Deneyimsel Öğrenme / Eğitim Bilimci Emre Ulaş Özdal

Her şeyden önce “Deneyimsel Öğrenme” nedir? Diğer öğrenme biçimlerinden farkı nedir?
Deneyimsel öğrenme veya yaşayarak öğrenme kavramı, uzun bir geçmişe sahiptir. Bilginin yaratılmasında ve insani gelişmenin teşvik edilmesinde bir araç olarak deneyimin değeri, bazı kaynaklara göre M.Ö. dördüncü yüzyılda Çin’in en ünlü öğretmeni, filozofu ve siyaset teorisyeni Konfüçyüs’ün ünlü sözü ile başlamıştır: “Duyarım ve unuturum. Görürüm ve hatırlarım. Yaparım ve anlarım.” Konfüçyüs’ün bu ifadesi en kapsamlı ve başarılı öğretim yöntemlerinden biri olan deneyimsel öğrenmenin temelini oluşturmaktadır.
Yaşayarak öğrenme olarak da bilinen deneyimsel öğrenme, çağlardan beri geçerliliğini korumaktadır. Bu öğretim metodolojisi, Antik Yunan filozoflarının eserlerinde de yerini bulur. Aristoteles, M.Ö. 350 civarında “Nicomachean Ethics” adlı kitabında şöyle yazdı: “Bunları yapmadan önce öğrenmemiz gereken şeyler için onları yaparak öğreniyoruz.”
Deneyimsel öğrenme üzerine yapılan araştırma ve literatürler, bu teorinin anlamı hakkında çok fazla kafa karışıklığı ve tartışma içermektedir. Deneyimsel öğrenme kuramı, öğrenmede deneyimi temele alan John Dewey, öğrenme sürecinde bireylerin etkin olmasının önemini vurgulayan Kurt Lewin ve zekâyı sadece doğuştan gelen bir özellik olarak görmeyip kişiler ve çevre arasındaki etkileşimin bir sonucu biçiminde nitelendiren Jean Piaget gibi 20. yüzyılın önde gelen bilim insanlarının çalışmalarına dayanmaktadır. Bu bilim insanları, yetişkin eğitimi için bütüncül bir deneyimsel öğrenme süreci ve modeli geliştirmeye çalışmışlardır.
Deneyimsel öğrenme kavramı ilk olarak eğitim ve öğrenme bağlamında Dewey, Hahn, Lewin ve Piaget tarafından araştırılmıştır. Bu kavram üzerine çalışmalar, 1970’li yılların başında Amerikalı bir eğitim teorisyeni olan David Allen Kolb ve Ronald E. Fry çalışmaları ile başlasa da esas olarak 1984 yılında yayınlanan “Deneyimsel Öğrenme: Öğrenme ve Gelişimin Kaynağı Olarak Deneyim” adlı kitabında David A. Kolb tarafından geliştirilerek popüler hâle getirilmiştir.
Kolb, Lewin ve Williams yaptıkları çalışmalarda deneyimsel öğrenmenin temelinin 1930’lara dayandığını ve pek çok ünlü eğitimcinin, John Dewey’i deneyimsel öğrenme alanında en etkili teorisyen eğitimci olarak tanımladıklarını ortaya koymuşlardır.
Bu bilim insanları yetişkin eğitimi için bütüncül bir deneyimsel öğrenme süreci ve modeli geliştirmeye çalışmışlardır. Deneyimsel Öğrenme Teorisi’ni en genel kabul görmüş şekliyle çerçeveye oturtan ise David A. Kolb’dur. Kolb, öğrenmeyi “deneyimin bilgiye dönüştürüldüğü” süreç olarak tanımlar.
Deneyimsel öğrenmeyi en iyi tanımlayan cümlelerden bir tanesi, Konfüçyüs’ün (Konfüçyüs, M.Ö. 450) bir zamanlar söylediği gibi “Duyarım ve unuturum. Görürüm ve hatırlarım. Yaparım ve öğrenirim.” sözüdür. Pek çok teorisyen ve uygulamacı, deneyimsel öğrenmenin kabulü ve anlaşılabilmesi için çok önemli katkılar sağlamışlardır.
Gelişmeye devam eden yeni deneyimsel yaklaşımlar, dramatik ve beklenmeyen değişimlere uyum sağlamamızı ve cevap verebilmemize olanak sağlamaktadır. Şu anda her zamankinden daha büyük bir bağlılık ile hem akademik hem de iş dünyası, farklı grupların ihtiyaçlarını karşılamak ve uygunluğundan emin olmak için yenilikçi deneyimsel yaklaşımlar kullanmaktadırlar.
Albert Einstein; “Öğrenmek deneyimdir. Geri kalan her şey sadece bilgidir.” demiştir. Deneyimsel Öğrenme Teorisi’nde; öğrenme, “deneyimin dönüştürülmesi yoluyla bilginin yaratılmasını sağlayan süreç” olarak tanımlanır. Deneyimsel öğrenme, deneyim yoluyla bir öğrenim sürecidir. Deneyimsel öğrenme, daha büyük aktif öğrenme kategorisinin bir parçasıdır, çünkü öğrencileri doğrudan kendi öğrenme süreçlerine dâhil eder.
Deneyimsel öğrenmede yer alan dört unsur vardır. İlk olarak, öğrenci deneyime aktif olarak dâhil olmaya istekli olmalıdır. İkinci olarak, öğrenci deneyimi yansıtabilmelidir. Üçüncüsü, öğrenci deneyimi kavramsallaştırmak için analitik becerilere sahip olmalı ve bunları kullanmalıdır. Son olarak, deneyimden kazanılan yeni fikirleri kullanmak için öğrenci karar verme ve problem çözme becerilerine sahip olmalıdır.
Deneyimsel öğrenme, sadece katılımcı bireye değil, aynı zamanda modern yaşamın en acil ve önemli zorluklarıyla uğraşırken öğrenmenin gerçekleştiği topluma da fayda sağlayan, kasıtlı olarak iş birliğine dayalı bir yaklaşımdır. Deneyimsel öğrenme üzerine öğrenme, eğitim ve gelişim çalışmaları yapan farklı öğretici grupları bulunmaktadır. Bunlar; akademisyenler, öğretmenler, danışmanlar, ekip oluşturma uygulayıcıları, terapistler, çevre eğitimcileri, rehberler, eğitmenler, antrenörler, koçlar, akıl sağlığı ve insan kaynakları uzmanları gibi çok geniş bir profesyonel meslek grubunu içermektedir.
Deneyimsel öğrenmenin önceliklendirme, analitik algılama, analitik ve mantıksal akıl yürütme, soru sorma ve bilginin ötesine geçerek keşif, akıl yürütme, organize etme ve tartışmaya dâhil olmak üzere üst düzey düşünme becerilerini artırdığı kanıtlanmıştır.
Deneyimsel öğrenme, geleneksel bir yöntemle öğrenmekten birkaç yönden farklıdır. İlk olarak, öğrenciler ne yapacaklarının söylenmesinden ziyade kendi öğrenme süreçlerini yönetmeye teşvik edilir. İkincisi, öğrenme sadece sınıflarda veya akademik metinlerden gerçekleşmek zorunda değildir. Deneyimleyerek öğrenme her yaşta, her yerde ve her zaman gerçekleşebilir. Üçüncüsü, bilginin yalnızca eğitimcilerden öğrenenlere aktarımının yapıldığı tek yollu bir öğrenme değildir. Bunun yerine, öğrenciler öğrenme sürecine ve çeşitli yönlerdeki bilgi akışlarına aktif olarak katılmaya teşvik edilir.
Günümüzde birçok disiplin ve mesleki alan, deneyimsel eğitim metodolojilerini kullanır: İyi planlanmış, denetlenmiş ve değerlendirilmiş deneyimsel öğrenme programları, disiplinler arası öğrenmeyi, sivil katılımı, kariyer gelişimini, kurumsal ve kültürel farkındalığı, liderliği, iş süreçlerini ve diğer mesleki becerileri geliştirerek akademik araştırmayı teşvik etmektedir.
Deneyimsel Öğrenmeye niçin ihtiyaç duyarız?
Öncelikle şunu belirtmeliyim; Deneyimsel Öğrenme Teorisi, eğitimciler tarafından en az 30 alanda ve akademik disiplinlerde uygulama rehberi olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. “Deneyimsel öğrenmeye niçin ihtiyaç duyarız?” Bu soruyu yanıtlamadan önce bazı soruların yanıtlarını bulmamız gereklidir. Bu sorular: Deneyimsel öğrenme yöntemini neden kullanmak istiyorsunuz? Asıl amacınız nedir? Hangi öğrenme tasarımında deneyimsel öğrenme sizlere avantaj sağlar? Bu avantajı öğrenme veya öğretme süreçlerinizde nasıl kullanacaksınız?
Deneyim kaynaklı öğrenmeye neden ihtiyacımız olduğunu birkaç önemli tespit ortaya koyar. Bu tespitler kişinin gerçek yaşam süreçleri ile doğru orantılı olarak değişkenlik gösterebilir. Ancak genel anlamda hepimizin ihtiyacı olan kazanımlar şunlardır:
• Ait olduğumuz organizasyon veya hedef kitlenin kabulü, yeni sosyal ilişkiler kurmak,
• Deneyim kaynaklı öğrenmelerin kabulü ile ilişkili ve çapraz fonksiyona sahip ekiplerdeki süreçlere hâkim olma,
• Organizasyon veya hedef kitle içinde gerçekleştirilen başarılar ile kendini güncelleme ve kişisel potansiyelin gelişimi,
• Deneyim kaynaklı yetkinlik kazanımı ile şahsi mükemmeliyetçilik elde etme ihtiyacı.
Deneyim kaynaklı yeterlilik şunları sağlar:
• Başkalarıyla olan ilişkideki ayrılığın, zıtlıkların, farklılıkların ve anlaşmazlıkların üstesinden gelme,
• Çeşitli sorunları çözme ve daha fazla verimlilik elde etme,
• Kimliğin ve “biz” farkındalığının gelişmesi,
• Profesyonel hayatta başarı elde etme ve kariyerdeki ilerleme,
• İşin daha iyi kontrolü, profesyonel görevlerle daha iyi başa çıkma ve korkusuzca risk alma,
• Hedefleri daha etkin bir şekilde görme ve uygulanabilir yol haritaları elde etme,
• Stres ve baskı altında problem çözme becerisini geliştirerek anlaşmazlıklarla başa çıkma,
• Başkaları üzerindeki etki çemberinin genişletme,
• Süreçlere karşı pozitif davranışların gelişimi,
• Tüm süreçler ile ilgili memnuniyet.
Yukarıdaki maddeler uzayarak devam edebilir. Deneyimsel öğrenme, tecrübe ve deneyime ihtiyaç duyulan her yerde kullanılabilen bir öğrenme yöntemidir. O sebeple öncelikle öğrenme hedef ve amaçlarını belirlemeniz bu süreçte başarılı olabilmek için çok önemlidir.
Son on beş yılda Deneyimsel Öğrenme Teorisi, eğitimin çevresinden merkeze taşınmıştır. Bu değişim hem akademik hem de iş dünyasının eğitim ve gelişim süreçlerine yetkinlik odaklı katkılarda bulunmuştur. Bu katkılar hem akademik gelişimleri hem de iş süreçlerinin daha verimli bir şekilde ilerlemesine olanak sağlamıştır.
Bu değişimin nedenleri ise;
Birincisi, öğrenme anlayışımızda dramatik bir değişiklik olmuştur. Öğreticiler, yani daha teoriksel tanımlaması ile bilgi tedarikçileri, artık tüm eğitim ve öğrenme süreçlerinde öğrenenlerin (alıcıların) pasif alıcıdan, sırayla gönüllü olarak proaktif katılımcıya ve nihayetinde aktif katılımcıya doğru davranışsal değişim gösterdiklerini gözlemlemişlerdir.
Mevcut bilişsel, insancıl, sosyal ve yapılandırmacı öğrenme modellerinin uygulama süreçlerinde, öğrenenlerin aktif katılımcı olması ile anlam oluşumunun önemi vurgulanmıştır. Bu durum özellikle yetişkin eğitiminde etkili uygulama modelleri oluşturmak, mevcut ve gelecekteki öğrenme süreçlerini geliştirmek için öğreticilerin öğrenme süreçleri içerisinde yaşadıkları deneyimleri kullanma gerekliliğini göstermiştir.
İkincisi, son on beş yılda, yüksek öğrenim, yeni üniversitelerin açılması ve çağımızın yeni meslek gruplarına olan ihtiyacı sebebiyle, eşi görülmemiş bir yetişkin öğrenci akını yaşamıştır. Yetişkin öğrenciler, öğrenim ortamına zengin geçmiş deneyimler ile gelirler. Geçmiş deneyimlerini ve sınıftaki önceki öğrenimlerini kullanmaya isteklidirler. Duyarlı öğreticiler, yeni öğrenmenin katalizörü olarak öğrencilerinin önceki deneyimlerinden faydalanabilirler.
Üçüncüsü, günümüzün hızla değişen ortamında, öğrenen bireylerin esneklik için taleplerinin artmasının yanı sıra, önceki bilgi ve deneyimlerini yeni ve farklı yollarla kullanma kapasiteleri vardır. Eğitimciler, öğrencilerin bildiklerinden ve yapabileceklerinden sorumlu tutulmaktadır. Bu durum, eğitimcilerin öğrenen sonuçlarını değerlendirmek için yetkinliğe dayalı öğrenme ölçümleri ve deneyimsel teknikler tasarlamasına neden olmuştur.
Deneyimsel yaklaşımlar, işverenlerin iş süreçlerinde olmasını istediği iletişim, güven, ekip hâlinde çalışmak, stres ve baskı altında problem çözmek, çapraz fonksiyon iş birliği, stratejik düşünme gibi becerileri geliştirmede daha etkili bir yöntem olarak görünmektedir.
İş Dünyası’nda teoriksel öğrenmenin iş süreçlerine olan etkisini değerlendirmek zordur. Bu sebeple eğitim ve gelişime harcanan büyük miktarlardaki bütçeyi gerekçelendirmek adına, daha etkin bir öğrenme yöntemi olan deneyimsel öğrenme yönteminin iş süreçlerine olan etkileri daha fazla sorgulanmaya başlanmış ve ihtiyaç duyulan bir yöntem hâline gelmiştir.
Deneyimden gerçek yaşam süreçlerine doğru yol alırken Deneyimsel Öğrenme alanlarında neler var? Uygulama açısından bizlere ne kazandırır?
Birey ve organizasyonlar için artık günümüzde pek çok farklı organizasyonel eğitim seçeneği mevcut olduğundan, hangilerinin birey veya organizasyonların öğrenme hedeflerine, eğitim ve gelişim ihtiyaçlarına, en uygun ve mantıklı olduğuna karar vermek zor olabilir. Geleneksel sınıf eğitimi, çevrimiçi veya e-öğrenme araçları ve kapsamlı eğitim programlarının hepsinin, bir diğer eğitim yöntemlerine göre artı ve eksileri vardır.
Seçtiğiniz program(lar) hedef kitlenizin organizasyonel hedeflerine uygun olmalı ve üstesinden gelmeye çalışılan tüm engelleri veya engelleri ele almak için davranışları değiştirmenize yardımcı olmalıdır.
Kolb’lar (Kolb, A.Y. & Kolb, D.A.) ve diğer araştırmacılar, deneyimsel öğrenme alanlarının altı temel niteliğini aşağıdaki gibi tanımlamışlardır:
1. Pozitif bir öğrenme alanı oluşturmak,
2. Derin öğrenme için alanlar oluşturmak,
3. Oyun tabanlı bir öğrenme alanı oluşturmak,
4. Konuşmaya dayalı öğrenme için alan oluşturmak,
5. Öğrenen merkezli bir öğrenme alanı oluşturmak,
6. Yansımacı düşünme için bir alan oluşturmak.
Deneyimsel öğrenme süreci, bir kişinin öğrenme alanındaki konumundan etkilenen öğrenme bölgeleri aracılığıyla bir hareket süreci olarak görülebilir. Bir kişinin öğrenme alanındaki konumu, deneyimlerine vurgu yaparak onların “gerçekliğini” tanımlamaktadır.
Öğretmenler, derslerinde sundukları bilgi ve etkinliklerle nesnel olarak öğrenme alanları oluşturur ancak bu alan öğrencilerin öğrenme stillerinin merceği aracılığıyla öğrencilerin kişisel deneyimleri ile yorumlanır.
Deneyimsel öğrenme temalı eğitim programları potansiyel bir seçenek olarak değerlendirirken bu yöntemin hedef kitle, organizasyon ve girişimleriniz için uygun olup olmadığını belirlemek amacıyla bazı sorulara cevap bulmanız ve bu cevapları hedef kitlenizin süreçleri (iş, eğitim, yaşam vb.) ile bağlantılı bir şekilde içselleştirmeniz gereklidir.
Soru: Uygulaması gerçekleştirilen mevcut eğitim programlarından, kalıcı ve gerçek yaşam süreçlerinde uygulanabilir sonuçlar görüyor musunuz?
Açıklama: Genellikle eğitim uygulamalarının ardından sonraki günlerde bir farkındalık ve gelişim patlaması görmek yaygındır ancak bu patlama kısa ömürlü olur. Bunun nedeni, insan beyninin ancak bir öğrenme olayından sonra bu kadar çok bilgiyi emip tutabilmesidir; bu durum, öğrenme çürümesi olarak bilinir. Gerçek yaşam süreçlerine ciddi bir etki veya katkısı olmayan eğitim kazanımları, eğitimden önceki seviyelere göre sadece küçük bir gelişim platosu şeklinde gerçekleşir. Bu durumun sonucunda öğrenme gerçekleşemez ve kalıcılığını yitirir.
Cevap: Deneyimleyerek öğrenmenin yeni becerileri öğretmek için en etkili yöntem olduğu birçok eğitim bilimci tarafından kabul görmüştür. Öğrenen bireyler, bir eylemi tekrar tekrar uygulayarak güvenli bir eğitim ortamında ortaya çıkan başarıları ve başarısızlıkları deneyimlerler (ve onlardan öğrenirler).
Deneyim kaynaklı öğrenme iyi bir tutma stratejisiyle birleştirildiğinde, diğer eğitim stillerinin tipik olarak sunmadığı uzun vadeli sonuçlar elde etmenize yardımcı olabilir. Özellikle ilgili deneyimler hedef kitlenizin gerçek yaşam süreçleri (iş, eğitim yaşam vb.) ile bağlantılı olduğu zaman öğrenme olumlu olarak transfer edilir.
Soru: Uygulamasını gerçekleştirdiğiniz diğer eğitim yöntemleri, hedef kitlenizin benzersiz öğrenme hedeflerini karşılıyor mu?
Açıklama: Standart bir eğitim programıyla bazı hedeflere ulaşmak kolaydır. Örneğin, yeni bir “zaman yönetimi” becerisini kullanmayı öğrenmek, bireyden bireye veya organizasyondan organizasyona çok az özelleştirme gerektirir veya hiç özelleştirme gerektirmez. Bununla birlikte çoğu birey veya organizasyonun benzersiz öğrenme hedefleri vardır; geleneksel sınıf eğitimi yalnızca sınırlı sonuçlar sağlayacaktır. Ancak deneyimsel öğrenme temalı bir eğitim programı, sizlere “zaman yönetimi” eğitimini gerçek zamanlı olarak deneyimlemenizi ve geliştirmeniz gereken yönlerinizi ortaya çıkartmanıza olanak sağlar.
Cevap: Deneyimsel bir eğitim programını hedef kitle veya organizasyonunuza uyarlamak, kolaylaştırıcının dâhili dilinizi kullanması, ekip dinamiklerini hesaba katması ve tanımladığınız benzersiz zorlukları ele alması anlamına gelir. Sonuç olarak, deneyimsel öğrenme temalı eğitimler, katılımcılar arasında gerçekten yankı uyandıran ve onlar için benzersiz öğrenme hedeflerine ulaşılmasını sağlayan anlamlı çözümler sunan bir eğitim yöntemidir.
Soru: Katılımcılar daha önce kullanılan mevcut eğitim yöntemlerinden memnuniyetsizliklerini ifade edebiliyorlar mı?
Açıklama: Öğrenen bireyler sunum, sınıf içi eğitim ve eski çevrimiçi öğrenme araçlarından bıktıysa sunulan eğitim içeriğinden tam olarak yararlanamayacaklardır. Yeni bir eğitim etkinliği planladığınızda eğer katılımcılardan sesler yükseliyor ise o zaman eğitim metodolojinizi değerlendirme zamanı gelmiştir.
Cevap: Katılımcılar etkileşimli, ilgi çekici bir eğitim etkinliğine daldıklarında, sunulan bilgileri alma olasılıkları daha yüksektir. Deneyimsel öğrenme temalı eğitim programları, öğrenen bireyleri yeni beceriler öğrenme ve bunları gerçek dünyada uygulama konusunda heyecanlandırmak için tasarlanmıştır.
İlk deneyimsel eğitim uygulamasından sonra, çoğu organizasyon, bireylerin öğrenme konusunda hevesli olduğunu fark eder ve bir sonraki eğitim etkinliğini dört gözle beklediklerini gözlemleyeceklerdir.
Soru: Mevcut eğitim programları ölçülebilir sonuçlar veriyor mu?
Açıklama: Birçok organizasyon, yatırımın geri dönüşünü belirlemek ve belirli alanlardaki gelişmeleri izlemek için eğitim etkinliğini ölçmek istemektedir. Bu, bir dersten veya geleneksel sınıf eğitiminden sonra zor olabilir. Bilgiyi sınavlar ve geri bildirimlerle değerlendirebilmenize rağmen gerçek yaşam süreçleri (iş, eğitim, yaşam vb.) içerisinde gerçek sonuçları ölçmek daha zordur, çünkü metrikler genellikle açıkça tanımlanmamıştır.
Cevap: Deneyimsel öğrenme temalı bir eğitim programı, öğrenme olayından sonra davranış değişikliğini izlemek ve sonuçları gözlemlemek için kullanılabilecek yerleşik ölçütlere sahiptir. Örneğin, eğitim sırasında belirli davranışlar için “gözlem ve tanımlama” kriterleri belirleyebilir ve gelecekteki etkinliği bu standartlarla karşılaştırabilirsiniz.
Güçlü veya zayıf alanları belirlemek için sonuçları ekipler veya bireyler arasında da karşılaştırabilirsiniz. Eğitim sırasında herkes neyin beklendiği ve neyin mümkün olduğu konusunda aynı sayfaya girdiği için bu yerleşik ölçümler başarıyı çizginin aşağısında ölçmeyi kolaylaştırır.
Önceki sayfalarda yer alan kavram veya sorulardan herhangi birinin cevabı hedef kitle veya organizasyonunuz için doğru cevap ise hedef kitle veya organizasyonunuz muhtemelen deneyimsel öğrenme temalı eğitimden faydalanacaktır.
Bunun hedef kitle veya organizasyonunuz için doğru bir eğitim yöntemi olup olmadığını anlamanın en iyi yolu denemek ve katılımcıların yeni becerilerini gerçek yaşam süreçlerinde kullanmak için nasıl daha ilgili ve motive olduklarını görmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.