Ana sayfa - Arşiv - Su Yüzeyi Fotoğrafçılığı Sudan Yansıyıp Objektife Yakalanan Kareler / Su Yüzeyi Fotoğrafçısı Feyzullah Baytekin

Su Yüzeyi Fotoğrafçılığı Sudan Yansıyıp Objektife Yakalanan Kareler / Su Yüzeyi Fotoğrafçısı Feyzullah Baytekin

62-suGenelde herkes su altı çekimlerini ve fotoğrafçılığını bilir. Peki, sizin yaptığınız çekimlerdeki su yüzeyi fotoğrafçılığı nedir?

Su yüzeyi fotoğrafçılığı yansımalardan oluşuyor. Suyun dansı ile su yüzeyi fotoğrafçılığındaki görsel cazibe daha da artıyor.

Bu işi yapabilmek aslında göründüğünden daha da zor. Işığın yansıması, geliş açısı. O anı, “Yakaladım.” dediğiniz zaman nasıl gerçekleşiyor?

Her şeyin başında olduğu gibi öncelikle sabırlı olmak gerekiyor. Aramak için, araştırmak için talepli olmalısın. Benim bazen 5-6 saat dolaştığım, araştırdığım ve sırf o ana odaklandığım oluyor. Hatta zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyorum. Aslında burada herkesin yaptığı gibi, bir işi severek yapıyor olmak var. Ben de işimi seviyorum, severek yapıyorum. Ben fotoğraf çekerken, yansımaları yakalamaya çalışırken, diğer fotoğraflarda da her zamanımı değerlendiriyorum. Mesela bazen bakıyorum, vapurun kalkmasına on beş dakika kalmış oluyor. O sırada makinamı alıp birkaç fotoğraf yakalayım derken bi bakmışım ki vapurlar birbirini kovalamış gitmiş çoktan.

Bazen içimizde “Evet, bu iş olacak. Bunu dört dörtlük başaracağım.” gibi bir psikoloji oluyor. Bu psikolojide olmak ve bu heyecanı yakalamak fotoğrafçılıkta da geçerli midir? Aslında gelmek istediğim nokta şu: İyi işlerin çıkması, böyle dediğinizde mi yoksa anlık gelişen bir zaman diliminde mi oluşuyor?

Kesinlikle bu işi başarabilmek için ilk olarak hedeflerinizin olması gerekir. Hedeflerinizi büyük tutmanız ve oraya ulaşmak için birçok yolu izlemeniz gerekiyor.

Peki, suyu izlemenin dahi, insanın iç alemine huzur verdiğini hissederken dünyaya bunu yansıtabiliyor olmak da bir o kadar güzel olmalıdır. Sizin bu konuda en çok etkilendiğiniz anınız veya hafızanızda yer eden unutamadığınız bir kare var mı?

Mutlaka çok beğendiğim fotoğraflar var. Ancak çok iyi fotoğraflar insanın ömründe en fazla bir tane ya da iki tane nasip olabilir. Çektiğin her fotoğrafta güzel olacak diye bir garantimiz yok. Benim de çer çöp bir sürü fotoğrafım oldu. Ben fotoğraf çekmeye giderken daha çok şöyle olsun böyle olsun demek yerine, fotoğraf çekmeye gidiyorum diyerek çıkıyorum. Ve o an insana nasip oluyor. Aslında bence iki nasip bir araya gelmeyince bir şey de oluşmuyor. Bu iki nasipten birisi olmayınca, olay tamamen olmuyor. O yüzden iyi bir fotoğraf çekmeye çıkmıyorum, ararken nasip oluyor. Örneğin en zor fotoğraf martı fotoğrafı çekmektir. Tam çekeceğiniz sırada bir hamle ile fotoğrafınızın tüm estetiği kaymış olabilir. O an orada olabilmek, bakmak ve görmek. Bir de bakıp göremeyebiliriz. Ben bir yıl boyunca Harem’den Üsküdar’a yürümüştüm. Kız kulesinde güneşin gün batışını yakalayabilmek için her seferinde ona göre kendimi ayarlayarak gitmiştim. Tanıdığım bir büyüğüm bana, yürüdüğümü anlattığımda “On adım yürü ama on birinci adımda geriye dönerek bir bak.” demişti. Bu da kulağıma küpedir.

“Su Yüzeyinde Zuhûrat” adlı ilk serginizi açtığınızda size kattığı değerler neler oldu?

İlk sergimi açtıktan sonra hemen ardına Pendik’te bir sergi açtım. Arkasına hızlı bir gelişim olmuştu. Pendik Belediyesi’nde sergim çok ilgi gördü ve bu da bana aynı zamanda bir heyecan ve azim katıyordu.

“Doğal ebru” diye tabir edebileceğimiz nitelikte olan, suyun ışık ile dansını ele alan çekimler de oldukça dikkat çekici. Fakat günümüzde bunların gündemde olamamasının nedenleri nelerdir?

Bence bu alanlara karşı henüz farkındalık oluşmadı. Bir etki uyandırmak için aslında bir isminizin de olması gerekir. Bunun için bir destekleyenin ya da kendi maddi bir kaynağınızın olması lazım. Ama insan başına gelen her sıkıntıda önce suçu kendisinde aramalı. Bu yüzden, nasibimizin doğrultusunda bireysel başarılarımız asıl önemli olan nokta. Ben birçok yerle, ünlü markalar ile de görüştüm ama genellikle bu konuda geri dönüş sağlayan sayısı çok azdır. İşte farkındalığın önemi aslında burada başlıyor.

Su yüzeyi fotoğrafçılığının Ebru sanatına benzeyen bir tarafı da var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ortak nokta aslında ikisinin de alanının su yüzeyi olması. Ama ebruzenler istediği boyayı, istediği rengi ve istediği şekilleri kullanarak suya hareket katarak belirleyebiliyorlar. Ama benim öyle bir şansım yok.

Özellikle fotoğrafçılık ile ilgilenen gençler için tecrübelerinize oranla, su yüzeyi fotoğrafçılığı hakkında neler söylemek istersiniz?

Öncelikle iyi bir fotoğrafçı olmak için kendilerine hedefler koymaları gerekir. Dikkat etmeleri ve göz önünde bulundurmaları gereken bir durum da iyi bir fotoğraf makinesinin iyi fotoğraflar çekmesini beklememeleridir. Sergimin birine bir delikanlı ve bir genç kız gelmişti. Kız, resmi çok beğendiğini ve almak istediğini söyledi. Yanındaki delikanlı “Boynundaki yeni nesil fotoğraf makinesi ile dururken ne var bunda, ben sana aynısını çekerim.” dedi ve gittiler. Ancak, insanlar anın bir daha yaşanmayacağını, elimizden gittiğini unutuyorlar. Ben gençlik yıllarımda fotoğrafçılık okurken aynı zamanda muhasebecilikten geçimimi sağlıyordum, iyi de bir ücret alıyordum. Ancak fotoğrafçı olmak istediğimde kimse maddi açıdan o kadar desteklememişti ve ben fotoğrafçılığa adım atacakken engellenmiştim. Kendiniz yapmanız gerekiyordu, eskiden her şey daha zordu. Ama sonrasında tekrar gayret ederek ve dualarla başlamıştım. Onun için arkadaşlar yılmayacaklar. Sanatçı olup da para kazanan var mı? İsim olabilmek mesele. Çok fotoğraf çekmek ve çekilmiş fotoğrafları da sürekli takip ediyor olmak lazım. Kendinize güzel gelen şeyleri araştırmak, onun gibi olmaya çalışmak lazım. Öğrendiklerim arasında, iyi bir fotoğrafçı olmak istiyorsanız kimsenin görmediğini görmeniz gerektiği de var. Su yüzeyi fotoğrafçılığında ise bu tamamen ön planda olan bir şey. Ben bu fotoğrafları çektiğimde, kendim o açıları yakaladığımda, ekrana bakınca çok şükür etmişimdir. Çünkü ilk olarak ben beğeniyorum.

Mevcut çalışmalarınız nelerdir?

En son bir projem vardı. Onu hayata geçirdiğime çok sevindim. İçeriği ise kız kulesinin karşısında farklı günlerde ama sürekli aynı saatlerde fotoğraflar çektim. Buradaki projenin önemi ise anın birbirini tutmaması. Aslında insanlara anın da her zaman değiştiğini, farklı olduğunu, aynı saatte, aynı yerde olmasına rağmen anın farklı olabildiğini yaşatmayı istedim.

Yeni bir projem de var aslında. Hayalim, büyük binalardaki büyük camlarda oluşan yansımalar üzerine…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.