Ana sayfa - Arşiv - Siyahi Müslümanlar Hareketi ve Malcolm-X

Siyahi Müslümanlar Hareketi ve Malcolm-X

gonul-21-malcolmxMalik el Şahbaz, yani Malcolm-X, Amerikan siyahî Müslümanlık hareketinin lider kadrosu içinde en sahih isimlerden… Bu harekete tesir eden pek çok sebep ve olay vardır. Bu olaylar serisinin en ilginç halkasını Malcolm-X’in hayatı oluşturur. Çünkü onun hayatı şehadetle sonuçlanmıştır.
Amerika’daki siyahîlerin hayatı Amerika’ya yani Yeni Dünya’ya göç eden Avrupalı esir tüccarlarının Afrika’da kendi ikliminde hür yaşayan zavallı insanları hayatlarında hiç görmedikleri ateşli silahlarla kuşatarak esir etmeleri ve gemilerle gayet ağır şartlar altında Amerika’ya taşımalarıyla başlar. Kadın, erkek, çocuk ne buldularsa çoğu Afrika’nın Batı sahillerinden toplanan ve gemilere yüklenen bu insanlar Amerika’ya götürülerek esir pazarında satılmışlardır. Bu esaret daha sonra uzun yıllar devam etmiş ve Amerika’daki siyahîlerin esir sıfatıyla başlayan bu çilesi Amerika’yı baştan başa kana boyayan bir iç harple sonuçlanmıştır. Bu savaşın esaret aleyhtarları tarafından kazanılmış olması dahi siyahîlerin durumunu düzeltmeyi tam olarak sağlayamamıştır. Oysa 4 Temmuz 1776’da ilan edilen Amerikan İstiklal Beyannamesi şöyle diyordu:
“Biz şu hakikatlerin aşikâr olduğunu kabul ediyoruz. Bütün insanlar eşit olarak yaratılmış olup Hâlik tarafından, kendilerine, devri mümkün olmayan bazı haklar bahşedilmiştir. Hayat, hürriyet ve saadete erişmek hakları bunlar arasındadır.”
1808’de Parlâmento Afrika’dan yeni esir getirilmesini yasaklayan bir kanunu kabul etmişti. Fakat içerdeki esirlerin durumunu düzeltmek için gerçekçi bir adım atılamıyordu. Kuzeylilerle Güneyliler bu konuda çok farklı düşünmekteydiler. 1820’de yapılan Missouri Andlaşması esareti nispeten sınırlandıran hükümler içeriyordu. Esirlere yapılan zulümler arttıkça birçok esir firar ederek emin yerlere sığınıyorlardı. Bu hususta kendilerine yardım eden şebekeler ve hatta mahalli dernekler kurulmuştu. 1840 senesinde firar eden siyahîlere yardım eden veya onların firarlarını sağlayan derneklerin adedi iki bine ulaşmıştı. 1830-1850 arasında yalnız Ohio’da kırk bin firari esir hürriyetini elde etmişti. 1850’lerin sonunda ise derinden derine gerginlik devam ediyordu.
Aradan yaklaşık 100 yıl geçmiş olmasına rağmen ancak Mart 1865’te Parlâmento “Azad Edilmiş Kimseler Bürosu”nu kurabilmişti. Çünkü azad edilmiş insanların çok çeşitli dertleri vardı ve devlet yardımı olmadan halletmelerine de imkân yoktu. Parlâmento 1865 tarihinde bu hususta çok ehemmiyetli bir adım attı ve bir kanunla esaret tamamen yasaklandı. Bu suretle siyahîler hukuken hürriyetlerini ellerine aldılar. Fakat bunun sosyal hayatta tüm gerekleriyle ortaya konulması Amerikan halkının toplum ahlakı ile insanseverliğine kaldı.
Siyahîlerin yaşadığı tüm bu sıkıntı ve çileler, siyahîlerin Hristiyan toplumu içinde İslam’a meyletmelerine yol açmıştı. Bu vesileyle başlayan Amerikan Siyahîlerinin Müslümanlaşması, biraz da Hristiyan Amerikalıların siyahîleri hor ve hakir gören insanlık dışı davranışlarından doğmaktaydı. Bunu önemseyen Amerikalılar Hristiyanlığın antipatik ve siyahîleri İslam’a yaklaştıran davranışlarını biraz da olsa frenlemeye çalışmışlardır.
Amerikan siyahîlerinin İslam’a meyletmesinin hiç şüphesiz çok haklı sebepleri vardır. Herşeyden önce Hristiyanlıktaki karmakarışık “teslis inancı” ile İslam’daki akılcı “vahdaniyet” yani Allah’ın birliği anlayışı arasında insandaki muhakeme gücünü tatmin eden çok büyük bir fark mevcuttur. Diğer taraftan İslam’daki “insaniyetçilik” ve “hürriyetçilik” güzel anlatılabildiği takdirde her ezilmiş insana ümit ve cesaret verecek bir vasıftadır.
Malcolm-X’in 1925’te doğumundan yaklaşık 5 yıl sonra Amerikan ekonomik krizinin yaşandığı 1930’lu yıllarda Amerika’daki siyahîlerin de bu ekonomik krizle bir kat daha ağırlaşan acılar içinde çırpındıkları bir dönemde esrarengiz bir din davetçisinin siyahî mahallelerinde dolaşmakta olduğu görülür. Bu esrarengiz din davetçisi, Detroit şehrindeki siyahî mahallesinde kapı kapı dolaşarak ipekli kumaşlar satmaya çalışıyordu. Görüntüsü öyleydi… Ama bu adam kimdi, nereden gelmişti, bunu hiç bilen yoktu. Hali, tavrı ve taşıdığı fikir ile kimseye benzemiyordu. Teni açık kahverengi idi. Bunu kimi Arabistanlı, kimi Filistinli, kimi de Hindistanlı olarak tanıyordu. Çoğu kez kendini “Fard” olarak tanıtıyordu. Bazan da Ferhad Muhammed Ali veya Profesör Fard diye kendisine hitap ediliyordu. Yavaş yavaş siyahîler arasında alışveriş için değil de o bahane ile belli bir fikri telkin etmek için dolaşmakta olduğu sezilmeye başlanmıştı. “Benim adım W.D.FARD’dır. Ben mukaddes bir şehir olan Mekke’den geliyorum. Sizin kardeşinizim.” diyordu. Kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmedikleri, şahsiyeti ve mazisi hakkında hiçbir şey bilinmeyen bu esrarengiz din davetçisine siyahîler büyük bir samimiyetle bağlanmışlar ve İslam’a doğru ilk adımlarını atmışlardı. Fard bu masum kitleye, kendi tabiriyle kültüre susamış siyahîlere ipekli kumaşlar satmak bahanesiyle, polisin dikkatini çekmeden, birlik ve beraberliğin ve İslam inancının şuur ve heyecanını kazandırmıştı. Çok geçmeden kendisine bir evliya nazarıyla bakılmış ve bütün dünyayı dolaşmış görgülü bir seyyah edasıyla, fakir siyahî evlerinde her geçen gün sayıları artan dinleyicilere vaaz, nasihat ve telkinlere başlamıştı. Hristiyanlığı da gayet iyi bilen Fard siyahîleri Hristiyanlıktan vazgeçmeye davet ederken en ikna edici delilleri gerektiğinde İncil’den ve tabii olarak da siyahîlerin üzerlerine bir kabus gibi çöken acı gerçeklerden alıyordu. Fard’ın bağlıları kısa zamanda çoğalmıştı. O da bütün gücüyle, beyazlara ve Hristiyanlara çatarak, siyahîlerin ızdıraplarına İslam ahlak ve nizamı sayesinde çare bulunacağını büyük bir heyecanla anlatıyordu. Zamanla Fard’ın çevresindeki kalabalıklar çok arttı ve küçük siyahî evlerine sığmamaya başladılar. Daha geniş kitlelere hitap edebilmek için kendi aralarında topladıkları mütevazı yardımlarla bir salon kiraladılar ve buranın adına “Müslüman mescidi” dediler. İşte Amerika’daki “Siyahî Müslümanlık Hareketi” bir kıvılcım misali Fard’ın bu hareketiyle başlamış oldu. Kısaca bilgi vermek gerekirse Fard’ın yayınlanmış ve siyahîlere dağıtılmış iki kitabı da mevcuttu.
Amerikan Siyahî Müslümanlık Hareketi, her hareket gibi kendi içinden bir lider doğuracaktır. Fard’ın Detroit’le sınırlı çalışmaları esnasında Fard’ın Detroit’teki önde gelen müridlerinden biri, Georgia Eyaleti’nin Sanders Ville kasabasından Elijah Pool adında bir siyahî idi. Fard’dan sonra bu hareketin liderliğine geçecek olan Elijah Pool, bir Baptist papazının oğlu idi. 1897 yılında doğmuştu. Annesi de babası da önceleri köle olup sonradan azad edilmiş kimselerdi. Elijah Pool, 1930 yılında Amerikan Ekonomik Krizi çıkana kadar çeşitli fabrikalarda çalışmıştı. Krizin ağırlığını iyice hissettirdiği zamanlarda fakir siyahî evlerinde Fard’ın yaptığı toplantılardan birine katıldı ve tüm hayatı değişti. Elijah Pool, bu durumu şöyle ifade ediyordu:
“Fard, beni Detroit sokaklarının çamurlarından çekip çıkardı ve İslamiyet’in ne olduğunu öğretti.”
Daha sonra Fard bir gazete çıkarmaya teşebbüs ettiğinde en büyük yardım ve desteği Elijah Pool yani daha sonraki ismiyle Elijah Muhammed’den görecektir. Fard’ın Detroit polisi tarafından sıkı takip ve kontrolleri esnasında da Elijah Pool, hareketin lideri Fard’ı hiç yalnız bırakmamış; sadakat ve bağlılığını göstermekte hiç tereddüt etmemiştir. Bu yüzden Fard, Elijah Pool’a hareketin bir numaralı vaiz ve hatibi olma vazifesini teklif etti. O da bu vazifeyi kabul ederek Elijah Muhammed adıyla mescidin başına geçti. Chicago’ya giderek 1932 yılında iki numaralı İslam mabedini kurdu. Bu arada bir davadan dolayı hapse giren Fard’ı hapis hayatı sonrasında Chicago’daki evinde muhafaza etti. Zaman içinde Fard, kendisini geri çekerek 1934 yılında ne olduğu anlaşılamadan ortadan kayboldu. Artık bu hareketin yeni lideri Elijah Muhammed idi. Ama ne yazık ki, Elijah Muhammed daha sonraları peygamberlik iddiasını da barındıran bir yapılanma ile insanlara İslam’ı anlatan bir insan durumuna düşmüş ve yıllarca kendisine hizmet eden Malcolm-X’in hacca gidip gelmesinden sonra gerçek İslam’la tanışmasıyla bu geniş hareket gerçek mecrasına doğru akmaya başlamıştır. Hayatın cilveleri nedeniyle 1946-1952 yılları arasında hapishane hayatı yaşayan Malcolm-X, 1962 yılına kadar Elijah Muhammed’in en yakın müridi ve hareketin en etkili hatibi idi. Bu on yıl zarfında Malcolm-X, Elijah Muhammed’den farklı düşünmemektedir. Çünkü doğru bildiği hakikati ondan öğrenmiştir. O zamana kadar, gerek Elijah Muhammed’in sahte peygamberliği gerekse aşırı ırkçılık ve beyaz düşmanlığı konusunda Elijah Muhammed’den farklı düşünmemektedir. 1962 yılında yaptığı Hac ziyareti, Malcolm-X’in İslam’la yeniden ve doğru bir biçimde tanışmasıyla sonuçlanmış ve o andan itibaren Elijah Muhammed’e cephe almıştır. O ana kadar Malcolm-X’in beyazlara bakışı şöyledir:
“Daha beyaz insan mağaralarda, kovuklarda hayvanlar gibi dört ayak üzerinde yürüyerek yaşarken, siyah insan yani “Temel İnsan” büyük imparatorluklar kurmuş, büyük medeniyetler ve kültürler meydana getirmişti. Ama tarihin akışı içinde ‘şeytan beyaz adam’ şeytanî mizacının gereği olarak, beyaz ırktan olmayan bütün insanları sömürmüş, öldürmüş, onlara sürekli zulmetmiş, tecavüz etmişti.
Beyazlar Afrika’ya ayak bastıkları zaman siyahları acımasızca öldürmüşlerdi. Bununla da kalmayıp erkek kadın, çoluk çocuk demeden milyonlarca siyahı zincirlere vurarak gemilere doldurup Batı’ya kaçırmışlardı. Sonra da zulüm, işkence ve acı dolu bir hayat başlamıştı siyahlar için. Bu “siyah göç” insanlık tarihinin en büyük cinayeti durumundaydı.
Bu şeytan beyazlar bundan sonra da siyahların her birisini kendi ırklarından olanlardan koparıp almışlar, herkesi birbirinden ayırmışlardı. Siyahların kendi asıllarıyla olan bütün ilgilerini; dilleriyle, dinleriyle, öz kültürleriyle olan tüm bağlarını kesmişlerdi. Böylece Amerika’daki siyahlar yeryüzünün kendi kimliklerinden büsbütün habersiz tek insan ırkı haline getirilmişlerdi.
Beyaz efendiler Amerika’ya getirdikleri siyah köle kadınlara kuşaklar boyunca tecavüz etmişlerdi. Bunun sonucu olarak, gerçek rengini yitirmiş, artık asıl soyadının ne olduğunu bile bilmeyen, kimliğinden büsbütün habersiz, Amerikan ürünü, ısmarlama, beyni yıkanmış bir ırk ortaya çıkmıştı. Beyaz efendiler kendilerinin ‘Siyahî’ dediği bu ırka zorla kendi beyaz soyadlarını kabul ettirmişlerdi.”
Evet, gerçek İslam’la tanışana kadar Malcolm-X’in beyaz tenli insanlara karşı bakışı bu yöndeydi. Malcolm-X, önce ABD’de yaşayan Afro-Amerikalıların daha sonra dünyadaki siyahların haklarını savunmak için çıktığı mücadele yolculuğunu en sonunda evrensel insan hakları savunucusu olarak taçlandırdı. İslam ona insan hakları konusuna tevhid penceresinden bakmayı ve bütün insanlığı Allah’ın yarattığı tek bir aile olarak sevgiyle kucaklamayı öğretti.
Malcolm-X’in hayatı, Amerikalı Müslümanların Malcolm-X’in şahsında gerçek İslam’la tanışmasının ve “evrensel insan hakları” mücadelesinin hikayesidir… İnsan hakları konusunda nasıl bir tutum sergileneceği hususunda canlı bir örnek olarak önümüzde duran Malcolm X’in hayatı aynı zamanda bir özgürleşme serüvenidir. Malcolm X’in kendi hayatını ortaya koyarak bıraktığı miras, İslam ve insan hakları arasındaki ilişkiyi daha iyi görmemize önemli bir katkı sağlamaktadır. Bu anlamda Harlem’de Malcolm-X Camii’ndeki ezan sesi insanlara çok şey anlatmalıdır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.