Tayanç Ayaydın’la Söyleşi

Başarının sırrı ne sizce, tutan projelerin ortak özelliği ne?

Başarının sırrını ben bilmiyorum. Ama mutlu hayatın sırrı, yaptığın işten keyif almak. Bu başarıya götürüyorsa insanı, ne âlâ; ama götürmüyorsa da, zaten en büyük başarıyla, en büyük mutlulukla berabersin, yaptığın işin mutluluğuyla. Dolayısıyla başarının sırrını aramaya devam edeceğiz. Ama bulduğumuz şey şu: Ekiple beraber olmak, her departmanın kendine özgü verdiği efor ve her şey, o başarıyı sağlıyor, getiriyor herhalde. Ama başarı dediğiniz şey, özellikle bizim sektörde, bir günden bir ertesi güne değişiyor anında. Kalıcı bir başarıdan bahsedecek olursak eğer, onun için biraz daha yönümüzü sinemaya ya da tiyatroya çevirmemiz gerekiyor sanırım.

Oynadığınız projelerde nelere dikkat edersiniz projeye dâhil olurken?

O projeyi kimlerle paylaşacağıma dikkat ediyorum. Kimlerle, nasıl paylaşacağım, ne yapacağım, ne edeceğim? Bir kreatif dünya yaratırken, bu kreatif dünyayı kimlerle beraber yaratacağım, ona dikkat etmeye gayret ediyorum, elimden geldiğince de dikkat ediyorum; ama bazen oluyor, bazen olmuyor.

Dünyayla kıyasladığımız zaman, sizce sinemamız nerede duruyor, nasıl görüyorsunuz?

Sektör olabilmemiz için çok çaba sarf etmemiz lazım, bakış açımızı ve perspektifimizi biraz daha değiştirmemiz lazım. En önemlisi, daha çok risk almamız lazım. Biz risk almıyoruz, hazır bir şeyi servis etmeye çalışıyoruz; ama açık konuşmak gerekirse, servis ettiğimizin ne olduğunun çok farkında değiliz aslında. Bizi izleyenler, bizi seyredenler ne hissedecek, onun üzerine çok ciddi efor sarf ediyoruz; ama bizim gösterdiğimizi kim izleyecek, bunu düşündüğümüz anda sektör olacağız.

Tiyatro ve sinema, ayrı ayrı ele aldığımız zaman, tiyatro ne demek, sizin için ne ifade ediyor, sinema ne ifade ediyor?

Bambaşka iki dünyadan bahsediyoruz. Biri diğerinden daha değerli değil; kuralları farklı, yolculuğu farklı, içinde bulunma biçimi daha farklı; fakat daha değerli ya da daha az değerli değil. Sadece oyunu kurallarına göre oynamak gerekiyor. İki oyunun da kuralları birbirinden çok farklı.

Yeşilçam’dan günümüze sinemamızı değerlendirdiğiniz zaman nasıl bir gözlem yapıyorsunuz, neler söyleyebilirsiniz?

Biz çok iyi bir sinemayla başladık. Fakat 70’lerde değişen sinema algılayışı ve seyircinin ne ihtiyacı olduğu üzerine servis edilme biçimi bizim sinema sürecimizi biraz sekteye uğrattı. Umuyorum ki, bu saatten sonra yapacağımız her efor, attığımız her adım, bize 70’lerden önce bırakılan sinemanın ağırlığını, yükünü ve ciddiyetini taşımak üzerine olur.

Diziler çok arttı. Dizilerin sektöre artıları, eksileri, sizin zorlandığınız alanlar, neler söyleyebilirsiniz?

Diziler artacak, artmaya da devam edecek, onda bir problem yok; yeter ki her oyuncu, her yönetmen, her kreatif departman, yarın öbür gün hazırlanacağı sinema filmine bir okul olarak görüyor olsun dizi hikayesini ve o kadar ciddiye alıyor olsun. Çünkü sınıfta kalma meselesiyle yüz yüzeyiz. Bu okulda okurken sınıfta kalabilirsiniz. Sınıfta kalmamak için ne yapacaksın, ne edeceksin, çok dikkatli düşünüyor olmak lazım ve iki kavramı da birbiri içerisinde aynı potada eritiyor olmak lazım.

Yorum bırakın