Çalışan Kadınlar ve “Süper Kadın İdeali” / Dr. Şerife Uğuz Arsu

“Çalışan kadınların süper kadın ideali ve çoklu rollerle başa çıkma deneyimleri” başlıklı çalışmanızda geçen “Süper kadın ideali” kavramından ne anlamalıyız? Süper Kadın nedir?
Süper kadın ideali, çoklu ve sıklıkla çelişen rolleri (süper anne, eş, ev hanımı, kız evlat, kız kardeş) bir arada ve güçlükle sürdürmeye çalışan kadınlarla ilişkilidir. Ev dışında belirli bir ücret karşılığında çalışmaları ile rol ve sorumluluklarında değişimler meydana gelen kadınlar hem aile hayatında hem de sosyo-ekonomik hayatın bütününde yer almaktadırlar. Günümüzde artık hem ailelerine, evlerine ve kendilerine bakmakta hem de aktif bir sosyal ve kültürel yaşam sürdürmekte olan kadınların hepsine sahip olmaları mümkün hale gelmiş ve kadınlar evde ve işte başarılı olmaya başlamışlardır. Böylece “hepsine sahip olmak” demek “her şeyi yapmakla” aynı anlama gelmiştir. Dolayısıyla kadınlar toplumsal değişiklikler sonucunda hem geleneksel hem eril hem de kadınsı roller üstlenmeye başlamışlardır. Ancak son yirmi yılda yaşanan ekonomik ve sosyal değişiklikler ve değişen kültürel normlar, kadınlar için toplumsal konumlarında da yeni değişikler ve fırsatlar yaratmalarına hem ekonomik kaynaklara katkıda bulunmalarına hem de rollerini meslek rollerini de içerecek şekilde genişletmelerine imkân sağlamasına karşılık kadınlara yönelik birçok yükümlülüğü de beraberinde getirmiştir. Bugüne kadar özel alanla ilişkilendirilen ve bu alandan sorumlu tutulan kadının kamusal hayata katılımı, onun ev sorumluluklarını azaltmamış aksine kadınlardan hem bakımlı, güzel ve iyi bir anne olma gibi geleneksel kadınsı cinsiyet rolünde hem de işyerinde başarı, kendine güven ve bağımsız olmak gibi eril cinsiyet rollerinde mükemmelleşerek hepsini yapması, hepsinde iyi olması beklentisini yüklemiştir. Dolayısıyla da kadınların ev dışında çalışmalarını kendi iç sorumluluklarıyla dengelemeye devam ederken aynı anda birden fazla role girme veya “hepsini yapma” ve “hepsinde iyi olma” fikri değerli bir sosyal norm haline gelmiştir. Bununla birlikte popüler kültür, medya ve kitle iletişim araçları ile medyada yayınlanan içeriklerde süper kadın stereotipini yansıtan; hem evde hem işte başarılı olan, mükemmel çocuklar yetiştiren, herkese ve her şeye yetişebilen, yetebilen, bunu yaparken de yorulmayan, bakımlı, fit, güzel ve mutlu bir kadın profili sunulmaktadır. Yani süper kadın ideali; bir kadının fiziksel olarak çekici ve etkili bir eş, anne ve çalışan kadın olma kabiliyetine sahip olması beklentisi; henüz ulaşılamaz, istenmeyen, baskıcı ve gerçekçi olmayan olarak düşünülen bir idealdir. Süper kadın ise; eş, anne, çalışan, ev hanımı, bakıcı gibi birden fazla aynı anda ve tam zamanlı rollerin bir kombinasyonunu gerçekleştiren kadın anlamına gelmektedir. Ancak süper kadın diye bir şey yoktur, yalnızca ideali vardır ve bu ideal de imkânsız ve ütopiktir.
Dışarıdan bakıldığında bu durum, şartların zorladığı bir donanım beklentisi midir yoksa her şeyi yerli yerince yapabilen her şeye gücü yeten bir kadın imajı mıdır? Kadınlar özellikle süper kadın ideali ile ilgili ne düşünüyor? Temelde, kadına yönelik sosyo-kültürel idealler neleri ön görüyor? Kadınların Egemen toplumsal normlar ve beklentilere ilişkin deneyimlerinde neler var?
Araştırmamın amacı da tam olarak bu soruya cevap aramaktı. Alan yazın taramaları sonucunda yapılan tanımlara bakıldığında, süper kadın geleneksel rollerde (toplumsal cinsiyet ayrımına dayalı roller/dişil ve eril roller) mükemmelleşerek “her şeye sahip olmak” isteyen kadın olarak ifade edilmekteydi ve süper kadın ideali, kadınların hepsini “cazip, zahmetsizce, mutlu ve mükemmel” yapabilmelerini gerektirmekteydi. Dolayısıyla süper kadın her şeye sahip olmak isteyen kadın mı yoksa çoklu ve çelişkili rolleri mükemmel bir şekilde yerine getirmesi beklenen kadın mıydı? Yani süper kadın gerçekten birçok kadının başarmaya çalıştığı “ideal bir kadın imajı” mı, baskıcı ve gerçekçi olmayan olarak düşünülen “kültürel bir beklenti mi” yoksa birden çok role sahip olarak hayat şartlarının ve günlük yaşamın getirdiği bir “zorunluluk” muydu? Her şeyden kadınlar bunu gerçekten istiyorlar mıydı? Buradan hareketle, kadınlara hayatları, meslekleri, aileleri ve birbiriyle çelişkili rolleri aynı anda ve güçlükle sürdürmeye çalışma ve hepsini yapma konusundaki kültürel beklentiler ile ilgili düşüncelerini sordum.
Araştırmanın sonuçlarına göre kadınlara yönelik söz konusu kültürel beklentiler, evlilik öncesi, evlilik sonrası ve annelik beklentileri ile toplumsal cinsiyete dayalı beklentiler şeklindedir. Kadınların evlilik öncesi dönemde çoklu rolleri ya da rol çatışması gibi deneyimlerden ziyade daha çok, ev işlerinde anneye yardımcı olma ve hizmet etmeyi içeren “kız evlat olma” rolünün vermiş olduğu sorumluluklar ve evliliğe, kılık-kıyafete, istediği yere gidebilmeye ilişkin yaşadıkları baskılar ön plana çıkmıştır. Kadınlar şehir ve yaş farkı olmaksızın çeşitli şekillerde aile ve toplum baskısını hissettiklerini belirtmişlerdir. Evlilik sonrası kadınlık idealleri ile ilgili olarak ise; kadınların evlilik sonrasında rolleri ve sorumlulukları artış göstermekle birlikte en çok; “eş rolü”, “çalışan rolü”, “gelin rolü” ve “öğrenci” rollerini üstlenmektedirler. Kadınların evlilik öncesi yaşadıkları aile ve toplum baskısı, evlilik sonrası geleneksel aile yapısı içerisindeki baskılar şeklinde kendini göstermektedir. Kadınlar geleneksel aile yapısı içerisinde, aile ilişkileri, evlilik sonrası yeni bir aileye katılmış olmanın sonucu ortaya çıkan farklı kültür yapıları, yaşam tarzları ve bu dönemdeki alışma süreçlerine ilişkin birçok baskı, beklenti ve problemlerle mücadele etmektedirler. Özellikle rol beklentileri ve baskılar konusunda kadınların eşleri ve eşlerinin aileleri tarafından “ideal bir eş ve gelin olma” beklentileriyle karşılaşmaktadırlar. Annelik ideallerine ilişkin ise kadınların en çok annelik rolü ile birlikte hayatlarının tamamen değiştiği, anneliğe uyum süreçlerinde, annelikle birlikte değişen hisleri ile suçluluk ve yetersizlik hissettikleri, özellikle artan sorumlulukların çoğunlukla kadınların üstüne kaldığı ve bunun zaten annenin görevi gibi görüldüğü ortaya çıkmıştır. Kadınların annelik sonrası süreçte en çok artan sorumluluklarından mustarip oldukları ve bunun sebebinin ise yine kültürel beklentiler çerçevesinde kadına yüklenen “annelik görevi” ile annelik beklentileri olduğu görülmektedir. Söz konusu beklentilerin sadece kadının üzerinde olduğu, eşlerinin aynı görevleri üstlenmediği ve her ne kadar sosyal desteğe sahip olsalar da ebeveynlerinin ve eşlerinin desteğinin yetersiz olduğu, kadınlar sosyal destek alsalar bile söz konusu destekle ilgili problemlerle mücadele ettikleri, sosyal destek almayanların ise tek başına annelik ve çalışan bir kadın olmakla mücadele ettiği görülmektedir. Son olarak cinsiyete dayalı beklentileri ise “evlilik ve çocuk beklentisi” ile “çalışması beklentisi” şeklindeki “geleneksel beklentiler”; “Yuvayı dişi kuş yapar.”, “kayıtsız itaat” gibi “Sen kadınsın!” algısından kaynaklanan “baskıcı beklentiler/kalıpyargılar” ve en önemlisi “iyi eş olma beklentisi”, “iyi anne olma beklentisi”, “iyi çalışan olma beklentisi”, “iyi gelin olma beklentisi”, “iyi evlat olma beklentisi”, “iyi ev hanımı olma beklentisi: evin lekesiz/düzenli olması”, “iyi arkadaş olma beklentisi”, “bakımlı/güzel olma beklentisi” ve bunların ötesinde “her şeyi yapar algısı/her şeyde iyi olma” şeklindeki “hem geleneksel hem modern kadın beklentileri: süper kadın olma!” beklentilerine maruz kaldıkları görülmüştür. Kısaca, kadınların evlilik öncesi/sonrası ve annelik sonrası deneyimlerine bakıldığında gittikçe artan çoklu rol talepleri ve sorumluluklarının yanı sıra kadınlar birden çok rolde “iyi olma”ya ilişkin sosyo-kültürel idealler, baskılar ve beklentilerle de karşılaştıkları görülmektedir. Dolayısıyla söz konusu beklentilerin tamamı “hem geleneksel hem modern kadın beklentileri: süper kadın olma” beklentisini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca statüsü ve mesleği ne olursa olsun, günümüz çalışan kadınından hem evde hem de işte iyi olmasını, hem geleneksel rollerini (dişil roller) hem de artan ve değişen modern kadın rollerini (eril roller) yerine getirmelerini ve hepsinde iyi olmalarını bekledikleri söylenebilir. Tüm bunlara sahip olan süper kadın her şeyi cazip, zahmetsizce, mutlu ve mükemmel yapan, işçi veya kariyer gönüllüsü, eş, anne ve ev işlerinde çalışan gibi çok çeşitli ve çelişkili rolleri mükemmel bir şekilde yerine getiren kadındır. Her şeyde mükemmel olan bu kadın toplumun ideal kadın imgesidir ve süper kadın ideali toplumun kadına yüklediği kültürel bir idealdir.
“Dışarıdan bakıldığında bu durum, şartların zorladığı bir donanım beklentisi midir yoksa her şeyi yerli yerince yapabilen her şeye gücü yeten bir kadın imajı mıdır?” sorusuna gelecek olursak, öncelikle evet bu, toplum tarafından kadına yüklenen ve kadından olması beklenen “ideal bir kadın imajı”ydı ancak kadınlar bu beklentiler konusunda neler düşünüyorlardı? Gerçekten süper kadın olmak istiyorlar mıydı yoksa şartlar mı onları böyle bir kadın olmaya zorluyordu? Bu sorunun cevabı için, söz konusu kültürel beklentiler ve ideallere yani süper kadın idealine ilişkin düşüncelerini sordum. “Kültürel ideallerin analizi: toplumun ideal kadın imgesi” başlığı altında çıkan sonuçlara göre; bu kültürel beklenti ve ideallere karşı kadınların bireysel idealleri, bireysel tercihleri ve süper kadın idealine yönelik bakış açıları 3 grupta ele alınmıştır: (1) süper kadın idealini onaylayanlar için “ulaşmak istedikleri bir hayal”; (2) süper kadın idealini reddedenler için toplumun, medyanın ve erkeklerin bir dayatması, kültürel bir beklenti, yapmak zorunda olmadıklarını düşündükleri ve “gerçekçi olmayan, imkânsız bir ideal” (3) belirsiz durumda olanlar için ise zaten farkında olmadan üstlendikleri, içselleştirdikleri, hayat şartlarının ve zorunluluklarının getirdiği “toplumsal bir gerçeklik” şeklindedir. Yani ilk gruptaki kadınlar süper kadın olmak istediklerini ve hayallerindeki kadının başarılı bir iş kadını, eş ve anne olduğunu belirtmişlerdir. Dolayısıyla bu kadınlar herkese ve her şeye yetişme çabası içerisindedirler ve tüm rollerini başarıyla yerine getiren mükemmel bir kadın olmak istemektedirler. İkinci gruptaki kadınlar ise süper kadın olmak zorunda olmadıklarını, süper kadın idealinin kesinlikle bir dayatma olduğunu ve kesinlikle kabul etmediklerini, kadının yaratılışından bu yana kadına çok fazla yüklenildiğini, her şeyi yapmasını beklediklerini ancak bunun kadını yoran yıpratıcı bir şey olduğunu, her şeyden önce insan olmaya aykırı bir durum olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca özellikle neden söz konusu beklentilerin aynı şekilde erkekler üzerine de olmadığını sorgulamışlardır. Üçüncü grup ise tam olarak kalıp yargılar ve gerçeklik arasında kalan grubu yansıtmaktadır. “Belirsiz” grupta olan bu kadınlar aslında süper kadın olmak istemediklerini ancak zaten süper kadın yükünün omuzlarında olduğunu, çoğu zaman farkında olmadan bu yükü taşıdıklarını ve birçok rolü bir arada ve güçlükle sürdürmeye çalıştıklarını ifade etmişlerdir. Dolayısıyla bu durumda kadınlar için bir tarafta kadına ilişkin kalıp yargıların getirmiş olduğu ve kadına biçilmiş roller; diğer taraftan da bunların sonucunda kadının hem evde hem de iş hayatında üstlendiği rollerin sorumlulukları yani toplumsal gerçeklikler vardır.
Kadınlar mevcut yaşamdaki çoklu rol deneyimlerini ve süper kadın idealini nasıl tanımlıyor? Kadınlar norm haline gelen birden çok rolü yürütmeyi nasıl başarıyor ve bununla nasıl başa çıkıyor? Kalıp yargılar ve gerçeklik açısından da konuyu değerlendirebilir misiniz?
Araştırmamda çoklu rol deneyimleri ile ilgili olarak öncelikle kadınların günlük hayatta üstlendikleri rolleri sordum. Amacım kadınların üstlendiği çoklu rolleri ortaya çıkarmak ve özellikle onları zorlayan rolleri incelemekti. Çünkü kadınların hem anne hem de çalışan olarak iki ayrı vardiyaları vardı. Bu iki vardiya ise kadınların annelik ve kariyeri dengelemeye yardımcı olacak başa çıkma stratejileri geliştirmelerini gerektirmekteydi. Yani kadınların birinci ve ikinci vardiyalarını oluşturan çoklu rollerle başa çıkma mücadelesi üçüncü vardiyalarını oluşturmaktadır. Bugüne kadar kadınların üstlendikleri roller, iş yaşam dengesi yani birinci ve ikinci vardiyaları ile bunlar arasındaki çatışmalar sayısız çalışmaya konu olmuştu ama kadınları asıl bunaltan üçüncü vardiyalarıdır. Ancak bu üçüncü vardiya hakkında hala çok az şey bilinmektedir. Üstelik kadınların iş ve özel yaşama ilişkin rolleri sık sık araştırılmakla birlikte çoğunlukla göz ardı edilen ve kadını asıl zorlayan geleneksel roller (ideal eş, anne, gelin, ev hanımı, elti, görümce, arkadaş vs.) ve kalıp yargılar vardı. Söz konusu geleneksel roller bugün kadından beklenen süper kadın idealini ortaya çıkaran kültürel beklentiler ve kalıp yargıları içermekteydi. Bu noktada kadınlar kültürel beklentiler ve geleneksel rolleri içeren süper kadın ideali ve çoklu rolleri ile başa çıkma deneyimlerini/stratejilerini yani henüz çok bilinmeyen üçüncü vardiyalarını ve aile ve iş hayatına ilişkin rollerin yanı sıra göz ardı edilen ancak belki de en çok sorumluluk yükleyen geleneksel rollerini araştırdım.
Ancak kadınlara öncesinde başa çıkmaya çalıştıkları ve üstlendikleri rolleri sordum. Kadınların üstlendikleri roller beş gruba ayrılıyordu. Kadınlar günlük hayatta sırasıyla en çok “geleneksel roller” (“evlat/gelin rolü”, “ev hanımı rolü”, “eş rolü”, “anne rolü” vs.), “aktivite ve sağlık/sosyal roller” (sosyallik, boş zaman aktiviteleri), “meslek/çalışan rolü: işe gitme/gelme”, “diğerleriyle ilişki/arkadaş rolü: arkadaşlarla görüşme”, “görünüme ilişkin roller: fiziksel görünüm” gibi rolleri üstlendiklerini belirtmişlerdir. Ayrıca bu rolleri yerine getirirken çoğunlukla eşlerinin hiçbir sorumluluk almadıklarını dile getirerek bu durumun aile/toplum etkisi ve yetiştirilme tarzından kaynaklandığını, erkeklere özellikle ev işleri konusunda hiçbir sorumluluk verilmediğini ve söz konusu sorumlulukları üstlenen erkeklerin ise toplum tarafından “kılıbık” olarak algılandığını vurgulamışlardır. Sonuç olarak kadınlar birden çok rolü bir arada güçlükle ve tek başlarına sürdürmeye çalışmakta, bunun için de kendilerince çeşitli stratejiler geliştirmektedirler. Söz konusu başa çıkma stratejileri ise kadınların süper kadın idealine bakış açılarına göre farklılaşmaktadır. İlk olarak, süper kadın idealini onaylayan ve süper kadın olmak isteyen kadınlar, kimseye “hayır diyemedikleri” için daha fazla sorumluluk almakta, sürekli fedakârlıkta bulunarak kendilerinden ödün vermekte, sürekli başkalarının kendileri hakkında ne düşündüklerine ilişkin endişe duymakta ve beklentiyle gelen herkesi memnun etmeye çalışmakta; dolayısıyla da birden fazla rolü bir arada sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bunları yaparken de söz konusu roller ve sorumluluklara ilişkin talep ve beklentileri sıraya koyma, dengeleme, planlama (zaman ve talep yönetimi), ayak uydurma/alttan alma (toplumun beklentilerine göre yaşama), motivasyon (kendini telkin etme, durumu kabullenme) ve araçsal ve duygusal destek kullanma (yardım/tavsiye alma, duygularını paylaşma) gibi başa çıkma stratejileri geliştirmektedirler. İkinci olarak süper kadın idealini reddeden ve bunun bir dayatma olduğunu düşünen kadınlar ise çoklu rol taleplerine yetişme çabasında olmadıklarını, sınırlarını belirlediklerini, gerektiğinde çoklu rol talepleri arasında seçim yaptıklarını çünkü hepsini yapmak ve süper kadın olmak için bir zorunluluk hissetmediklerini belirtmişlerdir. Bununla başa çıkabilmek için ise; rol taleplerini ve beklentilerini önceliklendirme, önceliği kendine vererek kendine zaman ayırma, çok fazla sorumluluk almama, “hayır diyebilme”, elinden geldiğince yapma ya da beklentileri karşılamaktan vazgeçme, sadece kendi olma ve kendi seçimlerini yapma, sorumlulukları azaltma ya da askıya alma, dikkatini dağıtma (umursamama, görmezden gelme), mücadele etme ve destek arama gibi stratejiler geliştirmektedirler. Son olarak üçüncü grup kadınlar ise süper kadın idealine bakış açısı belirsiz olan, çoklu rol talepleri ve süper kadın idealine ilişkin başa çıkma stratejileri olmayan çünkü zaten bu ideal ile başa çıkamayan kadınlardır. Dolayısıyla bu kadınlar ise sürekli mutsuzluk, tükenmişlik, yetersizlik hissetmekte (yetersiz eş, anne, çalışan vs.), bu yüzden sürekli olarak kendilerini suçlamakta, başa çıkma girişiminden vazgeçmekte, içselleştirdikleri duyguları bastırmakta, saklamakta ya da inzivaya çekilmekte ve kimseden yardım talep etmemektedirler. Bunların sonucu olarak da bu kadınlar tükenmişlik ve süper kadın sendromu yaşamakta, bu sendromla başa çıkamadıkları için psikolojik destek almakta ve tedavi görmektedirler. Sonuç olarak günümüzde özellikle medyada kadınların mükemmeliyetçi oldukları, süper kadın ideali ile başa çıkabilmeleri için verilen sayısız tavsiyeler yer almaktadır. Annelerin streslerini, zamanlarını ve ilişkilerini yönetmelerine yardımcı olmak için birçok kitap, annelerin telaşlı yaşamlarını basitleştirmek için ipuçları sunarak kadınların yalnızca yeterince uğraşmaları durumunda birden fazla yükümlülüğü dengeleyebileceği fikrini teşvik ederken bazı kitaplar ise kadınların mükemmeliyetçi başarı yollarını kınadıklarından bahsetmektedir. Her iki durumda da, bu hikâyeler annelik ve istihdamın kaçınılmaz olarak çatıştığı varsayımını güçlendirmektedir. Kadınların kariyerlerini ve ailelerini dengelemeye çalışırken karşılaştıkları kısıtlamalar erkeklere göre çok daha fazladır. Kadınlar hem kariyer seçimi ve meslekî ilerleme gibi eril rollerinde hem de anne olma ve ev hanımı olma gibi dişil rollerinde birtakım beklentiler ve sınırlamalarla mücadele etmektedirler. Bugün hâlâ birçok kadın, toplumumuzda kadın olmanın ne anlama geldiğine dair eski inançlarla ve kalıp yargılarla tamamen başa çıkamadan bilinçli ya da bilinçdışı bir şekilde, yeni zorluklar ve sorumluluklarla mücadele etmeye, başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmaya ve başkalarının mutluluğu veya başarısı için sorumluluk alarak çoklu rollerle baş etmeye devam etmektedirler.
Kadınların Türk toplumunda kadın olmaya ilişkin algıları nasıldır?
Kadınların kadın olmaya ilişkin “onur verici bir şey”, “güzel bir şey”, “değer verilmesi/el üstünde tutulması gereken kutsal bir varlık”, “kendi ayakları üzerinde durmak/sağlam durmak” ve “şans/lütuf/bereket/ayrıcalık” gibi olumlu anlamlar yükledikleri görülmüştür. Ancak kadın olmayı toplumsal açıdan ele alan kadınlar özellikle Türkiye’de kadın olmanın “çok zor” olduğunu vurgulamışlardır. Bu bağlamda Türk toplumunda kadın olmanın kadınlar için en çok “sorumluluk”, “güçlü olmak”, “yıpranma”, “baskı/kendin gibi olamamak”, “fedakârlık/özveri”, “tecavüz/istismar/cinayet”, “herkes için her şey olmak”, “ikinci planda/ikinci sınıf vatandaş/bir-sıfır geride olmak”, “eleştirilen/ezilen/suçlanan taraf olmak” ve “değersiz olmak/yok sayılmak” anlamına geldiği görülmüştür. Ayrıca kadınların tasvirlerinden Türk toplumunda “Geleneksel Kadın”, “Modern/Özgür Kadın”, “Osmanlı Kadını/Otoriter Kadın” ve “Fedakâr Kadın: Sürekli Çalışan, Her Şeyi Yapan, Emeği Görülmeyen” şeklindeki kadın figürleri ortaya çıkmıştır. Kadınların hemen hemen hepsi için toplumda kadın olmaya yönelik algılarının daha çok olumsuzlukları ve baskıcı deneyimleri ifade ettiği dolayısıyla da kadınların içinde yaşadıkları toplumda kadın olmaya dair tamamen olumsuz anlamlar yüklediği, toplumdaki kadın figürünün ise daha çok azınlıkta kalan özgür ve bağımsız olarak tasvir edilen modern kadınlar dışında çoğunlukla her şeyi yapan, sürekli çalışan ama sesini çıkarmayan fedakâr ve geleneksel bir kadını temsil ettiği görülmüştür. Kadınların Türk toplumunda kadın olmaya olumsuz anlamlar yüklerken bireysel olarak kadın olmaktan gurur duymaları ve kadın olmaya olumlu anlamlar yüklemeleri, kadınların cinsiyetlerinden dolayı toplumda kadın olmanın zorluklarını yaşadıkları, toplumun onlara yüklediği sorumluluk ve beklentilerin altında ezildikleri ve bireysel anlamda şans olarak nitelendirdikleri ve gurur duydukları cinsiyetlerinin aslında kendilerini ikinci planda hissettirdiğini göstermektedir. Bunun başlıca sebebinin ise, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı rol beklentileri, sorumluluklar ve beklentiler olduğu görülmektedir. Kadınlar aslında bireysel olarak kadın olmaya dair çok güzel duygular hissetmekte ve kadın olmaktan mutluluk duymaktayken söz konusu toplumsal cinsiyete dayalı rol beklentileri, kadınlara yüklenen sorumluluklar ve yaşadıkları baskılar, kadınların toplumda kadın olmaya dair olumsuz hislere sahip olmasına neden olmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.