Ana sayfa - Son Sayı - Türkiye Futbol Piyasası: Futbolda Emek ve Sermaye İlişkileri / Doç. Dr. Muazzez Şaşmaz Ataçocuğu

Türkiye Futbol Piyasası: Futbolda Emek ve Sermaye İlişkileri / Doç. Dr. Muazzez Şaşmaz Ataçocuğu

Futbolda emek sömürüsü kitabınız var. Biz süper ligin milyon dolarlık rakamlarına alışkınken siz kitabınızda nelerden bahsediyorsunuz?
Süper Lig, popüler kültürün futbol özelinde bir parçası. Görsel ve yazılı medyada üst liglere; daha çok Süper Lig’e yer veriliyor. Tabi bunun toplumsal talep kadar sermayeyle de ilişkisi var. Futbolun, diğer sektörlerle girdiği ekonomik ilişkiyle serbest piyasa ekonomisine eklemlenmiş olması; Süper Lig’in yayın hakları, sponsorluklar, lisanslı ürünler, astronomik transfer ücretleri, kulüp yönetimleri-iş dünyası-siyaset ilişkileri vasıtasıyla sermayeyle bağı onu daha çok gündeme taşıyor. Süper Lig’deki transferler, bu ligde oynayan futbolcuların ücretleri, ücret-sportif performans karşılaştırması, kulüplerin genel ekonomik durumu ve sportif başarıları merak ve konu ediliyor. Milyon dolarlık transferler futbolseverler tarafından sportif performans değerleme açısından bir kriter iken; kulüp yönetimleri ve ekonomik paydaşları açısından ticari değer taşıyor. Alt profesyonel liglerde ise bu türden ekonomik ilişkilerin daha az yoğunlukta olduğunu görüyoruz. Kulüplerin gelirleri daha az, sermayeyle ilişkileri daha zayıf. Dolayısıyla ücretler daha düşük. Liglerin sportif performans ve ekonomik performans değerleri epey farklılık gösteriyor. Bu da seyir açısından da gündeme taşınma açısında da alt ligleri geride bırakıyor. Hatta Süper Lig içinde de 4 büyükler şeklinde ayrı bir kategorileştirme var bildiğiniz gibi. Hal böyleyken hem sportif performans hem de ekonomik performansla ilgili sorunlar üst ligler özelinde masaya yatırılıyor, tartışılıyor. Sadece medyada değil, akademik çalışmalarda, futbol konu başlıklı yayınların çoğunda da bu böyle. Arz talep ilişkileri açısından baktığımızda bu kaçınılmaz. Ancak, gündelik hayatımızda ve ekonomide geniş bir alan kaplayan, sportif ve ekonomik performans açısından geliştirmek adına stratejiler belirlenen futbolun, üst liglere; daha çok Süper Lig’e sığdırılması; üstelik “kulüpler nasıl kurtarılır”, “gelirler nasıl arttırılır”, “yıldız futbolcu transferleri”, “kulüp borçları” gibi başlıklarla sermayeye hizmet eden taraftan bakılması yanlı bir tutum oluyor. Futbolda Emek Sömürüsü kitabımın da hareket noktası bu oldu. İstihdam ve çalışma ilişkileri, işsizlik, ücretlilik, emek-değer, sendikal örgütlenme gibi oyunun asıl üreticileri futbolcuları yani emeği ilgilendiren konulara neredeyse hiç değinilmiyor. Kaldı ki bir ekonomik alandan, sürekli büyüyen bir sektörden bahsediyorsak onu bütüncül bir şekilde ele almak gerekir. Bütünü oluşturan parçalar tek başlarına önemli bir değer yaratabilirler ama bütün, bu değerlerin toplamından daha fazla bir değer yaratır. Buna sinerji diyoruz. O halde üst ligler kadar alt profesyonel hatta profesyonel benzeri ekonomik ilişkiler barındıran amatör ligleri de, özellikle işin emek yönüyle ele almak gerekiyor. Çünkü özellikle emeğe dair sorunlar alt liglere inildikçe çoğalıyor ve şiddetleniyor. Ben “Futbolda Emek Sömürüsü” kitabımda futbolda emek ve sermaye ilişkilerini, futbolcu ücretlerini, özellikle alt liglerdeki ücretlilik ve transfer ilişkilerini, futbolcuların yaşadığı ekonomik ve hukuki problemleri, futboldaki kayıt dışı ekonomik ilişkileri, ülke futbolunun düzenine özgü futbolda çalışma ilişkilerini ilgilendiren düzenlemeleri, sendikal bilinç ve eğilimleri ele aldım. Futbolu, ihmal edildiğini düşündüğüm yönünden, emek ekseninden değerlendirmeye çalıştım. Diğer sektörlerdeki emeği ilgilendiren meseleler futbolda hem özgün hem de diğer sektörlerdeki biçimlerine benzer şekilde ortaya çıkıyor. Örneğin ücret pazarlığı. Futbolcunun pazarlık gücünü etkileyen birçok faktör var. Futbolcunun performansını ilgilendiren unsurlar, yaşı, deneyimi bunlardan bazıları. Ancak piyasanın yarattığı koşullar da mesleğe özgü unsurlar kadar etkili ücretler üzerinde. Özellikle 2. ve 3.ligde transfere hazır çok sayıda lisanslı futbolcu var. Kulüp ve kadro sayıları belli ve her transfer döneminde bir sürü futbolcu bir kulüple anlaşamıyor, işsiz kalıyor. Bu, futbolda işsizlik sorununu yarattığı gibi işsiz kalmamak için futbolcunun pazarlık gücünü de kırıyor, ücretleri aşağıya çekiyor. Hatta bir kesim futbolcunun boş sözleşmelere imza attığı oluyor. Sonrası ekonomik sıkıntı, sonrası hak arama mücadelesi. Ligler karşılaştırıldığında ücret uçurumları çok net görülüyor. Üst liglerde ücretler yüksek, pazarlık gücü yüksek, sözleşmeyle ücreti garanti altına alma oranı yüksek ancak alt liglere inildikçe tam tersi bir tablo ortaya çıkıyor. Çoğu zaman alt liglerdeki kulüplerin gelirleri de buna müsaade etmiyor. Uzun sözleşme süreleri ile futbolcuyu kulübe bağlama, bu sayede olası bir transferden futbolcu üzerinden para kazanma, ücretleri ödememe, ceza kesme, kadro dışı bırakma gibi olaylar ve etkileri daha fazla oluyor. Kitapta bahsettiğim konulardan biri de 3.ligde uygulanan “Yaş Kontenjanı” kuralı. 3.Lig Müsabakaları Statüsü’nde futbolcuların uygunluğu maddesinde yer alıyor. On yıl öncesine dayanan bu kuralın ilk halinde 25-30 yaşları arasında en fazla 6 futbolcuyla sözleşme imzalanabiliyor ve bunlardan sadece 4 tanesi müsabaka isim listesine yazılabiliyor. Genç futbolculara fırsat tanıma, milli takıma futbolcu yetiştirme amacı güttüğü ifade edilen bu uygulama 2016 sezonu itibariyle 10 kişiye genişletiliyor ve bu süre zarfında epey mağdur yaratıyor. Özellikle bu yaş grubuna girenlerin pazarlık gücü zayıflamış, ücretleri düşmüştü. Kitabın yazıldığı dönem kuralın ilk formunun uygulandığı dönemdi. Çalışma özgürlüğü ve insan haklarına aykırı olarak değerlendirdiğimiz bu uygulama karşısında futbolcuların hak arama mücadelesinde bir takım girişimleri olmuş ancak örgütlenme ve dayanışma konusundaki zayıf bilinç nedeniyle bir sonuca erişilememişti.
Kayıt dışı futbol ekonomisi nasıl oluşuyor? Bunun önüne nasıl geçilebilir?
Kayıt dışılık alt liglerde, çoğunlukla 3.ligde karşılaşılan, emek gücünü zayıflatan, ücretlilik ilişkisinin şikâyet edilen ancak bir o kadar da kanıksanmış bir sonucu. Kayıt dışı futbol ekonomisinin emeği ilgilendiren boyutunda futbolcunun sözleşmesinde transfer bedeli yani ücret eksik bildiriliyor. Transfer görüşmelerinde taraflar sözlü olarak anlaşıyor ancak anlaşılan ücretin tamamı ve/veya ödenme şekli resmî sözleşmeye yazılmıyor. Kulüp bu yolla ödenecek vergiden kazanma yoluna gittiği gibi futbolcu üzerindeki gücünü de artırmış oluyor. Üst liglerde buna çok az rastlanıyor. Elbette pazarlık gücü yüksek futbolcular transfer ücretlerinin tamamını ve ödenme şeklini sözleşmesine yazdırabiliyor. Ancak alt liglere inildikçe futbolcuların kimi zaman işsiz kalmamak adına, kimi zaman bilinçsizlikten, kimi zaman da bilgi eksikliğinden bu türden anlaşmaları kabul ettikleri görülüyor. Örneğin futbolcunun asgari ücretle çalıştığı gösteriliyor. Sözlü olarak anlaşılan transfer ücreti ile sözleşmede yazılı ücretin örtüşmemesi futbolcunun sözleşmeden doğacak ekonomik güvencesini zayıflatıyor. Sözlü olarak anlaştığı ücreti sözleşmesine yazdırmayan/yazdıramayan futbolcu anlaştığı ücreti alamadığı takdirde hukuken hak iddia edemiyor.
Çoğunlukla 3.ligde görülse de bilinen ama dillendirilmeyen kayıt dışı ekonomik ilişkiler farklı yoğunluklarda ve şekillerde de olsa bütün profesyonel liglerde var. Sadece futbolcu emeğinde de değil üstelik. Teknik adamların, antrenörlerin çalışma ilişkilerinde de farklı biçimde görülüyor. Antrenörün bir kulüple sözleşme imzalayabilmesi için kulübün bulunduğu lig kategorisinde çalışabilecek antrenör lisansına sahip olması gerekiyor. Yani bir çalışma alanı ve lisans belgesi sınıflandırması söz konusu. Ücretin eksik bildirilmesi gibi çalışmanın resmî belgelere dayandırılmaması, kayıtlara geçirilmemesi de kayıt dışılığın başka bir biçimi. Ancak antrenörlerin sahip oldukları lisans belge derecesi “anlaştığı” kulübün yer aldığı lig kategorisinde çalışmalarına izin vermese de o kulübün antrenörlüğünü yaptığı görülebiliyor. Farklı sektörlerde “belge kiralama” olarak bilinen uygulamanın futbol sektörü yorumu. Bu şekilde, kamu oyu tarafından teknik sorumlu olarak tanınan antrenör resmî kayıtlara alınamıyor. Diğer antrenör ise sahip olduğu belgeyi kiralarken bir kazanç elde etmekle beraber mesleğine yönelik işlevselliğini yitiriyor. Tıpkı futbolcularla olan ilişkide olduğu gibi, kulüplerin antrenörlerle arasındaki bu türden kayıt dışı ekonomik ilişkiler de maddi ve sosyal yükümlülükleri etkiliyor.
Bunların önüne geçebilmek için söylemde değil eylemde şeffaflık ve tarafsızlık şart. Denetim mekanizmaları etkili ve çok yönlü işlemeli. Antrenörlerle ilgili kayıt dışılığın üst liglerde popüler örnekleri oldu. Görsel ve yazılı medyada yer aldı, yaptırım hakkına sahip otoriteler tarafından da biliniyor. Antrenörün sahaya girmesi belgesi açısından uygun olmasa bile talimatların dışına çıkıldığı da görüldü. Kulüp-futbolcu-antrenör ilişkilerinde kayıt dışılığın ortaya çıkmasında hem piyasayı hem de tarafları ilgilendiren nedenler var. Elbette emeğin değerini biçmek çok zor. Futbol piyasasının, liglerin kendine özgü özellikleri var. Serbest piyasa ekonomisi dinamikleri işliyor. Ancak denetim ihmallerini, kural hatalarını, kılıf uydurmaları, birtakım düzenlemeleri karşı tarafın aleyhine kullanmayı, böylelikle ortaya çıkan piyasa aksaklıklarını futbolun düzeninin bir parçası olarak görmemek gerek. Öncelikle nedenleri tespit ve analiz etmek önemli. Kayıt dışı çalışmayı kabul eden bir antrenörün veya asgari ücretle çalıştığı gösterilen bir futbolcunun bunu kabul etmesinde yatan sebeplere ve bu türden bir istihdamın dışsal etkilerine odaklanmak gerekli. Antrenörün, futbolcunun, çalışmanın bu biçimini kabul etmesinde neler etkili? Diğer antrenör ve futbolcular bundan nasıl etkileniyor? Sorunu en çok yaşayan bilir. Futboldaki çalışma ilişkilerini düzenleyenler, karar mekanizmaları, bu paydaşların ilgili konularda görüşlerini almalı, saha araştırması yapmalı, yapanlardan faydalanmalı, bilimsel çalışmalardan da destek almalı. Futbolculara, antrenörlere kendi emeklerini ilgilendiren konularda söz hakkı tanınmalı. Bunun en iyi yolu ise futbolcuların, antrenörlerin birlik, dernek, sendika yoluyla temsil edilmesi. Mevcut örgütlenmeler önemli çabalar gösteriyor ancak ortak bir bilincin ve örgütlenme yönünde ciddi bir farkındalığın olduğunu söyleyemiyorum.
Futbolcular sendikalaşırsa sizce neler değişir?
Futbolda emeği ilgilendiren tek konu ücretler değil tabi ki. Çalışma hayatını düzenleyen kurallar, ücretler ve ücretlendirme biçimleri, yasal hak ve yükümlülükler kadar, beslenme barınma, sakatlık, ruh ve vücut sağlığını, antrenman tesislerini; aktif futbol hayatı devam ederken yaşanan işsizliği (boşta kalma), futbolu bıraktıktan sonraki hayat ve kariyer yönetimini ilgilendiren konu ve sorunlar mevcut. Doğal olarak daha çok, ücret ve ücreti ilgilendiren meseleler ön planda. Bu konulardaki sorunlar ise çoğunlukla bireysel olarak ve birebir görüşüp ortak paydada buluşma çabası ile çözümlenmeye çalışılıyor. Kimi zaman da federasyona başvuruluyor. Ücretini alamayan futbolcuların bireysel olarak ya da takım düzeyinde birtakım eylemleri oluyor; antrenmana veya maça çıkmama, potansiyel performansını sergilememe gibi. Bunların olumsuz sonuçlarından da yine kendileri olumsuz etkileniyorlar. Amaca ulaşmak bir yana ekstra mağduriyetlere de sebep olabiliyor. Bunların çoğu, hak ve yükümlülükleri, yaptırımları bilmemekten ve yöntemsizlikten kaynaklanıyor. Daha geniş bir perspektiften baktığımızda ise mesleki bilinç yoksunluğundan, ortak bir algı ve tavır geliştirememekten denilebilir. Bırakın meslektaşlar arasında birliği, takım içinde bile birliği sağlamak zor tavır anlamında. Ancak bireysel ve mesleği ilgilendiren sorunlarla bireysel olarak mücadele etmek çözüme ulaşmada yetersiz kalıyor. Hem zaman alıyor hem de istenen şekilde çözümlenmeyebiliyor. Bireysel olarak hak mücadelesindense Birlik, Dernek, Sendika gibi bir çatı altında, uzmanlarca doğru hukuki ve sosyal yönlendirmelerle, doğru adımlar atılabilir. Ayrıca bu örgütlenmelerin çatısı altında tüm sosyal ve ekonomik haklar bakımından destek alınabilir. Bu örgütlenmeler sadece hak mücadelesinde değil mesleki süreci doğru yönetmede de aktif rol üsteniyorlar. Dünyada bunun çok güzel örnekleri var. Örneğin İngiltere’de Profesyonel Futbolcular Birliği işsiz futbolculara kulüp veya iş bulmaya çalışıyor, kariyer yönetiminde psikolojik ve eğitim desteği veriyor. Oyuncuların federasyona karşı temsilini üstleniyor, oyuncuları ilgilendiren kararlara müdahale edebiliyor, sözleşmelerden doğan güçlüklerde destek oluyor. Futbolcuların bir çatı altında birleşmeleri birbirlerine desteği de kolaylaştırıyor. 2011 yılında İspanya’da yaşanan örnek gibi. İspanyol Futbolcular Derneği çatısı altında yıldız futbolcular alt liglerde ücretlerini alamayan meslektaşlarına destek olmak adına grev kararı almışlardı. İşte bu dayanışma ve ortak bilincin, bireysel değerlendirmemenin bir ürünü. Bizim bulunduğumuz noktada ise; destek, dayanışma, güvence arayışı içinde olan futbolcular dünyada ve Türkiye’de sporcuların mesleki örgütlenmelerinin ve örgütlenmenin işlevlerinin farkında değiller. Hatta mevcut sendikalardan ve derneklerden haberdar bile değil çoğu. Üye sayıları da bunu gösteriyor. Bu tip örgütlenmelerin işlevlerini yerine getirebilmeleri için, üyelere ihtiyaçları var. Bu noktada bu örgütlenmelere çok daha fazla iş düşüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.