Tamamlayıcı Bir Tıp Uygulaması Akupunktur / Prof. Dr. Cemal Çevik

Gazi Üniversitesi Tıbbi Biyokimya Anadalı’nda öğretim üyesi ve Akupunktur Biriminin ve Akupunktur Polikliniğinin de sorumlu ve kurucu öğretim üyesi olan Prof. Dr. Cemal Çevik’le tamamlayıcı tıp olarak akupunkturu konuştuk.

Akupunktura göre insan vücudunda enerji kanalları var; bu enerji kanallarının içerisinden enerji akmaktadır. Eğer bu kanallardaki enerji akışı bozulursa hastalıklar meydana geliyor. Kanallardaki tıkanıklıkları giderirsek hasta iyileşir. Bunu gidermenin de çok çeşitli yolları var; birisi bitkilerle tedavi etmek, birisi modern araçlarla tedavi etmek.

İçerisinde enerji aktığını düşündüğümüz sistemin gerçek olduğu ispat edildi. 1960’larda Kuzey Koreli doktor, enerji kanallarının varlığının tavşanlarda olduğunu ortaya koymuştur. Aradan geçen zaman içerisinde bu unutuldu. 1984’lerden sonra yeniden yapılan çalışmalarda, 3 iletim sisteminin yanı sıra 4. bir iletim sisteminin varlığı bulundu. Bu iletim sistemi; sinir sistemi, damar sistemi, lenf sisteminin dışında bir sistem olan primo vasküler sistemdir. Primo vasküler sistem, hücrede ilk oluşan iletim sistemidir. Biz bu iletim kanallarını etkileyerek hastalıkları tedavi etmeye çalışıyoruz.

Primo vasküler sistem bir enerji sistemidir. O kanalların içerisinden enerjiler akmaktadır. Günümüzde Alman bilim adamı olan Frizt Popp bu kanalların içerisinden biyofotonların aktığını söylemektedir. Fotonlar, ışığın en küçük birimleridir. Fotonların canlılardan yayılan şekline biyofoton deniliyor. İnsan sürekli olarak dışarıya biyofoton yayar ve dışarıdan da biyofoton alır. Günümüzde özel cihazlar geliştirilerek, hastalıklar anında, fazla miktarda saçılan biyofotonlar ölçülerek teşhis konulmaya çalışılıyor. En fazla biyofoton yayılan yerler alnımız, avuç içlerimiz, dizkapaklarımız gibi yerlerdir. Buralarda eğer yırtıklar oluşursa, aşırı miktarda biyofoton kaybı oluyor ve hastalıklar da ortaya çıkıyor. Kanserde de aşırı miktarda biyofoton kaybı olduğu tespit edilmiş.

Akupunktura göre, vücudu kalp yönetir, kalbin elektromanyetik alanı diğer bütün organlardan çok güçlüdür. Beynin elektromanyetik alanının gücü 2 Tesla ise, kalbinki 10 bin Tesla; yani kalbin elektromanyetik alanının kuvveti beyinden 5 bin misli daha fazla. O yüzden EKG dediğimiz elektrokardiyogramı ölçerken, yükseltici vermeden direkt kalbin akımlarını izleyebiliyoruz, kolayca ölçebiliyoruz. Fakat EEG’nin, beynin elektromanyetik alanını ölçmek için özel amplifikatörlere ihtiyaç var, yükselticiler lazım ve ölçmek de çok zor. İkisinin arasında çok büyük zaman farkı var, EKG çok erken bulundu. Çünkü beynin elektrik gücü oldukça zayıf, kalbin oldukça kuvvetli. Yaklaşık 1.75 metreden kalbin frekansı algılanabiliyor. Beyin için böyle bir şey söz konusu değil.

Akupunktura göre -modern tıpla da uğraşıyorum tabii- hastalıkların oluşum mekanizması, modern tıpta da akupunkturda da hücrenin kendisinde değil, etrafındaki ortamdaki rahatsızlıktır, yani iletişim bozukluğudur. Eğer kalbin diğer organlarla iletişimi bozulmuşsa, diğer organların birbirleriyle iletişimi bozulmuşsa, hücrelerin hücrelerle iletişimi bozulmuşsa, hücrenin kendi içerisindeki organellerle iletişimi bozulmuşsa, o iletişim fonksiyon bozukluğuna sebep olur, görevlerini yerine getiremezler ve hastalıklar meydana gelir. Mühim olan, bu tıkanıklıkların giderilmesine çalışmaktır. O tıkanıklıklar açılırsa hastalıklar da tedavi edilebilir.

Burada modern tıbba bir açılım getiriyor akupunktur. O da şu: Felç olan birisinin beynindeki konuşma merkezi felç olduğundan dolayı konuşamaz, tuş bozulmuştur. Eğer siz buraya tuş yerine fare kullanarak girerseniz -esas program sağlam duruyor çünkü- iletişimi başka türlü sağlayabilirsiniz. Nitekim bugün, felç olanlar bilgisayar üzerinde gözleriyle bilgisayarı çalıştırarak birtakım işlevlerini yapıyorlar, hayatlarını sağlıyorlar. Onun kaslarının da çalıştırılması söz konusu olabilir.

Yorum bırakın