Ana sayfa - Son Sayı - Sorumluluk Duygusuyla Yaşamak!!! / Değerler Eğitimi Eğitmeni Semih Aslan

Sorumluluk Duygusuyla Yaşamak!!! / Değerler Eğitimi Eğitmeni Semih Aslan

Sorumluluk duygusu, insanın dünyaya gönderiliş gayesinin temelini oluşturur. Yüce Allah insanı yarattıktan sonra onu başıboş bir varlık olarak bırakmadığını, her an gözetimde ve denetimde olduğunu ayetleriyle hatırlatmıştır.

Son mükemmel din olan İslam’ı en güzel şekilde önce kendi iç dünyamızla buluşturmak, daha sonra da yaşantımızla uygulayabilmemiz için insanın, öncelikle dünyaya gönderiliş amacını daha sonra da dünya hayatının anlamını çok iyi bilmesi gerekmektedir. Çünkü kâinat insan hayatı merkezli yaratılmıştır. Kısa bir ifadeyle kâinatın varlığını özel kılan, “İnsanın Yaratılışı”dır, diyebiliriz. Sorumluluk, çok kapsamlı bir konu olmakla birlikte insanın, hemen hemen her şeye ve herkese karşı sorumluluğu bulunan bir varlık olduğunu gösteriyor. Sorumluluklarımızı hatırladığımız o gün gelmeden gücümüz, kuvvetimiz ve imkânlarımız yerindeyken önce Allah’a daha sonra Peygambere, kendimize, ailemize, toplumumuza ve diğer canlılara karşı sorumluluklarımızı yerine getirelim. Yüce Allah bizlere bu sorumlulukları tanıtmış ama dağıtmamıştır. Çünkü imtihanın başladığı nokta tanıtılan işin yerine getirilip getirilmediğiyle ölçülecek ve imtihan sonucu buradan belli olacaktır. İnsan olarak daha doğrusu duygusal bir varlık olarak kendimizle barışık mıyız, ailemizle ilişkilerimiz nasıl, toplumumuza karşı yeterince duyarlı mıyız? İnsan akıllı olması sebebiyle sorumlu bir varlıktır. Sorumlu olduğu görevleri yapmakla sorumluluktan kurtulur, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamını sürdürür. İnsanoğlu her şeyde önce kendisini yetiştirmekle, gelecekteki hayatına hazırlanmakla, yaptıklarıyla ve yapması gerekenlerle sorumlu olduğunu unutmamalıdır. Huzur ve mutluluğumuz sorumluluklarımızı yerine getirmekle, bildiklerimizi ve yapmamız gerekenleri vaktinde yapmamızla mümkün hale gelecektir.

Bakınız Yüce Allah ayetleriyle nasıl uyarıyor:

“Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.” (Mâide, 5/105)

Ve yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendimizle ilgilenmemize ve eksiklerimizi tamamlamamıza işaret ederek: “Önce kendinden başla sonra yakınlarına ve uzaktakilere yardımcı ol.” buyurmuşlardır.

Sorumlu olduğumuz her şeyin başında önce kendi elimizin altındakiler vardır. Sorumluluk önce Allah’a, Peygambere, kendimize, ailemize, akrabalarımıza ve arkadaşlarımıza karşı denizdeki dalga misali büyüyüp giden bir halka gibidir.

İnsan yalnız yaşayamayan sosyal bir varlıktır. Çünkü yalnızlık sadece Allah’a özgüdür. En yakın akrabasından en uzak akrabasına kadar herkes birbirinin birer kanadı ve teselli kaynağıdır. Bizim toplumsal görevlerimizden birisi de çevremizdekilerle iyi geçinmek onların durumlarıyla ilgilenmektir. Yine Peygamberimizin bu konuda: “Sizin hayırlınız insanlara faydalı olanınızdır.” buyurmuşlardır.

İnsanlardan uzak duran, sorumluluktan kaçınan insanın kendisine faydası olmadığı gibi bir başkasına da faydası yoktur. Her insan akraba, komşu ve yakınlarıyla ilişkilerini sorumluklarını yerine getirecek şekilde sürdürmeli, uzak olanları bir şekilde vesile ve vasıtaları aracı kılarak ziyaret etmelidir. Peygamberimizin önemle üzerinde durduğu ve yapıldığı zaman Müslümanların cennete girmelerine vesile olacağını haber verdiği akraba ziyaretidir. Gerek ayetlerde gerek hadislerde bunun namaz, zekât gibi farz ibadetlerden sonra gelmesi İslam dinindeki önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Yüce Allah bir ayet-i kerimede: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa, 4/36) buyurmaktadır.

İşte bu yüzden Kur’ân-ı Kerîm’de bütün yaratılmışlar arasında en büyük sorumluluk insana verilmiştir. Varoluş sıralaması olmasa da sorumluluk aşamasında en üst yer insana aittir. Onun bu değerli niteliği, kendisini başta onu yoktan var eden Yüce Yaratıcıya, sonra tüm varlığa karşı sorumlu kılmıştır. Allah, insana irade hürriyetini dolayısıyla iyilik ve kötülük yapma kabiliyetini vermiştir. İnsan, sorumluluğunun bilincinde, bu sorumluluğu kendine ve çevresine ilke edinmiş bir varlık olarak Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde bir hayat yaşayacak ya da bu sorumluluğu yokmuşçasına amaçsız ve başıboş bir yaşam sürecektir.

İşte tüm bu sorumlulukları yerine getirmeyen, başıboş ve amaçsız bir yaşam içinde bulunan kişiler toplumsal huzursuzluğa toplumsal güvensizliğe sebep olmakla birlikte toplumun içinde gerçek anlamda bu sorumluluğu yerine getirmek isteyenleri de acaba yanlış anlaşılır mıyım endişesine kapılmalarına sebep olmaktadır. Toplumu oluşturan aileler; çocuklarının sorumluluklarını tam olarak yerine getirmediğinden ve çevresindekilere olan saygısızlığından, yeterince gösterilmeyen ilgiden dert yanmaktadırlar. İnsan fıtratı gereği duygu bağlarıyla birbirine bağlanmış bir yapıya sahiptir. Bu bağın zedelenmesi sonucunda meydana gelen şeyleri hemen hemen her gün gazete, dergi ve diğer iletişim araçları vasıtasıyla görmekte ve binlerce olumsuz haber okumaktayız. Tüm bu olumsuzlukların ortadan kalkması gerek toplumda gerekse kendi iç dünyamızda huzur ve güvenin tesis edilmesi sorumluluklarımızı bilmekle ve bunları yerine getirmekle mümkün olacaktır. Aileler daha yaşanılabilir bir toplumun oluşması ve sorumluluklarını bilen nesillerin yetişmesi için birer anahtardır. Bu anahtarın aileler tarafından iyiye kullanılması sonucunda ise toplumun en küçüğünden en büyüğüne kadar olumlu bir değişim, huzur ve güven ortamı tesis edilmiş olacaktır.

Sorumluluk kısaca insanın, üzerine düşen görevleri yerine getirmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi ve kendi davranışının sonuçlarına razı gelmesidir.

Sonuç olarak insan, Allah’a karşı belirli vazifelerle görevlendirilmiş olan meleklerden daha üstün bir konumda yaratılmıştır. İnsanın kâinattaki yeri ona özel kılınmıştır. Artık insana düşen görev, bu sorumluluğu başarıyla tamamlamak ve Allah’a karşı kulluk görevini yerine getirmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.