Ana sayfa - Son Sayı - Torun Sevgisi Çok Özel Bir Duygu / Pedagog Ali Çankırılı

Torun Sevgisi Çok Özel Bir Duygu / Pedagog Ali Çankırılı

Büyükanneler ve dedeler için torunları kucaklarına almak, onları sevmek, gelişimlerini takip etmek, hediyeler almak, birlikte gezmeye çıkmak, çocuk parkına gitmek oldukça heyecan ve mutluluk verici anlardır. Kendi çocuklarını yetiştirdikten sonra torunlarını da yetiştirecekleri, onlarla ilgilenip gelişimlerini takip edecekleri, ekonomik yönden destek olacakları duygusu büyük anne ve büyük babalara kendilerini değerli hissettirir. Anneanne, babaanne ve dedelerin torunları üzerinde olumlu etkileri vardır. Çocuk, anne babasından göremediği ilgi ve sevgiyi onlardan görmekte, bu da duygusal yönden gelişimlerini olumlu etkilemektedir.

Özellikle çalışan anneler için büyükanne ve büyükbaba desteği çok önemlidir. Büyükanneler torunlarının bakıcı elinde büyümesine izin vermezler. Evlerini ve düzenlerini bırakıp gelir, torunlarına bakarlar. Büyükannelerin bu fedakârlığı her türlü takdire değer. Ancak, kimi büyükanneler ve dedeler torun sevgisini daha da ileri götürerek onları sahiplenir, sevmekle yetinmeyip eğitimini de üstlenirler.

Kültürümüzde torun üzerinde dedelerin etkisi daha fazladır. Çocukların dünyasında dedelerin özel bir yeri vardır. Çocuklar büyüdüklerinde dede ile geçirdikleri günleri tatlı birer anı olarak hatırlar, kendilerini mutlu hissederler. Ben bile şu yaşımda dedemle geçirdiğim o mutlu anları hiç unutmuyorum. Beni gezmeye çıkardığını, köyün bakkalına götürdüğünü, benim için eliyle tahtadan oyuncak araba yaptığını, bana masal anlattığı geceleri, göğsüne oturtup sure ezberlettiğini hiç unutmuyorum.

Annenin ve dayının çocukluğu İstanbul’da geçti. Dedeleri Çankırı’da yaşıyordu. Onun için ancak bayramlarda ve tatillerde dedeleriyle birlikte olabildiler. Dedelerini toprağa bağlayan bahçeleri, tarlaları ve hayvanları olduğu için onları bırakıp İstanbul’a torunlarının yanına gelemiyorlardı. Buna rağmen annen ve dayın dede sevgisinden mahrum büyümediler. Yaz tatillerinde anneleriyle birlikte Çankırı’ya gider, kimi zaman Ahmet dedeleriyle, kimi zaman Hasan dedeleriyle kalırlardı.

Dedelerin ölümü en çok torunları etkiler. Çünkü onların her dediğini yapan, her isteğini yerine getiren, canları sıkılınca onları gezmeye çıkaran, onlara bolca zaman ayıran o sevimli yaşlılar artık yoktur. Tek tesellileri dedelerinin cennete gittikleri, orada torunlarını bekledikleri, yine beraber olacakları inancıdır.

Toruna Sahip Olmak Yaşlılar İçin Bir Ayrıcalıktır

Bireyselliğin ön plana çıktığı bu modern çağda, özellikle sanayileşmiş büyük şehirlerde geniş ailelerin yerini anne, baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile almış bulunmaktadır. Ülkemizde, şükür ki kırsal bölgelerde ve köylerde geniş aile geleneği devam etmektedir. Avrupa ülkelerinde çekirdek aile yaşantısı köylere kadar inmiş bulunmaktadır. Bunun daha da kötüsü “çocuksuz aile” modelinin yaygınlaşmış olmasıdır.

Modern kadın hamile kalmak, çocuk doğurmak ve onu büyütmek zahmetine katlanmak istemiyor. Çocuk sahibi olunca evde oturacağını, dilediği gibi gezmeye çıkamayacağını, eğlence yerlerine gidemeyeceğini, şişmanlayacağını; kısacası çocuğun ona ayak bağı olacağını düşünüyor. Modern karı-koca çocuk yerine kedi-köpek besliyor. Seminer için anneannemle Avrupa ülkelerine gittiğimizde insanların sokakta ve piknik alanlarında çocuk yerine kedi-köpek gezdirdiklerini görüyoruz. Arabaların ve evlerin pencerelerinden dışarıya çocuklar değil kediler ve köpekler bakıyor.

Modern insan, çocuksuz hayatın büyük bir yanılgı olduğunu ancak yaşlanınca anlıyor; ama iş işten geçmiş oluyor. Yalnızlığın, güçsüzlüğün ve yaşlılığın getirdiği hastalıklarla bir başına kalmanın acı gerçeği yüzlerinden okunuyor. Sağlık kuruluşlarının görevlendirdiği hemşireler, günün belli saatlerinde yaşlı insanların evlerine gelip yemeklerini yediriyor, ilaçlarını içirip gidiyorlar. Kimsesiz, çocuksuz, bir başına kalan bu yaşlı insanların ölümü beklemekten başka bir seçenekleri kalmıyor.

Yaşlılar İçin Ödünç Torun Temin Edilir

Avrupa ülkelerinde, özellikle Almanya ve Hollanda gibi çocuksuz yaşlı nüfusun çok olduğu ülkelerde, bazı aracı kurumlar dede ve büyük anne olmanın zevkini tatmak isteyen yaşlı insanlara ödünç torun temin ediyorlar.

Bir aracı kurumun müdürü bu uygulamaya başlama sebebini şöyle açıklıyor: “Yeterli para kazanabilmek için genç annenin ve babanın çalışmak zorunda kaldığı göçmen ailelerin çocukları kreşlerde kalıyordu. Bu çocuklar hem anne babalarından ayrı kalıyorlar hem dede ve büyük anne yoksunluğu çekiyorlardı. Diğer tarafta yalnızlık çeken, çocuksuz ve torunsuz yaşlı insanlarımız vardı. Bu insanlar kendilerini terk edilmiş, işe yaramaz, değersiz hissediyorlardı. Onlara torun sevgisi tattırmanın hem kendilerine hem kreşte kalan çocuklara iyi geleceğini düşündük.”

Ödünç torun temin eden aracı kurumlara müracaat eden yaşlı insanların sayısı arttıkça aracı kurumların sayısı da artmaya başlıyor. Almanya’da doğum oranlarının gerilemesi, sadece genç nüfusun hızla azalmasına ve toplumun giderek yaşlanmasına neden olmuyor, aynı zamanda pek çok insan çocuk ve torun sevgisinden mahrum bir şekilde yaşıyor. Ama insanlar yaşlandıkça bu yöndeki özlemleri artıyor, hiç değilse çocuklarla iletişim içinde olmak istiyor. İşte bu ihtiyacın farkına varan 70 dolayında ajans, çocuklara “ödünç” büyük anne ya da büyük baba, yaşlılara da ilgilenecekleri, tecrübelerini aktaracakları torun buluyor.

Yaşlıların Hayata Tutunmalarında En Büyük Moral Kaynağı Torun Sevgisi

Uzmanlar, yaşlıların hayata tutunmalarında en büyük motivasyonun torun sevgisi olduğunu belirtiyor. Psikolojik danışman ve hipnoterapist Dr. Ramazan Özarslan, büyükbaba ve büyükannelerdeki aşırı torun sevgisinin 60 yaşından sonra ‘içlerindeki çocuksu duygunun’ dışa vurumu olduğunu söyledi.

Türk toplumunda dedelerin torunlarına gösterdiği yakın ilginin temelinde zamanında oğluna ve kızına gösteremediği sevginin tezahürü olduğunu belirten Dr. Ramazan Özarslan her gün torunlarıyla haşir neşir olan ve onlarla oynayan büyük anne ve dedelerin moral değerlerinin çok yüksek olduğunu ifade etti.

Çocuğun ruh sağlığı ve karakter oluşumunda aile büyüklerinin rolünün önemli olduğunu aktaran Özarslan, dede ve nine sevgisi görmeden büyüyen çocukların yaşlılara karşı hürmette sıkıntı yaşayabileceklerini söyledi. Yaşlılıktaki torun sevgisinin, insanın içindeki çocuksuluğu sembolize eden saflığın, temizliğin ve güzelliğin dışa yansıması olduğunu ifade eden Özarslan, kız çocukların dedeye, oğlan çocukların ise nineye düşkün olduğunu belirtti.

Yaşlılarda torun sevme duygusu fıtri bir duygu. Bu duygu milletten millete fazla farklılık göstermez. Her kadın ve erkek, neslinin devamını ister. Altmış yaşından sonra torun sevgisi zirveye çıkmaya başlar. Bu yaştan sonra büyükanne ve dedelerin içlerindeki çocuksu duygular dışa yansır. Çocuklaşırlar ve torunlarıyla empati kurmaya başlar. Böylece çocukla dede ve nine arasında duygusal bir bağ oluşur. Küçük yaşta dede ve nine sevgisiyle yetişen çocuklarda merhamet duygusu yaşıtlarına göre daha yüksektir. Bu çocuklar herkese pozitif enerji yayarlar.

Çocuğun yetişmesinde dede ile torun arasında kuvvetli bağ olması gerektiğini belirten tarihçi İbrahim Yılmaz, tarihte bu bağın Fatih Sultan Mehmet ile torunu Yavuz Sultan Selim ile yoğun yaşandığını ifade etti. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu İkinci Beyazıt’ın çocukları arasında torunu Yavuz Sultan Selim’e her zaman özel ilgi ve alaka göstermiştir. Oğlu Beyazıt’a: “Keskin bakışlı şehzadem Selim’e iyi bak, ben onda Devlet-i Ali’yi yönetme adına büyük cevher görüyorum.” dediği rivayet edilir.

Anne ve babaların çocuklarına karşı sevgilerini hiçbir zaman esirgememeleri gerektiğini belirten Manavgat Müftüsü Halil Taş, bu konuda müminlere en güzel örneğin Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i omuzlarında gezdirmesi olduğunu söyledi. Efendiler Efendisinin (s.a.v.) çocuklara karşı her zaman sevgisini gösterdiğini ve torunlarıyla oyun oynadığını belirten Taş, öksüz ve yetim çocukların başını okşayarak ihtiyaçlarının giderilmesine yardımcı olduğunu kaydetti.

Toruna Bakmak Depresyonu Önlüyor

“Torunlarının bakımını üstlenen büyükanne ve büyükbabaların işi zor” diye düşünenler yanılıyor. Pamukkale Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, torununa bakan yaşlılarda depresyon belirtileri daha az.

Araştırmayı dört öğretim üyesiyle birlikte yürüten Yrd. Doç. Dr. Asiye Kartal, yaşlılarda sorumluluk alma konusunda bilinenin aksine toruna bakma sorumluluğunun stresi azaltıp yaşam kalitesini yükselttiğini dile getiriyor.

Büyükanne ve büyükbabalarda depresyonu değerlendirmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi ölçeğini kullandıklarını anlatan Kartal, araştırmayla ilgili şu bilgileri veriyor: “55 yaş üzeri 718 yaşlı üzerinde çalıştık. Çalışmamızı, 718 yaşlının ev adreslerini inceleyip ev ziyareti şeklinde yürüttük. Önce 718 büyük anne ve büyük baba araştırmamızın örneklemelerini oluşturdu ve kendi ortamlarında, yaşadıkları yerlerde yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmamızı yürüttük.

Verilerimizi kendi öğrencilerimizden oluşan 8 anketörle topladık. Öncelikle standardı sağlayabilmek için veri toplama sürecine başlamadan önce onları eğittik, sorularını nasıl soracakları yönünde anketörlerimize eğitim verdik. PAÜ Bilimsel Araştırma Proje Birimi tarafından desteklenen projeyi 4 öğretim üyesi arkadaşımızla birlikte yürüttük. Projeyi yaklaşık 1,5 yılda bitirdik.

Sonuçta torun bakan büyükanne ve büyükbabaların yaşam kalitesi ölçeğinin çeşitli alt boyutlarını da etkilediğini, torun bakanların yüzde 35’inin kendisini daha iyi hissettiklerini, daha mutlu olduklarını gördük.”

Torun Sevgisi Felçli Annemi Hayata Bağlıyor

Biz evde iki engelli, annem ve ben yaşıyoruz. Annem, sağ taraf felçli ve konuşamıyor. Ben omurilik felçlisiyim. Annemin 3 torunu var. Fakat bana göre benim de yeğenim olan en küçük torununu daha çok seviyor. Ona sorsan ayrım yapmıyor. Adı Dilruba. Henüz 3 yaşında, dilbaz ve çok nazlı. Sıcakkanlı hemen kendisini sevdiriyor.

Gelelim anlatmak istediğime; annem konuşamıyor fakat 4-5 kelime söyleyebiliyor. Annem her sabah kahvaltıdan sonra Dilruba’yı bize telefonla arattırır. Söyleyebildiği 4-5 kelime ile onunla 5 dakika konuşur. Telefonu kapattığında annemin gözlerindeki ışıltıyı görmenizi isterdim. Sanki dünya onun olmuş, mutluluğu yüzüne vurmuş oluyor. Bazen morali bozuk olduğu zaman ben anneme şaklabanlık yaparım eğer gene düzelmezse hemen Dilruba’yı arar onunla konuştururum. İnanın morali bir anda düzelir gene gözlerindeki ışıltıyı görebilirsiniz.

Düşünün, konuşabildiği 4-5 kelime ile torunu ile iletişim kurmak çabası, gayreti beni her zaman şaşırtmıştır. Annem 4-5 kelime söyleyebildiğine öylesine şükrediyor ki. Ben her zaman annemin yaşama azmini, hayata tutunma isteğini hep örnek almış ve şükretmişimdir. Sevgi her engeli aşıyor ve yaşama tutunmamızı, yaşama gayemizi oluşturuyor.

Annemi, Torunu İyileştirdi

Genç bir bayan öğretmen anlattı: “Annem iyice yaşlanmış, hastalıklarla boğuşuyordu. Artık ilaçlar da işe yaramıyor, iyileşme ümidini kaybetmişti. ‘Ölsem de kurtulsam’ diyordu. ‘Anne, bebek bekliyorum, torununu görmeden mi gideceksin?’ dedim. Birden gözleri parladı. ‘Allah’ım bana güç ver, torunumu görmeden gitmek istemiyorum.’ dedi. Doğum için gün sayıyorduk. Annem hepimizden daha heyecanlıydı. ‘Adını ne koyacaksınız?’ dedi. Ultrasona girmiştim, kız olacağını biliyorduk. Eşimle kararlaştırmıştık, adını anneme koyduracaktık. Eşim: “Adını sen koyacaksın, anneciğim.” dedi.

Annem çocuklar gibi ağlamaya başladı. “Hep içimden bir kız torunum olsa da annemin adını versem diyordum. Bana bu mutluluğu yaşattınız ya, Allah ne muradınız varsa versin.” dedi.

Birkaç gün geçmeden doğum sancılarım başladı. Her şeyim hazırdı. Eşim hemen beni arabasıyla hastaneye götürdü. Annem telefonla devamlı eşimi arayıp durumumu soruyormuş. Çok şükür her şey yolunda gitti. Nur topu gibi bir kız doğurdum. Annem eşime ezanını ben okuyacağım, adını kulağına ben söyleyeceğim kimse okumasın demiş.

Torunu eve gelince annem aslanlar gibi ayağa kalktı. Ezanını okudu, adını koydu, bir kurban kesmeyi vaat etti. Hepimiz çok şaşırmıştık. Her gün bir yerinin ağrıdığını söyleyen, yataktan çıkmak istemeyen, zorla yemek yedirdiğimiz, zorla ilacını verdiğimiz annem iyileşmişti. Doktorların ve ilaçların iyileştiremediği annemi torunu iyileştirmişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.