Çalışma Hayatında Motivasyonun Önemi / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

İnsanlar, hayatlarını bir amaç doğrultusunda devam ettirmektedirler. Çocuk, genç, yetişkin ve yaşlı herkesin bir amacı vardır. Okula giden bir öğrenci, sınıfı geçmek için derslerine çalışır; iyi bir liseye yerleşmek ve üniversiteyi kazanmak için sınavlara hazırlanır. Kısa süreli hedefi sınavları geçmek iken uzun süreli hedefi meslek sahibi olmaktır. Basamakları tek tek çıkan genç, yapacağı mesleğin, yaşayacağı şehrin hayali ile kendini motive eder. Mesleğini eline alana kadar her türlü zorluğa sabreder, yaşadığı sıkıntılardan dolayı pes etmez. Çalışma hayatına atıldığında her şeyin tamam olacağını düşünenler vardır. Artık sınav yoktur ve kendi ayakları üzerinde durmaktadır. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde, en tepede bulunan kendini gerçekleştirme basamağına ulaştığını düşünür. Ancak mesleğe başlayan çoğu kişinin bocalama yaşadığı, memnun olmadığı görülmektedir. Kişi, onca sene çabalamanın sonucunda hayatının daha farklı olacağını düşünmüştür. Umduğunu bulamayanlar hayal kırıklığı yaşamaktadır. Bunun birçok sebebi olabilir: Beklentisini yüksek tutmuş, hedeflerini maddi unsurlar üzerine kurmuştur. Kişiliğine uygun bir mesleği yapmamaktadır. Öğrencilikteki sıcak arkadaşlık ilişkilerini iş hayatında bulamamıştır. Çalışma arkadaşları ve işverenle uyum sağlayamamıştır… Bu örnekler çoğaltılabilir.
Çalışmayı, meslek edinmeyi yalnızca maddi kazanç sağlamak olarak görmek doğru olmaz. Para kazanmak önemli ve gereklidir. Bunun yanında yapılan meslek, kişiye manevi doyum vermeli; topluma faydalı olmanın huzurunu hissettirmelidir. İnsanoğlu, bir amaç için gönderildiği dünya hayatında hep bir arayıştadır. Var olma, kendini tanıma, anlam bulma çabası içindedir. Fiziksel ihtiyaçları olan yeme, içme, barınma dışında sevme, sevilme, ait olma ihtiyaçlarını yoğun olarak yaşar. Kişi, yaptığı meslek ile hem fiziksel ihtiyaçlarını hem de sevme, sevilme, ait olma ve kendini gerçekleştirme gibi manevi ihtiyaçlarını karşılayabilir. Bu yüzden çalışma hayatı sadece maddi çıkarlarla sürdürülemez.
Günün neredeyse yarısını iş yerinde geçiren bir insan, akşam eve yorgun dönmektedir. Bedenen ve ruhen dinlenmeye ihtiyaç duyar. İş yerinde olumsuz bir hava, çözülemeyen bir problem varsa sürekli gergin ve stresli olur. Bu durum, kişinin iş dışındaki hayatında, evde ve hatta uykuda bile gergin olmasına sebep olabilmektedir. Çözülmeyen her sorun üst üste birikip kişiyi bunalıma itebilir. Psikolojik sorunlar, zamanla hastalıklara sebep olur. Yapılan çalışmalarla da kişinin psikolojik iyi olma hali ile beden sağlığı arasında doğru orantı olduğu ortaya konulmuştur.
Eski dönemlerde, ergenlik çağına gelen erkek çocuklar, hem meslek öğrensin hem de manevi olarak yetişsin diye bir ustanın yanına verilmekteydi. Usta, yaptığı işin inceliklerini öğretirken bir taraftan da genci terbiye etmekteydi. Devlet işlerinde de yetenekli kimseler seçilmekteydi. Çocukların kişiliği, mizacı ve karakteri okunmakta, neye kabiliyetleri varsa ona uygun kişilerin yanına verilmekteydi. Çağımızın en büyük problemlerinden birisi, ehil olmayan kişilerin, bilmedikleri işin başına geçmesidir. Aslında bu, kilit noktadır. Anne-baba ve öğretmenlerin çocuğun kişilik özelliklerini, yeteneklerini, neye ilgi duyduklarını iyi gözlemleyip uygun alanlara yönlendirmeleri önemlidir. Bu sayede çocuk, yapabileceği alanda adım adım ilerlemiş ve zaman kaybetmemiş olur. Çalışma hayatına bir an önce atılmak için kendisine uygun olmayan bölümleri seçen ve okul bittikten sonra iş bulamayan üniversite mezunu insan sayısı hayli fazladır. Kişiliğine uygun olmayan meslekleri seçip mutsuz olan insanlar da vardır. Mutsuz kişi, mutsuz toplum demektir. Liderlik vasfı olmayan kişilerin, çalışanları ve işi yönetmesi zordur. Çalışanlarının sorunlarını görmeyen bir patron, ne kadar çabalasa da istediği verimi alamaz. İnsan psikolojisinden anlamayan yönetici, sadece çalışmaya odaklanırsa başarı elde edemez. Aynı şekilde verilen işi yapamayan, işten anlamayan çalışanı yönetmek de zordur. Liderlik özelliğine sahip kişiler, başkalarının emri altında çalışmakta zorlanmaktadırlar.
Çevremizde istemediği mesleği ya da işi yapan çok insan vardır. Kimi kendisine fırsat verilmediğini, kimi hayalindeki mesleğin para kazandırmadığını söylemekte; kimisi de ailesinin zoruyla seçim yaptığını dile getirmektedir. Kim ne işle meşgul olursa olsun çalışma hayatında meslekî doyuma ulaşmak önemlidir. Mesleki doyum, kişinin mesleğini yaparken fizyolojik gereksinmelerini karşılayacak gelir elde etmesi; kendini geliştirmesi, yeteneklerini, becerilerini kullanarak üretken olması, toplumda yer edinebilmesi gibi psikolojik süreçleri içeren bir kavramdır. Mesleğinden, yaptığı işten doyum alamayan kişilerin bir süre sonra iş dışındaki hayatlarından da keyif almadığı görülmektedir. İş stresi, kazancın düşük olması, yeterince dinlenememe, iş yerindeki iletişim sorunları, çalışanlar arasında yapılan dedikodular, örgütsel bağlılığın olmaması, işverenin çalışanlar üzerinde kurduğu baskı, yapılan işte somut veri elde edilememesi, ürün ortaya konulmaması, kişinin kendini geliştirmesi ve yükselmesi karşısındaki engeller doyum alamamasının sebepleri arasındadır.
Ürün ortaya konulan meslekler kişiyi daha çok motive eder. Soyut verilere dayanan meslekler kişinin belirsizlik yaşamasına neden olmaktadır. Tarlasını ekip sulayan ve yeşerdiğini gören çiftçinin; öğrencisi üniversitede güzel bir bölüm kazanan öğretmenin; yaptığı yemekten dolayı övgüler alan ev hanımının; bozuk arabayı tamir eden ustanın yaptığı işten aldığı haz bambaşkadır. Bedenen ve zihnen ne kadar yorgun olursa olsun bu kişiler meslekî doyumu yaşamaktadır.
Çocukları ders çalışmaya teşvik etmek veya onlara olumlu davranış kazandırmak amacıyla yapılan küçük ödüllendirmelerin, onları motive ettiğini görmekteyiz. İş hayatında yetişkinin ödüllendirilmesi de meslekî motivasyonunu canlı tutması bakımından önemlidir. Alınan başarı belgeleri, sözlü takdir, küçük hediyeler, ikramiyeler, tatil ve seyahatlerin çalışanlar üzerinde olumlu etkisi bulunmaktadır.
Her insan, zaman zaman çalışma isteğini yitirebilir ve bunalım yaşayabilir. İş yerinde tartışmalar olabilir. Kişinin yaptığı hataları görmesi, haklı ise kendini uygun şekilde savunması, sorun yaşadığı kişi ile doğru iletişim kurması ve sağlıklı-sağlam ilişkiler geliştirebilmesi bakımından sorun yaşamak gereklidir. İnsanın manevi gelişimine katkı sağlamaktadır. Bunun yanında, karşımıza her zaman anlayışlı insanların çıkmayacağını unutmamalıyız. Yaşadığımız problemlerde ruh sağlığımızı korumak için önlemler almalı, bize iyi gelecek aktiviteler ve insanlarla ömrümüzü anlamlı kılmaya çalışmalıyız. Mesleği; kendimizi tanımak, geliştirmek, insanlara faydalı olmak, Allah’ın rızasını kazanmak yolunda bir araç olarak kullanabilmemiz dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.