Ana sayfa - Son Sayı - Suçum Suçsuzluğum-6 / Kenan Kurban

Suçum Suçsuzluğum-6 / Kenan Kurban

Ferhat elleri kelepçeli duruşma salonundan çıkartılırken ailesi kaygıların baskın, umudun ise her şeye rağmen cılız ışığının belirdiği gözlerle bekliyorlardı. Ferhat’ın yılgın halini görünce zar zor parlayan o ışıltı da yok oldu. Ferhat görevlilerin itiş kakışları arasında sanki ailesini son bir defa daha gören idam mahkûmunun duygusuna ve psikolojisine sahipti. Babası “İçeride ne oldu oğlum?” dedi. Ferhat ellerini zorlayarak kaldırıp “elveda” diyebildi. Ailenin cevabı olmayan zor sorularını avukat doğrudan payı olan teselli cevaplarıyla geçiştiriyordu.

Ferhat mahkûm aracıyla yapılan sıkıcı, yorucu yolculuğun bile nasıl bittiğini bile anlamamıştı. Taa ki kelepçeleri çözülüp kapı üzerine kapanana kadar. Hâlâ aklı almıyordu. Bu adamlarla ne ara fotoğraf çektirmiş, para transferi yapmıştı. “Eğer bütün bunlar montaj değil de gerçekse?” dedi Ferhat “Ben suçluyum.” dedi. Hem de cürmünü kendisinden bile gizleyecek kadar profesyonel bir teröristim.” dedi. Sonra yatağının başucunda duran dosyayı alıp hızlıca göz gezdirirken “En iyi yalan, uyduranın bile inandığı yalandır.” dedi. Fakat bu yalan o kadar kaliteli ki artık mağdur ve mazlum olan da karşısında aciz kalıp inanıyordu.

Otel odasındaki Zeliha, Ferhat’ın babası Naci ve şoförü Güven, gazeteleri ve haber sitelerini dikkatlice inceledikçe “Asrın davasında şok belgeler… Savcının sunduğu yeni deliller mevcut suç şüphesini kesinleştirmiştir. Elli yıldan az ceza almaz. Davanın Türkiye ayağı merakla bekleniyor.” tarzı gördükleri manşetler bir çıkmaza girdiklerini kabul etmiş bir hale girmelerine sebep oldu. Naci en sonunda dayanamayıp “Heyyt” diye bağırarak masayı tekmeleyip üstündeki her şeyi yere attı. Sonra geçirdiği sinir krizinin etkisiyle küçük bir çocuk gibi ağlamaya başladı. Zeliha donup kalmıştı. Boş ve manasız bakışlarla kayınpederine baktı. Kimsenin birbirini teselli edecek hali yoktu. Sadece Güven kalkıp bir bardak su verdi. Sonra, boğazına düğümlenen kelimeleri kerpetenle sökercesine çıkartıp “Hiçbir resmi mahkeme kararı, vicdan mahkemesinin kararından daha doğru ve güçlü olamaz. Ferhat Bey’in suçsuzluğuna belki bir avuç insan inanacak ama olsun… Hak ve hakikatin geçerliliği ona inanan sayısıyla kuvvet kazanmaz veya kaybetmez.” dedi. Naci sudan zorlanarak birkaç yudum içip “Kimin neye nasıl inandığı değil, artık istesem de oğlumu göremeyecek, dokunamayacak olmak beni bitiriyor. Şimdi boşu boşuna küs geçen yıllara acıyıp, kahroluyorum.” dedi. Güven ellerini sıkıca tutup “Hepimiz bazen elimize sihirli bir değnek alıp geçmişte yaptığımız hataları düzeltip tamir etmek isteriz. Ama şu an geçmişin muhakemesini yapmak değil zorlukları aşmak için yol arama günü.” dedi. Naci, Güven’in gözlerinin içine bakıp “İnsanın senin gibi güven duyabileceği bir dostunun olması ne güzel.” dedi. Onları oturduğu sandalyeden seyreden Zeliha “Evet bu zamanda insanlığın kaybettiği en büyük erdem güven…” dedi.

Ferhat ilk mahkemeden sonra geçen zaman içinde yavaş yavaş şoku atlatıp ceza alacağını iyice kabullenmeye başladı. Zaten avukat Adil de yenilgiyi kabullenmiş olmalıydı ki görüşmeye yardımcısını gönderiyordu. Oturduğu yatakta dizlerini karnına doğru çekip başını ellerinin arasına alıp “Bu hücrede tek başına bir ömür boyu tutuklu kalamam.” dedi. Sonra tane tane “Buradan kaçmam imkânsız.” dedi. Sonra “İntihar… Evet, intihar ederim yine de burada kalamam.” diyerek çarşafların dayanıklılığını kontrol etti. Ağırlığını tartıp tartmayacağına tam karar veremedi. Battaniyeleri yoklarken gardiyanlar gelip “Gidiyoruz.” dediler. Alışılagelen davranış tekrarlarıyla ziyaretçi odasına doğru yürümeye başladılar. Ferhat’ın tek umudu gelenin karısı olmasıydı. Kapı açılınca ayakta bekleyen avukat Adil göründü. Üstünden büyük bir yük kalkmış gibi bir hal vardı. Tavırları gayet rahat ve kendinden emindi. Gardiyanlar çıkınca Adil hal hatır sorduktan sonra çantasındaki dosyaları çıkartıp Ferhat’a anlatmaya başlayınca gözleri güldü. Keyfi yerine geldi. İki saatlik konuşmanın sonunda Adil “Yarınki duruşmada kesin tahliye olacaksın.” dedi.

İlk mahkemeden farklı olarak bu kez ailesi de salona alınmıştı. Ferhat iki görevlinin arasında sanık sandalyesine doğru ilerlerken gözleri, aklı ve gönlü ailesine takılıp kalmıştı. Dünya yansa umurunda değildi. Hâkimin mahkeme salonuna girmesiyle duruşma başladı. Savcı iddialarını tekrarlayıp, Ferhat’ın terör örgütü yöneticisi olup, bazı saldırıların planlayıcısı ve emir vereni olduğunu söyleyip ömür boyu hapis talebini tekrarladı. Savcı sözlerini bitirince Adil kendisine mahsus vakarı ile ayağa kalkıp çantasından bazı fotoğraflar çıkartıp önce hâkime, savcıya, sonra da salona dönüp göstererek “Hâkim Bey! Müvekkilim için geçen duruşmada iddia makamının söyledikleri doğrudur. Ferhat Bey’in malum şahıslarla beraber çekilmiş fotoğrafları vardır.” İnsanlar savunmanın bu konuşmasına hafiften şaşırıp merakla konuşmanın devamını dinlemeye başladılar. Adil “Ferhat Bey burada iş yaptığı şirketin sahibi Aleon’un davetini kıramayıp yorucu geçen günün üzerine beraber akşam yemeği yemişler. Sonra da iş adamlarının katıldığı kokteyle iştirak etmişlerdir. Burada da âdet olduğu üzere yeni tanıştığı kişilerle fotoğraflar çekilmiştir. İddia makamının size arz ettiği delil gizli bir buluşmanın, birbirini tanıyan insanların bir araya gelmesi değildir. Elinizdeki yirmi beş numaralı fotoğrafta toplu verilmiş pozda bütün katılımcılar görülmektedir. Ayrıca o gün müvekkilim aşırı yorgun olduğu için tanıştığı birçok kişiyi tam olarak da hatırlayamamaktadır. Hatta olayı bile unutmuştur.” Hâkim delilleri incelerken şaşırmış gibi hafiften kaşlarını kaldırdı. Adil “Gelelim telefon görüşmesi ve para havalesine… Müvekkilimin Fransa’daki iş yaptığı Sayın Aleon’un kumar zafiyeti ailesi ve çevresince bilinmektedir. Sayın Aleon iddia makamının size sunduğu tapelerdeki numaradan Ferhat’ı aramış ve daha önceden konuştukları kumar borcunu ödemesi için banka bilgilerini vermiş. Ferhat Bey de elli bin euro para transferini yapmıştır. Bu işlem iddia makamı tarafından terör finansmanı olarak lanse edilmiştir.” dedi. Sonra çantasından yeni belgeler çıkartıp hâkime uzatıp “Bunlar, Sayın Aleon’un Las Vegas kumarhanelerindeki görüntüleri ve fotoğraflarıdır. Kendisinin kumarhane sahiplerine iki milyon dolarlık kumar borcu bulunmaktadır. Sayın Aleon, bu oyunun kurucuları tarafından yapılan teklifi kabul etmiş. Onlar da alacaklılarına ödeme yaparak onu temize çıkartmışlardır.” dedi. Savcı ile göz göze gelen Adil yine kendinden emin çantasından yeni belgeler çıkartıp hâkime doğru yürüdü. Adil “Bunlar sayın savcının bazı devlet görevlileriyle yasal olmayan işler için yaptığı konuşma kayıtlarıdır. Ayrıca müvekkilimin şirketini almak için teklif veren Yumuşak Tetik Silah firmasının Türkiye yetkilileri Kaya Demirci, Cenk Kunduracı’nın emir aldıkları merkezle yaptıkları telefon görüşmeleri, elektronik ortamdaki her türlü yazışmaları mevcuttur. Ve olayın nasıl tezgâhlandığı vardır.” dedi. Sözlerini bitirince itiraz için davranan savcıya, Adil uyarıcı tonda “Bütün bu delillerin savcılık izniyle elde edildiğini söylememe gerek yok sanırım.” dedi. Savcı hafiften doğrulduğu yerine tekrardan oturdu. Adil sesinin tonunu yükseltip “Sayın Hâkim! Savunma makamı olarak müvekkilimin isnat edilen bütün suçlardan beraatını, sayın savcı, Kaya Demirci, Cenk Kunduracı ve sizde isimleri yazılı olan devlet görevlilerinin organize suç örgütü kurup masum bir insana kumpas kurma suçundan yargılanmasını ayrıca da maddi ve manevi tazminat talep ediyoruz.” dedi. Savcı söz isteyip ayağa kalkıp “Sayın Hâkim! Savunma makamı suçunu kapatmak için iftiraya dayanan bir savunma hazırlamıştır. Hayal ürünü üçüncü kişiler ve kurumları davaya dâhil etmiştir.” derken, Adil sözünü sert bir şekilde keserek “Sayın savcım! Miami de yaşayan Bayan Mary ile on yaşındaki oğlu Samuel de hayal ürünü mü?” Savcı bir anda kıpkırmızı oldu. Adil “İnsan, herhalde insani seviyesini korumalıdır.” dedi. Hâkim, tok ve emredici bir sesle “İddia ve savunma makamı ikili konuşmayalım.” dedi. Delilleri incelemeye devam etti. O anların her bir dakikası Ferhat ve ailesi için ömre bedeldi. Geçmek bilmedi. Nihayet hâkim Ferhat için beraat kararı verdi. Herkes için sürpriz olan bu karar neticesinde on bir aydır devam eden zulüm son bulmuş, dünyalar onların olmuştu.

Ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönen Ferhat uçaktan inene kadar gayri ihtiyari tekrardan yakalanabileceğinin tedirginliğiyle etrafını kontrol ediyordu. Nihayet uçaktan inip vatan toprağına ayak basınca derin bir nefes alıp özgür olduğunu ciğerlerine kadar hissetti. Arabaya doğru yürürken, kendisini merakla bekleyen basın ordusundan kaçmanın imkânı olmadığını anlayınca mecburen konuşmak zorunda kaldı. Orta yaşlı saçları dökülmüş tecrübeli muhabir “Ferhat Bey öncelikle geçmiş olsun. Büyük bir badireyi atlattınız. İnsanlarımız sizin ne söyleyeceğinizi merak ediyor.” dedi. Ferhat daha da dik durup vakur bakışlarla kameralara bakıp “Bu zamana kadar hep kendi kurduğum küçük dünyanın mükemmel olması için çalıştım. Her zaman yasalara bağlı kaldım. Ama bugün anladım ki sadece bu yeterli değilmiş. Çünkü güce sahip art niyetliler, kötüler size saygı duymak yerine kullanmaya çalışıyor, kullanamayınca da rezil rüsva ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ben ve avukatım Sayın Adil Kurt’un inancı ve üstün gayreti olmasaydı bugün azılı bir suçlu olarak lanse edilecektim. Şu andan sonra sadece kendi masumiyetimi koruyup suçsuzluğumun arkasına sığınarak değil, kötü ve kötülükle savaşarak yaşayacağım ki o zaman suçsuzluğum suç olmasın. Yoksa bir gün o ateş bin bir zahmetle özene bezene kurduğum evime, haneme de sıçrayacak…”

Televizyonu izleyen adam alaycı bir gülümsemeyle “Senin zihin dünyan bizimle uğraşmaya yetmez. Çünkü senin zihin yapın fitne yapmaya, kötülük üretmeye göre dizayn edilmemiş. Sen ancak bertaraf edebilirsin.” dedi.

Sözünü bitiren Ferhat yürürken bir an durdu, tekrar habercilere dönüp “Hayat insana en iyi öğretmenmiş… Güçlü olan haklı değilmiş. Haklı olan güçlüymüş. Çünkü haklının sahibi Hak’mış…” dedi.

SON

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.