Ana sayfa - Manşet - Yeni Müslümanlarda Hidayetin Gizemli Parıltısı / Dr. Metin Serimer

Yeni Müslümanlarda Hidayetin Gizemli Parıltısı / Dr. Metin Serimer

Bundan 100 yıl önce 3,5 milyar nüfusu olan bir dünyada yaşıyoruz. Hâlihazırda bu rakamın 2,5 katı bir dünya nüfusuna sahibiz. Bu 100 yıllık arada dünyadan kimler gelip geçmedi ki… Büyük bir hikmet gereği ki, evliyaların ve eşkıyaların bir arada yaşadığı bir dünyayı teneffüs ederek geldi ve geçti bu insanlar. Kimisi dünya sınavını kendi şartlarında olabilecek en güzel sınavla verdi ve geçtiler. Kimisi de sorusu ve sorunu bol bu dünyadan kötü sınavlar vererek ve bu yük altında ezilerek geçip gittiler. Bazen 1000 yıllık aralarla gelen Peygamberler oldu insanlık tarihinde. Bu seçilmiş ve çok özel insanların insanlığa ilahi bir kontrol altında taşıdığı vahyin, insanı kendine çeken yüksek cazibesi, merhameti ve rahmet tecellileri yaşayan her insanda etkisini gösterirken, bu ilahi sese hiç kulak vermeden, nasipsizler ordusunun bir neferi olarak dünya denen eğitim alanından hiçbir şey öğrenmeden gözü açık gidenler de oldu hiç şüphesiz… Çok bedihî yani açık olan şeylerin tartışılması nasıl ki insanda bir körlük yapıyorsa, işitmeyen görmeyen bir kitle ya da kitleler, büyük bir nasipsizlikle kötü akıbetlerine koştular. Bu ızdırabın tecrübi boyutu, hiç şüphesiz kötü ahiret senaryolarıyla kemâl bulacak… Allah (c.c.) bizleri bu kötü akıbetten korusun, muhafaza buyursun…

Bazı tasavvufi meşrepler, tecellinin “taze” olanında hikmetin izlerini ararlar. Taze yani yeni… Hatta Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yeni yağan yağmurları mübarek başını açarak karşıladığı anlatılır. Niye sorusuna “Yeni yaratıldı…” cevabını alırlardı. Ve yine yeni doğan bebeğin tebessümlerinde tazeliğin muhteşem tecellilerini ararlardı. Günümüzde de yeni Müslüman olmuş başka din mensuplarının İslam’ı hissedişlerinde hidayetin taze ve tatlı tecellilerini görmemek için “kör” olmak lazım… Onların hikâyelerinde, kapıdan yeniden girmeye ihtiyaç gibi, ülfet eyleyip nefislerin sıradanlaştırdıkları güzelliklere bir kez daha hayret ufkundan bakmayı öğrenmek gibi, insan ruhunun dine olan coşkulu ihtiyacını bir kez daha görmek gibi, Allah’a (c.c.) giden nefesler adedince yollarda hayretle yürümek gibi, gidilen her yolda hidayet veren ve yol gösterenin sonsuz merhametini, müthiş davetini, namütenahi sanatını hissetmek gibi, çok çarpıcı ve ilginç olayları görmemek mümkün değil… Ve o hayatlarda, hidayet öykülerinde, her birinde sanki siz yeni Müslüman oluyormuşsunuz gibi bir heyecan ve coşku, kaçınılmaz bir biçimde sizi kuşatıyor. Misafirliğe gidilen yerde yeni şeyler görmek gibi etkileniyorsunuz, acaba bunun bendeki karşılığı ne ola ki diyorsunuz. İslam’ın yeşerttiği nice güzel gönüllerde Allah’ın (c.c.) nice hikmetler yarattığını, hangi yüksek ruhlara hangi hünerleri, becerileri verdiğini, kime nasıl yol aldırdığını ve yetiştirdiğini bilemeyiz. Bizlere iman nasip eden irade, kardeşlerimizin yüreklerinde de aynı nuru yeşertti ise bu yol arkadaşlığının anlamı, dünya ahiret kardeşliği ve kim ne kadar çaba harcarsa Allah indinde bunun bir karşılığı olduğu gerçeğidir. İman ve inancın hiç kimsenin tekelinde olmadığını, yeryüzündeki tüm insanların Allah’ın (c.c.) kulları olduğunu, mutlak güç, kuvvet ve kudretin Allah’ın elinde olduğunu görmek ve bilmek, imanın başıdır. İnsan, yaratılmış olmakla hayat bulur, iman etmekle şereflenir, varlığını Allah yolunda kullanmakla da makam sahibi olur. Yani imanla bize verilen her güzel şeyin şükrünü eda etme yoluna gireriz. İman edilecek gerçeğin, bizden önce var olduğunu, bizden sonra da var olacak “ebedî sonsuz” olduğunu bilmek, bize hayatla birlikte verilen en güzel hediyedir. İşte iman nimetiyle tanışan her yeni, ilahi bir tecellidir aynı zamanda. İman eden her latif ruh da güzelliğin insandaki ebedi tecellisidir. Yeni iman eden her insanın varlığı, ruhumuzun bu durumdan büyük bir zevk alıp huzur bulması İslam’ın fıtrat dini oluşunun da en büyük delili…

Hatta onların güncel problemleriyle bizim problemlerimiz aynı mı, onların psikolojileri farklı bir yardımı hak ediyor mu, bizim onlardan öğreneceğimiz neler var, bize daha verimli bir dünyanın kapılarını aralayabilirler mi, bireysel yaşam tecrübelerinin İslam’ın doğru anlaşılmasına ne tür katkıları olabilir, tebliğe dayalı bir dünyada sadece bize değil, her şeyden önce kendi toplum ve kültürlerine ne tür katkılarda bulunabilirler, dinamizm adına üzerine ölü toprağı serpilmiş kitlelere ne tür mesajlar veriyorlar gibi sorular, birlik beraberlik, sevgi saygı, kardeşlik ve muhabbet adına bizlerin de gündeminde olmalı hiç şüphesiz… Bu arada, bizim kendi aramızda aşamadığımız pek çok sorunun onların dünyasında düşünce düzeyinde çok kolay aşıldığını hatta hiçbir kıymeti olmadığını görmemek mümkün değil… İnsan hakları, sivil anlayışlar, insana verilen değer, kavmiyet ve asabiyet gibi saplantılardan kurtulmuş olmak, daha yaşanılabilir bir dünyaya dair doğru mesajlar verebilecek bir yerde durmak, sanırım bazı imrenilesi artılar olarak bizlere örnek olmalı, bizleri düşündürmeli… Aslında problem, dünya toplumlarının İslam’a olan mesafelerinin artık her geçen gün daha görünür hale gelmesi ve aşılacak yollar hususunda güçlü güncel çabaların verilmesi gereğidir.

Benim burada asıl üzerinde durmak istediğim konu, dünyanın kalbinin İslam’a alabildiğine açıldığı, deizmin, ateizmin, sapık görüş ve fırkaların ortalığı kasıp kavurduğu, Şenel İlhan Beyefendi’nin deyimiyle “dolaylı deliliğin” arttığı günümüzde, İslam’ı artık doğru dürüst anlatma vaktinin çoktan geldiği gerçeğidir. İslam’ın değerleri ilahi olduğu için yeni Müslüman olan farklı toplumlara mensup insanlar, bireysel çabalarıyla attıkları minik adımlarla, Allah’ın lütfu ve inayetiyle İslam gibi yüce bir hikmetle yüzleşiyor ve İslam’da kendilerinde birebir karşılığı olan çok şeyler buluyorlar.

Yeni Müslüman olanların geçmiş hayatlarında İslam hakkında medya yoluyla yanlış bilgiler edindikleri kesin. Bazı bilgilerle ilk defa karşılaşmaları da onlarda şok etkisi yapıyor. Bunlardan biri Hz. İsa aleyhisselamın isminin Kur’ân’da geçiyor olması… İkinci bir mesele, kendileri gibi öncesinde gayr-i müslim olup daha sonra İslam’ı seçenlerin konuşmaları onları psikolojik olarak çok etkiliyor, birbirleriyle daha kolay dertleşiyorlar. Onların hayatlarına bakıp, onlardaki değişimi görünce, İslam’ın insanı “iyi yönde” değiştirdiğini düşünüyorlar. Daha kibar, nezih ve ahlaklı olmaya başladıklarını görüyorlar. Kısacası en objektif gözlerle, İslam’ın insanı insan yaptığını her bakımdan gözlemleyebiliyorsunuz. Öğrenecek bir şeyi kalmamış edasında ama fasık Müslüman toplumlara dahi, yeni Müslüman olanların söyleyecek çok sözü var. Bekleyin göreceksiniz onlardaki sükûtun tatlı ve irfan dolu mûsikisini… Yakında hem de çok yakında… Dedeleri fütûhat ve irşad peşinde ömür harcayan “eski” sizler… Kıyamet günü ve ahiretten bahsetmek dahi güvenilir bir ağızdan dinleyince kalpleri titreyen ve İslam’a gönül veren bu insanların hassasiyetleri, birbiriyle kavga eden kadim Müslümanlarda hâlâ yok!.. Çok değil, bir kez düşünmek ve ibret almak dahi, kendini kandırmayan insan türünde beklenen etkiyi yapıyor demek ki… İslam’ın insan aklına çok hitap eden açık yapısı pek çok insana pek çok şeyi anlatmaya her zaman yeter, artık bunu görmemiz gerek…

Yeni Müslüman olmuş inanç kardeşlerimizin bazı güzel tespitleriyle yazımı sonlandırmak istiyorum:

İsveçli Yahya Johanneson:

Her Müslüman gibi ben de Peygamberimiz’i (s.a.v.) hasretle anıyorum. O’na salâvat ve selamlar gönderiyorum. Yemeğe onun gibi başlıyor, gün içerisinde onun yaptıklarına uygun davranmaya gayret gösteriyorum. Böylece onu daha yakınımda hissediyorum. Onu tanımamış olsam bile, bazen çok özlüyorum. Keşke onu görebilseydik ya da sohbetinde bulunabilseydik diye geçiriyorum içimden. Bu hasretle bir şiir yazdım Hz. Muhammed (s.a.v.) ile ilgili. Şiirimi okuyanlar çok beğendiler. Hz. Muhammed buyuruyor ki: “Gerçek şudur ki, insanlardan en hayret edilecek imana sahip olanlar, benden sonra gelip beni görmeden iman edenler ve yine beni görmeden sözlerimi tasdik edenlerdir. İşte onlar benim kardeşlerimdir.” İnşallah bizler de o kişilerdenizdir. Allah bu yoldan ayırmasın bizleri.

Ukraynalı Maria Tofanchouk:

İslam hakkında çok okudum. Artık ruhumun derinliklerine bir şey takıldı ve anladım ki bu benim dinim. Şehadete ilk adımı atmam biraz geç oldu, bir seneyi buldu. O zamanlar hadisler okuyordum ki, bunlar benim çok ilgimi çekti. Gözyaşları içinde okudum. Hatta Allah’a içimden geldiği gibi dua ediyordum. Eşimin de Müslüman oluşundan sonra, bu dualar da gelişti, pratikleşti. Eşim Müslüman olduktan sonra benimle o kadar yumuşak bir şekilde ilgilenmeye başladı ki…

Amerika’da yaşayan Karayiplerli Maria Luisa Batumtamayo:

Müslüman olunca bende bazı değişiklikler oldu. Daha sabırlı ve nazik bir insan oldum. Aslında Allah bunları bana potansiyel olarak vermişti ama ben bunları pratiğe yansıtamıyordum. İslam insanın benliğine işliyor, kişiliğini güzelleştiriyor. Örneğin samimi bir şekilde yapılan namaz ibadeti, insanın ahlakını güzelleştiriyor. Müslüman olduktan sonra özellikle abdest aldığımda Allah’ın tüm psikolojik sorunlarımı ortadan kaldırdığını fark ettim. Bu bana huzur verdi.

İslam’da beni etkileyen şeylerden biri de helal yemek konusu. Helali ve haramı belirleyen Allah’tır. Ancak seçim sizin. Eğer Allah’ın hoşnutluğunu istiyorsanız, gidip güzel şeyler yapıyorsunuz. Yanlış yolu tercih ederseniz bu büyük bir problemdir. Kur’ân-ı Kerîm’i okuduğumda çok güzel şeyler hissediyorum. Okumaya başlayacağım zaman önce, “Bismillâhirrahmânirrahîm” diyorum. “Allah’ım bana doğru yolu göster.” diyorum. Hz. Meryem’in ve Hz. İsa’nın gerçekte kimler olduklarını ben Kur’ân-ı Kerîm’den öğrendim. Diğer Peygamberler ve Hz. Muhammed hakkında ve önceden bilmediğim konularda birçok şeyi ben Kur’ân-ı Kerîm’den öğrendim.

Fransa’da Yaşayan Arjantinli Juan (Muhammed Yasin):

Aslında Avrupa’da, Amerika’da veya İslam kültürüyle uzaktan yakından bir bağı olmayan ülkelerde yüzbinlerce hatta milyonlarca insanın Müslüman olmasına bir bakınız. Aslında bu ilk bakıldığında inanılması güç bir olay. Bu İslamiyet’in gerçekliğine ve alternatifsizliğine çok güzel bir delildir. Bakınız; biz Fransa’da Fransız tarihi, Fransız geleneği, Fransız kültürü ile yetiştik. Buna benzer yüzlerce sosyolojik, tarihsel ve kültürel bağlarla bağlandığınız bir toplumda bir anda adeta bir devrimi ama gerçek bir devrimi yaşarcasına farklı bir kültüre bir anda dönüşüyorsunuz. Günümüze kadar hiçbir din veya ideoloji bunu başaramamıştır ve başaramayacaktır da… Bizler dışarıdan baktığımızda belki bunun farkına varamıyoruz ama gerçekten bu ‘devrimlerin devrimi’ olarak tarif edebileceğimiz büyük bir olay… Yasakların sonuna kadar serbest olduğu bir ortamda bir anda yasakları savunan kişi olabiliyorsunuz. Peki, insanların hayatını baştan sona değiştirebilen İslamiyet, gücünü popülist bir yapıdan veya kültürlerine hâkim bir otoriteden mi alıyor? Bu sorunun cevabı: Hayır.(1)

Güzel gönüllü Mü’min kardeşlerimizin Avrupa ve Amerika’da kendi hidayet öyküleri ve İslam’ın yayılmasına dair düşüncelerinden bir nebze burada aktararak kendi durduğumuz yeri tespit açısından düşünceye kapı aralamak istedim. Çünkü aklı başında hiçbir insan, İslam gibi bir nimetten mahrum olmak istemiyor. Dünyanın görünen fotoğrafı bu…

KAYNAKÇA:
1)Aydınlık savaşçıları / İslam’ı Seçenler – Yazar Mustafa Ablak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.