Çalışma Hayatında X,Y Ve Z Kuşakları / Dr. Mevlüt Büyükhelvacıgil

“X,Y ve Z Kuşağını Anlamak” isimli kitabınızda farklı kuşak temsilcilerinin birlikte nasıl çalışacaklarını inceliyorsunuz, bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Bu bağlamda çalışma hayatında X,Y ve Z kuşağının motivasyonel farklılıkları nelerdir? Siz konuya nasıl bakıyorsunuz?
Herkes X, Y ve Z kuşakları için belirli tanımlamalar yapıyor; ancak bu tanımlamalar söz konusu kuşaklara mensup bireylerin iş hayatındaki tavırlarını anlamlandırmamız için yeterli olmuyor. Ben 45 senelik kariyerimde kendimden önceki ve sonraki kuşaklarla omuz omuza çalışmış bir yöneticiyim. Kariyer yolculuğum sayesinde, akademisyen sıfatımla da üzerine çalışmış olduğum kuşaklar konusunu tamamen içselleştirmiş olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Tecrübe ve bilginin buluşması paha biçilmez bir formüldür. Takdir edersiniz ki bu formüller ancak kamuyla paylaşıldığında daha geniş kitlelere ulaşarak fayda sağlar. Bu çalışmamda kuşaklar arasında çatışmaya sebebiyet veren vizyon farklılıklarını daha derinlemesine irdeleyerek farklı kuşak temsilcilerinin birlikte nasıl en verimli şekilde çalışabileceğini aktarmak istedim. Kuşaklar Kitabı’nın özellikle aile şirketlerinin uzun ömürlü ve verimli olmasını arzu eden yöneticilere büyük fayda sağlayacağına gönülden inanıyorum.
X, Y ve Z kuşağına biraz yakından bakarsak şu özellikler karşımıza çıkıyor:
2021 yılı itibariyle 39-55 yaş gruplarını kapsayan X kuşağı kuşaklar arası farklılıkları ilk ortaya çıkartan grup oldu. Önceki kuşaklara göre daha güçlü bağımsızlık, esneklik ve uyumluluk davranışları geliştirdiler. Çalışmak için yaşayan hırslı Baby Boomer kuşağının tersine yaşamak için çalışırlar. X kuşağı üyeleri yeryüzünde kaydedilen tüm gelişmelere tanık oldular, teknolojilerin ortaya çıkışından bugün eriştikleri seviyeye kadarki gelişmelerini izleyip onlara uyum sağladılar. Teknolojik gelişmelerden haberdar, çok eğitimli, evrensel düşünen bir kuşaktan bahsediyoruz. Teknolojiden haberdar olan X kuşağı rekabetçi, girişimcidir ve yaşamlarında denge arar.
Yirmi birinci yüzyıl gençlerinden oluşan, 21-40 yaş grubunun dâhil olduğu Y kuşağının anlamı İngilizce’de Why (Niçin?) kelimesinden gelmekteydi; çünkü bu kuşak her konuyu sorguluyor, kolay inanmıyor, mantık arıyor ve “neden?” diye sorguluyordu.
Bu grup aynı zamanda bir tüketici ekonomisi içinde büyütüldü ve bu da işlerinin şartlarını ve koşullarını etkileme beklentisini beraberinde getirdi. Bunun sonucunda, işverenlerin bu bağlamda kendi ‘tüketici’ beklentilerini karşılamalarını beklerler. Bu kuşağın ayırt edici özelliklerinden olan daha fazlasını bekleme tarzının temelini oluşturur. Daha fazlasını almalarının şart olduğunu düşünmezler, ancak bir işveren çalışanlarına daha fazlasını vermelidir. ‘Güçlendirilmiş’ ebeveynlik tarzıyla yetiştirildikleri için de kendi görüşlerini ifade etmekten çekinmezler. Y Kuşağı bilgisayarlar ve internet hayatlarının önemli bir parçası olarak büyüyen ilk kuşaktır. Baby Boomer ve X kuşaklarına göre incelendiğinde Y kuşağının daha bireyci, tüketimci, anlık tatminlere odaklı ve sadakat duygusundan uzak olduğu saptanmış durumda.
Yakın geleceğin hâkimi Z kuşağı henüz çocukluk ve gençlik çağını yaşıyor. 2000 yılından itibaren doğanların en yaşlısı 21 yaşında. X, Y ve Z kuşağı üyeleri on yıl kadar sonra birçok alanda yetki ve yetkinlik sahibi olarak kendinden farklı özellikler taşıyan iki kuşakla birlikte hayat sahnesinde yer alan ilk örnek olacak. Bu yüzden kuşak gözlemcilerinin yeni ve yoğun ilgi gösterdiği alan da Z kuşağı. Teknoloji ile doğup küçük yaşta dünyayla entegre olan Z kuşağı, yaşça küçük olmalarına rağmen dünyayı keşfetmiş ve bazı eski kuşaklardan bile daha donanımlı durumdadır. Kariyerlerinde doğru anlaşıldıklarında ve doğru konuma yerleştirildiklerinde şirketin başarısını ve kurumsal devamlılığını sürdürmede katkı sağlayacaklar. Sorumluluk alıp alamayacaklarını zaman gösterecektir. Rutin işlerden sıkılacakları öngörülen Z kuşağı üyeleri, kısa vadeli projelerde büyük başarı elde edebilecektir. İnovatif bakış açısı ve analitik zekâları olan Z kuşağının çok zeki olmaları ile kurtarıcı olacakları öngörülmektedir.
Tecrübe ve bilgiyi buluşturduğunuz “X,Y ve Z Kuşağını Anlamak” başlıklı kitabınızda üzerinde durulacak önemli konular sizce neler? Bu çerçevede, yönetsel açıdan bir insanın X, Y ya da Z kuşağı olmasının önemi nedir? Farklı kuşaklardaki tecrübeleriniz bize neler söylüyor, düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Her geçen gün zorlaşan ve rekabetin arttığı bir ortam içindeyiz ve şirketlerimizi geleceğe başarıyla taşımak işletmeleri kuşaklar arasında kalmasından kurtarmamız gerekiyor. Aile şirketleri açısından bakarsak, aile şirketlerinde genel olarak yaşanan sorunlara bir de kuşak farklılıklarından kaynaklanan problemler daha da artıyor. Aile şirketleri ilk önlem olarak aile anayasası hazırlamalılar. Araştırmalar, farklı kuşakların bir arada olduğu başarılı bir işyerini inşa etmede kuşaklar arası farklılıkları anlamanın en önemli temel olduğunu ortaya koyuyor. Gerek aile şirketleri gerek profesyonel yöneticilerin kendilerine ilk sorması gereken konular; yeni kuşağı nasıl tatmin edebilirim, şirketimize yıllarca emek vermiş çalışanlarımızın tecrübeleri ile Z kuşağının güçlü yanlarını nasıl ahenkle bir araya getirebilirim?
Bir yöneticinin, çalışanlara yaklaşımında kuşak farkını dikkate almasının, ast-üst ilişkisine değer katan bir detay olduğunu düşünüyorum. Farklı kuşaklara mensup çalışanların yetenekleri ve dünyaya bakışları çok farklı olabiliyor, bu gayet normal. Ancak iş hayatında özellikle tecrübeli yöneticilerin, farklı kuşakların iletişim tarzlarını doğru bir şekilde analiz etmeyi öğrenmeleri gerektiğine inanıyorum. 23 yaşında, henüz üniversiteyi bitirmiş deneyimsiz bir çalışanla, 30 yıllık bir kariyeri bulunan 50 küsur yaşındaki bir direktöre ya da müdüre, beklentilerinizi farklı tonlarda dile getirmeniz ve onları dinlemeniz size başarıyı getirecektir.
X, Y ve Z gibi klasifikasyonlara damgasını vuran en önemli şey sizce nedir?
Kuşakları tarih aralıklarına göre bölerek harflerle tanımlama eğiliminin altında yatan fikr-i temel, yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartları, sorumlulukları ve yükümlülükleri altında yetişmiş toplulukların, birtakım ortak tarihsel, toplumsal ve teknolojik dönüşüm evreleri yaşadığından, benzer etkilere maruz kalması ve bu yüzden benzer tavırlar sergilemesine dayanır. Bu önemli olaylar o dönemde var olan kuşağın özelliklerinde çok büyük rol oynar ve kuşak döngülerini birbirinden keskin çizgilerle ayırır. Genel kabul görmüş olan dört kuşaktan bahsetmek mümkünken bazı yazarlar ara kuşak saptamaları da yapmakta, bazıları da bu kuşakların mevsimler gibi birbirini takip edeceğini öne sürmektedir.
1900-1945 doğumlu Gelenekçi kuşak İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki sıkıntılı dönemde büyümüş, deneyimledikleri ekonomik ve politik belirsizlikler onları çalışkan, finansal olarak ölçülü ve tedbirli olmaya yöneltmiştir.
1946-1964 doğumlu Baby Boomer/Nüfus Patlaması kuşağı savaş sonrası dönemin bereketli ve sağlık ekonomisi içinde yetişmiş, bir kısmı ile ülkelerin farklı dönemleri siyasî ve finansal krizler ile başa çıkmıştır. Kendini merkeze alan bir kuşağın üyeleri olarak girişimci ve kurucu olmuş, devamlılığını sağlamıştır. Bu kuşak çalışmak için yaşamıştır.
1965-1980 doğumlu X kuşağı, Baby Boomer kuşağının gölgesi ve etkisinde büyümüştür. Teknoloji ile tanışan ve buna hızla uyum sağlayan X kuşağı, güçlü bağımsızlık, esneklik ve uyumluluk davranışları geliştirmiştir. X kuşağı dünyaya daha farklı bakar ve yaşamak için çalışır.
1981-2000 doğumlu Y kuşağı bir sonraki büyük kuşak olarak görülmektedir. Son derece güçlü ve dinamik bir gruptur. Her konuyu sorgulayan bu kuşak kolay inanmaz, her zaman mantık arar ve sürekli “neden” diye sorgular. Y kuşağı üyelerinin hayatlarının önemli bir parçası bilgisayardır. Bu kuşağın çalışanları Gelenekçi ve Baby Boomer kuşaklarının hayal bile edemeyeceği türden ağ iletişimi, çoklu işlem yapma ve küresel görüşlü becerilerle iş gücüne katılır.
2001-2010 doğumlu Z kuşağı henüz gençlik çağındadır. Teknoloji ile doğup küçük yaşta dünyayla entegre olan Z kuşağı, yaşça küçük olmalarına rağmen dünyayı keşfetmiş ve bazı önceki kuşaklardan bile daha donanımlıdır. Z kuşağı bir yandan da çok eleştiriye maruz kalmaktadır. Önceki kuşaklar gibi hayatı ve sokağı tanımazlar, bu durum onların suçu değil. Gelişen teknoloji ile dünya küçülmekte ve sanal bir dünya oluşmaktadır. Bazı kaynaklar 2010 yılından sonra doğanları Alfa kuşağı olarak tanımlamaktadır. En büyüğü henüz 11 yaşında olan bu kuşağın üyeleri akıllı telefonsuz, bilgisayarsız ve internetsiz bir hayat bilmiyor. Y, Z ve Alfa kuşakları ile birlikte eğitim kurumları, üniversiteler, şirket yönetimleri bu kuşaklar üzerinde çalışmaya başlamış durumdadır.
Kuşakları anlamanın nihai hedefi yönetmek midir? Burada insan yüreğine dokunmakla ilgili anlaşılmak anlamında şeyler de var hiç şüphesiz… Kuşakların beklentileri açısından düşündüğümüzde neler söylenebilir?
Kuşakları doğru anlamak, tabii ki doğru yönetmeye de katkı sağlar ama bunun nihai bir hedef olduğunu söyleyemeyiz. Her insan, gerek iş hayatında, gerekse özel hayatında olsun, her şeyden önce doğru anlaşılmak ister. Farklı kuşaklara mensup çalışanları anlamak, onlarla doğru şekilde iletişim kurmamızı kolaylaştırır ki bu da sağlıklı bir çalışma ekosistemi yaratmanın en önemli unsurlarından biridir.
İçinde bulunduğumuz dönemde ABD’de üç ana kuşağın nasıl işe alınacağına ve çalıştırılacağına dair verilere dayalı yönetsel beceriler geliştirmek, şirketlere rekabet açısından avantaj sağlamıştır. İşgücündeki kuşak farklılıkları, günümüzde, tarihte bir zamanda olduğundan çok daha bariz hale gelmiş durumdadır ve özellikle aile şirketlerinin gelecekleri için en büyük sorunlardan biridir. Yöneticilerin daha genç kuşağı yönetmedeki hayal kırıklığı ile baş etmede yetersiz olmaları da doğrudan verimlilik kaybı, işyerinde çatışma ve artan personel değişim oranına neden olacaktır. Bu nedenlerle kuşakları anlamak gelecek için çok önemlidir. Aile şirketlerinde ise işletmesiyle duygusal ilişki kuran işletme sahiplerinin arzusu kendisinden sonra da şirketinin yaşamını sürdürmesidir. Kuşak çatışmalarını bertaraf etmiş bir aile şirketinde, aile üyeleri arasındaki ahenk, aile hayatına huzur ve daha fazla sevgi olarak yansıyacaktır.
Kuşak çatışmalarının faydalı olabilecek yönleri de olabilir mi?
Kuşak çatışmalarının birçok faydası olduğuna gönülden inanıyorum. Öncelikle, kuşak farkının sadece içinde bulunduğumuz dönemde, sadece bizim tarafımızdan deneyimlenen bir şey olmadığını göz önünde bulundurmamız gerekir. Tarih boyunca kuşaklar arasında anlaşmazlıklar olmuş; özellikle aile şirketlerinde bir arada çalışmak durumunda kalan farklı kuşağa mensup insanlar, yaşadıkları çatışmalar sonucunda ortak müşterekte buluşmanın bir zorunluluk olduğunu anlamışlardır. Farklı yaş gruplarının birbirlerinin deneyimlerinden ve bakış açılarından faydalanmalarını mümkün kılan bir çalışma ortamı yaratıldığında, bu hiç şüphesiz operasyonların verimliliğine de yansıyacaktır. Önemli olan farklılıklara saygı gösterip anlamak, her bir kuşağın beklentilerini karşılayarak bir uyum yaratabilmektir.
Kuşaklar arası farkların tarih, felsefe, siyaset ve toplumsal idraklere etkileri yadsınamaz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Her bir kuşağın yaşadıkları dönemdeki sosyal, kültürel ve politik gelişmelerden etkilendiklerini söyleyebiliriz. Kuşakları etkileyen faktörleri tanımlamıştım. Bugün üzerinde en fazla konuştuğumuz Z kuşağı 11 Eylül, depremler, tsunamiler, küreselleşen terör, ekonomik krizlerin ve pandeminin izlerini taşmakta ve korku kuşağı olarak da adlandırılmaktadır. Bir yandan Y ve Z kuşağının çağlarında yaşanan teknolojik gelişmeler, bu kuşakların teknoloji içinde büyümesi ile artık bu kuşaklar bulundukları çağı etkilemekte ve tüm trendleri kökten değiştirmektedir.
Tarihe baktığımızda da kuşaklar arası farkın aslında çok eskilere gittiğini görüyoruz. M.Ö. 4. yüzyılda bugün yaşadığımız topraklarda yaşamış ve düşün tarihini derinden etkilemiş olan Aristoteles, kendi zamanının genç kuşaklarını değerlendirirken pek de bizden farklı düşünmüyor ve “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar.” diyordu. Ondan dört asır önce yaşamış Hesiodos da farklı bir kanıda değildi: “Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağır başlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kuralları boş veriyor. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar.” Bu iki örnek ne kadar geçmişe gidersek gidelim, yetişkinlerin genç kuşaklar hakkındaki kanısının değişmediğini de gösteriyor.
Şu an içinde bulunduğumuz “teknoloji çağı” da gerek küreselleşme, gerek enformasyonun sonsuzluğu, gerekse hızlı tüketim açısından yeni nesillerin kültürel olarak hızlı bir değişim içinde olduğunu gösteriyor. Fakat geçmiş zamanlardan fark şu ki üst nesiller eski dönemlere göre değişen koşullara hızla ayak uyduruyor ve kendini yeniliyor. Böylelikle yaşanan farklılıklar fazla olsa da bir yerde ortak paydada buluşulabiliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.