3. Dünya Savaşı Öncesi Enerji Deposu Orta Doğu’ya Çökmek İstiyorlar… / Dr. Eray Güçlüer

Gazze ve Filistin gerçeğinin dünya konjonktüründe, dünya toplumlarına gayriihtiyari verdiği mesaj nedir? Bir kırılma noktası olduğunu söyleyebilir miyiz? Strateji uzmanı ve aynı zamanda bir sosyolog olarak değerlendirebilir misiniz?
Emperyalist güçler Hamas’tan bu kadar etkin bir direniş beklemiyorlardı, dolayısıyla çok net bir şekilde emperyalizmin yenilemeyeceğine olan inanç kırıldı. Doğru mücadele ile emperyalist güçlerin dünyayı sömürgeleştirme süreçlerinin de durdurulabileceğini göstermesi bakımından çok önemli. Olayın sadece Gazze’de kalmadığını, emperyalizmin pençesinde olan dünyanın pek çok yerinde inim inim inleyen, Afrika toplumlarından Orta Doğu toplumlarına hatta Uzak Doğu Asya’daki toplumlara kadar bir kurtuluş ümidi oldu. Gazze 370 kilometre karelik bir yer ama şanlı bir direniş, çok akıllı bir direniş, çok akıllı bir savunma anlayışı, bu savunma anlayışının sosyolojik, insanî ve politik yönlerinin de etkin şekilde kullanıldığını görüyoruz. Özellikle Hamas’ın esirlere olan muamelesi dünyaya insanlık dersi veriyor. İsrailli esirler neredeyse İsrail’e dönmek istemiyor. Bu işin çok boyutlu olduğunu görüyoruz, askerî açıdan bakıldığında Gazze tünelleri dünyada tek, başka örneği yok. Mükemmel ve çok akıllıca planlanmış. Hamas’ın direniş mücadelesi, üçüncü aya yaklaşıyor, dışa bağımlılığı çok azaltmış, kendi mühendisleriyle, kendi generalleriyle, kendi savaşçılarıyla… Kendi kendine yetecek bir potansiyel oluşturmuş. Bu potansiyeli barındırdığı için savaşı çok uzun zaman sürdürebiliyor. İsrailliler bunu fark etmekte geç kaldılar. Savaş ilk başladığında da şöyle demiştik, bu savaşı Hamas uzun süre sürdürebilir de, İsrail ne kadar sürdürebilir? 7 Ekim’den sonraki süreçte, İsrail’in Gazze’den ummadığı bir mücadele azminin ortaya çıktığını gördük. Dolayısıyla etkisi dünyada emperyalizmin pençesi altında inim inim inleyen devletler için de büyük bir ümit oldu. Bakın hiç araştırılmıyor ama Uzak Doğu Asya’da, Kore, Vietnam hattında toplumsal yapı o kadar dejenere olmuş, o kadar bozulmuş ki o toplumlar kendi benliklerini kaybetmişler. Emperyalizm sadece maddi olarak değil, inanç ve ahlak değerlerini de yerle bir etmiş, çöpe atmış, bitirmiş, tüketmiş. Bu anlamda gerçekten Hamas’ın direnişi dünya toplumlarına örnek oluyor, umut oluyor. Ahlaki ölçülerle, insani değerlerle kahramanca güçlü ve akıllı bir mücadele verilebileceğinin de örneği dünyaya gösterilmiş oldu. Normal şartlarda gerilla teknikleri kullanan bir örgütün, inşa ettiği mevziler arasında aktif savunma yapabilmesi, derin harekât yapabilmesi ya da derin harekât yapan düşmanın yan ve gerilerine sızıp taarruzlar yapabilmesi hem de hava gücünüz olmadan, bu dünyada ilk defa denenen bir taktik ve çok başarılı oldu, harp tarihine girdi. Hibrit yöntemin de ötesinde çok farklı bir mücadele konsepti ortaya çıktı. Dolayısıyla bu askerî taktik aklın sürpriz etkisi, yeni bir yöntemin denenmesi, sahada başarıyı getiren önemli yeni savaş stratejileri oldu. Bu sayede de Hamas’ın çok güçlü şekilde sahada duruma hâkim olup, İsrail’i durdurabildiğini görüyoruz. İsrail artık yenilmiştir, niye diyeceksiniz, hamasi olarak söylemiyorum, bir savaşın neticesini anlamak için sonucunu beklemenize gerek yok, savaşın kırılma ve dönüm noktaları vardır, bunları yakalarsanız sonucunu anlamak kolaydır ve geri kalan zaman da oyalama muharebeleridir. Yenilecek olan yenilir, kazanacak olan kazanır; II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, daha pek çok harpte bunun örneğini gösterebiliriz. Sonuç: Filistin halkı açısından, Hamas’ın da içinde olduğu yeni bir siyasi denklem kurulacak gibi görünüyor.
Gazze konusunun Müslüman toplumlar üzerindeki etkisine dair neler söylemek istersiniz?
Aslında burada Müslüman toplumlarına özel bir parantez açmak lazım. Müslüman devletlerin halkları Müslüman da, yöneticilerinin çok Müslüman olmadığını görüyorsunuz. Maalesef çoğu Amerika ve İsrail güdümünde. İşte burada halklara çok iş düşüyor.
Buna bir çeşit modern emperyalist devşirme diyebilir miyiz?
Bu ülkelerin emperyalist güçlerin güdümüne alınmasını sağlayan çok fazla yöntem var. Devşirme de bir yöntem… Mesela Irak’ta ne yaptılar? İşgal edip paramparça ettiler. Sözde Arap baharı denen Arap yangınıyla Afrika ve Orta Doğu’daki pek çok ülkeyi tarumar ettiler. Bu da bir yöntem. Irak’ı paramparça etti, bir daha Irak devletini kurmak ne mümkün? Herkes birbirine girmiş, etnik, mezhepsel ve sosyal ayrışmalar artık dibe vurmuş, bunları düzeltmek kolay şeyler değil. Dediğiniz gibi devşirmecilik de bir yöntem, bu da bir yöntem. Başka yöntemler var, derin istihbarat yapılarının ülke içinde yaptığı darbeler, medya operasyonları, politik operasyonlar, ekonomik saldırılar vb. çok sayıda yöntem var. Ama neticede halk bunun farkında olursa, bu operasyonlar boşa çıkar. İşte 15 Temmuz’da bize yapmaya kalktılar, 15 Temmuz’dan önce ne kadar içimize sızmaya çalıştılar, orduyu siyaseti ele geçirmeye çalıştılar. N’oldu, halk bunun farkına vardı ve Sayın Cumhurbaşkanlığı liderliğindeki kolektif sosyal hareket bir anda inkişaf edip bunlara gereken dersi verdi. Sadece bunlara değil, arkasındaki emperyalist güçlere şunu dedik: Siz bizim ülkemizi ele geçiremezsiniz. Bu Arap toplumları için de bir model olmalı, kendi yöneticilerinin farkına varmalılar, çoğu Arap devletleri Müslüman olmalarına rağmen maalesef yöneticilerine bakın, paralar, sermayeler, miraslar, bütün maddi gelirler, özellikle eğitim ve sosyolojik içerikli kamusal güçler hep yurt dışından yönlendiriliyor, hepsi emperyalistlerin kontrolünde. İsim vermeyeceğim bir Arap devletinde medyanın yönetimi için bir heyet var, bu heyetin resmî çalışanları kim biliyor musunuz, açık açık hem de gizli de değil, CIA elemanları. CIA’den temsilci diye yazıyor, o ülkedeki medya yönetimi ile ilgili kararlar alınacağı zaman CIA elemanları gelip orada inisiyatif kullanıyorlar. Bunu gizlemiyorlar da… Yani diyorlar ki biz sizi aleni köleleştiririz, sizin benliğinizi ortadan kaldırırız, sizin değerlerinize yönelik ne varsa biz yok ederiz, diyorlar. Hey halk, bir uyan, bir kalk, sen n’apıyorsun, diye bir sor. Burada Arap ve Afrika toplumlarının bilinçlenmesi gerekiyor. Yönetici olarak kendi özlerine kendi millî benliklerine, millî çıkarlarına uygun, kendilerinden olan insanları başa getirmeleri gerekiyor. Kendilerini başka güçlerin yönetmesine izin vermemeleri gerekiyor.
Filistin ve Gazze’de yaşananların Orta Doğu coğrafyasında öngörülebilir sonuçları neler olur? Bu olaylar niçin Orta Doğu’da oluyor?
Çok önemli bir soru çünkü dünya küresel bir savaşa hazırlanıyor. Şu an dünyadaki silahlanma yarışının hacmi yıllık 10 trilyon dolar. Bu işten aslında Amerika kazanıyor, 5 trilyon doları kesin Amerika’nın kasasına giriyordur. Geri kalan Rusya, Çin ve Avrupa ülkeleri arasında paylaşılır. Bu pazardan biz de pay almaya başladık. 2022 yılı bütçesine bakarsanız, bizim savunma ihracatıyla elde ettiğimiz gelirlere denk, yaptığımız silah ihracatı savunma bütçemizi karşılıyor.
Emperyalistler silah sektöründen kazandıkları parayı daha çok insan öldürmek, daha çok sömürmek, daha çok savaş çıkarmak için kullanıyorlar. Biz ise bölgede Irak devleti yeniden nasıl kurulur, Suriye’de devlet nasıl kurulabilir, onun derdindeyiz. Emperyalistler daha çok nasıl parçalarız, Irak’ta, Suriye’de nasıl yeni nüfuz alanları elde ederiz, petrole nasıl çökeriz, diye düşünüyorlar. Biz bunların tam tersi bölgede Amerika’yla savaşıyoruz. Buradan çıkın, Orta Doğu huzur bulsun, yılardır çektikleri zulüm ve sömürü artık bir son bulsun diye bölgede mücadele ediyoruz. Biz insani düşünüyoruz, emperyalist değiliz.
Silah pazarındaki yarıştan geri kalamayız çünkü öncelikle kendimizi savunacak kudretimiz olmalı, kendimizi savunacak İHA’lar, SİHA’lar, füzeler, helikopterler, uçaklar, tanklar, toplar olmasa şu an teröristlere karşı ne yapabileceksiniz, gerekli silahlarımız var ki gereğini yapabiliyoruz.
Dünya küresel bir kapışmaya sürüklendiği için, bunun en önemli göstergesi silahlanma yarışıdır. Ülkelerin bütçelerinde silahlanmaya ayırdıkları pay, II. Dünya Savaşı öncesini geçmiştir. Dünya çok ciddi bir silahlanma yarışı içerisinde.
Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği gibi merkezi teşkilatlar, dünyada barış ve huzuru sağlamak yerine küresel emperyal güçlerin çıkarlarını gerçekleştirmek için araçsallaşmışlardır, böyle olduğu zaman dünya savaşı çıkar, bu kadar basit.
Tam da bu noktada çok enteresan bir şey oldu. Normalde Finlandiya-Girit hattında konuşlanmış olan ABD güçleri -Türkiye bu hattın doğusundadır- emperyalist güçler bu hatta bir yığınak oluşturdu, bu yığınaklanma Girit, Güney Kıbrıs, İsrail, Kızıl Deniz, Umman hattına kadar genişledi. ABD, kuzeyde (Avrupa’da) kuvvet çoğunluğu oluşturdu ama sonra bunu güneye doğru genişletti, sebebi ne? I ve II. Dünya Savaşı’nı okursanız, II. Dünya Savaşı’nın kaderini belirleyen enerji olmuştur. 1 Eylül 1939’da II. Dünya Savaşı başlamıştır. Japonlar 1941 Aralık ayında savaşa girmek zorunda kalmışlardır, sebep enerjidir. Bunu bildikleri için, diyorlar ki biz üçüncü dünya savaşı yapacağız ama önce şu Orta Doğu’ya bi çökelim. Orta Doğu’da Suudi Arabistan’ın, Irak’ın ya da diğer ülkelerin ABD ne isterse vermeleri yetmiyor. Diyor ki “Siz buradan bir şey alamayacaksınız, tamamını ben alacağım. Siz de benim kölelerim olacaksınız.” Emperyalist güçler, üçüncü dünya savaşına girmeden önce enerji depolamak istiyorlar. Enerji deposu da neresi, Orta Doğu, önce buraya çökmek istiyorlar. Ama Hamas’ın direnişi öyle bir şey yaptı ki -tabii Türkiye’nin etkisini de düşünmemiz lazım- bölgedeki emperyalist planları akamete uğradı.
Empreyalist güçler Orta Doğu’ya girerlerse bir anaforun içerisinde kaybolma riskleri var. Girelim derken elindekileri de kaybedeceklerini gördüklerinden oldukları yerde duruyorlar. Başlangıçta büyük bir heyecanla geldiler. İsrail tehlikede deyip bir anda büyük bir güç topladılar ama baktılar ki Filistin direnişi çok güçlü, baktılar ki yarın Orta Doğu’ya, Yemen’e girerlerse, Suudi Arabistan’a girerlerse benzer bir direnişle karşılaşmaları durumunda ellerindekini de kaybetme riskleri var, o yüzden şimdilik duruyorlar. Bu işi siyasal yöntemlerle nasıl hallederiz diye düşünüyorlar.
Velhasıl bu süreç sadece Hamas’ın Gazze direnişi olarak okunmamalı, Gazze direnişi aslında Arap ve Afrika toplumları ile emperyalizmin sömürüsü altındaki bütün mazlum milletler üzerinde ve dünyada oluşturduğu etkiler açısından da çok kıymetli, bunu çok yönlü okumak lazım. Bu konuda araştırma yapılması çok çok önemli. Hamas şanlı bir direniş yaptı, bütün düşmanları durdurdu… Hayır, böyle anlatılmamalı. Bu işi nasıl başardılar, o tünel sistemini nasıl düşündüler, tünel sisteminin mühendisliğini, drenaj sistemlerini, giriş çıkışları nasıl ayarladılar. Mesela deniz suyu basmayı denediler, bir sonuca ulaşamadılar. Tünellerin ne olduğunu İsrail hâlâ öğrenememiş vaziyette. Filistin’in Tünel Bakanlığı var… Normalde gerilla tarzı savaşan bir örgütün Beyt Hanun, Beyt Lahya, Nasır Mahallesi, Zeytun Mahallesi ve Han Yunus’ta nasıl oluyor da mevziler inşa edip aktif savunmaya geçebiliyor, bunu nasıl düşünmüşler, bunları araştırıp özellikle bunları yazmak lazım. Bunu yazarsak Müslümanların da taktik ve stratejide ne kadar üstün olabileceğini bizden sonraki nesillere anlatmış oluruz.
Devletler bazında değerlendirdiğimizde bazı taşların yerinden oynadığını düşünür müsünüz? Devletler “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” açısından bakıyor mu?
Normal şartlar altında Gazze’nin bir hafta içinde yerle bir edilip talan edilmesi, Gazzelilerin Sina Çölü’ne sürülmesi düşünülüyor idi. Ama Gazze, İsrail ve Amerika için ikinci Vietnam oldu. Hamas’ın direnişi, İsrail ve Amerika’nın hayallerini suya düşürdü. Emperyalist planlar durmak zorunda kaldı, dünya politikası değişti. Toplumsal hareketler volan dişlisi gibidir, dünyada Siyonist İsrail karşıtlığı üzerinden bir bilinç oluştu. Bu kadar barbarlığın çok büyük bedeli var, oradaki siyonistler bu bedeli henüz ödemediler ama ödeyecekler, bundan kaçışları yok. Trilyonlarca dolar harcayıp II. Dünya Savaşı üzerinden sosyal medyada, sinemada yarattıkları o mazlum, mağdur Yahudi anlayışı yerle bir oldu. Ne kadar vahşi canavar olabildiklerini, ne kadar gayri insani olabildiklerini bütün dünya gördü. Bunun oluşturacağı kolektif tepkisel hareket başladı, bunu durdurmak mümkün değil. Toplumsal bir hareketi başlatmak zordur, volan dişlisi gibidir, ağırdır ama başladıktan sonra durdurmak daha zordur. Bu durum hem dünyadaki siyasi süreçleri hem de sosyo-politik süreçleri etkilemektedir.
Türkiye’ye garantörlük yetkisi verilmesi hakkında neler söyleyebilirsiniz, böyle bir durum Filistin’in geleceği için bir umut olabilir mi? Gerçekleşme zeminine dair değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Artık İsrail’in askerî açıdan bu işi götüremediği anlaşıldı. İsrail’in ordusunu güçlendirip yeniden Gazze’ye, Hamas’a saldırabilme kabiliyeti de çok az. İsrail’den çok Hamas ve Filistinliler savaşı çok daha üst bir noktaya taşıdı. Bu güç yarışında İsrail’in Hamas’ın askeri kapasitesine ulaşabilmesi kolay değil. Bakınız, teknolojiye sahip olmak başka bir şey, savaşabilmek başka bir şeydir. Teknoloji her zaman bir kuvvet çarpanı oluşturmaz. Bu noktada Hamas ve Filistin’deki direniş güçleri İsrail’in önünde. İsrail’in kısa sürede bunu kapatıp bir durum üstünlüğü sağlayacak pozisyona ulaşabilmesi hiç kolay değil. Dolayısıyla burada İsrail’in Filistin’den daha fazla bir çözüme ihtiyacı var. Bu çözümün de adresi garantörlüktür, bölgede başka bir çözüm yöntemi çatışmaları önlemez, huzuru ve barışı getirmez. İşler tersine dönüyor, artık İsrail huzur bulmaya ihtiyacı olduğunu kendileri söylüyor. İsrail diyor ki ateşkes yapalım. Hamas “Hayır, özgür olmadığımız müddetçe bu savaşı devam ettireceğiz.” diyorlar.
Garantörlük meselesinin nasıl olacağını Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan net bir şekilde ortaya koydu, Filistin’in garantörleri olacak, İsrail ‘in garantörleri olacak, aslında taraflar belli, Filistin tarafı ortak barış gücü oluşturacaklar, İsrail tarafı ortak barış gücü oluşturacak. Tarafların bölgeye girip çatışmasını önleyecek bir pozisyon oluşturacaklar, sonrasında siyasi görüşmeler olacak. Dolayısıyla Filistin halkının hayat güvencesi sağlanmış olacak. Bu İsrail’in ve Amerika’nın istediği bir şey mi, hayır ama isteseler de istemeseler de artık iş buna dönecek, bunun başka çaresi yok. Yoksa bu işten İsrail çok daha fazla zarar görür.
İsrail şu an sahada çöktü, özel kuvvetleri diye bir şey kalmadı, askerleri sahadan çekmek zorunda kaldı, gönderdikleri dört zırhlı tabur imha oldu.
25 Aralık Pazartesi günü İsrail taktik değiştirdi, artık yüksek yoğunluklu çatışma yapamıyor, düşük yoğunluklu çatışmaya geçti. Uçakları kullanamayıp, artık keşif dronlarına ve taarruz helikopterlerine düşmüşseniz bu, şu demektir: “Ben savaşı kaybediyorum.” Başlangıçtaki harekât planlarına ulaşamayacağını anladıkları için bu bir geri adımdır.
Netanyahu için uluslararası bir mahkeme kurulabilmesinin önünü açacak çalışmalara dair neler söyleyebilirsiniz?
İsrail’in başarısızlığı Amerika’nın da başarısızlığı haline geldiği için Amerika’nın bu süreçten çıkabilmesi amacıyla, Amerika Netanyahu’yu sattı. Amerika, Netanyahu’yu günah keçisi ilan edip elindeki kanı yıkamaya çalışıyor. Dolayısıyla Netanyahu’nun uluslararası mahkemede yargılanmasının önünü açarlar; normal şartlarda olmaz bu iş ama Amerika’nın bu işten kurtulabilmesi için Netanyahu’yu satması gerekti.
Dünyada siyonist İsrail’e karşı oluşan küresel tepkinin etkisini de göz ardı etmeyelim, sadece Amerika’nın iradesiyle olacak bir şey değil, onlara kalsa Netanyahu’yu iktidardan indirirler ama savaş mahkemesinde yargılatmazlar.
Türkiye’nin liderliğinde, İslam İş birliği Teşkilatı, Arap Birliği, Birleşmiş Milletler… Dünyada oluşan bu kolektif hareketin siyasal zeminde de ete kemiğe bürünmesi Netanyahu ve ekibini savaş suçları mahkemesine çıkarabilir. Dünyada çok sayıda hukuk örgütleri, avukatlar bu işin peşindeler, dolayısıyla ben mahkemede yargılanacağına inanıyorum, öyle ya da böyle bir gün yargılanacaklarını düşünüyorum. Yargılanmaları, İsrail’in o yaratılmış suni efsanesinin kalıcı şekilde çökmesi açısından da son derece önemlidir.
Yahudi olmak ile siyonist olmak arasında bir fark görmeli miyiz?
Elbette fark var, siyonistler, evangelist Hristiyanlığın bir uzantısıdır. Bunlar evangelizm dediğimiz Protestanlıktan ayrılmış Hristiyanlığın en yeni mezhebi, Yahudilerin vadedilmiş topraklara geleceğine inanan, haşa Tanrı’yı kıyamete zorlayacaklarına inanan sapık zihniyetteki insanlar grubu. 1700’lü yılların sonunda iki İngiliz bir Amerikalı sözde düşünür tarafından, Hristiyanlığın Protestanlık mezhebinden ayrılmasıyla suni olarak kurulmuştur. Amaç şudur, Hristiyanlığı Yahudilerin eline vermek, böylece Yahudilerin daha güçlü hale gelmesini sağlamak, bunun adına siyonizm deniyor. Evangelizm Hristiyanlarıyla iş birliği içerisindeki Yahudi inancına siyonizm deniyor.
Bunlardan farklı olarak, Yahudiler ise Hz. Musa’ya ve ona indirilen Tevrat’a inananlar, kendilerini Hristiyanlıktan ayrı olarak düşünenlerdir.
Yahudiler de İsrail’in savaş politikasını eleştiriyorlar…
Tabii, Yahudiler istemiyorlar, aslında bu siyonistler en büyük acıyı bu Yahudilere çektiriyorlar, ölen İsrail askerleri Yahudidir, siyonist değildir. O yüzden İsrail toplumunda büyük bir sosyolojik ve teolojik ayrışma yaşanıyor şu an. Siyonistler ve evangelistler sayı olarak az ama küresel sistemde kritik noktaları bunlar kontrol ediyor. Bir parayı, iki teknolojiyi buna bağlı olarak da orduyu kontrol ediyorlar. Pentagon tamamen siyonisttir, pentagon dediğimiz dünyanın en büyük savaş makinesi, İsrail’in emrinde. 7 Ekim’den şu ana kadar İsrail’e 100 milyar dolarlık yardım yapmışlar. Bu, siyonistlerin çokluğundan değil, kritik noktalarda gücü ellerinde tutmalarından kaynaklanıyor. Joe Biden’ın kabinesine bakın 30-40 kişi var sadece, iki tanesi siyonist değil. Bakınız Yahudi demiyorum iki tanesi hariç hepsi siyonist.
Aklı başında çok Yahudi var ama maalesef gücü elde tutanlar siyonistler yani şeytan öyle bir yere çöreklenmiş ki dünya insanlarını inim inim inletiyor. Buradaki güç dünya toplumlarını uyutuyor, uyandığı an şeytanın gücü de kalmaz.
Boykot başlayınca dünya ayağa kalktı, Siyonist-Yahudi kökenli o firmalar birçok yerde şirketleri kapatmak zorunda kaldı, siyonistin parası her şeyden değerli biliyorsunuz. Sermaye, teknoloji ve askeriyeyi ellerinde tutuyorlar, bunun kırılması lazım.
Türkiye’nin ahir zaman konjonktüründe, Orta Doğu, Afrika ve Türk Devletleri için kısacası tüm mazlum ve mağdurlar coğrafyası için beklenen bir lider ülke, insanların da ümitle baktığı, tutunmak istediği bir son kale olduğunu diyebilir miyiz?
Neticede çok çalışıp güçlü olmak, küresel sistemde etkin bir güç haline gelmek, emperyalizmin politikalarını kırdığı gibi diğer mazlum milletler için de bir ümit oluyor. Nasıl Hamas’ın direnişi pek çok toplum için çok büyük bir ümit yaratıyor, Hamas bir devlet değil sonuçta… Türkiye’nin de bölgedeki gücü ve kararlılığı, Amerika’ya ve diğer küresel güçlere karşı gösterdiği direnç ve tavır; emperyalizmin tek bir seçenek olmadığını, dünyada sömürge olmadan, insan gibi yaşanabileceğini göstermesi bakımından önemli tabii ki… İnşallah bunu daha da çok çalışıp geliştireceğiz. Bize düşen çok çalışmak.
Bir örnek vereyim, bizimkiler Amerika’dan bir modernizasyon kiti istemişlerdi, 79 tane, onun önemli bir parçası da EASA isimli bir radar sistemi, bizimkiler bu radarı yapmışlar, çalışır hale getirmişler, bunu yapmak çok zor bir şey, bu radar teknolojisi sayesinde uçağa ve TİHA’lara havadan havaya füze sistemi entegre edebiliyorsun. Buna 200 km menzilli Gökdoğan Füzesini entegre ettik, bir anda Amerika’nın Irak ve Suriye alanında bize karşı kullanabileceği hava gücü önemli ölçüde sınırlandı, kapasitesi zayıfladı. Bize karşı tehdit olarak kullandığı uçakları, uçak gemileri bi anda sınırlandı. İşte böyle olması lazım. Geçmişi şanla şerefle dolu aziz milletimiz inşallah bundan sonra da dünya sahnesindeki yerini şanla ve şerefle alacaktır.
Kıymetli Hocam yoğun gündeminize rağmen bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
Sizlerle tanışmaktan ziyadesiyle memnun oldum. Güzel çalışmalar için ben de sizlere çok teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.