Ana sayfa - Manşet - Türkiye’de Spor Kulüplerinin Ekonomileri Nasıl Ayağa Kalkar? / Prof. Dr. Bilge Donuk

Türkiye’de Spor Kulüplerinin Ekonomileri Nasıl Ayağa Kalkar? / Prof. Dr. Bilge Donuk

Spor ekonomisi nedir?
Spor endüstrisi yaşadığı hızlı büyüme ve gelişme ile milyarlarca doların döndüğü dünyanın en önemli endüstrilerinden ve ekonomilerinden biri haline gelmiştir. Spor ekonomisi içerisinde ürün satışı, bilet satışı, oyuncu transferleri, televizyon yayınları, e-spor ve sponsorluk harcamaları ile birlikte dünyada büyük bir ekonomi yarattığını görmekteyiz. Bunun yanı sıra spor endüstrisinde çalışan insan gücü ile serbest zamanlarında sağlık, güzellik ve form tutmak için insanların yaptıkları spor ve egzersiz faaliyetleri ile rekreasyon etkinliklerini de bu ekonomi içerisine eklemeliyiz. Bazı rakamları yaklaşık olarak verecek olursak; insanların spor kıyafetlerine harcadıkları para 300 milyar dolar, sporcu transferleri ödemeleri 500 milyar dolar, küresel rekreasyon piyasası 1,5 milyar dolar ve maç biletleri için harcanan rakam 50 milyar dolardır. Spor ekonomisi dinamik bir süreçtir ve endüstrinin büyüklüğü sürekli yukarı yönde ilerlemektedir. Amerika’da yapılan hesaplamalarda endüstrinin 2014 yılından 2018 yılına kadar geçen 4 yıllık sürede 4.3 büyüdüğü, 2018 yılından 2022 yılına kadar olan süreçte ise 5.9’luk bir büyüme olacağı tahmin edilmektedir.
Euro 2020 bir yıl ertelendi. Birçok müsabaka ertelendi. Buralardan ekonomik anlamda negatif etkiler oluyor, değil mi? Neler söylemek istersiniz?
2020 Avrupa Futbol Şampiyonası, UEFA karşılaşmaları, her branşta uluslararası organizasyonlar ve ulusal ligler ile birlikte son olarak 2020 yılında Tokyo’da yapılacak olan Olimpiyat Oyunları da ertelendi. Spor organizasyonlarında televizyon yayın gelirleri, maç günü gelirleri, ürün satışları önemli gelir kaynaklarıdır. Bu gelir kaynaklarından mahrum kalan spor kurum ve kuruluşlarını ciddi ekonomik sıkıntılar beklemektedir. Bu süreç daha uzun sürer ve spor kulüpleri gelir-gider dengesini ayarlayamazsa birçoğu için borçlanmanın artması ve hatta iflas etme söz konusu olabilir. Bu anlamda özellikle spor kulüpleri ve oyuncular arasında karşılıklı dayanışma ve işbirliği ile negatif etkiler bir parça azaltılabilir. Örneğin; Juventus Kulübü Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran dönemini kapsayan 4 ay için maaş kesintileri konusunda oyuncuları ile anlaşarak 90 milyon euro tasarruf edileceğini duyurdu. İngiltere’de aynı şekilde Premier Lig’de oyuncuların maaşlarında 3 ay için %20 kesinti yapılarak 100 milyon pound tasarruf etme planları söz konusu. Aynı gemide olan sporun tüm paydaşları ekonomik sıkıntıları azaltmada destek olmalıdırlar. İlk soruda söylediğim sürekli büyüyen spor ekonomisinin geleceği koronavirüs ile yakından ilişkili olduğu gözükmektedir. Koronavirüs salgının süresi ekonomik anlamda negatif etkinin şiddetini belirleyecek en önemli unsurdur.
Dünyada ekonomik dengelerini tutturan takımlar organizasyonlarda nelere dikkat ediyorlar?
Ekonomik dengenin olması için gelir-gider dengeniz olması gerekmektedir. Bu dengenin giderlerin ve borçlanmanın lehinde arttığını gören UEFA Finansal Fair Play modelini 2011 yılında itibaren uygulamaya başlamıştır. UEFA verilerine göre 2011 yılında uygulamasına başlanan Finansal Fair Play öncesi Avrupa kulüplerinin kümülatif borcunun 1 milyar 700 milyon euro olduğu, aradan geçen sürede yapılan uyum çalışmalarının ardından son verilere göre Avrupa kulüplerinden toplamda 600 milyon euro kâr elde ettiği belirtilmiştir. Aynı durum ülkemiz için söz konusu değildir. Dört büyük takımımızın borcu 10 milyar TL’yi aşmış durumdadır. Finansal Fair Play ile futbolun ekonomisinde istikrar, kârlılık ve futbolun sürekliliği sağlanmaktadır. Bu bağlamda özellikle Avrupa’da birçok spor kulübünün altyapı sistemlerini güçlendirdiklerini görmekteyiz. Çünkü kulüplerin en büyük gider kalemi oyuncu transferleridir. Bu gider kalemini düşürmenin tek yolu başarılı bir alt yapı sistemidir. Bunun yanı sıra başarılı spor pazarlaması yöntemleri de uygulayarak gelirlerini artırmaktadırlar. Örneğin, Borussia Dortmund, lig maçlarında 81 bin kişi kapasiteli stadyumunun kale arkası tribünlerindeki koltukları kaldırarak seyirci kapasitesini arttırmakta, bu sayede stadyum gelirlerinde artış sağlamaktadır. Ürün satışları ve çeşitliliği, stadyum pazarlaması, etkinlik yönetimi, maç günü faaliyetler ve diğer çalışmalar ile ekonomilerine katkı sağlamaktadırlar.
Ülkemizde futbol takımlarımızı ekonomi yönüyle değerlendirecek olursak başarılılar mı? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Kaynaklar yerinde harcanıyor mu? Doğru yönetiliyor mu kulüplerimiz?
Ülkemizdeki spor kulüplerinin ortak özelliği sahip oldukları aşırı borç miktarlarıdır. Bazı şirket yapısındaki spor kulüplerini bunun dışında tutabiliriz. Gelen kaynakların büyük kısmı banka borçlarına gitmektedir. Öncelikle spor kulüplerinin mevcut yönetim şekli ve yapısı değiştirilmelidir. Bu yapı ile borçlanmanın daha da arttığını ve spor kulüplerinin çoğunlukla kişisel menfaatler çerçevesinde kullanıldığını görmekteyiz. Bu yaklaşım kulüplerin sonunu getirecektir. Ülkemizde devlet her zaman spor kulüplerine çeşitli yollar ile destek sağlamıştır. Bu destekler olmasa film çoktan kopmuş olurdu. Şu an için genel yapı değişmiyorsa spor kulüplerinin yapacağı en başarılı stratejik kararlar küçülme ve başarılı altyapı sistemleri kurmak olmalıdır. Bu kararları ile birlikte başarının sadece şampiyonluk olmadığını doğru bir şekilde taraftarlarına anlatmalıdırlar. Örneğin; 1992 yılında kurulan İngiltere Premier Liginde Liverpool takımı hiç şampiyon olamamıştır. Peki, şampiyon olamamak Liverpool takımına olan ilgiyi, desteği yok etmiş mi? Hayır. Dünyanın en çok sevilen ve ilgi ile izlenen kulüplerinden biri olmuş ve bu süreçte Avrupa kupalarında çeşitli başarılar elde etmiştir. Kulüpler için önemli olan ekonomik ve sportif açıdan istikrardır. Şampiyonluklar bu istikrar içinde belli zamanlarda mutlaka gelecektir. Taraftar baskısını azaltmak adına yanlış ve yüksek paralar harcamak yerine, kulüpler taraftarlar ile iletişim faaliyetlerini artırmalı ve kulübün geleceğine beraber yön vermelidirler. Ülkemiz için, Almanya’da uygulanan kâr amacı gütmeyen derneklerin kulübün %50+1 elinde tuttuğu sistem, hem kulübün korunması hem de dış sermayenin kulübe katkı sağlamasının getireceği ekonomik rahatlık açısından uygun bir model olabilir.
Spor yönetiminde performans değerlendirmesi nedir? Kimlerin performansları değerlendirilir?
Yöneticilerin, antrenörlerin, sporcuların kısaca her çalışanın performansı değerlendirilebilir. Örneğin sporcularda, performans değerlendirme için anlık ve dinamik bir süreç olarak kabul edilmeli ve sporcuların performans ile onlara ödenecek ücretlendirme arasında ilişki kurulması gerekmektedir. Spor kulüplerinin sporcuların maç performanslarını ölçülebilir yöntemler kullanarak analiz ederek ücret politikalarını ona göre revize etmeleri daha ekonomik, motivasyona yönelik ve oyuncunun daha disiplinli ve çalışkan bir şekilde işini yapmasını sağlayabilir. Oyunculara transfer dönemlerinde anlaşılan maç başı ücret, maaş gibi ödemelerin belirleyicisi maç performansları olmalıdır. Bunu belirlemek için birçok bilimsel yöntem ve analiz metodu kullanılabilir. Aynı takımda 90 dakika sahada varlık göstermeyen bir oyuncu ile yine aynı sürede en etkili bir şekilde oynayan oyuncu arasındaki performans farkı ücretlendirmeye de yansımalıdır.
Spor yönetiminde profesyonelleşme olmalı diyorsunuz. Biraz anlatır mısınız?
1957 yılında Los Angeles Dodgers Kulübü Sahibi Walter O’Malley profesyonel spor yöneticisi ihtiyacının farkına varmış ve “Bir marinada, yarış pistinde, kayak merkezinde, stadyumda veya lig seviyesindeki bir takımda yönetici pozisyonunu doldurması için eğitilmiş bir kişiyi bulmak için nereye gidileceği” sorusunu sormuştur. Spor yöneticiliği programlarının ilk adımları Amerika’da 1949 yılında atılmış ve 1960’ların ortasında yaygınlaşmaya başlamıştır. Gelişmiş ülkeler spor yöneticiliğini bir meslek olarak görmekte ve bu konuda eğitimlere ve profesyonelleşmeye çok önceden başlamış durumdadırlar. Bu sayede sporda başarılı ve önde olmuşlardır. Bir alanda başarının iki anahtarı vardır, doğru yönetim yapısı ve insan gücüdür. Dünyanın önde gelen endüstrilerinden biri olan spor sektörünü, spor yönetimi eğitimi almış, sporun inceliklerini ve farklılıklarını bilen kişiler yönetebilir. Alman kulübü Borussia Mönchengladbach Başkanı Rolf Königs, “90’lı yılların ortalarında bizim 43 milyon euroluk borcumuz vardı. Rezalet durumdaydık. Tüm operasyonları profesyonellere bıraktık, 2001’de borcumuz kalmamıştı.” demişti. Spor kulüplerinin her türlü performansının artırılmasında profesyonelleşme kaçınılmazdır.
Spor yöneticiliği eğitimini alanlar nerelerde çalışabilir? Hangi alanlarda ciddi eksiklikler görüyorsunuz?
Spor yöneticileri kamu ve özel sektör içinde çalışabilir. Bunlar içinde sayacak olursak Spor Bakanlığı, Belediyeler, Federasyonlar, Spor Kulüpleri ve Özel işletmeler gelmektedir. Ben özellikle İstanbul özelinde Büyükşehir Belediyesi içinde kurulan “Spor İstanbul” şirketinin yıllardır spor alanında mezun yönetici ve antrenörleri istihdam ederek kamuda örnek bir spor yönetim modelini gerçekleştirdiğini görüyorum. Aynı şekilde Spor Bakanlığı da son dönemde ciddi alan mezunlarına yönelik alımlar yaptı. Bu alımların artması ve insan kaynakları yönetimi açısından devletin spor teşkilatında görev yapacak kişilerde alan mezunu olma şartı getirilmesi gerektiğine inanıyorum. Örneğin Spor İl Müdürlerinin spor yöneticiliği bölümü mezunu olması gibi. Ciddi eksikliğin olduğu yer ise spor kulüpleri, kısmen de federasyonlardır. Spor kulüpleri ve federasyonlar profesyonel yönetim anlayışına geçmelidirler. Alan ve branş bilgisine sahip kişiler ile çalışmalıdır. Diğer açıdan önemli nokta ise spor yöneticiliği mezunlarının alanlarında kendilerini çok iyi geliştirmeleri, yabancı dil bilgisine sahip olmaları, güncel konuları takip etmeleri, dünyadaki başarılı örnekleri incelemeleri kısaca daha çok okumaları ve araştırmaları gerekmektedir. Spor yöneticiliği mesleği durağan değil dinamik bir meslektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.