Yüzümüz Konuşuyor / Prof. Dr. Sefa Saygılı

“Her yüz bir dünyadır.”
Balzac

İnsan yüzünün özellikleri saymakla bitmez. Hem estetiktir, insana güzellik verir hem de ifade yeteneği vardır. İnsan yüzü, görüntüsüyle binlerce anlam ifade eder ve bu ifade tarzı, insanlar arasındaki iletişimin asıl önemli kısmını teşkil eder. İnsan yüzü karmaşık ve aynı zamanda da dinamik bir yapıya sahiptir.

İnsan yüzü bir kimliktir. Bir insanı en kolay ve en isabetli şekilde tanıma yolu o kişinin yüzüdür. Vesikalık fotoğraf bunun sosyal ve teknik bir sonucudur. Bir fotoğraftaki kişinin yüzüne bakarak onun kimliğini çıkarırız. Çünkü insan yüzü, tek yumurta ikizi kardeşlerde bile tıpatıp aynı değildir. Dünyaya kaç insan geldiyse o kadar farklı yüz şekli vardır. Her gün de bu farklı simalardan binlercesi dünyaya gelmeye devam etmektedir.

Üstelik insan yüzü, o kişinin sadece kimliğini değil; neşeli veya üzüntülü olduğunu, sağlığını, cinsiyetini, yaşını, hatta milliyetini ve başka özelliklerini bile gösterir.

İnsan yüzü duyguların dışa vurduğu yerdir. İnsan yüzündeki ifade şekillerinden duyguların okunması konusunda oldukça kapsamlı çalışmaları ABD’deki California Üniversitesi’nden psikolog Prof. Paul Ekman 1960’lı yıllardan beri sürdürmektedir. Ekman, insan yüzünde bulunan seksenin üzerindeki yüz kasının hareketlerini kontrol etmeyi yıllar süren yoğun çabasıyla öğrenmiş; bu sayede hangi kasların hangi duygunun ortaya çıkışı esnasında faaliyete geçtiğini tam olarak analiz edebilmiş ve bu gerçeği bilimsel kayıtlara geçirmiştir.

Yüz ifadelerini okumanın kurallarını tam olarak kimsenin bilmediğini fark ederek bu konuyla ilgilenmeye başlayan Ekman, farklı yüz ifadeleri takınmış kadın ve erkek fotoğraflarını yanına alıp Japonya, Brezilya ve Arjantin gibi farklı kültürlere sahip ülkelerde araştırmalar yapmıştır. Gittiği her yerde, insanların bu yüz ifadelerinin ne anlama geldiğini tanıyabildiklerini, dahası bu tanımların birbiriyle tutarlı olduğunu görmüştür. Bu durum aynı filmleri, benzer televizyon programlarını seyreden insanların, benzer kültürel kuralları öğrenmesinden kaynaklanıyor olabilir mi diye medeniyetin girmediği Papua Yeni Gine ormanlarındaki uzak köylerde bile incelemelerde bulunmuştur. Oradaki insanların da fotoğraflardaki yüz ifadelerini yorumlamakta zorlanmadıklarını ve üstelik yorumların genel temayüle uygunluk gösterdiğini gözlemiştir.

Yüzün fizyolojik bir sistemin parçası olarak bu sistemin kurallarının öğrenilebileceği düşüncesinden yola çıkan Ekman, yüzün her bir kıvrımını ve çizgisini araştırmıştır. Sonuçta yüz ifadelerinin duygularla doğrudan bağlantılı olduğunu tespit etmiştir.

Kolay ve Doğal

Herhangi bir ifadeyi meydana getirmek için yüzünde cereyan eden olayların çok karmaşık olmasına rağmen, kolay ve doğal bir şekilde gerçekleştirildiği dikkat çekicidir. Öyle ki bir anlamı yüzümüzle dile getireceğimiz zaman, bunu hiç düşünmeksizin, otomatik olarak yapıveririz. Duyguyu harekete geçiren değerlendirme anı öyle çabuk gerçekleşmektedir ki bu süreci fark etmeyiz bile. Bizler genelde korktuğumuzun veya kızdığımızın ya da üzüldüğümüzün ayırdında oluruz. Yani hissiyat öncesinde değil de başladıktan sonra fark ederiz.

On Grup İfade

Psikolog Paul Ekman, yüz ifadelerini on temel gruba ayırmaktadır: Neşe, öfke, korku, hayret (şaşırma), tiksinti (nefret), üzüntü, sıkıntı, küçümseme, suçluluk ve utanç.

Ekman’a göre bu terimlerin her biri bir duygu ailesini temsil eder, yani sadece yalın bir duygudan ibaret değil bir duygu topluluğudur. Bu temel duyguların çeşitli kombinasyonları hesaba katıldığında ise binlere çıkan yüz ifadesi çeşidi söz konusu olur.

Yüz ifadelerinin birçoğu saniyenin altındaki bir zaman dilimi içinde ortaya çıkıp kaybolduğu için, bunları tek tek sayabilmek, video kayıtları üzerinde uzun uzadıya çalışmalarla mümkün olabilmektedir. Neşe veya üzüntüden tek başına söz edecek olursak, bir yüz ifadesinin zenginliği yeterince anlaşılmayabilir. Fakat bu duyguların az veya çok karışımlarının birbirini takip ettiği bir yüzü düşünürsek, nasıl bir zenginliğin çehreye yansıyacağını tahmin etmek hiç de zor olmaz.

İşte bu çeşitlilikle insan yüzü adeta konuşur. Tokyo Üniversitesi’nde Fumio Hara’nın hesabına göre, insanlar arasındaki iletişimin yüzde 55’ini yüzdeki bu ifade zenginliği yerine getirmektedir. Çünkü yüz ifadesi aynı zamanda evrensel ve doğaldır. Saniyeler içinde değişerek çeşitli anlamları dile getirdiği gibi, insan ömrünün çeşitli dönemleri içinde de şekilden şekle girmek suretiyle başka başka anlamları sergiler.

Zaten tüm sorgu memurlarının ışığa sırtlarını dönerek, dolayısıyla sorguladıkları kişinin yüzü ışıkta kalacak şekilde yerleşmeleri bu yüzdendir. Böylece gözlerini sorgulanan kişinin yüzü üzerine dikip iyice bakar ve yalnızca görünüşüne dayanarak çok şeyi kavrarlar.

Duygularla ilintili olsun veya olmasın, yüzün ifadesindeki ağırlığı ve gücü konusunda herkes hemfikirdir. İlk bakışta yüzündeki ifadeden insanları tanıdığımız çok olmuştur. Ekman’ın bu konuda da ilginç yorumu var. Ekman’a göre bir kişi, korku ya da öfke gibi bir duyguyu uzun süre yaşadıysa, o duygunun yüzünde sıklıkla çalıştırdığı kasların etkisiyle, ifadesi “yüzüne kazınır.” Biriyle ilk karşılaşmamızda bile ona duyarlı, sinirli ya da çekingen kişilikli olduğu damgasını, hata payıyla da olsa, büyük ihtimalle bu şekilde vuruveririz.

Sonuç olarak; yüzdeki muhteşem güzellik ve estetik; bize eserdeki mükemmelliği, uyumu, dengeyi, ölçüyü, ahenkli orantıyı, kısacası Yaratan’ı hatırlatır. Yüzümüzdeki düzenlemelerin hepsi bir amaca yöneliktir ve mükemmeldir. Başka türlü bir düzenlemeyi hayal etmek dahi imkânsızdır. 150 santimetrekarelik bir alana milyarlarca yüz şekli ve her yüze binlerce anlam katan Rabbimiz’e şükürler olsun…

Yorum bırakın