Yaşlılık Psikolojisi / Prof. Dr. Sefa Saygılı

İnsanlar yaşlandıkça, gerek bedenî, gerekse ruhî bir takım değişikliklere uğrarlar. Bunlar arasında derinin buruşması, ciltte lekeler, saçların ağarması ve dökülmesi, boyun kısalması gibi dıştan fark edilen ve pek de önemli olmayan belirtilerin yanında bütün fonksiyonlarda yavaşlama ve düşme dikkati çeker. Vücudun tamir hızı ağırlaşır. Organizmanın bedenî ve ruhî uyum gücü çok azalır. Kas kuvvetinde azalma, kapasite kaybına ve iş yapabilmenin çöküntüsüne yol açar. Yine yaşlılıkta; her türlü hastalık halleri, ıstırap veren her şey, ölüm düşüncesi, güçsüzlük hissi, sevilen eşya ve kişilerin kaybı, ciddi ruhî problemlere sebep teşkil edebilir.

Yaşlanmayla birlikte bilişsel yetilerde (meleke) meydana gelen değişiklikler iyi bilinmektedir ve yaşlılıkta pek çok fonksiyon etkilenmektedir. Bütün bilişsel değişiklikler içinde belki de en fark edilebilir olan bilgiyi işleme ve cevap verme hızındaki azalmadır. Anlayış-algı ve zihin işlemlerinde yavaşlama; dikkati, hafızayı ve karar verme yetisini, hatta hız gerektirmeyen işlerdeki performansı bile etkileyebilir.

Çalışma hafızası bilgiyi bilinçli bir şekilde bellekte kısa süre tutmak ve kullanmak anlamına gelir, bir çeşit “online” bilişsel işlemdir. Bir telefon numarasını yazana kadar bilinçli olarak akılda tutmak, fiyatı %15 indirilen bir ürünün satış fiyatını akıldan hesaplamak ve kişinin yürüyerek ya da arabayla geçmek istediği bir yolu zihninde geçmesi örnek verilebilir. Bilgi, çalışma hafızasından yaklaşık 2 saniye içinde uzaklaşır, dolayısıyla ayrıntıları daha uzun süre “canlı” tutmak için etkin alıştırmalar yapmak ve dikkati sürekli biçimde odaklamak gerekmektedir.

Yaşlanma, çalışma hafızası becerilerinde, özellikle de bilginin etkin olarak kullanılmasının gerektiği durumlarda azalmayla ilişkilidir (sayıların ileri doğru sayılması yerine geriye doğru sayılmasında olduğu gibi). Çalışma hafızasındaki azalma; daha karmaşık bilişsel becerileri, akıl yürütmeyi ve öteki yürütücü fonksiyonları, öğrenmeyi ve yeni bilginin akılda tutulmasını sınırlar.

Yaşlıların çoğunda görme ve işitme keskinliğinde azalma ve algıyla ilgili başka değişiklikler olur. Görmeyi ilgilendiren yaşla ilgili değişikliklerin hepsi değil ama bir kısmı gözlük takarak düzeltilebilir, işitme cihazları ise alçak frekanstaki seslerin duyulmasına yardım etse de, sıklıkla arka plandaki gürültüyü çoğaltırlar. Özellikle arka planda gürültü varsa, etraf loşsa yaşlıların çoğu iyi görüp duyamazlar. Bunun sonucunda soruları anlayamama, cevap verememe gibi sıkıntılar ortaya çıkar. Bu problemlerin ilerlemesi ile de kognitif (bilişsel) yetersizlikler, depresyon, anksiyete bozuklukları belirebilir.

Merkezi sinir sistemindeki yavaşlama, çalışma hafızasında azalma, duyu ve anlayış-algı değişiklikleri bir araya geldiklerinde, yaşlıların belirli durumlarda idare edebildikleri bilgi işleme kaynaklarını sınırlandırır. Bu değişiklikler, önceden kişinin fazla zorlanmadan yaptığı bazı işlemlerde ve bilgi işlemede zorlanma ihtimalini artırır.

Yaşlılıkta bedensel değişikliklerle birlikte, sosyal ve psikolojik değişiklikler de vuku bulmaktadır. Elde bulundurulan güç, saygınlık, ekonomik bağımsızlık, işlevsellik, yoğun yaşam koşulları azalmakta, kişi aktif pozisyondan pasif pozisyona geçmektedir. Bu kayıplar sadece kişinin kendisine özgü değildir. Sevdiklerini, eşini, arkadaşlarını ve çocuklarını kaybetmiş olabilir. En önemli toplumsal değişikliklerden birisi de emekliliktir. Emeklilik, gelirde azalma, sosyal konum kaybı ve bakıma muhtaç hale gelme olarak yorumlanabilir.

Endüstrileşmiş toplumlarda aile yapısının gittikçe küçülmesi, çekirdek ailelere daha fazla rastlanması, daha az üretken ve daha az etkin olmak, yaşlılarda tükenmişlik duygularını artırmakta, bu durum da depresyon ve diğer psikiyatrik hastalıklara sebep olmaktadır. Geleneklerine bağlı toplumlarda yaşlıların konumu değişik olacağından depresyon sıklığı değişmektedir.

İnsanın gerçek ihtiyarlığını da diğer hayat dönemleri gibi benimsemesi ve ona intibak edebilmesi, daha iyi bir şekilde yaşamasını ve zekâ fonksiyonlarını saklamasını kolaylaştırır. Bundan ötürü bugün ruh sağlığı alanında ihtiyarlık bütün yönleriyle önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim eski Roma filozofu Seneca bunu çok güzel belirtmiştir: “ihtiyarlık çağı onu iyi kullanmasını bilen için güzellikler ve mutluluklarla doludur”. Aktif hayata karıştığı andan itibaren şahsı, ailesi, mesleği, toplumu ve nihayet bütün insanlık için bir şey yapmak dürtüsü olan ve bir şey yapabilen kişi için çok kez olağan ve mutlu bir ihtiyarlık söz konusudur. Zola 62 yaşında öldüğü yıl, “Bahçemde çevremdeki canlıları izleyerek enfes öğleden sonraları geçirdim. Yaşlandıkça, her şeyin gittiğini hissediyorum ve her şeyi daha büyük bir tutkuyla seviyorum.” demişti.

Yaşlılıkla Birlikte Ortaya Çıkabilen Ruhsal Özellikler

Yaşama enerjisinde azalma: Yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik gerilemeye bağlı olarak yaşama gücü ve isteği de giderek azalır. Ruhsal yönden çevreye karşı ilgisizlik, içe kapanma, hayattan zevk alamama gibi değişimler olur. Bu değişimler karşısında yaşlı kötümserliğe kapılabilir. Özellikle sevme içgüdüsü önemli ölçüde sarsıntı geçirir. Yaşlılık dönemi boyunca, kişi içindeki gençliğin ölmesinden ve yaşlı birisi olarak kısa ve saçma bir yaşlılık dönemi yaşayacağından korkar.

Yalnızlık hissi: İş yaşamının bitişi toplumsal ilişkileri ve arkadaşlık bağlarını zayıflatarak kişiyi yalnızlığa sürükleyebilir. Giderek eşinin, arkadaşlarının ve özellikle yaşıtlarının ölmesiyle yaşantısı durgunlaşır, yaşama sevinci azalır. Öte yandan vücudun yapabileceği hareketler sınırlanmakta, duyular körelmektedir.

Uyku bozukluğu: Uyku düzensizlikleri yaşlı insanın hem kendisi hem de çevresi için tedirgin edici bir olaydır. Çoğu insan zaman zaman uykusuzluk çeker. Yaşlı nüfusun ise yüzde 40-70 arasında değişen bir bölümü kronik uykusuzluktan yakınır. Bunda uyku süresinin yaşla birlikte doğal olarak azalmasının da rolü vardır.

Yaşlılıkta en çok rastlanan uyku bozukluğu, gece uykusunda uyanmaların sıklaşması ve uzamasıdır. Özellikle sabahın ilk saatlerinde uzun süreli sık uyanmalar ve yeniden uykuya dalmanın çok zaman alması, yaşlıların gündüzleri yorgunluk duymalarına sebep olur.

Eskiye bağlılığın artması: Yaşlılar için eski her zaman güzeldir, rahattır. “Keşke fırsat olsa da o yıllara geri dönebilsek.” diye düşünürler. Her geçen gün, yeni olan her şey onları korkutmaktadır. Dünya her gün kötüye gitmektedir. Küçük büyük arasında saygı ve sevgi kalmamıştır.

Maddiyata bağlılık: Paraya ve maddi olan şeylere ilgisi artmıştır. Bunları biriktirmekten zevk almakta, sadece kendini düşünmektedir. Daha cimri olmuştur.

Sözgelimi yaşı 70’i geçmesine rağmen şehrin merkezi yerindeki arsasını, “daha kıymetlenecek” diye satmaz ve bekler.

Ölüm korkusu: Yaşlanan kişilerde ölüm soyut bir kavram olarak değil de, her an yaşanabilecek yakın bir ihtimal şeklinde algılanmaya başlar. Hiç kimse, kendisinin olmadığı ve öldüğü bir dünya düşlemek istemez. En çok, kendinin seyirci olduğu bir dünyayı hayal edebilir. Bu sebeple yaşlılıkta ölüm kavramı farklı bir anlam kazanır. Yaşıtları dünyayı terk ettikçe ölümü daha yakın hisseder. Kişide, ölüm sonrası hayata inanç yoksa ölüm korkusu daha keskin hissedilir.

Huy değişikliği: Geçmişte var olan ancak kontrol edilebilen bencillik, cimrilik, tutuculuk gibi özellikler yaşlılıkta aşikâr hale gelebilir. Sosyal değişimin meydana çıkardığı yeni ortam ve içinde yaşanılan zamana uyum sağlayamama “neofobi” (yeni olandan korku) ortaya çıkabilir. Bu nedenle sevgi, saygı, güven verici ve yapıcı bir ortamın hazırlanması, yaşlı bireyin çevresi ve ailesi ile işbirliği ve dayanışma içinde tutulması, yaşlının gelecek endişelerinden korunmasına fayda sağlar. Ayrıca yaşlının bireyselliğine, kültürel özelliklerine, mahremiyetine özen göstermek ve sıcak, destekleyici bir ilişki içinde olmak ruh sağlığı yönünden önemlidir.

Yaşlıların Aileye Katkıları

Sanayileşme, şehirleşme ve teknolojik hızlı gelişme ve değişmelere bağlı olarak toplumsal yapı da değişmiş bu da başta aile olmak üzere sosyal kurumları, davranış şekillerini ve geleneksel değerleri önemli ölçüde etkilemiştir. Bu etkiler; bireyselleşmede ve yalnız yaşamada artış, arkadaşlık bağlarının zayıflaması, yaşlıların kurumlarda hayatlarını sürdürmeleri vb. şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

Her yaşta üyesi bulunan geniş ailede her birey vefat edene kadar sorumluluk taşıyordu. Geleneksel toplumsal ilişkilerde yaşlıların da ekonomik ve sosyal görevleri vardı. Aile içinde en yaşlı üye aile reisiydi ve bugün de kısmen devam eden şu fonksiyonları yürütüyordu:

Koruyuculuk: Aileye dıştan gelecek maddi ve manevi zararlara karşı aile üyelerinin korunmasıdır. Ailenin sözcüsü ve toparlayıcı durumundadır.

Psikolojik görev: Aile üyeleri arasındaki sevgi bağını kuvvetlendirir.

Ekonomik görev: Ailenin alışveriş ihtiyaçlarına ve birtakım ödemelerine yardımcı olur.

Torunlara bakım ve sevgi: Ailenin küçük bireyleri büyük anne ve babanın sevgisine, ilgisine ihtiyaç duyarlar. Ailenin köklerinin geçmişe dayandığını görür, kendilerine ve çevreye güvenleri artar. Özellikle annelerin çalıştığı ailelerde büyükannelerin yeri doldurulamaz.

Dini görev: Dini bilgilerin çocuklara öğretilmesini kapsar. Ayrıca ailenin adet, gelenek ve göreneklerini torunlarına öğretmede fonksiyon görür.

Yaşlılığa İlişkin Mitler ve Doğruları

Yaşlılığı birtakım peşin hükümlerden arındırmak gerekir. Yaşayabilen herkes yaşlanacaktır. Ziyaret ettiğimiz bir yaşlı, “İnşallah siz de benim gibi yaşlanırsınız.” diye bize dua etmişti. Yani, “Herkes benim yaşıma gelemiyor, bu yaşa gelmek ve sağlıkla yaşamak da güzeldir, hoştur.” demek istemişti. Yaşlılıkla ilgili kuşaktan kuşağa aktarılan birçok yanlış değer yargıları vardır. Düzeltilmesi gereken bu peşin hükümler:

Yaşlının üretken değil, tüketici olduğudur. Oysa bireyin geçmiş yaşantısındaki geliştirmiş olduğu üretkenliği yaşlılıkta azalarak da olsa devam edebilmektedir.

Yaşın kronolojik olarak artması ile yaşlanmanın önlenemeyeceği düşüncesi. Oysa toplumsal, psikolojik, teknolojik değişimler kronolojik olarak “yaşlılık dönemi” anlayışını değiştirmiştir. Zihnen, bedenen ve sosyal olarak aktif olan yaşlılar daha zinde ve dinç kalmaktadırlar.

Yaşlıların akranları ile bir arada olmayı istedikleri, gençlerle anlaşmayacakları düşüncesi. Oysa yaşlının gence deneyim aktarması, gencin yaşlıyı yenilemesi mümkündür. Gencin bedensel enerjisi, dinamizmi, yaşlının bilgeliği ile bütünleşerek daha üretken ve yaratıcı toplum oluşturulabilir.

Yaşlı hoşgörülü ve esnek değildir. Yaşlılıkta yaşam biraz daha durağanlık kazanmış olabilir. Ancak, hoşgörü ve esneklik kaybının olduğu inancı bir yanılgıdır. Aksine, yaşlılıkta hoşgörü ve esneklik daha da artabilmektedir. Oysa hoşgörülü ve esnek olamamayı yaşlılığa özgü bir özellik olarak değil, bir kişilik özelliği olarak düşünmek gerekir.

Yaşlılık durağan ve değişmez bir dönemdir. Oysa yaşlılığın bu şekilde algılanması bir yanılgı olup, tam tersi yaşam sürecinden kazanılan çeşitli güçlerin etkileşimi onu dinamik kılar. Bu güçlerin temelinde yaşamın tüm evrelerindeki zorlanmalara karşı var oluşunu sürdürebilmiş olmasının bilgeliği ve içgörüsü yatar. Orta yaşlarda başlayan ve yaşlılıkta giderek artan “geride kalanlara nasıl bir miras bırakacağı” kaygısı toplumun her kesimindeki insanlarda görülür.

Yaş, sağlıklı olmak için bir engeldir. Oysa yaş sağlıklı olmak için engel değildir. Düzenli olarak gelişmiş bir aktivite programıyla 80-90 yaşında bile sağlıklı ve dinç olunabilir.

Yorum bırakın