzden ve filmlerin konusundan biraz bahseder misiniz?
Bayram Şekeri, bir torun-dede hikâyesi, Babam ve Oğlum filmi gibi. Benim oğlumu oynayan Ulaş, hiç istemediği bir evlilik yapıyor. Almanya’ya gidiyorlar. Tabii, Ulaş’ın işi gücü yok. Kadının orada hasta olduğunu öğreniyor, beyninde bir tümör olduğu ortaya çıkıyor, mecburen çocuğu bize getiriyor. Ben de ona dedelik yapıyorum. Çocuk orada doğup büyüyor, sonra Türkiye’ye geliyor; biz de ona geleneklerimizi göreneklerimizi öğretiyoruz. Güzel bir hikâye. Babam ve Oğlum gibi bir hikâyesi var. Bilal Kalyoncu çekti, yapımcılığını da o üstlendi. Memleketim. Mersin’de bir film çekebildik sonunda.
Kasa filminin yapımcılığını Polat Yağcı yaptı, o da Netflix’te olacak büyük ihtimalle. Şafak Sezer var. 3-4 hafta çalıştık. Bir komedi filmi. Zengin bir aile, parti veriyor. Evleri de eski bir malikâne. İçinde bir kasa var. Ama o kasayı misafirleri ağırlamak için kullanıyorlar. Biz de davet ediliyoruz, içeri giriyoruz, ondan sonra kasa üstümüze kapanıyor ve oradan filmin sonuna kadar çıkamıyoruz. Öyle enteresan bir hikâyesi var. Filmin yönetmeni Murat Aslan.
Hayat Kime Güzel tiyatro oyununuzun afişlerini görüyorum yine. Devam ediyor mu o oyununuz?
Evet, devam ediyor ve edecek, oynayacağız inşallah. Pandemiden dolayı bir buçuk senedir ancak üç ya da dört kere oynadık. İskenderun Belediyesi, sağ olsun, aldı oyunu, iki oyun. Pandemi kurallarına uygun şekilde salonun yarısına seyirci aldı, bu şekilde oynadık. 500 kişilik salonda yine 250-300 kişi vardı, dolu dolu oynadık. Aslında tiyatrolara yasak yoktu, ama saatler uymuyor. Biz saat 18.00’de oynadık. Oyunu kısalttık mecburen, 1 saat yaptık. Biz normalde dört skeç oynarken üç skece düşürdük. 1 saatlik bir oyun şeklinde oynadık.
Peki, şu sıralar Seksenler haricinde, bir tiyatro oyunu vs. bilmediğimiz bir çalışmanız var mı?
Yeni oyun çıkaracağız tabii, ama bu süreci bekliyoruz işte. Çünkü biz Hangimiz Sevmedik dizisini çok oynayamadık. O da yeni oyun sayılır. Yeni oyun çıkaracağız.
Yine bir-iki sinema filmi görüşmesi var. Aslında Bilal Kalyoncu da Yavuz Sultan Selim’i dijital dizi olarak çekmeyi planlıyor. Onu konuştuk, görüştük, anlaştık; ama bir-iki gün önce görüştüğümde, sinema filmi mi yapalım, dizi olarak mı devam edelim diye bir tereddüdü vardı. Bakalım, kısmetse bir şeyler olacak.
Biz pandemiden dolayı hiç boş kalmadık. Seksenler devam ediyordu. Bir de biz pandemi ilk patladığında Ev Yapımı diye on üç bölümlük bir iş çektik TRT’ye. Telefonla çektik, herkes kendi evinden çekti.
Senaryo size verildiği zaman, rolünüze girerken nasıl hazırlanıyorsunuz; özel çalışmalarınız, provalarınız oluyor mu?
Yapımcılar zaten beni tanıyıp biliyorlar. Ben biraz ters köşe roller oynamayı seviyorum. Bayram Şekeri filminde aksi bir dedeyi oynadım. Çocuğu kabulleninceye kadar bir sürü hainlikler yaptı. Ben ağırlıkla hep komedi oynadığım için de böyle ters köşe rolleri oynamak istiyorum, seviyorum.
Senaryoya da bakıyorum. Eğer benim katacağım bir şey varsa role, bir şeyler katıyorum. O role bir şey bulmak önemli, tutuyor da, ben seviyorum böyle şeyleri. Mesela, Papatyam’da, “ömrümü yedin, ömrümü” diye ünlenen bir lafım var ya, o da provada çıktı, tekstte yoktu. Epey tuttu. Burada da yakaladım: “Ben böyle bir şey görmedim.” sözü var. Öyle şeyleri seviyorum. Genelde yapımcı ve senaristler bana uygun rolleri gönderiyorlar.
Pandemi dönemindeyiz; diziler devam etse de, sinema filmleri, tiyatro gösterileri durdu büyük ölçüde. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreci? Pandemi sonrası beklentileriniz neler?
Ben aynı zamanda şarkı da söylüyorum. 2010 yılında bir albüm yapmıştım. Konserler bıçak gibi kesildi, gidemedik, yapamadık. Şarkı söylemeyi çok özledim. Aslında çok da boş kalmadım, Birol bizi boş bırakmadı, çalıştık, Seksenler’in çekimlerine devam ettik.
Hiç boş kalmadık Allah’a şükür, ama tiyatro yapamadık. Sahneyi çok özlüyorum. Çünkü tiyatrodan kopamıyoruz. Bizim beslendiğimiz, oyuncuların beslendiği yer orası. Bir tek onu özledik. Ama inşallah geçecek, eminim, böyle sürmeyecek. Her yüzyılda bir olan bir şey bu salgın, bu yüzyılda da bize denk geldi.
Turgut Özal’ı oynadınız bir projenizde, 72. Koğuş’ta bir başgardiyanı oynadınız. Daha önceki projelerinizde, içinizde kalan, “Şöyle bir karakter teklif edin de oynayalım. Şöyle güzel bir konu olsun, şöyle bir konu çekseydik de oynasaydık.” dediğiniz neler var?
Komedi kolay bir şey değil; komedi oynamak zordur, insanları güldürmek zordur sahnede, ekranda. Ama sonuçta ben bir oyuncuyum. Mesela biz Almanya’da çok güzel bir dram çektik. Orada da bir aile babası rolündeydim. Çok severek oynamıştım, çok da güzel bir film olmuştu; ama kısmetsizliği vardı, vizyona girdi, çok kısa bir süre kaldı. O tür rolleri oynamayı istiyorum, seyirciye ters gelecek rolleri oynamaktan hoşlanıyorum. Ama dediğin gibi işte, teklif etmeleri lazım; bizim istememizle olmuyor.
Son olarak şunu sormak istiyorum: Bu platformların çoğalması, dijitalin, kanalların çoğalması, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Gerçi sabun köpüğü gibi eriyen bir süreç de var; bakıyorsun, 4-5 bölümde bitiyor diziler. TRT’nin dizileri güzel gidiyor, ama onun haricinde çok çabuk eriyip tükeniyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Uzun bir zamandır Birol Güven’le de konuşuyorduk, kanallar komedi istemiyor. Dram istiyor. Çünkü bu dönem dram salgını var. Zaten dizilerin hikâyelerine baktığınız zaman hepsi birbirine benziyor. Sitcom Birol’un uzmanlık alanıdır. Birol’a “Niye bir sitcom yapmıyoruz; yapalım.” dedim. “Kanallar istemiyor.” dedi. Ama bu furya geçecek. Taşlar yerine oturduğu zaman yine güzel işler yapılır. Çünkü insanların oturup çocuklarıyla izleyebileceği kaç tane dizi sayarız ki ekranda? Belki bir tek ailece oturup izleyebileceğimiz Seksenler var diyebiliriz. Öbürleri hep bir cinayet, hep bir entrika, hep bu tür şeyler. Bizim halkımız da seviyor. Sonuçta arz-talep meselesi. İsteniyor, reyting alıyor ki, yapımcılar da bunun üstüne gidiyor. Ama bu furya da geçecek, o da bitecek, tekrar insanlar oturup evde gülmek isteyecekler, kahkaha atmak isteyecekler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.