Stratejik Düşünme Becerisi Nasıl Kazanılır? / TÜGEM Başkanı Raşit Yemişen

TÜGEM hakkında bilgi verir misiniz?

“Bireysel ve Toplumsal Gelişim İçin Stratejik Güçbirliği” sloganı ile 27 Eylül 2014 tarihinde kurulan TÜGEM, ülke sınırı gözetmeksizin her yaştan gelişime açık tüm birey, firma, STK ve kurumları hedef alan, gelişim konusundaki her türlü soruna stratejik çözümler üretmeyi ve Türkiye’nin en büyük fikir fabrikası olmayı hedefleyen bir düşünce ve aksiyon platformudur.

Stratejik düşünme ve stratejik hareket etme ne demektir?

Stratejinin kelimesi, kelime olarak “stratos”(ordu) ve “agos”(yönetmek) kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuştur. Bir bu hedefe gitmek için aslında uygulayacağınız bütün yollar strateji kavramının içerisine giriyor.

Strateji dediğimiz şeyi bireyler kendi içerisinde de gündelik olarak uygulayabiliyorlar. Gün içerisinde yapmaya çalıştığınız bir hedefle alakalı da strateji üretebilirsiniz. Bir şey yapmak istiyorsunuz, o hedefe ulaşmak için de strateji üretiyorsunuz. Nihayetinde akşama hâlletmeniz gereken bir iş var, onunla alakalı olarak, “Gün içerisinde şunları, şunları, şunları yapmam lazım; şununla görüşüp şunu diyeceğim, oradan bu bunu arayacak…” diyorsunuz. Bunlar stratejidir. Bu stratejiyi yapan kişi kendi niteliklerinin, kendi yeteneklerinin farkında ve gün içerisinde kendi o dinamik yapısının farkında; yani yapabileceklerinin farkında. Stratejik planlamada zaten güçlü yanlarınızı, zayıf yanlarınızı bir tarafa yatırmanız lazım geldiği için ona göre planlıyor. “Ben şunu arayabilirim, şuna şunu söyleyebilirim, o da ona şunu söyler, ben bunu söyleyeceğim; oradan da şunu ararsam, oradan da şu malları şuradan şuraya götürürsem, akşama ben bu işi hâllederim” diyor. Yani aslında stratejik planlamayı farkında olmadan yapmış oluyor.

Aslında gün içerisinde doğal olarak yaptığımız bir şeyi stratejik planlama diyerek belki de kendimizden uzaklaştırıyoruz, daha zor bir şeymiş gibi algılamaya başlıyoruz.

Ben üniversitelere eğitime gittiğim zaman da özellikle söylüyorum: Bireysel gelişim, stratejik gelişim planlarınızı yapın, mutlaka yapın. Arkadaşlarınızla oturup boş sohbetler ediyorsunuz, biraz zaman ayırıp SWOT analizinizi yapın. Onu yaptıktan sonra da hedefler koyun, o hedeflere bağlı eylem planlarınızı oluşturun. Mesele bu kadar basit. O eylem planlarınıza göre de kendinize bir izleme ve değerlendirme mekanizması kurun; çünkü yaptığınız faaliyetleri belki siz kendiniz objektif değerlendiremezsiniz, çok fazla esnetirsiniz, öyle bir mekanizma kurun. Onu da nasıl yapın; üç kişi bir araya gelin, birbirinizin stratejik planlarını denetleyin: ‘Şu ay şunları, şunları, şunları yapacaktın. Çünkü şu hedefe gitmek istiyoruz biz. Şunları, şunları, şunları yapacaktın; yapmadın. Niye yapmadın?’ Sadece ‘Yaptın mı, yapmadın mı?’ değil; ‘Yapmadın; niye yapmadın?’ Arkasından da diğer soru: ‘Ne zaman yapacaksın?’ Aslında bunlar kolay şeyler.

Hedeflerinize ulaşmak istemiyor musunuz? İstiyorsunuz. O zaman bakkal hesabı yapmayalım; oturalım, şunu düzgün bir şekilde planlayalım.

Ülkeler de aynı şekilde. Amerika’da bir proje mi yapacaksınız; sizin entelektüel tarafınız, iş dünyanız, oradaki yapılanmalarınız, oradaki STK’larınız, kuruluşlarınız, kendi kurumlarınız vesaire bunları kaldırabilecek seviyede mi, önce kendi tarafınızı bir analiz edersiniz. Analiz ettikten sonra bu tarafta mevcut durumu incelersiniz; şu an Amerika’da mevcut durum ne, bunu bir analiz edersiniz; Türkiye’de mevcut durum ne, bunu bir analiz edersiniz. Ondan sonra üzerine politikalar geliştirmeye çalışırsınız, hedefler oluşturursunuz. Oluşturduktan sonra da bu politikaları hedeflerinize uygun bir şekilde eylem planına dağıtırsınız; ne zaman, hangi faaliyetin, kimler eliyle yapılması lazım, bunları isimlendirirsiniz ve bunun da bütçesini oluşturup bütçe karşılıklarını diğer bir tabloya geçirirsiniz. Çünkü Amerika’da bir projeden bahsediyorsanız, bunun bir bütçesi olacak. Sadece Amerika’daki bir proje için söylemiyorum; firmalar için de geçerli, bireyler için de geçerli. Birey, üniversite öğrencisi, “Şurada olmayı hedefliyorum.” diyor, stratejik planını yapıyor; ama orada olması için katlanacağı bedeller var. Ne olacak? İstanbul’da, Ankara’da, Trabzon’da, Gaziantep’teki şu zirvelere katılım sağlaması lazım; maliyet. İngilizce kursuna gidecek, yurtdışında İngilizce eğitimi alacak; maliyet. Gidecek, staj yapacak, cebinden yiyecek belki. Maliyet, hep maliyet. Katlanacağı maliyetler var. Bu birey için de geçerli, firma için de geçerli, kurum için de geçerli.

İyi bir stratejistin temel özellikleri ne olmalıdır, hangi vasıflara sahip olmalıdır?

Aslında herkes iyi bir stratejist olabilir. Herkesin önü açık. Bir kere, bir insanın stratejist olabilmesi için öncelikle kendini tanıması lazım. İnsanın öncelikle kendini tanıması lazım. Yani insan daha kendisini tanımadan, o mimariyi, kendisindeki mimariyi bilmeden neyin stratejisini üretebilir?! Kendisiyle alakalı bile doğru adımları attığının nasıl farkına varacak?! İnsanın bir yapısı var, bir fıtratı var. İnsan sadece et ve kemikten ibaret değil ki, bir de ruhu var, insanın bir yaradılış süreci var. İnsan hareket edecek, hareket edecek de, hangi harekette hangi yumruğu yerse ne kadar tökezleyecek, ne kadar geri adım atacak; bu, insan yapısıyla alakalı. Siz robot değilsiniz yani.

İnsan hareket edeceği zaman, hangi hamleye karşı nasıl tökezleyeceğini bilmeden, o hareketleri, o adımları nasıl atacak veya kendisini tanımadan, o adımları nereye doğru, nasıl atacak? O zaman, iyi bir stratejist öncelikle kendini bilecek, kendini tanıyacak.

Kendisiyle alakalı da geçerli, bütünle alakalı da geçerli bu söyleyeceğim: Bir şeyin bütününü göremezseniz, bütününü de yönetemezsiniz. O zaman sağa sola evrilip durursunuz, bütününüzü tanımıyorsanız. Bir gün bakarsınız öbürünün masasındasınız, bir gün bakarsınız öbürünün planının içerisine dâhil olmuşsunuz. Kendiniz plan kuruyorum zannedersiniz, başkasının oyunlarına dâhil olursunuz; kendinizi tanımıyorsanız, yapabileceklerinizin farkında değilseniz. Ne zaman ki yapabileceklerinizin farkında olursunuz, kendinizi tanırsınız, sizinle birlikte çalışanlar da sizin çalıştırdıklarınız da o zaman sizden emin olur. Çünkü siz kendinizden eminsiniz. Hedef koyuyorsunuz, kendinizi tanıdığınız hâlde hedef koymuşsunuz. Firma için hedef koymuşsunuz, kendinizi tanıyorsunuz, biliyorsunuz; firmayı da bütün olarak görüyorsunuz, değerlendirebiliyorsunuz, tanıyorsunuz, hedefleri ona göre koymuşsunuz. İnsanın strateji anlamında ilk başta gerçekleştirmesi gereken şey bu; önce kendisiyle alakalı bilgilerin tümünü sağlıklı verilerden elde etmiş olacak, kendisinin farkında olacak.

Öncelikle kendisini tanıyacak dedik. Öbür taraftan, kendisini tanıyan insan zaten öngörüşlü olur. Zaten kendisini tanıyan insan, ilanihaye, dünyanın kuruluşundan kıyamete değin nelerin olmuş ve nelerin olacağıyla alakalı da doğru kaynaklardan verileri kendisinde bulundurursa daha isabetli kararlar alır… Çünkü örneklemeler çok önemli. Geçmişte yaşanan hadiselerin bugünde benzerleri yaşanıyor… Firma olarak da baksanız, bireysel olarak da baksanız, hiç fark etmez. Bin yıl geriden almanıza da gerek olmayabilir, yani sizden önce yaşamışlardan da alabilirsiniz, hemen önce yaşamışlardan da alabilirsiniz, hiç fark etmez. Yani yaşadığınız şeyleri doğru analiz etmek için örneklemelerden de gitmekte fayda var. Öbür taraftan, geleceğe dair de nelerin olabileceğiyle alakalı, az önce söylediğim gibi, doğru kaynaklardan beslenirseniz, o zaman hem kendinizle alakalı hem firmanızla alakalı hem de genel olarak ülkeyle alakalı doğru stratejiler üretmekle alakalı doğru insan olursunuz, iyi bir stratejist olursunuz.

Bugün Suriye’yi değerlendirenler, Suriye’yle alakalı strateji üretenler, Suriye uzmanı olarak kanallarda izlediğimiz adamlar, emin olun, hem tarihten besleniyorlar hem de bundan sonra olabileceklerle alakalı, olacaklarla alakalı doğru kaynaklardan besleniyorlar. Ki özellikle Kur’an-ı Kerim’den ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bize bildirmiş olduğu ve Kütüb-i Sitte’de özellikle geçen, sağlam, herkesin üzerinde mutabık kaldığı hadislerden, o taraflardan beslenenler, dolayısıyla daha rahat ve daha doğru şekilde yorumlayabiliyorlar.

İyi bir stratejist, öngörülü olmalı. Öngörü dediğimiz şey de aslında az önce söylediğimiz şeylerin içerisine giriyor. Zaten bunlardan beslenirsen öngörü sahibi oluyorsun.

Öbür taraftan, iyi bir stratejist iyi bir planlamacı olur. Hedeflerin belirlenmesiyle alakalı bütünü görmekte yetkili isim odur. Yani bütünü görür ki hedefi de koyar. Hedefleri koyar ki o hedeflere bağlı stratejileri oluşturur. Bütünü göremezse hedefleri yanlış koyar. Hedefleri yanlış koyarsa yanlış strateji belirler. Yanlış strateji belirlerse yanlış eylem planı yapar. Yanlış eylem planı yaparsa aynı zamanda yanlış bütçeleme de yapar, kaynakların hepsini yanlış kullanır.

Diyelim ki Rusya pazarına gireceksiniz. Rusya pazarını bütünüyle bilmeden, ürününüzle alakalı kısmını bilmeden ve genel anlamda Rusya’nın ekonomik durumunu, ithalat-ihracat durumlarını bilmeden, bizim Türkiye-Rusya ilişkilerini bilmeden hareket edemezsiniz. Bütünü görmeniz lazım, yine firmanızın durumunu bilmeniz lazım; ondan sonra hareket edebilirsiniz. İçerideki rekabetle de öyle. Firmayla alakalı, işte 1 yılık hedeflerini belirleyip, ona uygun stratejiler oluşturulabilir.

Yani bir yandan öngörü sahibiyken, öbür taraftan da bütünü görmek önemli, iyi bir stratejist için. Bütün uzmanlar dünyayla alakalı bütünü görür, ona göre bir yorum yaparlar. Bölgeyle alakalı yorumluyorsa bile, dünyayla ilgili bütünü görür, sonra bölgeye iner, bölgeyle ilgili bütünü görür, tarihten de beslenir, ona göre yorumunu yapar. Askerî, ekonomik, sosyal, kültürel, bütün verileri kendi içerisinde görür. Bütünden kastım budur yani. Bütün verileri kendi içerisinde görür. Görmeden yorum yapamaz. Yorum yaptığı zaman zaten, öbür tarafta asıl işin ciddiyetini bilenler, asıl Suriye’ye gidenler diyelim, Suriye’deki o hâli yaşayanlar o zaman sana gülerler. Böyle bir stratejist olmaz yani. İran’a gitmeden İran’la alakalı strateji üretemezsiniz. İran’ı yaşamazsanız; İran’da yaşamazsanız değil, İran’ı yaşamazsanız İran’la ilgili strateji üretemezsiniz.

Büyük stratejistlerden tarihte bildiğimiz kim var, gerçekleştirdiği stratejilere örnek verebilir misiniz?

En büyük stratejistler peygamberler, evliyalardır. En büyük stratejist Peygamber Efendimiz (sav)’dir.

Hudeybiye Antlaşmasında sahabe tereddüt yaşadı, “Acaba?” dedi. Yani; “Niye? Gidip alsaydık Mekke’yi.” dedi mesela. “Bir de Peygamber Efendimiz sonuçta yanımızda yani, ne gerek var böyle şeylere?!” gibi. Kendi içlerinde böyle bir karmaşa yaşadılar. Ama nihayetinde Hudeybiye Antlaşması açık ve net şekilde bir stratejiydi. O zaman öyle bir strateji gerekiyordu, öyle bir strateji uyguladı Peygamber Efendimiz ve nihayetinde, öyle bir stratejiyle beraber Mekke çok daha rahat bir şekilde alındı. Kısa vadede taviz veriyor gibi gözükürken uzun vadede büyük getiriler ve Mekke’nin fethine hazırlık yapılmıştır.

Tarık bin Ziyad’ın İspanya’yı fethinde gemileri yaktırması hadisesi yine büyük bir stratejidir. Gemileri yaktırarak askerlerin vazgeçmemesi için stratejik bir hamlede bulundu. Bu hamlesi savaşın seyrini değiştirdi. Gemileri yakmak deyiminin hikayesi bu olaydan kalmadır.

Yorum bırakın