Bilge İnsanlar, “Aranıyor!..” / Dr. Metin Serimer

Gazetelerde makale okurken 19 Nisan 2021 tarihli Yeni Şafak’ta İbrahim Karagül’ün “Bilge insanlar sahaya inmeli…” başlığı dikkatimi çekmişti. Rahmetli Mehmet Niyazi Özdemir’in kitaplarında okuduğum bir konuyu hatırlattı bana. Çekoslovakya bağımsızlığına kavuşunca, işgal döneminde unutturulan dillerini yitiren halka, kendi dillerini öğretmek için dağdaki çobanları getirtmişlerdi. Çünkü dildeki safiyet, dağdaki çobanların dimağında kalmıştı sadece… Teşbih dahi değil, ehlini tenzih ederim tabi ki…
Köşe yazısı: “Türkiye’nin bilge insanları sahaya inmeli. Birikimlerini, donanımlarını Türkiye için harekete geçirmeli. Yüzlerce yıllık bilgi, birikim, derinlik, miras, akıl, hafıza, yüz yıl sonra yeniden ayağa kalkan ülkemiz ve milletimiz için, geleceğimiz için, yarınlara bırakılacak güçlü miras için risk almalı, öne çıkmalı, çıkarılmalı. Bu fedakârlığın, en üst insani ve milli değer olduğu gerçeği ile sorumluluk hissedilmeli. Türkiye’nin yükselişine imza atın…” sözleriyle başlıyordu. Çok çarpıcı buldum, açıkçası etkilendim bu çağrıdan… Memleketimizde bilge insanlar aranıyordu sahaya inecek… Yazı şöyle devam ediyordu: “Kültür de sanat da mimari de felsefe de medeniyet de yaşam konforu da güç ve imkândan beslenir. Savunma, ekonomi, teknoloji nasıl güç üretiyorsa nasıl güçten besleniyorsa diğerleri de öyle üretmeli, ürettiğini paylaşmalı, Türkiye’nin canlı hayatına sunmalı. Tehditler ve tehlikeler yenilendi. Acımasız hırs ve çılgınlıklar çağı. İnsanlığın belirsizliklerle dolu bir geleceğe yöneldiği, birçok ülkenin gücünün eridiği, her milletin geçmişinden bir şeyler bulmak için kendine yöneldiği, güçlü bir gelecek kurabilmek için her türlü arayışa girdiği yılları yaşıyoruz.”
Belli ki bir kaygı var… Tespitler ve beklentiler güzel, yönlendirme önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Ama bu anlamlı çağrıda örnek rol model kapsamında bilge insanlara dair üzerinde durulması gereken konular da var.
Bize hitap eden değerlerin hayata geçme biçimi, örnek rol model olacak bilge insanları da yapılandırıyor. Onlar tüm birikimleriyle asrı “koklayarak”, olup biteni vicdanî bir akılla hissederek geliyorlar. Necip Fazıl’ın: “Ben cemiyetin rahminde doğum sancısıyım” dizeleri gibi. Bazen “Söyleyene değil söyletene bak!” diye geçiştirdiğimiz bu konu, örnek rol modellerin görmezden gelinmesinin yüceltilmiş şekli adeta. Cesur bir biçimde “ben buyum” diyen samimi, salih ve bilge insanlar, bir yadırganma değil bir takdir vesilesi olmalı diye düşünüyorum. Bu anlamda, İbrahim Karagül’ün çağrısı ve serzenişlerini önemseyelim lütfen… Bu serzenişleri duymak ve iyi değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. Bu arada, sosyal-psikolojik zemin ya da ortam nedeniyle şu değerlendirmeler de yapılmalı. Bilge insan olmak, aynı zamanda örnek rol model olmak demektir. Hayatın içinde, insanlarla iç içe, toplumun nabzını tutan bir örneklikle ve öne çıkarak… Bu açıdan bakıldığında kendimizi anlatırken dahi İslam’ı anlatan bir yerde duramayacaksak, kendini anlatmanın ya da fikrimizi anlatmanın anlamı nedir? Ya da tam tersi, yetkinlik açısından örnek rol modeller sorgulansa, fiilen, “İslam’ı anlatıyorum ama bende yok!” dedirtecek bir duruşu olanların söz hakkı olmalı mı? Çünkü söz hakkı dahi kıymetli bir şey… Kendini aşmış ve yetkin insanlar için tabii ki böyle bir çekince söz konusu olamaz. Ayrıca o bilge insanlar bu şartlarda nasıl ortaya çıkacak ve kendilerini nasıl gösterecekler, nasıl sözleri dinlenecek? İletişim kurallarının dahi alt üst olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Post modern algılar ve üst üste yenilen algı operasyonlarıyla adeta şamar oğlanına dönmüş, nasihate kapalı bir toplum haline gelmişiz… Üstelik yakın ve uzak tarihimiz, düşünce adamlarının kolayca harcandığı örneklerle dolu. Ali Fuad Başgil, Oktay Sinanoğlu vb. isimler de var bunların arasında. Hatta daha da gerilere gidersek, İmam Rabbânîlerin, İmam Âzamların, İmam Serahsîlerin hapislerde yattığı dönemler de bilinen birer gerçek… Özellikle günümüzde bilge insanlar, hangi direnç noktalarından, ne tür taassupların arasından sıyrılıp hakikatin berrak ve derinlikli yüzünü insanlara sunabilecekler? Bu arada, bu Ramazan’da beni duygulandıran bir şeyi söylemeden geçemeyeceğim. Sahura kadar yayınlanan programlarda zoom üzerinden yapılan katılımlar, insanların ne kadar aç ve büyük bir beklenti içinde olduğunu ve bizlerin bu konuda, arayışları olan masum simalarla yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor. Tertemiz, saf ama bir şeyler anlatılmasını arzulayan insanların yüzlerinde bunu okuyabilirsiniz. Merhametli bir bakış, bunları gözden kaçıramaz… Bu, soğuk sosyolojik okumaların ya da iletişim değerlendirmelerinin ötesinde bir şeydir görene… Her şeyden önce konuya merhamet yönüyle bakmak ve gerekeni yapmak… Bu çerçevede de “Bizdekini bilmek…” Ne var ne yok!.. Ümmete bir faydası var mı, insanlığa bir faydası var mı? Bunu bilmek, aynı zamanda kendimizi de bilmek anlamına geliyorsa bunu insanlardan esirgememek önemli olsa gerek… İbrahim Karagül’ün çıkışını ve serzenişini bu anlamda çok önemsiyorum…
Bilge insanlar, topluma günümüzde neyi nasıl verir? Mesela İslam’ın ahlakını konuşma, cömertliğini konuşma, vakarını konuşma, merhametini konuşma! Peki, neyi konuşacağız ve nasıl konuşacağız? Asıl gündem bu olmalı… Teknik becerilere, teknolojiye, bilimsel gelişmelere damgasını vuran asıl amil bu olmalı. Mehmed Zahid Kotku Hz.’ni hatırlarsınız; “Görünmeyen Üniversite” benzetmesi ile bilinirdi. Örnek rol model oluşturmak önemli bir konu… İnsanın yapısında var. Aklıyla karar veriyor, kalbine de yatıyorsa taklit ediyor. Peki, insanımız, iyi, doğru ve güzel olanı nasıl ayırt edecek ve gözlemleyecek? Sosyal medyanın sınırsız ve sorumsuz verilerine mi teslim olacak? Kimi, hangi adreste bulacak? Öyle güzel insanlar var ki tespitleri çok net, kafa karışıklığından azade, insanı ve toplumu tanıyor… Böyle insanların sağlam bir duruşları olmazsa aradığımız bilgelerden sayılır mı acaba? Böyle simaların, söylediklerini yaşayan ve örnek olabilecek seviyede olması çok önemli… Bugün yeryüzünde, küresel ölçekte evrensel arayışları olan insanlar da var mutlaka… Mesela, yurt dışında Mesnevî okumaları yapıp güncel bir sondajla Türkiye’ye gelen bir idrak, Türkiye’ye niçin gelir? Bireysel bir çıkış mı görmek ister, toplumsal bir ahlâkı mı gözlemlemek ister, karşılaştığı her insan onun yüreğine bu anlamda dokunabilir mi acaba? Ümitsiz olmayalım ama bu mümkün değil… Aynı şey, kendi dünyamızda, bireysel ve toplumsal beklentilerimiz için de geçerli… Evet, sadece bu nedenle dahi, bilge insanlar ortaya çıkmalı artık… Ama ne elitist ne aristokratik ne de sadece entelektüel bir çıkış olmamalı bu… Görünen o ki, bilge insanların ortaya çıkması, kendilerini bu anlamda ortaya koymadan asla olmaz… Olmamalı da… Kuru bilgiyi, Google aramalarından bulabilen bir kitle var artık dünyada. Yani bilgiye ulaşma sorunu yok… Biraz seçicilik biraz medya okuryazarlığı, bu konuda bir nebze yol aldırabilir. Ama tamamıyla kafa karışıklığının önüne geçemez. Pek çok insan, kendilerini ortaya koymadan, sadece İslam’ın doğrularını söyleyen bir söz dizimi ya da ağız gerçekleştiriyorlar. Bazen de haklarında söylenen sözler ağırlarına gidiyor! Yani sanki “sadece ben söylediğim için bu doğru vardır” pozisyonuna düşüyorlar ama söylenenleri layıkıyla yaşayan birilerini görünce de kendi varlıkları takdir edilmek kaydıyla onaylama yani aslında onaylanma durumunda sabitleniyorlar. İnsan sormadan edemiyor; bunun başka yolu yok mu?
Söz konusu beklentilere reel ve ahlâkî bir değerlendirmede bulunmak adına Şenel İlhan Beyefendi’nin yakın zamanda sosyal medyada paylaştığı bazı düşünceleri burada zikretmek isterim:
“En güzel insan kimdir? Allah’ın en sevdiği insan, zalim, mazlum, kâfir, fâsık, mü’min, cahil, âlim, tüm insanların, hatta kendi boyutlarında ve yarı şuursuz şuurları ile hayvanların, bitkilerin ve tüm mahlûkatın bile en sevdiği, üstün tuttuğu, saygı duyduğu insan kimdir? Parası en çok insan, yani en zengin insan mı? Yüzü, boyu posu endamı en güzel insan mı? En şöhretli, en güçlü insan mı? Hayır hayır, hiç biri değil… Apaçık ve zıddını hiç kimsenin iddia edemeyeceği bir büyük hakikat olarak ortada ki; en güzel insan veya Allah’ın en sevdiği insan, ahlâkı en güzel olan insandır… Yani işte gerçek takva, tam da budur… Yani yine apaçık ortada ki yüce İslam dini ve hatta sapık dinler dahil her din ve yine, aklı başında her insan, bunu kabul etmek, itiraf etmek zorundadır… En üstün insan, en takvalı insandır, yani en ahlâklı insan… Yani Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmış, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in asıl sünnetleri olan güzel huyları ile bezenmiş ve ahlâklanmış insandır ve o artık Hazretidir; yani bir Allah dostu, veli, hakiki mü’min ve hakiki insandır… Merhametten, cömertlikten, şecaat, doğruluk, ihlas, tevazu, ülfet vs. gibi bütün güzel ahlâklardan yoksun; kibir, riya, haset, ucup, yalan, cimrilik, korkaklık gibi ahlâksızlıklara gırtlağına kadar batmış, üstelik de kendinden bile haberi olamayacak kadar zır cahil, kendinin cahili ama yüzü güzel, endamı çekici, parası kasalar dolusu; fakat bilgisi çok olsa da aklı kıt, ilmi çok ancak meşrebi ebleh ve saf avam, bir sürü erkek olamamış ama herif kalmış ve hanım, kadın, insan olamamış ama sadece cinsiyeti ile öne çıkmış, yığınla dişi yaratıklar, artık mide kaldıramayacak boyutta, vıcık vıcık, ortalıklarda cirit atıyor…
Hele sosyal medya, tam da bu ahir zaman alametleri gibi duran bu zerzevat gibi zevatların en rahat ettiği mekânları… Her neyse, sözün özü: Zaman adam kazanma, iman kurtarma, merhametle İslam ahlâkını yayma ve kazandırma zamanıdır ve insanlığın kurtuluşu da kendi kurtuluşumuz da kesinlikle, sadece bu yolla olur… Bu sebepten, adam ve davadaş kazanma şuuru ile hazır olmak ve hazırlanmak farz üstü farz ve hepimizin tek kurtuluş yoludur…”
Şenel İlhan Beyefendi’nin yukarıdaki tok ve net sözleri, bilge bir aydın olarak günümüzü değerlendiren bir “ahlâk ayaklanması” gibi… Ömrü boyunca söylediği gibi yaşamış ve bunu dostlarının olduğu bir sosyal medya platformunda, kendi doğum günü vesilesiyle, çevresindeki herkesin sorumluluklarını doğru dürüst kuşanması adına büyük bir açık sözlülükle ifade ediyor:
“Allah biliyor, tüm ömrümce ve doğum günüm olan bugüne kadar, ben, vallahi billahi, ilk önce size, yakın çevreme ve tüm insanlara gücümün yettiğince hep şefkatle, merhametle ve sevgiyle yaklaştım… İlişkilerim ve her tür münasebetlerimde yaşam formatım bu çizgiden hiç sapmadı… Yaşam biçimim ulaşabildiğim her insan ve hatta her mahlûkun dünya ahiret saadete ulaşması ve iki dünya mutluluğu için, ebedi kurtuluşa ermesi içindi… Evet, üstelik hamdolsun ve Rabbime sonsuz şükürler olsun, bu benim yapıp ettiğim ve görevim olan amellerimden çok, doğal yaradılışımın bir gereği ve hali idi… Elhamdülillah dost düşman her kişi de bunu çok iyi bilir ve kabul eder… Fakat yaşadığım müddetçe asla değiştirmeyeceğim bu cihad ve hizmet mantalitesi içindeki hayatım, artık maalesef çok daha zor ve çileli hallere geldi… Çünkü şu koca ve kocamış dünya, eskisinden çok daha iğrenç, zulmetli, karanlık ve her cins şeytanların en sevimli konağı haline gelmiş durumda… Küfür, nifak, ipe sapa gelmez uyduruk felsefî hırıltılar, ezoterik ve modern putçulukların envaiçeşit tezahürleri ve new age uydurmaları, önüne gelenin sosyal medyalarda ve vs.lerde akla mantığa, ilme ve bilime ters envaiçeşit saçmalıklarla gençleri zehirlemeleri “Müslümanım ve hatta âlimim” diyen birçok ahmak ve ne kadar okursa okusun avamlıktan ve yobazlıktan kurtulamamış ehl-i ilim diye bilinen safkan şerefsiz, ’dünyaperest mal’lar da maalesef ortalıkta ve her türlü ekranda Ehl-i Sünnet dışı ve hatta ahlâktan, akıldan ve yaşadığı çağdan habersiz tam bir dogmatik ve kabalık örneği oldukları apaçık olarak durmadan ve sadece konuşan bazı zevatlar ortalıklarda cirit atıyor…
İşte bu şartlarda biz de sinema idi, dergi idi, bir şeyler yapmaya çalışarak çırpınıyoruz… Yani sözün özü: Şimdi yatma zamanı değil… Bu geçici ve yakında bitecek olan pandemi sonrası yapmayı planladığımız hizmetlerde, önceki gibi tembel ve işe yaramaz değil, fakat adam gibi yanımda olmak için bu günümü milat olarak görüp tövbe edip söz ve karar verirseniz, bana en güzel doğum günü hediyesini vermiş ve ayrıca bugünü de kendi manevi doğum gününüz yapmış ve benim de dünya ahiret davadaşım olma yoluna ve haline girmiş olursunuz…”
Asrı okuyan, insanı tanıyan, insana insanı anlatma kudretinin ötesinde, liderlik özellikleriyle de öne çıkmış değerli insanları iyi değerlendirmek gerekli diye düşünüyorum. Çünkü bu asır, sıradan bir asır değil… Ve söylediğimiz kriterler açısından yeterli olan insanlar hiç de sıradan değiller… Dünyada yaşanan dijital devrimin yüreğine de bizim insanımız ancak böyle dokunabilir diye düşünüyorum ki buna, hayatın içine bilge aklı ve yüreği sokmak diyelim… Aksi halde kötülüğü ivmelendiren ve gerçek hayattan kopuk bir dünyadan başımızı alamayacağız. Hayatı bu haliyle kabul edenler için söyleyecek söz yok zaten…
Çevremize baktığımızda bataklığı kurutmaya sevdalı öyle güzel insanlar güzel yürekler, akil kafalar var ki; Allah onları, ayakları sabit bir şekilde muhafaza buyursun… Öyle ihtiyacımız var ki onlara… Her şeyden önce, böyle insanların yolunu açmak, imkân tanımak, destek olmak gerekiyor.
Şenel İlhan Beyefendi örneğinde olduğu gibi, duruşu olan, bilge bir çığlığın layıkıyla önemsenmesi adına, içinde bulunduğumuz Türkiye gerçeğinde kaleme alınan bu yazının ortak kaygılar adına değerlendirilmesini candan ümit ediyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.