Ana sayfa - Manşet - Türkiye’nin Su potansiyeli ve Suyun stratejik önemi / İnşaat Mühendisi ve Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız

Türkiye’nin Su potansiyeli ve Suyun stratejik önemi / İnşaat Mühendisi ve Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız

Ülkemizi su potansiyeli olarak değerlendirir misiniz? Yakın geleceğin potansiyel su savaşlarına gebe olduğu bir ortamda, Türkiye’nin hem imkânlar hem de bir risk alanı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Türkiye genel kabul gören kriterlere göre su zengini bir ülke değildir. Ancak özellikle güney ve bazı doğu komşuları ile kıyaslandığında su potansiyeli olarak onlardan daha iyi durumda olduğu söylenebilir. Ancak Türkiye genelinde su kaynaklarımız Türkiye geneline eşitsiz dağılmıştır. Nüfusumuzun 36 milyonu Zonguldak Adana hattının doğusunda yaşarken akışa geçen yıllık toplam akımın 131 milyar m3’ü bu bölgede bulunuyor. Bu hattın batısındaki nüfus 46 milyon kişi iken yıllık toplam akış ise sadece 55 milyar m3’tür. Ayrıca bu hattın doğusundan batısına yaşanan iç göç sürüyor.

Ayrıca, Türkiye’nin su potansiyelinin yaklaşık %36’sı sınıraşan su havzalarından oluşuyor. Sınırlarımızın yaklaşık dörtte biri de nehirlerden oluşmuş durumda. Bu da bu bölgelerdeki su kaynaklarımızı geliştirmemizi ve kullanmamızı kısıtlıyor.

Türkiye su potansiyeli konusunda güneyindeki ülkelere göre daha avantajlı ancak suyunu çok dikkatli kullanması gereken bir ülke. Ülkemizin su kaynakları kente hızlı göç, iklim değişimi, nüfus artışı ve kirlilik tehdidi altında. Ortadoğu’ya komşu bir ülkeyiz. Dicle ve Fırat nehirleri Türkiye’den doğuyor ve Suriye ve Irak’a geçiyor.

Bu nedenle ülkemiz su’dan nedenlerle oluşturulacak uluslararası gerilimlerin riskleri ile karşı karşıya. Bunun yanı sıra yakın gelecekte illerimiz ve bölgelerimiz arasında da su kullanımı konusunda gerilimler oluşabilir.

Bu nedenlerle hem imkânlar hem de bir risk alanı olduğumuz doğru. Buna göre su yönetimi alanında hızlı ve etkili çalışmalar yapmalıyız.

Türkiye’nin su politikalarını verimlilik ve çalışma açısından değerlendirir misiniz?

Türkiye hidro-jeopolitik olarak çok kritik bir bölgede yer alan büyük bir ülke. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerimizdeki su kaynaklarımız da iklim değişimi riski altında.

Kentlerimizde suyun ortalama % 38’i şebekelerde kayboluyor. Bu kaybı %30’un altına düşürmek için Yerel Yönetimlere verilen 5 senelik süre doldu. 1 Ağustosta çıkartılan yeni yönetmelikle bu süre uzatıldı. Özellikle kentlerimizin kuraklığa ve sellere karşı dirençli hale getirilmesi çok önemli. Kentlerimizin büyük bölümünde bu konudaki ilerleme yavaş.

Su Politikalarımızda verimlilik açısından plan çalışmalarımız da var. 5 nehir havzasında su yönetim planlarımız tamamlandı. 1 Haziran 2019 tarihinde ilk Ulusal Su Planımız yürürlüğe girdi. Bu plan çok önemli bir adım oldu. Ancak bu planları uygulamada havza ölçeğinde kurumsal yapımızı güçlendirmemiz gerekli. Bunun ilk adımları da atılıyor gibi. Gazetelere yansıyan haberlere göre Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ve Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü DSİ Genel Müdürlüğüne bağlanacak. Bu olumlu bir adım. Bu adımdan hemen sonra Ulusal Su Planında önerildiği gibi havza su yönetim heyetlerinin kurumsal yapısı güçlendirilmesine geçilmeli. DSİ Bölge Müdürlüklerinin havza ölçeğinde uygulama kuruluşları halinde yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır.

Bunun yanı sıra su yönetimine sivil toplumu da dâhil ederek daha katılımcı bir yönetim oluşturmalıyız.

Bunların hepsi su yönetimimizin rehberi olarak hazırlanan Ulusal Su Planında önerilmiş. Bu önerilerin uygulanması için toplumda su konusundaki farkındalığın arttırılması ve toplumsal bir bilinç yaratılması gerekiyor. Bunu da ancak sivil toplum işbirliği ile gerçekleştirebiliriz.

Ortadoğu ve Afrika’daki su kaynaklarının paylaşımı konusunda artan gerilim ve su kaynaklarının iklim değişimi etkisi altındayken su krizine yakalanmamak için neler yapılmalı?

Ortadoğu’da dünya nüfusunun %5’i yaşıyor ancak su kaynaklarının sadece %1’i bu bölgede. Üstelik bu suların büyük bölümü de başka ülkelerin sınırları içinden doğan ve sınır aşan sular. Bu nedenle Ortadoğu’da su sıkıntısı fiziksel denilebilir. Ancak Afrika’daki su sıkıntısı bilinenin tersine Ortadoğu’nun su sıkıntısından farklı. Afrika’daki birçok bölgede su sıkıntısının temelinde ekonomik sorunlar ve fakirlik var. Her iki bölgede su konusunda gerilimler artacak. Ortadoğu’daki su sıkıntısındaki artışta iklim değişiminin etkisi ve bölgenin haritasının yeniden düzenlenmeye çalışılması etkili olacak. Gelişmiş Dünya Afrika’daki su sıkıntısının kitlesel iklim göçleri olarak yakın gelecekte kendisini rahatsız edeceğini anladı ve burada bazı “kriz öteleme ve önleme “ tedbirleri almaya başladı. Etiyopya’da Nil nehri üzerinde tamamlanmak üzere olan Büyük Rönesans Barajı bunun göstergesi. Diğer bazı Afrika ülkelerinde de sulama ve Hidroelektrik enerji üretimi için büyük barajlar yapılıyor. Son dönemde su, enerji, gıda ve çevre bağlantısı arttı. Bu nedenle bu alanlarda yaşanan krizler birbirini tetikleyerek daha büyük ve bölgesel krizlere dönüşebilir. Konuyu artık tek başına su krizi olarak değil, Çevre Güvenliği, Gıda Güvenliği ve Enerji Güvenliği boyutları ile de ele almalıyız. Özellikle iklim değişimine ve su krizine bağlı artan gıda krizi riski bence bu konunun merkezine oturuyor. Bu nedenle Afrika kıtası birçok gelişmiş ülkenin gıda güvenliğini sağlamak için çok geniş araziler satın aldığı veya kiraladığı bir kıta oldu. Bu ülkeler su krizine ve bağlantılı olarak gıda krizine yakalanmamak için böyle bir çözüm ürettiler. Ancak asıl çözüm tüketim ihtiyacımızı frenlemekten geçiyor. İnsanoğlu doğal kaynakları hoyratça kullanarak üretebileceğinden daha fazlasını tüketme alışkanlıkları kazandı. Bu tehlikeli bir gidişat. Doğal çevrenin sınırlarını ve ekosistemin dengesini bozuyoruz. Biz ekosistemin efendisi değil sadece küçük bir parçasıyız. Bunu kabullenmeli ve doğa ile uyum içinde yaşamalıyız.

Su, her ülke ve toplumu ilgilendiriyor. Hidropolitik açısından Türkiye ve çevre ülkelerde gündemde neler var? Uluslararası ilişkilerde suyun önemi açısından bu konuyu değerlendirir misiniz?

Türkiye hidro-jeopolitik açıdan çok kritik bir bölgede yer alıyor. Özellikle Orta-Doğu Akdeniz bölgesinin geleceğinde barış ve istikrarın devamının tek anahtarı su kaynakları olacak. Bu bölge iklim değişiminin en etkili yaşanacağı bölge. Bu nedenle sınır aşan su kaynakları daha da önem kazanıyor. Su kaynaklarının işbirliği içinde kullanılmaması durumunda bölgenin su ve gıda güvenliği riske girer. Bu da bölgede istikrarsızlık isteyen güçlerin işine gelir.

Türkiye bir ay önce Irak ile yaptığı su görüşmelerinde bölge için çok önemli ve hidropolitik ve stratejik adımlar attı. Bu kapsamda Irak’a su yönetimi konusunda destek vereceğini açıkladı. Ilısu Barajı’nın rezervuarı bu Ağustos ayından itibaren doldurulmaya başlandı. Bu süreçte Irak’a bırakılan su azalacak. Bu sürecin çok iyi yönetilmesi gerekli. Bu işbirliği arayışının Suriye ve İran’ı da kapsaması gerekiyor. Türkiye’nin gelecekte Ortadoğu ülkelerini karşılıklı fayda temelinde bir araya getirebilecek bir işbirliği ve kalkınma teşkilatı önermesi faydalı olur. Bu süreç bölgesel kalkınma projeleri ekseninde gelişebilir. Ortadoğu’nun geleceği için su işbirliği konusunda yenilikçi hidro diplomasiye ve paradigma değişimine ihtiyaç var. Ancak bölgedeki kaotik yapı bunu engelliyor. Orta-Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almayan dayatmalar, bölgede gerilimin artması, suyun güvenlikleştirilmesi sonucunu doğurabilir. Bu riskler bölge ülkelerince görülmeli ve işbirliği arayışı hızlandırılmalıdır.

  1. yüzyılın ikinci yarısının ortalarında Hidropolitik ve Hidro-diplomasi kavramları öne çıktı. Sınıraşan su kaynakları 21. yüzyılın ortalarından önce uluslararası ilişkilerin en belirleyici unsuru olacak. Dünya nüfusunun yaklaşık %40’ı sınıraşan su havzalarında yaşıyor. Halen bu havzalarda çok taraflı işbirliği anlaşmaları yok. Bazı uluslararası su havzalarında suyun verimsiz kullanımı ve iklim değişimi etkileri ülkeler arasındaki ilişkileri gerginleştirebilir. Ortadoğu, Orta Asya, Batı Afrika, Hindistan, Pakistan, Afganistan’da bu risk var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.