Yazılım Sektörü Türkiye İçin Büyük Fırsat / Doç. Dr. Şadi Evren Şeker

Yazılım sektöründe dünya liginin neresindeyiz?

Benim bu soruya genel olarak verdiğim cevabı öncelikle söyleyeyim. Herhangi bir sektörde, herhangi bir ülkenin hangi seviyede olduğuna bakmak istiyorsanız genel olarak ekonomik durumunu, ekonomide dünya sıralamasındaki durumuna bakmanız yeterlidir. Diyelim ki Türkiye, dünyanın 18. ekonomisi. 18. ekonominin balıkçılık konusunda 15. olma ihtimali vardır ama birinci olma ihtimali zayıftır. 50. olma ihtimali de zayıftır. Yani 18. ekonomide tarım işte 25’e kadar düşer. Yani o aralıkta oynar; 15 ile 25 arası bir yerlerde olacak ama mesela bir 60., bir 70. olma ihtimali çok zayıftır. Belli bir şeyin üstüne de çıkmaz. Bazı istisna durumlar ortaya çıkabilir. Ama genel olarak ekonomiye baktığınızda ortalama durumu veren bir şeydir. Türkiye’nin bilişim dünyasındaki, bilişim sektöründeki yeri de biraz bununla alakalı. Yani ekonomik gücümüz ne kadar güçlüyse o kadar, ekonomimiz güçlü bir ekonomiyse bilişim dünyasındaki yerimiz de bununla ilgili olacaktır. Bunun çok basit sebeplerinden bir tanesi Türkiye’deki bilişim sektöründe bilişimle ilgili projelerin üretilmesinde devletin de etkisi vardır; evet, devletin yaptığı yatırımların da etkisi vardır ama dünyaya ve Türkiye’ye baktığımız zaman özel sektörün çok daha öncü rol aldığını söyleyebiliriz.

Dünyada başarılı olan sektörlerle ilgili, sosyal ağlarla ilgili, arama motorlarıyla ilgili, işletim sistemleriyle ilgili değişik yazılım sektörlerine bakın; bu sektörlerin hepsi dünya çapında projeler üreterek başarılı oluyor. Yani böyle millî bir proje üretip yerelde kalan projelerin çok fazla başarılı olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla yazılım sektörleri biraz dünya çapında bir ufku gerektiriyor, dünya çapında bazı problemleri görebilmeyi, dünya çapında bazı problemleri çözebilmeyi de gerektiriyor. Mesela, gene verdiğim örneklerden birisi; Facebook’u alıp Sudan’a götürseniz ne kadar zaman başarılı olur, ne kadar zaman ne değişir? İyiye mi gider, kötüye mi gider? Orada şunları görüyorsunuz; bir ülkenin hukuksal yapısı, bilişim sektörünü etkiliyor. Yani Facebook’u Sudan’a götürseniz muhtemelen mahkemelerden başını kaldıramayacak veya vergi sistemi de veya eğitim sistemi de. Yani sizin ilkokuldaki eğitiminiz de lisedeki eğitiminiz de üniversitedeki eğitiminiz de o firmanın insan kaynağını belirliyor. İnsan kaynağı nereden geleceğini belirliyor. Dolayısıyla biraz bu konulara baktığımız zaman bir firmanın -bir bilişim firmasının- bilişim sektörü için önemli, ülkenin bilişim gelişmişliği için önemli bir rol oynadığını ve bilişim sektöründeki firmaların da o ülkedeki çok fazla faktörden etkilendiğini söyleyebiliriz. Şimdi bunları şöyle biraz masaya yaydıktan sonra zannediyorum şunu söyleyebiliriz: Bilişim sektöründe Türkiye’nin gelişmesi için biraz daha girişimi öncelememiz gerekiyor. Bu bir vaka; bunu tespit ettikten sonra Türkiye’de ne durumdayız derseniz, Türkiye’de güzel şeyler olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’de çok fazla sayıda proje destekleniyor. Türkiye bunu gördü. Yani benim bu saydıklarımı sadece gören ben değilim.

Türkiye’de çok aklı başında bu işi gören yöneticilerimiz var. Devlette de var. Özel sektörde de var ve bunu gördüler. Uzun yıllardır girişimcilik anlamında çok fazla projeyi destekliyor. AR-GE anlamında da çok fazla projeyi destekliyor. Ben şahsım adına pek çok projelere gidiyorum, hakemlik yaptığım projeler var, kendi başvurduğumuz projeler oldu. Geçmişte danışmalık yaptığım projeler oldu ve görüyorum ki ciddi bir kaynak, ekonomik anlamda para bu işlere ayrılıyor ve bunun sonuçları geliyor. Bunlar uzun vadede olanlardır ve şunu bilmek lazım, araştırma geliştirme projeleri başarısızlıkla sonuçlanma ihtimali olan projelerdir ki yüksektir de başarısızlıkları. Biraz bu başarının ne kadar fazla olacağını belirleyen de aslında ülkedeki genel gelişmişlik seviyesi, yani üniversiteleriyle, hukuk sitemiyle, ekonomik sistemiyle, bakanlıklarıyla, belediyeleriyle hepsiyle birlikte toplam sistemi görmeniz gerekiyor. Çünkü insanlar da buradan yetişiyor; sizin ülkenizdeki insanların ne kadar hayal gücü olduğu, sizin ülkenizdeki insanların ne kadar girişken olduğu, girişmeye yönelik olduğu önemli. Şimdi bir ekonomide belirsizlik olduğu zaman insanlar korkarlar, ekonomide böyle bir tedirginlik ortaya çıkar. Şimdi Suriye’ye gidelim yatırım yapalım desem sanırım Türkiye’den yatırımcı bulmak ciddi bir problem olur. Çünkü orada bir korku durumu var, bir tedirginlik var, bir savaş var. İşte ekonomideki düzelmeler, istikrar, bütün bunlar o şeyi etkiliyor. İnsanların üstünde de travmalar bırakıyor. İnsanlar “Birileri bir iş kurdu da battı!” diye çok fazla duydukça o insanlar da diğer insanlar da girişim potansiyeli olan insanlar da girişimden imtina ediyorlar. Böyle durumların olması muhtemeldir. Dünya çapındaki örneklere baktığımızda eğitimin, okumanın çok fazla etkisi olduğunu görüyoruz. Mesela, benim sürekli verdiğim Güney Kore örneği vardır. Güney Kore’de eğitim ile ilgili reform yapıldı. Çocuklara çok küçük yaştan itibaren çok sayıda kitap okuma zorunluluğu getirdiler. Veliler çocuklarına alacak on sayfalık, yirmi sayfalık kitabı okuyacak dediler ve bunun çok fazla etkisini gördüler. Bugün inovasyon anlamında, yenilik anlamında çok fazla projeleri var.

Dolayısıyla sorunuza cevap vermek gerekirse dünyanın işte 18. ekonomisiyiz ve bilişim alanında da 18. diyebiliriz. Tabii ki bilişime olan toplam bir alan bunun çok fazla alt alanı var; bazı alanlarda hiç sesimiz çıkmıyor ama mesela cep telefonu üretimi konusunda çok çok küçük bir payımız var. Fakat bu, dünyadaki diğer ekonomiler için de çok farklı bir durum değil. Yani açık ara bir şekilde birkaç tane ülke önde götürüyor, bizim burada sıralamamız belli. İşte işletim sistemi üretiminde de sıfır değiliz. İşletim sistemi projelerimizi üretenler var ama baktığınız zaman neredeyiz sorusunun cevabını aşağı yukarı bir sıra vermek gerekiyorsa böyle belli edilir.

Hangi alanlarda öndeyiz hangi alanlarda eksik kaldık?

Genelde Türkiye’deki projelere baktığımızda yapısı şöyle: Global bir teknoloji yani uluslararası bir teknoloji alanında Türkiye’deki özel bir probleme uyarlanmış. Bu dünyada da genelde böyle. Mesela, hastane otomasyonuyla ilgili çok sayıda proje görürsünüz. İşte muhasebe otomasyonu görürsünüz, bordro takiple ilgili çok fazla program görürsünüz, işte bizim mesela ulusal yargı projesi UYAP bunları görebilirsiniz. Bizim mesela iyi olduğumuz ve uluslararası anlamda da bir şeyler üretip satabileceğimiz bankacılık alanı var. Bankacılıkta iyi şeyler yapabiliriz ve yaptığımız projeler de var. Telekom alanında bazı güzel projelerimiz var; bunun dışında böyle alan sayılabilir ama baktığınızda saydığım bu alanlar uygulama alanları; bilişimin kendisine fayda sağlayan alanlar değil.

Mesela, örnek vermek gerekirse bir veri tabanı, bir işletim sistemi üretmeliyiz. Şimdi mesela bir veri tabanı ürettiğiniz zaman yerel bir veri tabanı yazılımınız olduğu zaman onu dünyaya satabiliyorsunuz ve veri tabanı kullanılan her yerde bu kullanılıyor. Türkiye’de mesela bankacılık uygulamalarında, sigortacılık uygulamalarında, bu değişik alanlardaki uygulamalara baktığınızda kullanılan teknolojilerin hepsinde bir veri tabanı kullanılıyor ve kullanılan veri tabanı yurtdışından bir yerlerden satın alınıyor; işletim sistemi bir yerlerden satın alınıyor, üzerindeki yazılım geliştirme ortamı satın alınıyor veya işte değişik lisanlar, satın alma kelimesini açabilirsiniz. Yani illaki para verilip alınıyor şeklinde düşünmeyin, yani yabancı teknoloji orada kullanılıyor öyle söyleyeyim ve bu teknolojinin sonuçta yerel bir probleme uyarlanması olarak görüyoruz Türkiye’deki yazılım projelerini. Dolayısıyla Türkiye’de bazı özel alanlarda, şu alanda şöyle projelerimiz var diyebileceğimiz alanlar var ama toplam olarak ve bilişim sektörünü hedefleyen projelerde ciddi anlamda geri kaldığımızı söyleyebiliriz. Bu çok da sürpriz değil; bu zaten benim 90’lardan beri söylediğim bir şeydi. Bu işleri biraz gözüm açıldığında gördüm. Çünkü bu alanda insan eksiğimiz var, yani inşaat alanındaki insan potansiyeline bakın, tekstildekine bakın. İşte başka alanlardakine bakın, bir de bilişimdeki insana bakın. Bilişimde ciddi manada insan eksiğimiz vardı; 90’lardaki planlamayla, 2000’lerin başındaki planlamayla şu anda bu sayı ciddi anlamda aşağıya çekildi. Hâlâ daha kaliteli insan ihtiyacımız var. Eskisine göre nispeten rahatlığa ulaştı ama hâlâ daha o bilişim sektöründe de vasıfsız büyüyebileceğimiz, işte basit program yazabilen, basit kod yazabilen sadece teknolojiyi kullanan, teknoloji üretmeyen ama kullanan insanlarda bir artış var. Bu insanları biraz daha teknik olarak yeterli insanlara dönüştürmede daha gözü açık, daha ufku açık insanlara dönüştürmekte hâlâ daha sıkıntı var. Geçmişten gelen yatırımlardan kaynaklanan insan gücündeki eksiklikten kaynaklanıyor.

Yazılım sektörüne girmek için geç mi kaldık?

“Hayır.” Yazılım sektörü şöyle güzel bir sektör; evet, insanı yetiştirmek çok vakit alıyor. İnsan yetiştirmek zor ama bilişim sektörü hızlı bir sektör, yazılım sektörü hızlı bir sektör. Yani biz yazılım sektörüne bugün herhangi bir alanı ulusal bir strateji belirlesek ve desek ki bunu yapan ülkeler var, çok meşhurdur İsrail var; bir yerlere gittiğinde bilişim güvenliği ile ilgili bir şeyler satmaya çalışıyor. Adamların sağlık stratejisi bunun üzerine kurulu ve bunun üzerine firmalarını kurmuşlar, eğitim sistemini bunun üzerine kurmuş, bunun üzerine AR-GE veriyor. Ulusal önceliği olan bir proje adamlar için, bilişimde de belirlemişler ve bununla ilgili ciddi bir paraya sahipler dünya çapında. Şimdi Türkiye de böyle bir ulusal strateji belirler, yazılım alanında bu konuya öncelik vereceğiz der eğitimi, AR-GE projelerini teknolojisini bu alana yöneltirse çok hızlı bir şekilde ilerleyebilir. Çünkü teknoloji çok hızlı bir alan. Facebook’un çıkışına bakın, Google’ın çıkışına bakın, birkaç senede çok iyi yerlere gelmiş, çok fazla başarı hikâyesi var önümüzde. Dolayısıyla Türkiye’de de bu olmayacak bir şey değil. Tabii bunun doğru seçilmesi, doğru yatırımlar yapılması stratejik olarak önemli.

Yerli yazılım ve donanım neden önemli? Yerli ve millî yazılım üretilmesi ve kullanılması konusunda nasıl farkındalık oluşturulabilir?

Tabii yerli yazılım önemli. Çünkü bir yazılımı siz yazmadığınız, bir donanımı siz üretmediğiniz zaman onun içinde ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bilmediğiniz bir şeyi kullanıyorsunuz. Bilinir bir yazılımınız yoksa başkasının yazdığı bir yazılımı kullanıyorsanız tehditlerle de yüz yüze kalıyorsunuz.

Bugün Türkiye’de 20 milyar dolar paranın, her yıl sadece lisans için -yani işte siz Windows’un Office lisanslarını da kurumsal lisanları da düşünün- yurtdışına ödendiği söyleniyor. Türkiye sadece lisans için -yeni satın alma, yeni yatırımlardan bahsetmiyoruz- almış. Adamların bir yazılımını bilgisayarımıza bir kurum kurmuş. Bunun için her ay, her yıl bir para ödüyoruz. Bu paranın 10-20 milyarlar üstünde olduğu söyleniyor. Bu bir güç. Bunları bize dünyanın parasına satan bir teknoloji var, bir bilgi var; bilginin paraya dönüşmesi söz konusu. İşin para boyutu var, işin güç boyutu var, ülkeler arasında politik güç boyutu var ve sizin teknolojik gelişmenizi de engelleyebilecek bir şey bu.

İstihdamın artırılması boyutunda yazılım sektörü lokomotif bir yerlere gelebilir mi? Büyüme ve kalkınma alanında yazılım sektörü nerede duruyor?

Yazılımı yöneten firmalar ve yazılımı kullanan firmalar açısından yazılım alanında Türkiye’de ciddi bir paranın döndüğünü söyleyebiliriz. Yıllık bazlı baktığınız zaman çok büyük paraların döndüğünü ve bu paralarını ciddi anlamda birkaç farklı sektörü -hatta şöyle söyleyeyim belki Türkiye’nin çok da iddialı olmadığı sektörleri toplasanız – yönetilen paradan daha fazla para döndüğünü söyleyebilirim. Şimdi konuyu böyle ele aldığımız zaman, yazılım sektörü lokomotif görev görür. Dünyada baktığınızda şu an bütün problemlerin, bütün projelerin dijitalleştiğini görüyoruz. İnsanın vatandaşlığının, problemlerin, tekstil dünyasının, devletin, kamu yönetiminin, her şeyin dijitalleştiğini, elektronikleştiğini görüyoruz. İşte e-devlet diye bir şey çıkıyor. Sağlık alanında hastane otomasyonları da çıkıyor. Şimdi herhangi bir bilgisayar olmayan hastane düşünebiliyor musunuz?

Dolayısıyla bu alanda yapılan yatırımlar uzun vadeli, çok fazla geri dönüşü olan yatırımlar olacaktır. Bu belli bir kültür de gerektirir. Ben parayı verdim, yatırım yaptım, o yüzden bu iş olacak gibi bir algı çıkmasın. Siz dünyanın en zengin insanı da olsanız dünyanın en fazla yatırımını da yapsanız bu alanda hiçbir şey çıkmayabilir, onun doğru yönetilmesi çok çok önemlidir. Sorunuza cevap için, büyüme ve kalkınma anlamında yazılım sekötrünün şu an Türkiye’de ve dünyadaki bütün ülkeler içinde en önemli yerde durduğunu söyleyebilirim. Bugün dünyada işler rekabet üzerine dönüyor. Bakın, basit bir örnek anlatayım. Mesela, dünyada iş gücünün göçüne baktığınızda, dünyadaki gelişmiş ülkelerin en gelişmiş ülkesi, yazılımda da en gelişmiş ülkesi oluyor ve ekonomik olarak da en gelişmiş ülkesi oluyor. Bu ülkelerin transfer ettiği insan gücüne baktığınızda bilişim alanını görürüz. Bu konularda en önde olan ülkelere baktığınızda bilişim konusunda insan transfer etmeye hâlen devam ediyor ve açığı kapatamadıkları için yurtdışından gelen iş gücünü transfer ederek çözdükleri görülüyor. Bu bile bir işarettir ki bu alanda insana ihtiyacımız var. Çünkü insan başarının anahtarı olacaktır, anahtar vardır; bu alanda insan gücünün eğitiminin önemini söyleyebiliriz.

Sektörün yeterince gelişmemesindeki en büyük engel nedir? Ülkemizde Bilişim Teknolojileri merkezi olma yolunda hangi adımlar atılmalıdır?

Eğitim, insan gücü çok önemli. İnsanınız varsa iş yapılır. Yazılım alanında -bakın bir sürü projeye bir şekilde dâhil oluyorum ve görüyorum- en büyük harcama kalemleri insan; personel. Bir yıl boyunca bir kişiyi çalıştırsanız aylık ortalama dört bin lira harcayacaksınız. 10 kişilik bir ekip 40 bin lira. Bunun vergisidir, şusudur, busudur, adamın oturacağı alandır, içtiği kahvedir, yakılacak elektrik falan… Bunları saydığınızda 100-150 bin lira aylık maliyetiniz var. 10 kişi çalıştıracaksınız alt tarafı. Ofis giderleri, vs… 100-150 bin lirayı on iki ile çarpsanız demek ki 1,8 milyon lira para harcayacaksınız. 1,8 milyon lira, 10 kişi çalıştıran bir firmanın harcayacağı ortalama para. Bir yılda! Az para değil. Ve bu insanların ne kadar başarılı olduğu, projenin başarısıyla doğrudan ilgili. Onun dışında dünyanın en iyi işletim sisteminin veri tabanını, en iyi donanımını, bilgisayarlarını alsanız bile insan olmadıktan sonra o proje üretilmiyor. O projeyi üretecek olan kişi “insan”. Hem maliyet kalemi açısından insan maliyeti çok çok önemli hem de başarı kriteri açısından insan maliyeti çok önemli. Dolayısıyla Türkiye’nin insana yatırım yapması gerekiyor. Bilişim alanında insan yetiştirilmesi gerekiyor.

İlkokuldan itibaren yazılım ve kodlama dersleri verilmesi projesine nasıl bakıyorsunuz?

Diğer ülkelerde bunun örnekleri var. İlkokuldan itibaren bunlar veriliyor. Sloganlar falan da var. “Yeni dil: kodlama” gibi. Herkesin kullandığı ikinci dil oldu İngilizce. Çin’deki, Japonya’daki adam da öğreniyor ikinci dil olarak. Bunun gibi herkesin bilmesi gereken bir dil kodlama diyerek çıktı. Doğruluk payı var. Evet, kodlama bilmeden bazı şeyleri yapmak zor ama bu henüz son kullanıcıya yayılmadı.

Şu an hangi yaşta olursanız olun, hangi sektörde olursanız olun bir defa bir dil bilmeniz gerekiyor. Bugün inşaata da gitseniz, tarıma da gitseniz, ormancılığa da gitseniz İngilizce bilen insanlar bazı bilgilere daha kolay ulaşabiliyor. Ama kodlama her sektör için o kadar da şart değil henüz. “Gelecekte ne olacak?” dersiniz çok hızlı bir zaman içinde, çok kısa bir zaman içinde kodlamanın biliniyor olması gerekecek diye anlıyoruz. Bununla ilgili Türkiye’de üniversitelerde kodlama ile ilgili herkese bilgi veriliyor. Mühendislik öğrencilerinin tamamı kodlama alarak mezun olurlar. Matematik, kimya gibi sayısal bölümdekilerin hepsi kodlama bilerek mezun olurlar. Bu anlamda bir dönüşüm yaşandı Türkiye’de.

İlkokuldan itibaren kodlama da olabilir, yazılım da olabilir. Google’dan bir şeyleri ararken kullanılabilecek teknikler var. Arama yaparken artı veya tırnak işareti var. Bunu bilip kullanmak bile önemli. Bir arama motorunda doğru arama tekniklerini kullanarak bir bilgiye bir dakikada ulaşacağımıza, on dakikada da ulaşmak mümkün. Bunlar çok basit ve bu bilgiler olmadığı için herkesin hayatından dokuz dakika kaybettiğini düşünürseniz, 70 milyonluk ülkede ciddi bir ekonomik güç yapıyor. Buna benzer ilkokuldan itibaren öğrenilmesi gereken şeyler; pazarlama, reklamlar, uygun bir yazılım satın alma, kuracağınız yazılımın tercih edilmesi, hangi yazılımı alırken nelere dikkat etmeniz gerektiğinin anlatılması bile ekonomi üstünde ciddi bir değişiklik yaratabilir. Benim kişisel görüşüm, yazılım kodlama dersleri de olsun. Bilişimde bilişim okuryazarlığı, basit anlamda doküman yazabilecek seviyede olmak, e-devlete girip oradan kendisi ile dokümanları görebilmek, e-imza nedir vs. artık bunlar yaşamsal şeyler. Hayat Bilgisinde basit yaşama ait şeyler kullanılıyordu. Bunlar artık yaşamsal şeyler; bunların derslere konulması gerektiğini düşünüyorum.

Yorum bırakın