Ana sayfa - Manşet - Türkiye’nin Modernleşme Hareketinin Öncüsü Abdülhamid Han / Tarihçi Yazar Zafer Bilgi

Türkiye’nin Modernleşme Hareketinin Öncüsü Abdülhamid Han / Tarihçi Yazar Zafer Bilgi

Abdülhamid Han hakkında “Abdülhamid’in Kalkınma Hamlesi” adlı eserinizden hareketle, düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Bu benim beşinci çalışmam. “Modern Türkiye’nin Gizli Mimarı” diye bir başlık atalım dedik. Modern Türkiye’nin Gizli Mimarı başlığı da şöyle ortaya çıktı: Ben bu çalışmayla ilgili kafamda bir plan tasarlarken, Sultan Abdülhamid’in eserlerini konu alarak bir kitap yazayım, bu eserleri teker teker sıralayayım dedim. 1550’ye yakın kurduğu kurum, eser var, bunları niye kurdu onu irdeledim. Özellikle bunları yapma gayesi ne ve stratejik hamleleri nelerdi, onu irdeledim. Derken, bu eserlerin kaçta kaçı bugünkü coğrafyada hâlâ yaşıyor, ona göz attım. İşte üç kıtaya yayılmış coğrafyada bu eserlerin çoğu şu anki var olan ülkelerde yaşıyor. Osmanlı Devleti evrimleşerek farklı devletlere dönüştü, 40’a yakın devlet içerisinde Sultan Abdülhamid’in eserleri hâlâ ayakta. Sonrasında bir de Türkiye’deki eserler içerisinde hangileri yaşıyor diye araştırırken şunu gördüm: Türkiye’nin yüzde 60 küsurunu Sultan Abdülhamid kurmuş. Bunun üzerine “Modern Türkiye’nin Gizli Mimarı” diye bir başlık attık.
Sultan Abdülhamid’in gayesi neydi, amacı neydi? Osmanlı’nın son döneminde Osmanlı’yı imar etme, yeni baştan inşa etme, ihya etme, herkesin “hasta adam” dediği Osmanlı imajını yıkıp yeni baştan bir dünya devi oluşturmaktı. Böyle bir niyeti olunca da başlık şöyle şekillendi: Modern Türkiye’nin Gizli Mimarı: Abdülhamid’in Kalkınma Hamlesi.
Sultan Abdülhamid Han dünyanın son cihanşümul hükümdarı. Yani Osmanlı padişahları içerisinde -padişah kelimesi ulusal değil de uluslararası arenada baskın olan, etkin olan kişi anlamında kullanılıyor- bu padişah kelimesinin gerçekten içini dolduran son hükümdar Abdülhamid Han. Sonraki hükümdarlar maalesef yerel çapta etkin olabilmişler. Ama Osmanlı’nın otuz dördüncü padişahı II. Abdülhamid Han uluslararası arenada kendini gösteren son devlet adamı. Bu yönüyle de önemli.
Sultan Abdühamid’in hobileri var. Her padişahta var bu, ama o layık-ı veçhile yapıyor. İyi bir binici, iyi bir atıcı, iyi bir yüzücü, iyi bir opera meraklısı. Ahşap oymacılığını ve fotoğraf koleksiyonerliğini bir meslek olarak yapıyor. Tiyatroya ilgisi çok fazla. Ailesine vakit ayırıyor. Kitap okumaya çok düşkün. Hayvanlara ve bitkilere çok merakı var, özellikle bitkilerin yetişmesine; kendi şehzadelik döneminde, Maslak Kasrı’nda bunu görüyoruz, bugün hâlâ o bitkiler orada duruyor.
Hayat felsefesini yansıtan sözler var, hayat felsefesinin anlaşılması için onlardan biraz bahsedeyim:
“Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı bedele verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!”
“Filistin’i satın almak isteyen Yahudileri kapımdan kovduğum için Allah’a şükrediyorum.”
“Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş bir milletin topyekûn ateşe girmesidir. Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir.”
“33 sene devletim ve milletim için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah, bunu muhakeme edecek ise Resulullah’tır. Bu memleketi nasıl bulduysam öyle teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Allah’ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime set çekmek istediler ve muvaffak da oldular.”
Abdülhamid Han’ın kalkınma projelerinde neler var? Biraz açar mısınız?
33 yılda 1550’ye yakın esere imza atmış. 9 alanda özellikle çalışma yapmış. Medyada ve eserlerde Sultan Abdülhamid’in yaptığı çalışmalar sıralanıyor. Ama bu çalışmalar sınıflandırılmamıştı. Ben bunları 9 başlık halinde sınıflandırdım. Askeri alanda, sanayi ve ticaret alanında, sağlık alanında, bayındırlık ve imar alanında, ulaşım ve haberleşme alanında, kamu alanında, eğitim-kültür alanında, dini alanda ve bunların dışında da kalkınmada öncü olduğu hamleleri 9 tane hamle olarak ana başlıklar halinde sıraladım.
Örneğin askeri alanda kalkınma hamleleri:
Bir kısa girizgah yaptım, girizgahtan sonra, askeri alanda yaptığı binalar, kurumlar, yapılar neler, onları sıraladım. Askeri alanda yaptığı 47 tane fabrika var ve bunlar içerisinde öncü olan denizaltı var. Osmanlı’nın ilk denizaltısı “Tahte’l bahir”, etkili bir denizaltı. Sultan Abdülmecit döneminde ve Sultan Abdülhamid döneminde ilk torpido fırlatma denemelerinde bulunulmuş.
Sanayi ve ticaret alanında kurduğu fabrikalar veya petrol hamlesi; ticaret odalarıyla ilgili, bankalarla ilgili, zirai çalışmalarla ilgili yapılan işler. Petrol hamlesinde çok dikkatimi çeken ilginç bir olay var. Petrolle ilgili rezervi olan 65 nokta tespit etmiş. Saltanat ömrü petrol çıkartmaya yetmemiş; ama bunların hepsini kendi üzerine şahsi tapuyla aldırtırmış. Çünkü bu bölgeler Osmanlı üzerinde kalsa, ileride Osmanlı dağıldığında paylaşılacak. Ve özellikle bu petrol coğrafyasının gelecekte dünyanın en önemli merkezlerinden biri olacağını raporda belirtmiş ve onu da sıralamış; demiş ki: “Bu 65 merkezi koruyun. Ve yeni bir devlet olduğunuzda da, bu tapu benim üzerimde, benim torunlarım üzerinden geriye alın bu bölgeleri.” Ama bu bölgeler bir şekilde korunamadı. Maalesef tahttan indirilmesiyle beraber Bağdat-Musul petrolleri Batılı devletlerin eline geçiyor, kendi aralarında peşkeş çekiyorlar. Abdülhamid Han petrolün geleceğini 100 sene öncesinden görmüş.
Ticari hamleler yapmış, kurduğu ticarethaneler var, fabrikalar var; un fabrikaları, kundura fabrikaları, kâğıt fabrikaları, pamuk fabrikaları, özellikle o dönemde ne revaçtaysa onları kurmuş. Mesela Beykoz’da kurduğu kâğıt fabrikası İngiltere’yle yarışabilecek seviyede ama Birinci Dünya Savaşıyla bu kırılmaya uğruyor. Niyeti Osmanlı olarak dünyada bir kâğıt yapmaktı.
Sağlık alanında Darülaceze’yi, Şişli Etfal Hastanesi’ni kuruyor. Şişli Etfal Hastanesi sonradan verilmiş bir isim, aslında Hamidiye Etfal Hastanesi diye geçiyor, kaynaklarda geçen asıl adı bu. Etfal, tıfıl demek, tıfıl da çocuk demek. Ufak yaşta vefat eden bir kızı yangında vefat edince, benim kızım bu alevler arasında gitti, halkımın kızları gitmesin, halktan birine bu zarar gelmesin diye, o üzüntüyle, onun anısına yaptırıyor. Hamidiye Etfal Hastanesi dünyanın ilk tam teşekküllü çocuk hastanelerinden biri olarak geçiyor.
Abdülhamid Han garibana, fakire fukaraya çok merhamet eden, onları çok sahiplenen bir padişah değil mi?
Kesinlikle. Bu hastanelerin büyük bir kısmını gureba hastanesi olarak açıyor. Yani sadece garibana hizmet eden hastane, gariban öncelikli. Ve burada çalışanlar üst düzey hekimlerdir. Bu hastanelerde garip gurebaya öncelik tanınmış, onlara özel oldukları hissettirilmiş…
Şam’da Hamidiye Gureba Hastanesi açtırıyor. Sana’da, Rodos’ta, Manastır’da, Yemen’de, Medine’de, Halep’te, Bağdat’ta açtırıyor. Bunlar, Abdülhamid Han’ın dünyanın dört bir tarafındaki gurebanın, yani yetimin, öksüzün derdiyle dertlenen bir sultan olduğunun kanıtı.
Ulaşım ve haberleşme alanında da ilginç hamleleri var. Özellikle Anadolu-Avrupa arasına kurduğu köprü projesi var. Marmaray projesinin daha önceden yine onun döneminde temellerinin atıldığı geçiyor kayıtlarda. Bu köprüye vakti yetmemiş; ama Varna Köprüsü, Osmanlı’nın en yüksek, en uzun köprüsü. Haydarpaşa’daki garla beraber birçok köprüleri, demiryollarını, Hicaz demiryoluyla beraber demiryollarını, Galata Köprüsü’nün tekrar elden geçirilmesini, bunları hep o sağlıyor. Bütün Osmanlı’yı bir baştan bir başa demir ağlarla örmüş. 8619 kilometre demiryolu onun döneminde yapılıyor. Sirkeci Garı’nı, Haydarpaşa Garı’nı; İzmit’teki, Eskişehir’deki, Konya’daki, Bilecik’teki garları hep o yaptırıyor. Medine’deki tren istasyonu, tren garı, Kudüs’teki gar, bunlar hâlâ duruyor, hep onun eseri.
Haberleşmeyle ilgili de telsiz-telgraf binasını yaptırmış. Telsiz-telgraf binasının önemi de şu: Dönemin en önemli istihbarat kaynağı. Her bakımdan ilerleme gerekiyor, istihbaratta da ilerlemek için buna özellikle önem veriyor. Askeri literatürde “muhaberesiz muharebe olmaz” denir. Haberleşme ağını sıkı kullanacak, onunla etkili bir politika, etkili bir savaş yürütecek veya barış yürütecek; derdi o aslında. En ileri istihbarat ağlarının kullandığı yöntemleri kendi döneminde telgrafla kullanıyor. İlk telefon hattını, ilk elektrik altyapısını, PTT’yi, ilk şehir postanelerini kurmuş…
Döneminde kamu alanında da birçok eser yapılmış. Mesela birçok hapishanenin temeli o dönemde atılıyor. Devlet o dönemde biraz dağınık bir halde, devleti toparlama işini gerçekleştiriyor. Sinop Hapishanesi, Kilis Hapishanesi, Maraş Kadın Hapishanesi, askerlik dairelerini yaptırıyor. Kamuyla ilgili çalışmaların temelini özellikle o atıyor.
Eğitim ve kültür alanında da birçok çalışma yapıyor. Bugünkü birçok lisenin temelleri o zaman atılıyor. Erzurum’dan Diyarbakır’a, Ankara’dan Antalya’ya, Aydın’dan Balıkesir’e, Anadolu’nun birçok yerinde liseler kuruyor. Anadolu’nun bütün illerinde en eski liseler Abdülhamid döneminde kurulmuş. Samsun İdadisi, Bolu İdadisi, Erzurum İdadisi, Kastamonu İdadisi, böyle en eski liseler, tarihi yapılar, bunları kuran hep o. Toplamda Anadolu’da irili ufaklı 93 tane okul açtırmış. Bunlarla beraber kütüphaneler kurmuş. Eğitimde bir maarif hamlesi yapıyor ve birçok kurumun, üniversitenin temelini atıyor aynı zamanda.
Sultan Abdülhamid 1909 yılında tahttan indirildiğinde Osmanlı Devleti dünyanın en güçlü ilk 5 devleti arasındaydı. Hatta geçenlerde bu ifadeyi Ahmet Şimşirgil hocayla konuştum; dedim ki: “Hocam, ne diyorsunuz bu ifadeye, doğru mudur, yanlış mıdır, size teyit ettirmem lazım?” Dedi ki: “Bu dönemde düşünüyorum da kim daha güçlü; bir İngiltere, bir Rusya, bir de Osmanlı. Yani ilk 3 bile denilebilir.” Ben temkinli yaklaştım, ilk 5 dedim; o da “İlk 3 bile denilebilir buna.” dedi. Maarife çok çok önem vermiş. Ve diyor ki: “Maarif bütün ilerlemelerin altyapısını sağlar, ben hepsini maarif sayesinde yapacağım.”
Çin’in başkenti Pekin’de bir Osmanlı mührü vurmuş, Hamidiye Üniversitesini kurmuş. Tokyo’da bazı kanaat önderlerini çağırıyor, Müslüman olanlarını hacca gönderiyor, acaba Japonları Müslüman yapabilir miyim diye de uğraşıyor. O dönemde Japonların teknik olarak ileriye çıkabileceğini hissediyor ve onlara dönük çalışmalar yapıyor.
Abdülhamid Han’ın Aşiret Mektebi Projesi diye bir projesi var. Doğuda Osmanlı’dan kopma ihtimali olan yerlerde aşiret liderlerinin çocuklarını özel okullarda yetiştiriyor ve onların Osmanlı’nın mülkî amiri olacağını düşünerek özel eğitimden geçirerek, onlardaki o sadakati, çocuklarda bağlılığı artıracak işlemeler yapıyor. Bu çocukları devletin özel beyinleri gibi görüp, o çocukların saltanata ve hilafete bağlı meyillerini, muhabbetlerini artıracak çalışmalar yaptırıyor. Bu da ilginç bir yöntem…
Kalkınmadaki ilk yaptığı hamlelere baktım. İlk Metro tünelini, ilk Mülkiye okulunu, Siyasal Bilgiler Fakültesini, ilk postaneleri, ilk telgraf hatlarını, ilk Hukuk Fakültesini, ilk telefon hattını, ilk Güzel Sanatlar Fakültesini o yaptırmış. Birçok ilke imza atmış. Mesela ilk eczaneyi, ilk elektrikli tramvayı, ilk Boğaz Köprüsü projesini, ilk dişçilik okulunu, arkeolojideki çalışmalar mesela, bunların hepsi onun dönemine denk geliyor. Bugünkü içtiğimiz Hamidiye suyu… Yani içtiğimiz sudan tutun da dinlendiğimiz mesire alanlarına kadar her yerde onun dokusu var. İşte o yüzden biz “Modern Türkiye’nin Gizli Mimarı” diyoruz. Mesela ilkokulu zorunlu tutması, ilk kız okulunun açılması… İstanbul Üniversitesi’ni, Darülfünun’u açmış. İstanbul Erkek Lisesi’ni, Kabataş Lisesi’ni o açtırmış…
Şimdi biz bu çalışmaları niye anlattık, bu kadar niye söylüyoruz? Ben eserden müessire gidiyorum. Onun yaptığı eserler Hakk’ın rızasına adanmış ve bu eserlerle de Osmanlı coğrafyasına yansımıştır. Yani burada amaç Hakk’ın rızası ve Hakk’ın rızasını bir şekilde Osmanlı coğrafyasına bu eserler üzerinden yansıtıyor.
Birçok alanda yaptığı çalışmalar sonucu dünyada en hızlı büyüyen ekonomiler içerisinde ilk 10’da yer almış Osmanlı. Derdi, yapmak değil yaşatmak, devletin güçlü olduğunu her yere göstermekti.
O, dönemin zor şartları altında bu işleri yapıyor.
Evet. Hasta adam denildiği dönemde bunları başarıyor. Büyük bir savaşın arifesindeyken bunların yapılması hakikaten zor olanın başarılması oluyor. Bir nevi yaptığı projelerle, müessir olarak, mimar olarak tarihin altın sayfalarında yer almıştır diyebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.