Ana sayfa - Son Sayı - Sorunlarla Nasıl Baş Etmeliyim? / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

Sorunlarla Nasıl Baş Etmeliyim? / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

İnsanoğlu, hayatı boyunca pek çok sorunla karşılaşır. Bunların bazıları kişinin yapıp ettiklerinin sonucudur, bazıları da başka insanların davranışları sonucu oluşur. Sebebi kim veya ne olursa olsun yaşadıklarımızda neden-sonuç ilişkisi vardır ve domino taşları gibi birbirini iyi veya kötü yönde etkilemektedir. Akan trafikte ışıkları beklemeyen bir insana araba çarptığında bu olay yayanın kurallara uymamasının sonucudur. Kurallara dikkat eden, kaldırımda yürüyen birinin yaşadığı kazanın sebebi arabayı kullananın veya başka insanların davranışları sonucu oluşmuştur. Yola aniden fırlayan köpek nedeniyle direksiyon hâkimiyetini kaybeden sürücü, kaldırımda yürüyen insana çarptığında bunun sorumlusu görünürde köpektir. O köpeğin aç olması, korkması, birileri tarafından kovalanması ihtimallerini düşünürsek bu dünyada yaptığımız her şeyin bir başkasını etkilediğini görmekteyiz. Bu durumda hata yapmamalıyım kaygısına girebiliriz. Kaygı, belli bir seviyede gerekli olmakla birlikte vesvese halini almamalıdır. Önemli olan hata yapmamak değil, hatalara öğretmen gözüyle bakabilmektir. Bize ne öğrettiğine, ne kazandırdığına odaklanmalı ve hayatımıza devam etmeliyiz.
İnsanın fıtratı hata yapmaya müsaittir. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem): “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ Hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tövbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı. (Müslim, Tirmizî) buyurmuşlardır.
Ne kadar hata yapsak da Allah bizden tövbe etmemizi istiyor. Bizi affediyor. Merhametiyle sarıyor. Allah böyle bir kulluk beklerken, biz insanlardan hata yapmamalarını bekliyoruz. Yapılan hatayı çok büyütüp hata yapanı affedemiyoruz. Hatta kendimizi de affedemiyoruz.
İlim, İrfan ve Hikmet Ehli Şenel İLHAN Beyefendi: “Günaha düşen bir kul, şartlarına riayet ederek tövbe ederse hiç şüphe yok ki, günahı ne kadar büyük olursa olsun, Allah (C.C.) onu affeder. Bununla ilgili ayet de çok, hadis de çoktur. Geriye yapılacak en önemli iş kulun affedildiğine inanması ve kendini de işlediği günahlardan dolayı suçlamaktan vazgeçerek bu suçluluk psikolojisinin verdiği ezik halden bir an önce çıkmasıdır. Yani Allah’ın onu affettiği gibi onun da kendini affetmesidir.” diyerek Allah’ın merhametine ve affediciliğine dikkat çekmiştir.
Yapılan hatalar ve ardından yaşanan sorunlar elbette insanların hayatını etkilemektedir. Yaşanılan olumsuz bir durumda verilen tepki kişiye, zamana, kültüre, etkilenen kitleye ve olayın büyüklüğüne göre değişiklik gösterir. Evdeki bir kapının kırılması ile evin yıkılmasına verilecek tepki aynı olmayacaktır. Bazı sorunlarda öfke hissederken bazılarında üzüntü duymaktayız. Aynı olay farklı kişilerde farklı duyguya da sebep olmaktadır hatta aynı olaya aynı kişinin farklı tepki verdiğini de görmekteyiz. İnsan, karmaşık, anlaşılmaya ihtiyaç duyulan bir yapıdadır. Olaylara çözüm odaklı yaklaşan kişiler, insanın içinde bulunduğu şartları, psikolojik durumunu birlikte ele alıp değerlendirdiklerinde karşı tarafa yardımcı olabilirler. Aksi takdirde kişiyi anlamadan sorunu çözmeye çalışmak, sadece sorunun üzerini kapatmak olur ki bu da gün gelir yeniden patlamasına sebep olur.
Sorun nedir? Sorun; araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken, sıkıntı veren durum, mesele, problem, dert olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma baktığımızda sorunların çözülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ancak her sorun çözüme kavuşturulamamaktadır.
Bir insan her şeye sorun gözüyle bakabilir. Havanın kapalı olması, yağmur yağması, boyunun kısa olması, saçının kıvırcık olması… Çatısı akan bir evde yaşayanlar için yağmurun yağması ciddi bir sıkıntıdır ve çözülmesi gerekir. Kısa boylu olduğu için arkadaşları tarafından alay edilen çocuğun sorunu boyunun kısa olmasıdır. Ancak bu, çözüme ulaşılacak bir sorun değildir. Aslında bakılırsa sorun boyunun kısa olması değil, boyunun kısalığından dolayı arkadaşlarının dalga geçmesidir. Gerçekten problemin ne olduğu iyi tahlil edilmeli ve ona uygun yaklaşımda bulunulmalıdır. Yoksa kolayca çözülebilecek durumlar içinden çıkılmaz hale dönüşebilir.
Kişinin kendine şu soruları sorması, yaşadığı sorunu daha somut görebilmesi açısından faydalı olur:
• Yaşadığım problem ne?
• Neden oldu?
• Kimler etkilendi?
• Ben ne hissettim?
• Ne yaparsam problem hallolur?
Bu sorular çeşitlendirilebilir. Boyunun kısa olmasını sorun yapan kişinin kendine bu soruları sorduğunu düşünelim. Problem ne? Boyunum kısa olmasından dolayı arkadaşlarımın dalga geçmesi. Neden oldu? Tahtaya yetişemediğim için arkadaşlarım güldü, eğlendi. Ben ne hissettim? Üzüldüm, kırıldım. Ne yaparsam problem hallolur? Boyumu uzatamayacağıma göre arkadaşlarımın söylediklerine takılmayacağım, kendimi olduğum gibi kabul edip seveceğim.
Kişinin kendini tanıması, olduğu gibi kabul etmesi, kendini sevmesi önemlidir. Sorunlarımızı çözmek için en üst gayreti göstermeliyiz; bizim elimizde olmayan, çözüme kavuşamayacak problemler için de kendimizi sağlamlaştırmamız ve bir duruş ortaya koymamız gerekir. Hatasız, sorunsuz, dertsiz bir hayat olmayacağına göre kendimizi hayatın zorluklarına hazırlamalıyız. Her rüzgârda yaprakları sallansa da kökü toprağı kuvvetlice tutan ağaç gibi sağlam olmalıyız.
Gribe yakalanan bir insan sağlığı için ekstra çaba harcar. Beslenmesine daha çok özen gösterir, soğuk havalarda kalın giyinir, vitamin alır, uykusuna dikkat eder… Sağlıklıyken yapmadığı şeyleri, sağlığını geri kazanmak için yapar. Aslında sağlıklı olmak için bunlara her zaman dikkat etmeliyiz. Aynı şey ruh sağlığımız için de geçerlidir. Yaşadığımız her problemde dünyalar başımıza yıkılır, kendimizi kaybedersek yeniden toparlanmakta zorlanırız. Bir olumsuzluk yaşamadan önce irademizi kuvvetlendirmeliyiz. İrade nasıl kuvvetlenir? Öncelikle imtihan bilincine sahip olmakla işe başlamalıyız. İmtihan gereği her insan sorunlar yaşar. Biri bitmeden diğeri başlar. Allah’ın bizleri sınadığını, eğittiğini sürekli hatırlamalı ve sıkıntılar karşısında hem elimizden geleni yapmalı hem de sabretmeliyiz. Çokça dua etmeli, dilimizden zikirleri düşürmemeliyiz.
Kur’ân-ı Kerîm’de: “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah´ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d 13/28) buyrulmaktadır.
İbadetlerle Allah’a sığınmalı, zorluklar karşısında yardımı yalnız Allah’tan istemeli ve O’ndan gelen her şeye razı olmalıyız.
Bunun yanında kendimizi tanımalı, nelerin bize iyi geldiğini keşfetmeliyiz.
Sosyalleşmek: Zorlandığımız zamanlarda sevdiklerimizin yanında olmak, onlarla sıkıntılarımızı paylaşmak iyi gelir. Duygusal anımızda gerçekleri görmeyebiliriz. Arkadaşlarımız ve ailemizin fikirleri, yardımları, belki sadece yanımızda olmaları bize iyi gelir. Bize sabrı tavsiye edecek, doğruyu hatırlatacak dostlar bulmalıyız.
Hobi edinmek: Boş zamanlarda, bir işle meşgul olmadığımızda zihnimizi daha çok dinlemeye başlarız. Zihnimizden geçen iyi kötü her düşünceyi alır, üzerinde kafa yorarız. Hem boş kalmamak hem üretmek adına hobiler edinebiliriz. Müzik aleti çalmak, şarkı söylemek, resim yapmak, el işi ile uğraşmak insana iyi gelen aktivitelerdir. Kişi kendi yeteneğine ve ilgisine göre sevdiği bir işle meşgul olmalıdır. Toprakla ilgilenmek, çiçek yetiştirmek, hayvanlarla zaman geçirmek de kişiyi dinlendiren uğraşlardır.
Spor yapmak: Stresli zamanlarda beynin tüm gerginliği vücutta birikir. Vücudumuzu rahatlatacak aktivitelerle gerginliği atabiliriz. Spor, bedenimizin rahatlamasına yardımcı olur. Profesyonel olarak spor yapmaya vaktimiz yoksa bile bazı basit hareketlerle bunu başarabiliriz. Kendimize hedef belirleyebiliriz. Günde 10 dakikamızı ayırarak bedenimizi yormayacak hareketlerle stresi üzerimizden atabiliriz. Yürüyüş yapmak kişiye iyi gelecektir. Beden duruşu da kişinin ruh halini etkilemektedir. Üzgün olduğumuzda kamburlaşıp içe kapanırız. Ağlarken başımız yerde olur. Ağlamak istemediğinizde başınızı havaya kaldırın, üzgün olduğunuzda beden duruşunuza dikkat edin ve kambur duruyorsanız duruşunuzu düzeltin, o zaman ruh halinizin eskiye göre daha iyi olduğunu göreceksiniz.
Nefes egzersizleri: Çoğu insan doğru nefes alıp vermeyi bilmemektedir. Nefes alırken göğüs değil diyafram hareket etmelidir. Uyuyan bebekleri izlediğinizde karınlarının hareket ettiğini göreceksiniz. Onlar doğru nefes alıp vermektedir. Doğru nefes alıp almadığınızı kontrol edebilirsiniz. Sırt üstü yere uzanıp bir elinizi karnınıza bir elinizi göğsünüze koyun. Nefes alırken göğsünüz de hareket oluyorsa yanlış nefes alıp veriyorsunuz. Burnunuzdan dört saniyede nefes alın, iki saniye tutun, yine dört saniyede ağzınızdan verin. Bu sırada eliniz karnınızda olsun, karnınızın inip kalktığına dikkat edin. Öfke, heyecan, üzüntü anında doğru nefes yöntemi ile sakinleşebilirsiniz.
Kur’ân okurken insan Allah’tan gelen ilahî kitapla hemhal olduğu için huzurla dolar. Bunun yanında Kur’ân okurken yeterli miktarda nefese ihtiyaç vardır. Özellikle toplum önünde Kur’ân okuyanlar için diyafram nefesini kullanmak daha da önemlidir. Dolayısıyla nefes egzersizi yapmak ve bu kazanımı Kur’ân okurken kullanmak oldukça kıymetlidir.
Olumlu düşünmek: Geçmişte yaptığımız hatalara takılmak, sürekli hatırlayıp üzülmek bizim daha da gerilememize neden olur. Ne kadar sorun yaşasak da güzel düşünmeli, güzel bakmalıyız olaylara, hayata. Her zaman karamsar, kötümser olan insanlar mutsuz olmaya mahkûmdur. Bediüzzaman Hazretleri: “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.” sözü ile olumlu düşünmenin önemini öz bir şekilde anlatmıştır. Ne zaman çıkmazda olursak oturalım, düşünelim. Bizi seven Yaratıcımızı, Peygamberimizi (s.a.v.), ailemizi, dostlarımızı düşünelim. Ne kadar değerli olduğumuzu düşünelim. Allah’ın bizi bırakmayacağını, bize bir kapı açacağını düşünüp sakinleşelim, kalbimizin huzurla dolmasına izin verelim.
Gülümsemek: Güler yüzlü olmak, gülümsemek kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar. Bizim bir gülümsememiz kimlere şifa olacak, bilemeyiz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Din kardeşinin yüzüne gülümsemen sadakadır.” (Tirmizî)
Unutmayalım, her zaman imtihan edileceğiz, sıkıntılar yaşayacağız. Hatalar yapacağız, sorunlarla karşılaşacağız. Olayları nasıl okuduğumuz ve sorunlarla nasıl baş ettiğimiz önemli. Kendimizi tanımak, bize iyi gelen şeyleri keşfetmek mecburiyetindeyiz. Sadece kendimiz için yaşamak değil, başka insanları da düşünüp yardım etmek durumundayız. Ne zaman insanlardan uzaklaştık, onların dertlerine göz yumduk, işte o zaman kendi sorunlarımız içinde boğulmaya başladık. İnsan insana muhtaçtır. İnsan, başkalarının yaralarını iyileştirince kendisi de iyileşir. Bir kimse, kardeşinin sıkıntısını giderdiğinde Allah da onun bir sıkıntını gidermektedir. Sürekli bu bilinçte yaşamalı, yardımlaşmayı ahlak haline getirmeliyiz.
İyileştirdikçe iyileşenlerden olmak dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.