Ana sayfa - Son Sayı - Veriyi Kontrol Eden, Düşünceleri ve Hayalleri de Kontrol Eder / Doç. Dr. Şadi Evren Şeker

Veriyi Kontrol Eden, Düşünceleri ve Hayalleri de Kontrol Eder / Doç. Dr. Şadi Evren Şeker

Büyük veri nedir açıklar mısınız? Büyük veri nasıl meydana geliyor?
Öncelikle büyük verinin kaynağına bakmakta fayda var. Bugün internete bağlı olan kişi başına cihaz sayısı 6.58. Yani dünyada internete bağlı olan olmayan bütün insanları sayacak olursak bu sayının kabaca 7 misli cihaz internete bağlı ve sürekli olarak internette veri üretiyor, veri alıyor veya bir işlem yapıyor. Örneğin cep telefonları, bilgisayarlarımız, televizyonlarımız, benzin pompaları, elektrikli arabalar, trafik ışıkları, güvenlik kameraları, uydular, fabrikalarda üretim yapan milyonlarca makine veya robot sürekli olarak ağ üzerinde haberleşmekte. Etrafımızı saran ve sessizce internette giderek daha fazla trafik oluşturan bu cihazların yanında elbette hepimizin kullandığı sosyal ağlar, arama motorları veya dev boyutlardaki portaller, e-ticaret siteleri, sinema veya oyun sunucularını büyük verinin kaynağı olarak düşünmek mümkün.
Her şeyden önce, büyük verinin resmi olarak artık kabul görmüş teknik tanımı üzerinden başlayalım, daha sonra sosyal etkileri ve günlük hayatımız açısından incelemeye çalışırız. Büyük veri kısaca 5v olarak ifade edilir ve İngilizcedeki 5 tane v harfi ile başlayan kelime ile özetlenebilir. 1. Volume, yani hacim, yani facebook, twitter, linkedin gibi bir sosyal ağın verilerini bir bilgisayara koyamazsınız, bu verilerin sığacağı bir bilgisayar ya yok, ya da yapılması çok güç ve maliyetli, yani ilk sorun verinin hacim olarak büyük olması, 2. Velocity, yani hız. Veri günümüzde çok hızlı bir şekilde akmakta. Sosyal ağlarda her an yapılan paylaşımlar, resimler, videolar veya haber kaynaklarından akan haberler veya internete bağlı milyarlarca cihazdan akan anlık veriler, yani hızlı akan ve bir şekilde hızlı işlenmesi gereken veriyi ifade eder. 3. Veracity, yani verinin güvenilirliği, yani bir sitedeki verinin ne kadar güncel olacağı. Bir haber kaynağından gelen verinin ne kadar doğru olduğu veya bir cihazdan akan verinin iletim sırasında sinyal kalitesinin bozulması gibi sebeplerle ne kadar gürültülü veya kirli olduğu gibi problemlerdir. 4. Variety, yani çeşitlilik, yani veri işlenirken resim, video, metin, ses gibi çok farklı tiplerin göz önüne alınması ve bu farklı çeşitlerdeki verilerin işlenmesi problemi.
İşte şimdiye kadar saydığımız 4 farklı problemi şayet doğru şekilde çözebilirsek, 5. V olan Value, yani değeri üretebiliyoruz. Büyük veri çalışmaları için, yukarıdaki problemleri bir şekilde ele almak yeterli değil, değere dönüşen çözümler sunmak önemli olan unsurdur. Özetle, hacim olarak çok büyük, hızlı, çeşitli ve güven sorunu yaşadığımız bu veriye büyük veri diyoruz, bu veriyi değere dönüştürmeye de büyük veri çalışması diyoruz.
Gelelim büyük verinin sosyal etkilerine. Bu kadar veri toplanıp, üzerine bir de işlenebilir hale geldikten sonra, artık bu veri üzerinde insanın hayal gücünü zorlayan hizmetler üretilebiliyor. Örneğin hepimizi internette adım adım takip eden ve davranışlarımıza göre bize ürün satmaya çalışan ve hatta davranışlarımızı, ne zaman ne hissedeceğimizi veya isteyeceğimizi önceden tahmin eden ve buna göre pazarlama stratejileri geliştiren, ürün, film, hizmet tavsiye eden otomatik satış robotlarından, internette bizim için dolaşıp bilgi toplayan ve aradığımız bir bilgiye mili saniyeler cinsinden ulaşmamızı sağlayan internet robotlarına, hatta yatırımcılar adına sürekli haberleri takip eden, emlak, borsa, dolar, altın fiyatlarını takip ederek finansal portföylerin nasıl yöneteceğine karar veren robotlara kadar çok sayıda robot, büyük veri sayesinde mümkün hale geldi.
Kısaca, büyük veri, her alanda hızın artması, kişiselleştirme, daha başarılı gelecek tahminleri gibi çok sayıda yeni imkân sunmakta.
Büyük veri neden önemli?
Önemli çünkü artık her şey veri. Daha doğrusu, insanın hatırladığı, bildiği, hayal ettiği, insanı insan yapan her şeyi veriye çevirme macerasının en hızlı olduğu dönemlerden birisini yaşıyoruz. Büyük veri de her şeyimize dokunuyor. Burada, büyük verinin önemini anlayabilmek adına ufak bir parantez açıp, veri nedir sorusunu cevaplamama müsaade edin. Veri aslında bildiğimiz her şeyin, hatıralarımızın, duygularımızın, gördüklerimizin, hayallerimizin sayılarla ifadesidir. Dijitalleşme olarak da ifade edilir. Mesela hepimizin cep telefonlarında megapiksel yarışları devam ediyor, 2 megapiksel yetmez 10 megapiksel, 50 megapiksel… Nedir bu megapikseller? Aslında gördüklerimizin nokta nokta işlendiği resimleri oluşturan ufak resim noktaları. Yani bir piksel basitçe tek bir renk ifade eden ufacık bir nokta, bu renk noktaları birleşip telefonlarımızla çektiğimiz dijital resimleri oluşturuyor. Aslında her bir nokta basit bir renk kodundan veya sayıdan ibaret. Bu sayılara kabaca İngilizce sayı hanesi anlamına gelen digit ismini verirsek ve milyonlarcasını doğru sıra ile birleştirirsek, oldu mu size geçen sene tatilde çektiğiniz hatıra fotoğrafı? Yani aslında sizin hatıranız olan bu fotoğraf günün sonunda bir sayı dizisi. İşte hatıramız artık bir veri, bizim nasıl görüldüğümüz, şu anda boğaz köprüsünden geçen aracın görüntüsü veya uydudan çekilen tarlaların görüntüsü, hepsi birer veri/digit aslında.
Bu dönüşüm, yani dijitalleşmeyi biraz daha açalım.
Bilginin kaynağını iki temele dayandırmak mümkün. İlki ve basit olanı doğa. Yani doğada gördüklerimizden çok şey öğrendik, yer çekimi, şimşekler, elektrik akımı veya esen bir rüzgâr bizim için hep birer ders dolu ve bu dersleri çalışıp bugün uçakları, elektronik aletlerimizi veya içinde yaşadığımız binaları yapıyoruz. Ancak sadece doğaya bakmak bütün bu teknoloji için yeterli mi? Hayır! İşte ikinci bilgi kaynağı insanın kendisi. İnsan doğada olmayan şeyleri düşünme ve bunları hayata geçirme yeteneği olan, dünya üzerinde yaşayan bildiğimiz tek canlı. Doğadan farklı düşünmek, doğada olmayan şeyleri hayal etmek nedir? Mesela sayıları biz icat etmişiz, doğada sayılar yok. Ekonomik sistem bizim icadımız, para doğada olan bir varlık değil, hiçbir canlı diğeri ile para kullanarak ticaret yapmıyor. Ancak insanlar doğada olmayan icatlar yapabiliyor. İlkokuldaki matematik/geometri derslerinde size öğretilen noktayı ele alın mesela, boyutsuz, sonsuz boyutlu bir varlık tek ve basit bir nokta, oysaki bunu doğada hayal etmek mümkün değil. Demek ki bilginin iki kaynağı var. İnsanın teknolojik gelişimine hızlıca baktığımızda, doğadan öğrendiklerini nasıl işlediğini görürsünüz. Şimdiki tarih bilgimize göre uzunca bir süre sadece aletler vardı, baltalar veya çekiçler bile çok sonra tarih sahnesine çıktı. Sonra insan makineleri yaptı, gücü ileten zincirler ve çarklıları hayatın her aşamasına sokması 1800’leri buldu. Hatta endüstri devriminin tam olarak hayatımıza girmesi 1900’lü yılları buldu ve insanlık tarihi düşünülünce bu makineleşme ve sanayiye dönüşümü oldukça uzun bir süre aldı. Hemen aynı yüzyılın ikinci yarısında artık gücü iletmek için elektrik ve karar süreçleri için elektroniği kullanıyordu. Ve 1900’lerin daha sonuna gelmeden bilgisayarlar ve internet hayatımıza girdi. Artık her iş için ayrı bir makine veya elektronik devre yapmak yerine tek bir bilgisayar üzerinde bütün ihtiyaçlarımızı gideren programlar yazıyor ve bütün makinelere dönüşen bir makine ile bütün hayatımızı kontrol ediyorduk. Veri kavramı da tam olarak burada devreye giriyor, yani bizim için veri aslında bilgisayarlarda işleyebildiğimiz dijital hayata çevirebildiğimiz her şey anlamına geliyor. İşte! İnsanın zekâsından çıkan ve doğada olmayan şeylere bir iki örnek dijital dünyadan: Biz dijital bir varlığı silebiliyor veya kopyalayabiliyoruz! Belki de hiç düşünmeden yaptığımız bu işleri durup biraz düşünsek, gerçek hayattaki anlamlarını anlamaya çalışsak, mesela gerçek hayatta bir varlığı tamamen yok etmek ne demektir? Bilimsel olarak imkânsız, hatta bir varlığın birebir kopyası da imkânsız, birbirine her anlamda eşit olan iki varlık elde etmek gerçek dünya için bu kadar şaşırtıcı iken dijital dünyada bugün 3-4 yaşındaki bir çocuk, fotoğraflarını kopyalayabiliyor veya silebiliyor. İşte insanın doğadan ne kadar farklı düşündüğünün bir ispatı daha. Ancak kesmeden devam edelim, bütün bu veriler nereden geldi ve nereye gidiyor? Elbette, ilk başlarda, veriyi ilkel yollarla topluyorduk, veri üzerinde çok sayıda kısıt vardı, mesela bilgisayarlarımız çok kısıtlı miktarda veriyi işleyebiliyor veya iletebiliyordu. Zamanla bunlar gelişti, gelişen sadece bilgisayarlarımız değil aynı zamanda veri kaynakları da oldu. Her yerden sürekli veri toplamak, mesela hiç kimseyle beraber gidemeyeceğiniz yerlerde, en güvendiğiniz insanları bile almadığınız en mahrem anlarınızda, hep yanınızda olan telefonlarınız, sadece bir hayat boyunca ürettiğiniz devasa veriye dönüp bir bakın isterseniz.
Şimdi soruyoruz, büyük veri neden önemli? Önemli çünkü o artık her yerde ve hepimiz onun bir parçası haline geldik, giderek de bu gerçek daha da gün yüzüne çıkıyor. İnsanlık olarak bunca maceranın sonunda ulaştığımız noktadan bahsediyorum, doğayı ve kendimizi keşfin son noktası, bildiğimiz ve matematiksel olarak modelleyebildiğimiz “her şeyin” bir ifadesi.
Büyük veriyi kimler kullanmaktadır? Kullanım alanları nelerdir? Herkesin kullanabileceği bir teknoloji mi?
Aslında hepimiz kullanıyoruz. Daha önce de anlattığım üzere, internete bağlandığınız ilk andan itibaren artık büyük verinin ufak bir parçası olarak siz de veri üretiyorsunuz ve bu veri birilerinin işine yaramaya başlıyor, hatta başkalarının ürettiği veriden siz de faydalanmaya başlıyorsunuz. Bugün internete bağlanan herkesin büyük veriyi kullandığından bahsetmek, bu anlamda mümkün; ancak, büyük veriyi kontrol etmek denince işin rengi değişiyor. Yani, “veri yeni petroldür” denilen bir dünyada yaşıyoruz. Artık petrol gibi verinin para ettiği, veriyi doğru işleyenlerin veri üzerinden çok büyük paralar kazandığı bir dünyadayız. Bugün dünyanın en zengin insanını ele alın, Jeff Bezos veriden zengin oldu. Veri, hem para hem güç hem de tehlikeyi içerisinde barındırıyor. Kabaca veriyi kontrol eden kişinin aslında tarihi, geleceği, düşüncelerimizi ve hatta hayallerimizi kontrol ettiğini söyleyebiliriz. Şöyle bir düşünelim, bugün çok değil 10 tane sitenin aynı yalanı yazması durumunda bütün dünyanın bu habere inanması mümkün. Düşünün mesela facebook, instagram ve twitter hesaplarınıza bir haber düştü, büyük okyanustaki X adasında bir deprem olmuş ve tsunami alarmı verilmiş. Aynı anda 3 sosyal ağdan bu haberi almanız zaten inanmanız için yeterli ama diyelim ki inanmadınız, google’a girdiniz ve aratmak istediniz ve diyelim ki google’da bu haberlerle dolu, “x adasında deprem oldu ve tsunami alarmı verildi”. Diyelim ki yine inanmadınız ve en güvendiğiniz haber sitesini, gazete sayfasını açtınız ve burada aynı haber! Çünkü aslında bütün gazete ve haber siteleri, haberleri bir iki uluslararası ajanstan alıyor, onlar da zaten birbirinden bu haberleri kopyalıyor. Bakın daha 10 siteyi bulmamıza gerek bile kalmadı, çoktan inandık bile. Neyle oynamak istersiniz? Mesela tarihi değiştirmek? Tamam, diyelim ki gerçeği saptırmak çok fazla inandırıcı gelmedi ve siz bu sitelerin bunu asla yapmayacağına inanıyorsunuz, peki algılarla oynamak? Mesela bu sene ne giyeceğinize kimler karar veriyor? Güzeli kim tanımlıyor? İlk gördüğümüz internet sitesini hatırlıyor muyuz? Peki, bugün girdiğiniz siteleri, ya da hiç işiniz ve ilginiz olmadığı halde yanlışlıkla, size gösterilen reklam ve tavsiyeler sonunda girdiğiniz onlarca siteyi, sosyal medya reklamlarını? Bizim için çoktan tarih oldu, ama gördüğümüz her görüntü, duygularımızın, gelişimimizin birer parçası oldu bile.
Tıpkı Gönül Dergisinde okuduğunuz değerli yazılar ve gördüğünüz resimler gibi, artık sizin birer parçanız. Belki bu dergiyi siz seçiyorsunuz, okuduklarınızı durup düşünüyor, mantık ve duygu süzgecinizden geçiriyorsunuz, peki ya gün boyu akan onlarca site ve sosyal medya paylaşımını durup ne kadar düşünüyorsunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.