Ana sayfa - Son Sayı - Suçum Suçsuzluğum 5 / Kenan Kurban

Suçum Suçsuzluğum 5 / Kenan Kurban

Ferhat nefes alan tek canlının kendisi olduğu hücresinde zaman zaman karabasan gibi çöküp onu nefessiz bırakan olumsuz düşüncelerden kurtulmak için çareler arıyordu. Daha çok da zihni muhakemesini kaybetmemesi gerekiyordu. Peki, kötü yatağın, pis lavabonun, nemli duvarların, soğuk demir kapının olduğu hücrede bunu nasıl başarabilirdi? Başucunda duran kitap, savcının verdiği dosya gözüne ilişti. Sonra olmaz manasında başını sallayıp “Bunları artık satır satır biliyorum.” dedi. Biraz daha düşünüp “Bana bulmaca tarzında ama neticesini, irademle belirleyemeyeceğim bir şeyler lazım.” dedi. Beyin hücrelerinin oksijen ihtiyacını gidermek için başını küçük demir pencereye doğru çevirirken eline kitabını alıp “Ben ne istiyorum?” dedi. Camdan sızan ışığa bakarken neyi arzuladığını çözdü. O hücrede elinin tutup, gözünün gördüğü, aklının algıladığı bir şeylerle meşgul olmak istemiyordu. Ruhu adeta bu beton yığının dışına çıkıp ötelere ulaşıp haber alıp gelmek istiyordu. Sonra başını öne eğip kitabı tekrar aldığı yere bırakırken “Buldum” dedi. Yatağa oturup sırtını duvara verdi. Gözlerini yumup “Gelen insanların ruh hallerini, kimin ziyaretime geldiğini tahmin edeceğim.” dedi. Sonra, koridoru dinlemeye başladı, yemek dağıtan görevlinin tıklattığı demir pencerelerin sesi duyuluyordu. Sesi dinledi, kendisini ispatlamak istercesine “Eleman bugün neşeli.” dedi. Ve hissiyatının doğru çıkması içi dua etmeye başladı. Nihayet koridorun sonundaki Ferhat’ın hücresine sıra gelince bel seviyesindeki camı açarken dizlerinin üstüne çöküp elemanın yüzünü görmek için dikkat kesildi. Yüzünü tam göremeyince gizemli düşük tonda bir sesle “Aleon bakar mısın?” dedi. Aleon bunca zamandır ilk defa kendisiyle irtibat kuran Ferhat’ın, çorba, patates haşlaması ve salatadan oluşan yemeğini verirken eğilerek bıkkın bir sesle “Mösyö” dedi. Göz göze geldiler. Gencin çok üzgün ve düşkün bir hali vardı. Ferhat hayatı boyunca ilk defa bir insan evladının gözlerine böyle içten bakıyordu. “Nasılsın?” dedi. Aleon, soğuk ve kötü yerdeki samimi bakışla birlikte gelen soru içini ısıtmış olmalıydı, çare arar bir sesle “Moralsizim mösyö…” dedi. Ferhat “Sebep?” dedi. Aleon “Kız arkadaşım beni terk etti.” dedi. Ferhat “Üzülme, kader…” dedi. Aleon “Kader?”. Soru karşısında şaşıran Ferhat “Doğru sen kaderin ne demek olduğunu da bilmezsin… Bütün tedbirlere rağmen beni buraya getiren şey.” dedi. Aleon’un bakışlarından bir şey anlamadığı gün gibi ortadaydı. Aleon, benim derdim bana yeter bir de kafamı karıştırma dercesine demir sürgüyü kapattı. Ferhat bulmacanın ilk satırını yanlış doldurmuştu. Ama olsun bu onun kendi icat ettiği kendisine has oyunuydu ve zamanla daha iyi olacağına emindi.

Sabah kalkınca dinç kalmak için spor yapıyor. Sonra bugün ziyaretçi gelir mi gelmez mi, gelirse kim gelir? Tahmin etmeye çalışıyordu. Başarısız olsa bile her denemeden sonra şunu fark etti; içinde adını tam koyamadığı sanki başka bir akıl vardı. Bu daha çok sezgisel akıldı. Kalbinin derinliklerinden gelen hissi bir güçtü, gün be gün bu aklını da kullanmaya başladı. Bir gün gelen gardiyanların genç olanına süzen gözlerle baktı. Bu durumdan rahatsız olan gardiyan copuna davranacakken Ferhat “Bu kullandığın parfüm seni ucuz gösterir. Paris’te sana bir adres vereceğim, hem ucuz hem de marka parfümleri alabilirsin. Sonra diğer gardiyanın yakasını düzeltip “Giyim konusunda da sana çok iyi ipuçları verebilirim…” dedi. Gardiyanlar önce şaşırdılar sonra bakıştılar. Katı ve sert simalarında birilerinin onları düşünmesinin getirdiği memnuniyetle hafiften gülümsediler. Kavramak üzere oldukları copları bırakıp sadece “Gidiyoruz.” dediler. Ferhat, her zamanki prangalı ayakları zincirli elleriyle yürürken içinde insanların aklından yüreğine giden yolu bulabilmiş olmanın neşesini yaşıyordu. Bunun üstüne bir de güzel eşi Zeliha ziyaretine gelmişse keyfine diyecek yoktu. O an Allah’a en samimi dualarını gönderirken dudaklarından küçük harflerle “Samimiyet en güçlü silah” dedi. İleride savcının bulunduğu odanın kapısının sonuna kadar açık olduğunu gören Ferhat can sıkıcı bir konuşmanın kendisini beklediğini düşünmeye başladı. Kapıya yaklaştıkça psikolojisini ona göre hazırlarken savcı ve kavga ettiği gizemli adamı gördü. Adam ayakta tabancasının namlusuna mermi sürdü. Gardiyanlar kinayeli pis sırıtışlarının eşliğinde yürümeye devam ettiler. Ferhat ise bu basit gösteriyi hiç önemsemedi… Görüş odasının kapısı açıldığında kendinden gayet emin ve vakur duruşlu avukat Adil Kurt görüldü. Ferhat içeri girerken başıyla selam verdi. Adil hafif gülümseyip selamı aynı şekilde baş selamıyla aldı. Ferhat sandalyeye oturdu. Adil otururken bir yandan da çantasını açtı. Adil “Nasılsın Ferhat” dedi. Ferhat “Garip ama dinginim… Ve daha önce hiç yaşamadığım garip duygular yaşıyorum.” Adil anlamaya çalışan bir yüz ifadesiyle “Nasıl duygular?” dedi. Ferhat “Kendimi mutlu etmek için küçük bahaneler buluyorum. Zihnim zindeliğini kaybetmesin diye daha önce söyleseler inanmayacağım sistemler geliştiriyorum.” dedi. Adil güzel manasında başını sallarken “Bakın işte bu sevindirici, her şeye rağmen ortamı kabullenip burada yaşamayı öğrenmeye başladınız. Bu sizi daha da dirençli kılacaktır.” dedi. Ferhat memnuniyetsizce “Evet bütün zorluklarına rağmen burada yaşamayı öğreniyorum ama kalmayı hele hele haksızca iftiralar ile neticesinde kalmayı kabullenemiyorum.” dedi. Adil “Onu ben de içime sindiremiyorum.” sonra elini yumruk yapıp hafiften havaya kaldırıp “Beraberce bu adi kumpasın ateşten çemberini yarıp çıkacağız.” dedi. Ferhat bu inançlı adamı gördükçe umutları daha da artıyordu. Adil dersini çalışmışlığın özgüveniyle hakkındaki iddiaların olduğu dosyayı açıp Ferhat’a uzattı. Ferhat okudukça gözleri büyüdü. Canı iyice sıkıldı. Öfkeyle soluyup ömrü hayatındaki en galiz cümlelerin hepsini birden kurup “Ben bu adamların hiçbirini tanımıyorum.” dedi. Adil anladım manasında başını sallayıp çantasından başka bir dosya çıkartıp Ferhat’a verdi. Ferhat sırayla ad ve soyadların yazılı olduğu listeyi okurken Adil “Lütfen dikkatli bakın, burada tanıdığınız bir isim var mı?” dedi. Ferhat pür dikkat okumasına rağmen “Hayır” dedi. Adil hafiften “Her şey tahmin ettiğim gibi” dedi. Ve çantasından üç adet fotoğraf çıkartıp Ferhat’a uzatıp “Ya bunu?” dedi. Ferhat eline alır almaz o pis sırıtışı beyninde şimşek gibi çaktı. Ferhat “Bu herif yakalandığım uçakta benimle beraber yolculuk yapmıştı.” Es verip derin bir nefes alıp “İyi de benimle alakası ne?” dedi. Adil “Defalarca kontrol ettim. Bu adamın ismi listede yok. Ama kamera kayıtlarında uçaktan inerken görülüyor.” Ferhat elini yumruk yapıp “Evet…” Adil “Yani adamlar seni Türkiye’den itibaren herhangi bir terslik olursa diye takibe almışlar.” dedi. Adil sakince iddiaların bulunduğu dosyayı açarak oradaki iki resmi gösterip “Biraz önce bu adamları tanımadığını ve hiç görmediğini söyledin.” dedi. Ferhat gayet emin “Kesinlikle…” dedi. Adil “Bu adamlar burada iş yaptığın firmanın son bir yıldır Afrika kökenli Fransız vatandaşı olan sahipleri…” dedi. Ferhat söze atladı: “Nasıl olur? Ben yılladır Mösyö Aleon ile çalışıyorum. Firmanın kurucusu ve sahibi o…” dedi. Adil gayet sakin devam etti “Bu iki vatandaş haklarında yasadışı örgüt üyeliğini kabul edip sözüm ona itirafçı olmuşlar. Emirleri senden aldıklarını, gerekli finansı senin sağladığını, iş anlaşmalarının dümenden olduğunu yazılı ifadeyle beyan etmişler.” dedi. Ferhat sövercesine “Bunlar itirafçı değil iftiracı olmuşlar.” dedi. Adil “Orası kesin.” dedi. Ferhat “Orası kesin de bu adamlar beni alt etmek için niye bunca zahmete giriyorlar. Pek hala kaza süsü verilmiş bir suikast ile benden kurtulabilirlerdi?” dedi. Adil acı bir gülümseme ile “Mesele seni götürmek, yok etmek değil. Âlemin gözünde rezil, rüsva ederken, diri diri lime lime ederek ağırca tadını çıkartarak öldürmek. Çünkü kimse onlara hayır diyemez, derse işte böyle kireç kuyusuna düşmüş gibi ibretlik olur. Bu raconu kesip insanların, yeri geldiğinde devletlerin cesaretini kırıyorlar. Kısacası senin gibilerin üzerinden herkesi diz çöktürüyorlar.” dedi. Ferhat ümidi kırık “Desene, medeniyetin beşiğinde (!) hala orman kanunları geçerli.” dedi. Adil “Hiçbir zaman kalkmadı ki sadece makyajlandı o kadar…” dedi. Ferhat “Şimdi bizim bu mahkeme de göstermelik olacak; ben buradan ya teslim olup çıkacağım ya da tabutta çıkacağım.” dedi. Adil “Bu sana bağlı, zaaf gösterirsen onların dediği olur. Ama yılmadan haklılığını anlatırsan sen onları pes ettirirsin. Unutma; güçlü olan haklı değildir. Haklı olan güçlüdür. Haklının yardımcısı Hak’tır.” dedi. Son okudukları, duydukları karşısında damarlarından kanı çekilmiş gibi olan Ferhat’a tekrar can geldi. Adil “Senin bu adamlarla beraber olduğunu, irtibatını gösteren hiçbir delil yok. Ayrıca tek kişilik bir yasa dışı organizasyon olmaz. Korkma, seni en kısa zamanda buradan çıkartacağım… İki gün sonra ilk duruşman olacak. Tahminim hemen değilse bile üçüncü, dördüncü duruşmada seni bırakırlar.” dedi. Sonra müvekkilinin elini güç vermek için sıkıp “Burada basan afakanların girdabına düşmemek için bulduğun şey neyse onu bırakma ve bana güven. Şimdi ben gidiyorum. Mahkemede görüşürüz. Seni Hakk’a emanet ediyorum.” dedi. Ferhat “Siz de kendinize dikkat edin size bir kötülükleri dokunmasın.” dedi.

Ferhat’ı kötü hücre değil ama iftiraya uğramak yıpratırken mahkeme saati yaklaştıkça içindeki gerginlik ister istemez artıyordu. Nihayet mahkeme günü geldi çattı. Ferhat tıraşını oldu. Takım elbisesini giydi. Altı ay sonra ilk defa hapishanenin dışına çıkıyordu. Yine prangalı ve kelepçeli olarak getirildiği günkü gibi kötü bir nakil aracına bindirildi. Mahkeme binasına gelince şoför yine sert fren yaparak içini dışına çıkarttı. Onun haberini yapmak, bir kare de olsa fotoğrafını çekmek, tek bir cümle de olsa açıklama almak isteyen gazeteci ve televizyoncuların hücumlarından görevliler tarafından adeta etten duvar örülerek korundu. Mahkeme binasına girerken neredeyse dizlerinin bağı çözülecekti. Ama yine de belli etmemeye çalışarak yürüdü. Koridorda bekleyen eşi, büyük kızı, annesi, babası, kayınpederi ve şoförü Güven’i görünce sanki dünyalar onun olmuştu. Görevlilerin arasından götürülürken bir an babasıyla göz göze geldiler. Ferhat özlemle “Baba!” dedi. Babası yüreğinden kopup gelen sıcaklıkta “Oğlum!” dedi. Ferhat o arada etten duvarın arasında bulduğu küçük bir boşluktan kelepçeli ellerini uzatınca kızının parmakları parmaklarına deyince “Canım kızım!” dedi. Ayşe “Babacığım!” dedi. Ferhat’ın gözünden bir damla yaş geldi. Ferhat adeta itiş kakışlarla mahkeme salonuna alındı. Avukatın bütün ısrarına rağmen aile içeri alınmadı. Gergin salona yaşlı hâkimin girmesiyle herkes ayağa kalktı. Hâkim soğuk tavırlarla makamına oturmasıyla yargılama başladı. Önce iddianame yüzüne okundu. Ferhat ve Adil dikkatlice dinlediler. Nihayet söz savunmaya gelince Adil ayağa kalktı. Tam o sırada kapı açıldı ve içeri Ferhat’ın beraber iş çalışma teklifine hayır dediği firmanın Türkiye temsilcileri Kaya Demirci, Cenk Kunduracı içeri girdi. Ferhat, Kaya ile göz göze gelince onu şirketinden kovarken söylediği, “Bazen kader sizin seçiminizi beklemez o sizi seçer. Ama tecellisi acıtıcı, can yakıcı vesilelerle olabilir. Neyse Avrupa gezinizde düşünmek için bol bol vaktiniz ve karar vermenizi kolaylaştırıcı olaylar olacaktır.” sözleri aklına geldi. Adamlardaki fütursuzluk, kural tanımazlığa öfkelendi. Adil konuşmaya başladı “Bu düzmece bir davadır. İtiraflar ve yalanlar üzerine kurulmuştur. Öncelikle itirafçı olduğu iddia edilen kişilerle müvekkilimin hiçbir şekilde tanışıklığı ve ilişkisi yoktur. Kaldı ki bu kişiler bir yıl önce firmayı gizlice satın almışlardır. Ferhat Bey on yıldır bu firma ile iş yapmaktadır. Müvekkilim ülkesinde saygın ve hiçbir suça karışmamış bir iş adamıdır.” dedi. İddia makamı hemen söz alıp “Dünyadaki pek çok suç örgütü yöneticisi özellikle kanunlara saygılıdır. Ve bütün pis işlerini maşalarına yaptırmıştır.” dedi. Sonra masanın üzerindeki fotoğrafları önce hâkime sonra da Ferhat ve Adil’e dönerek gösterip “Bakın hiç tanımadığını söylediği Fransız vatandaşı Afrika kökenli kişilerle beraber çekilmiş fotoğrafı.” dedi. Bu kanıt başta Ferhat ve Adil olmak üzere herkeste büyük şaşkınlık meydana getirmişti. Adil, Ferhat’a bundan bana hiç bahsetmedin dercesine bakarken Ferhat neye uğradığına şaşırmış durumdaydı.

Savcı gösterdiği fotoğrafları masaya bırakırken yeni bir belge daha aldı. Gözlerinde köşeye sıkıştırmışlığın tarifsiz mutluluğuyla “Bunlar da zanlının emrindeki şahıslarla Türkiye’de ki işyeri ve şahsi cep telefonundan yaptığı telefon görüşmeleri” dedi. Adil ve Ferhat üst üste şok yaşarken savcı ek delilleri hakime sundu. Ferhat yaşananlara inanamıyor. Tanımadığı insanlarla nasıl bir araya gelmiş, onlarla nasıl saatlerce telefon görüşmesi yapmıştı? Ferhat bir ara kendisine olan inancını o kadar kaybetti ki ayağa kalkıp “Evet ben suçluyum. Bu işi daha fazla uzatmayın.” demek istedi. Hakim kayıtları incelerken Adil’e “Sanırım müvekkiliniz size doğruları anlatmamış avukat bey.” dedi. Adil yaşadıkları şaşkınlığı saniyeler içinde atarken “Ben, komplo içindeki bu hamleyi nasıl düşünüp, göremedim.” diye hayıflandı. Adil en kararlı bakışlarıyla net cümleler kurdu. Adil “Hakim Bey! İddia makamı bazı delilleri bilinçli olarak dosyaya koymayarak savunmanın etkin ve doğru yapılmasını engellemeye çalışmıştır. Sizden yeni delilleri incelemek, savunmamıza ekte bulunmak için müvekkilimin tutuksuz yargılanması şartıyla duruşmanın ileri bir tarihe ertelenmesini istiyorum.” dedi. Savcı ayağa kalkıp elinde tutuğu bir belge ile tekrar hakime doğru ilerleyerek “Hakim Bey! Şimdi sunacağım belge zanlının bankada hesaplarından örgüt yöneticilerine yaptığı transferleri göstermektedir. Suç bütün delilleriyle sabittir. Yüce mahkemenizden istenilen cezanın verilmesini istiyorum.” dedi. Adil “Hakim Bey! Günümüzdeki teknolojik gelişmeler birçok kişinin iradesi dışında üçüncü kişilerce özel hayatlarına, banka hesaplarına müdahaleyi mümkün kılmaktadır. Delillerin sıhhatinin bilirkişi tarafından incelenmesini talep ediyoruz.” Hakim yeni sunulan delilleri incelerken simasında ne düşündüğüne dair en ufak bir emare belirmiyordu. Ferhat buraya gelirken sebepsizce onu tedirgin eden, dillendirmekten korktuğu “bir şeyler ters gidecek” duygusunun gerçekleştiğini görünce ne düşüneceğini nasıl düşüneceğini bilemez oldu. Fakat avukatının bir adım bile geri atmaması onu ayakta tutuyordu. Hakim, geçmek bilmez on dakika sonunda yeni duruşma için bir ay sonrasına tarih verdi.

Ferhat görevlilerce götürülürken avukat “Sakın yılma, bu sahte delilleri çürüteceğiz.” dedi. Ferhat içinde avukatının tekrar yaktığı zayıf bir ümit ışığıyla nakil aracına doğru yol aldı.

Devamı Gelecek Ay…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.