Ana sayfa - Arşiv - Tezhip Sabır ve Muhabbetle İnsanı Olgunlaştırır / Prof.Dr. Çiçek Derman

Tezhip Sabır ve Muhabbetle İnsanı Olgunlaştırır / Prof.Dr. Çiçek Derman

Tezhip sanatıyla nasıl tanıştınız?
Bu sanatı, 1962 yılında lisenin son sınıfında öğrenciyken tanıdım. Dr. Süheyl Ünver (1898-1986) hocamın, Bayezid’deki İstanbul Üniversitesi merkez binasında bulunan Tıp Tarihi ve Deontoloji Enstitüsü’nde her cuma günü tezhip çalışmaları yapılırdı. Mezuniyetime yakın bir tarihte, bu atölyenin öğrencisi olan ablam İnci Ayan, beni de beraberinde buraya getirdi. Enstitünün sanat dolu havası, hocamın yakınlığı ve anlattıkları beni kendimden geçirmişti. Gördüğüm eserlere hayran kaldım ve bu sanatı öğrenmeye karar verdim. İki seneye yakın Dr. Süheyl Ünver Hocamın özel sekreteri olarak çalıştım. O yıllarda evlendim, aile kurup çocuk sahibi olunca bir müddet için sanattan uzak kalmam icâb etti. Oğullarım büyüdükten sonra Necmeddin Okyay üstadımızın (1883-1976) mânevî tavassutuyla Rikkat Kunt Hanım’a (1903-1986) devama başladım.

Hocanız Rikkat Kunt Hanımefendi’nin sizin hayatınızdaki önemini ve size olan katkılarını anlatır mısınız?
Rikkat Hocam, tam bir İstanbul hanımefendisiydi. Her zaman ölçülü, dikkatli, kendine güvenen, nerede ne söylemesi gerektiğini bilen, icâb ettiği zaman sözünü esirgemeyen bir hanımdı. Hayata bakışı, insanlarla münasebetleri, sıkıntılarını kendi içinde hallederek etrafını üzmemesi, hayatında şikâyetin hiç yeri olmaması, bana farkında olmadan tesir etmiş ve kendisini örnek almama sebep olmuştur. Tabi kendi çapımda bunu yapmaya çalıştım. Bana kazandırdıklarını burada yazmaya kalkışsam hepsini anlatamam. Üzerimdeki hakkının büyüklüğü sebebiyle, kalemimin gücü nispetinde onu anlatan bir kitap yazarak biraz olsun ödemeye çalıştım.

Osmanlı döneminde tezhip sanatının öneminden bahseder misiniz? Nelere dikkat edilirdi? Tezhip sanatı Osmanlı’da hangi dönemde zirvede olmuştur?
Gelenekli Türk-İslam Sanatları millî benliğimizin işaretidir. Bizi biz yapan özellikleri taşıdığına inandığım bu sanatlar, mânevî zenginliğimizdir. Bu sebeple tarihimizde çok önemsenmiş ve Saray bünyesinde kurulan nakkaşhanelerde birbirinden âlâ eserler bezenmesi sağlanmıştır. Sanatkârlar korunmuş, kollanmış, taltif edilmiş ve teşvik görmüşlerdir. Bu sanatlar; kökü gelenek, dalları gelecek olan bir ağaçtır. Kök, toprak altında kaldığı için görünmez ama görünen diğer kısımların yaşaması, o kökün canlı olmasına bağlıdır. Kökü kuruyan ağaç devrilmeye mahkûmdur. Tezhip sanatı olgun devrine, Osmanlı Türklerinin elinde ulaşmıştır.
Tarihi seyri içinde tezhip, gelişme ve ilerleme çizgisini her zaman için yükselen bir seviyede tutamamış, değerlerini devamlı olarak koruyamamıştır. Bu sebeple sanatın inişli-çıkışlı yolunda en ihtişamlı çağ, 16. yüzyıl kabul edilir. Sultan II. Bayezid (1481-1512) devrinden III. Murad (1574- 1595) devrinin sonuna kadar devam eden klasik dönem, tezhip sanatının altın çağını ifade eder.

Tezhip sanatında usta-çırak ilişkisi nasıldır?
Gelenekli sanatlarımızda usta-çırak usulüyle sürdürülen derslerdeki asıl gâye, Allah’ın rızasını kazanmaktır; maddî alışveriş söz konusu olmaz. Vaktiyle hocasından karşılıksız olarak bu sanatı öğrenen hoca, öğretme zamanı gelince kendisi de öğrencilerinden ücret talep etmez. Böylece, yeni nesil içinden tâlip olanlara aynı şekilde öğreterek hem hocasına olan borcunu ödemiş hem de öğrencisinin ilerde bu sanatı aynı şekilde öğretmesini sağlamış olur. Maddî menfaat söz konusu olmadığından manevî kazanç, muhabbet ve sevgi, sanatın bozulmadan devamını temin ederdi. Üzülerek, bu zincirin son halkasının bizim neslimiz olduğunu ifade etmeliyim. Gelenekli sanatlarımızı, diğer sanat dallarından ayıran en yüksek ve erişilmez özelliği olan bu muhabbetli sanat eğitimi, günümüzde -birkaç istisna dışında- maalesef devam etmemektedir.
Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki; gelenekli sanatlarımızın temelini teşkil eden hoca-talebe, usta-çırak ve üstaz-tilmîz münasebetleri, ne gelişmeye ne de yenileşmeye mânidir.
Çok beğendiğim bir söz vardır: “Sanat vakıf gibidir, tâlibine karşılıksız öğretilir.” Bu karşılıksız öğretme, yani usta-çırak ilişkisi, asırlardır titizlikle korunarak uygulanmış ve bugünlere kadar gelinmiştir. Tarihimizde sanatkâr eserini satar, fakat sanatını satmaz.

Tezhip sanatına hakkıyla vakıf olabilmek için İslam kültürünü iyi bilmek mi gerekiyor?
Sanat, tarihiyle birlikte kazanılırsa şüphesiz daha sağlam ve kalıcı olur. İslam kültürü içinde tezhip sanatının farklı asırlarda, farklı coğrafyalarda nasıl uygulandığı, üslûpları ve önemli sanatkârlarıyla birlikte bilinmesi kişiye çok şey kazandırır.

Tezhip sanatının kendine has âdâbı ve incelikleri nelerdir?
Sanat sahibi olmak, güzel eserler meydana getirmek insanda benlik oluşturur. Başkalarından üstün olduğunu sanıp gurura kapılmak, en korkulan tuzaklardan biridir. Mârifet, insan olmaktır. Sanatın tuzaklarına düşmeden edeble sanata hizmet etmek gerekir. Tezhip sanatı dikkat, sabır, zaman ve muhabbetle yapıldığı zaman neticeye ulaşmak mümkündür. Elimiz gözümüzle birlikte, aklımızı ve gönlümüzü de dâhil etmeden sanat eseri meydana getirmek kâbil değildir.
İslam inancına göre bir sanat ehli bilmelidir ki sanat, insana Allah’ın bir emanetidir ve zamanı gelince bu emanet sahibine iade edilecektir. O vakit de bilinmediğine göre, edeble ve tevazuyla sanata hizmet bize düşen görevdir. Benliği yok etmenin şekli, yine ustadan öğrenilir. Hakk’a ibadet eder gibi halka hizmet etmek, ancak usta-çırak muhabbetiyle sağlanabilir. Zira, “Usta, ustasının yanında daima çıraktır.”
Çırağını, sanat evladı gibi görüp her mânâda yetişmesini sağlayan hoca, böylece bu sanatın nesilden nesile tekâmülünü sağlar. Dr. Süheyl Ünver Hocam, “Ana-baba bir insanı gökten yere indirir. Ama onu yerden alıp tekrar yükselten hocasıdır.” derdi.

Bir sanatkâr olarak sanatın ve özellikle tezhip sanatının kişiye kazandırdıkları nelerdir? Ahlaki, psikolojik, sosyal açılardan açıklar mısınız?
Eski üstâdların “iğne ile kuyu kazmak” diye tâbir ettikleri tezhip sanatı insana sabrı öğretir. Herkesin göremediği ayrıntıda gizli olan güzellikleri görmeyi, fark etmeyi öğretir. Sanat sayesinde, her olan hadiseden ders almayı, olanlar karşısında bilmesek de göremesek de bir hayr olduğunu gönülden kabul etmeyi öğretir. Allah’ın her zerrede var olan güzelliklerinin farkına varmayı ve mutlak sanatkârın “Sâni-i Hakîki” olduğu şuuruna varmamızı sağlar.
Zamanla hocası ve sanatı sayesinde hayatı güzellikler meydana getirmekle geçen bir kimse, en hakîkî sanatkâr olan Yaradan’ın sevgisini içinde hissederek bütün yaratılanları hoş görmeyi öğrenir. Sanat, eğer severek yapılırsa insana hayat verir; ama neticeye varmak istiyorsanız sizin de ona hayatınızı vermeniz icâb eder.

Tezhip sanatına başlamak isteyenlere önerileriniz nelerdir?
Bu sanata başlamak isteyenlere tavsiyem şudur: Yukarıda da söylediğim gibi, sanata hayatınızı vermeniz gerektiğini ve ara sıra, canınız istediği zaman yapılan sanatla neticeye varılamayacağını baştan kabul etmelisiniz.
Heykeltıraş yontu aletiyle, müzehhib fırçayla, hattat kamış kalemle daima ahlâklarını kemâle erdirmeyi hedeflemelidir. Yoksa sanat, benliğimizi besleyen tuzak olur. Tam sırası gelmişken, Heykeltıraş Kuzgun Acar’ın (1928-1976) şu sözlerini size nakletmeliyim: “27 yıllık sanat hayatımda, ben mi onu yonttum, yoksa o mu beni yonttu, bilemiyorum.” Yontarken yontulmak ve bezerken bezenmek… Allah hepimize bu neticeye varmayı nasip etsin.
Kanaatimce ne zaman ki tezhibi kâğıt üzerinden kendi üstümüze aktarabiliriz ve kendimizi, ahlâkımızı bezemeye başlarız; işte o zaman hedefe ulaşmış oluruz. Zaten sanattan gaye, güzel ahlak sahibi olmak değil mi? Hocam Rikkat Hanım’ın bizlere sık sık; “Sanatınızı üstünüzde taşıyınız.” demesi de bu sebepledir. Bu, eser meydana getirmekten çok daha zor bir iştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.