Ana sayfa - Son Sayı - Sırlı Hayatlar / Kenan Kurban

Sırlı Hayatlar / Kenan Kurban

Can sıkıcı bekleyişin sessizliğini ince bir tıklamadan sonra açılan kapının hafiften inlercesine çıkan sesi bozdu. İçeri, yetmişine merdiven dayamış emektar hizmetli girdi. Her zamanki mütebessim çehresinde bu kez daha çok bir babanın koruyucu şefkatine sahip gözlerle odadaki herkesi hızlıca süzdü. Alışıla geldik kibarlığında ama daha yavaş adımlarla toplantı masasının hemen en başında oturan ilerlemiş yaşına rağmen hâlâ güzelliğini muhafaza eden asil duruşlu kadına doğru yürüdü. Önce küçük su bardağını sonra da kuşlokumu bulunan kahve fincanını bıraktı. Saygının hal dilinde hissedildiği kelimelerle “Buyurun Fatma Hanım.” dedi. Kadın, kokusu kendisi önce gelen kahveye sonra Hayri’ye bakıp “Teşekkürler Hayri Efendi.” dedi. Yaşlı adam yine mütebessim başını sallayıp kadının hemen sağında oturan biraz gergin biraz heyecanlı, şık giyimli adamın önüne kahvesini bırakıp “Buyurun, Gürkan Bey.” dedi. Gürkan önce fincanın üzerinde durduğu antika masif masaya sonra yaşlı adama baktı. Bunlar son günleriniz dercesine ekşi suratında küçümseyen tavırlarla başını salladı. Yaşlı adam bu durumdan hiç etkilenmeden büyük fincanı aldı. Sonra ellerini ovuşturup hadi artık gelsin paracıklar dercesine bekleyen kadının önüne bırakıp “Mesude Hanım her zaman ki gibi sakinleştirici çayınız.” dedi. Kadın oralı bile olmadan “Teşekkürler Hayri Amca.” dedi. Hayri hafifleyen tepsinin üzerindeki cappuccinoyu sandalyesinde hafiften kaykılarak oturup, hınzır bakışlara sahip orta yaşlı adama uzatıp “Buyurun, Vural Bey.” dedi. Vural hiç rahatını bozmadan rahat ağzını yayarak kırık Türkçe ile “Sağol ihtiyar. Beni şaşırtıyorsun, bu yaşta hâlâ işinle alakalı kendini geliştirmeye devam ediyorsun. İşinde bayağı iyisin.” dedi. Hayri masanın karşısında tek başına oturan adama doğru yönelirken cevaplamayı yetiştirdi: “Ben işimde iyi olmazsam babanız beni bir saat bile yanında tutmazdı.” dedi. Cappuccinosundan bir yudum içen Vural, Hayri’nin ıhlamur verdiği avukata bakıp “Hep merak etmişimdir siz iki ihtiyardan Avukat Sami amca mı, yoksa sen mi babamın yanında daha eskisin?” dedi. Hayri ile Sami göz göze geldiler. Sami hafif titreyen elleriyle ıhlamura bal karıştırıp iyice eritip “Hayri abi benden daha eskidir.” dedi. Hayri başını tasdik manasında sallayıp “Fakat muhasebe müdürü Mustafa abi benden de eskidir.” dedi. Vural yine aynı rahat tavırla “Doğru babam öyle kolay kolay kimseye güvenip mal emanet etmez.” dedi. Mesude ise abisi Gürkan’a bakıp “Ona şüphe yok.” dedi. Gürkan, kız kardeşinin zımmen kabulünden güç alıp avukatın çantasına baktı. Artık yıllardır sabırla çalışıp bir gün mutlaka oturacağım dediği koltuğa kavuşması için artık hiçbir engel yoktu. Sadece şu titrek avukatın vasiyeti okumasına iş kalmıştı. Gürkan içindeki coşkulu hisleri bastırıp ellerin yana açarken sesini kontrol edip “Herkes burada olduğuna göre bu işi uzatmanın bir anlamı yok.” avukata deri çantasını gösterip “İstersen vasiyeti okumaya başlayın.” dedi. Avukat Sami her zamanki sakinliği ve yaşlılıktan mütevellit yavaşlayan hareketleri telefonunu kontrol etti. Ortamı bir daha süzüp “Biraz daha bekleyeceğiz.” dedi. Vural yine lakayt “Yoksa babamın bilmediğimiz başka çocukları da mı var?” dedi. Haddi aşan bu espri zaten gergin ortamı az daha patlama noktasına getirmişken Sami kendisinden beklenmeyen bir çeviklikle ellerini kaldırıp “Vural Bey, babanız hakkında sınırı geçen cüretkâr cümleler kuramazsınız.” dedi. Öfkeyle gözleri büyüyen Fatma Hanım ise yumruğunu sıkıp “Vural, kocaman adam oldun, demem senin ağzını burnunu kırarım. Sonra o yılan dilini keserim.” dedi. Vural pot kırdığının farkında olmasına rağmen anlamsızca kendisini savunmaya devam etti. Vural “Fakat annem, babam sık sık tek başına seyahatlere çıkardı. Kendisinden başka kimse nereye gittin bilmezdi. Güçlü kuvvetli, zengin adam…” derken çalan Avukat Sami’nin telefonunu, dozu giderek artacak tartışmaya son verdi. Sami arayan numaraya bakıp “Nihayet beklenen kişiden haber var.” dedi. Telefonu açıp sesini dışarı verdi. Sami “Alo oğlum Kerem, ne yaptın?” Genç ve heyecanlı sese arkadan gelen araba sesleri eşlik ediyordu. Kerem “Sami Bey, şimdi komisere rica ettim. Nezaretten çıkarttılar, aldım geliyoruz.” Fatma Hanım hariç herkes şaşkın tahmin ettiğimiz olmasın dercesine birbirlerine baktılar.

Denizde hızla yol alan sürat teknesinden dürbünle bakan adam “Özel Mülktür Girilmez” yazılı iskeleyi görünce dürbünü elinden bırakıp “Baba bunca zahmetime değecek bir mevzu değilse seninle bozuşuruz.” dedi. Ve dakikalar içerisinde iskeleye yaklaşan tekneden kısa boylu, siyah takımlı genç indi. Hızlı adımlarla kendisini bekleyen motosikletine binip uzaklaştı. Issız adada inlercesine giden motorun sesi her yerde yankılanıyordu. Ruhun karanlığı bulunduğu yerin taş duvarlarına bile sinen yaşlı adam okuduğu dosyayı bitirip kapağını kapattı. Yaklaşan motosiklet sesine iyice kulak kabartıp için için sevinse de bunu belli etme zafiyetini göstermedi. Loş ışıkların altında belli olmayan mimiklerini daha da ciddileştirip beklemeye başladı. Birkaç dakika sonra hizmetçilerin açtığı kapıdan genç, motosiklet üzerinde rüzgârın bozduğu siyah saçlarını düzelterek içeri girdi. Adam “Hoş geldin Gabriel” dedi. Gabriel yürürken “Hoş bulduk baba. Böyle alelacele beni çağırınca endişelendim.” dedi. Adeta oturanı kişiliksizleştirmek için konulmuş rahatsız edici, oturma yeri dar tahta sandalyeye oturdu. Adam rahat koltuğunda geriye doğru yaslanıp “Kaygılanacak bir durum yok çocuk.” dedi. Sonra biraz önce okuyup bitirdiği dosya uzattı. Genç dosya açarken “Bu nedir Baba?” dedi. Adam “Türkiye’deki takip edeceğin aile.” dedi. Gabriel dosyayı küçümseyerek kapattı. Sonra masanın üzerindeki küreyi hızlıca çevirdi sonra da tutup “Dünyada savaşlar başlatıp savaşlar bitirecek, istediği insanları öldürüp istediğini yaşatacak güce sahipken böyle küçük önemsiz bir aile ile ilgilenmek sana yakışmaz.” dedi. Yaşlı adam oğlunun önündeki dosyanın kapağını tekrar açıp “Kibir, bizden öncekilerin en büyük günahı, gerçeği görmeyi engelleyen perdeleri idi. Maalesef aynı zaaf sende de var. Sen benim tek varisimsin. Ama bu halinle koltuğa oturman sana en büyük kötülük olur.” dedi. Sonra oğlundan daha hızlı çevirdiği küre yere düştü. Adam “Zayıf iradeli ve düşünce fakiri insanlara güç beladır. Senin dosyada gördüğün birkaç isim, ufak birkaç rakam. Ama benim görmeni istediğim, ölen adamdaki iradeydi. Ki bu irade en ufak bir gücü kaldıraç gibi kullanıp kendisinden daha büyük olanları indirebilir. Sahip olduğu liderlik ruhu bizim için her zaman en büyük tehlikedir.” dedi. Genç elini umarsızca sallayıp “Ha şimdi anladım senin derdin şu gerçekleşeceğinden korktuğun kehanet… (alaycı gülerek) Bir gün İmparatorluğumuzun yıkılacağı kehaneti neredeyse bin yıldır ailede paranoya olmuş gereksiz bir teferruat.” dedi. Yaşlı adam ayağa kalktı. Soğuk taş duvarları ısıtmak istercesine sıcak bir nefes üfledi. Sonra oğlunun alnından öpüp başını okşadı. Yaşlı adam “Ben bütün dünyanın metafizik gerçekliği inkâr edip maddeci olmasını istedim ve başardım. İnsanların, ruh ile ilişkilerini değişik yöntemlerle neredeyse kestim.” Sonra duvardaki aydınlatmaya bakıp “Ama biz asla kesemeyiz.” Sesinin tonunu bir tık daha arttırıp “Ve inanmasak bile bütün dinleri, kurucularını, anlattıklarını inceler işimize yarayanını kullanmaktan çekinmeyiz. Senin kehanet diyerek küçümsediğin bilginin temel iyi çok derinlerde Gabriel.” dedi. Gabriel, bu yaşına kadar babasının kendisini kaç kere öptüğünü zorla da olsa hatırlamaya çalışırken sevildiğini hissetmek hoşuna gitmiş o mağrur hali biraz olsun kırılmıştı. Daha içten ve sevgi dolu cümleler kurmaya başladı. “Babacığım o kadar takip zahmetine ne gerek var? Hepsini öldürüp toptan kurtulabilirsin.” dedi. Yaşlı adam sandalyesine doğru bir adım atmışken geri dönüp “Hayır… Bu çok büyük bir yanlış olur. Çünkü bilmediğimiz başkaları olabilir. Bu sebepten matematikte denklemindeki gibi bilinenden bilinmeyeni bulacağız. Kısacası bilip tanıdığımız aynı ruha sahip diğerlerini götürecek.” dedi. Gabriel, pek babası inanmasa da bu bilge konuşmasını boşa gitmesini istemezcesine tekrardan dosyayı eline aldı şöyle bir göz attı. Gürkan Çeribaşı, elli yaşında şirketin bütün yükünü çeken adam. Mesude Eren, ailenin prensesi çalışmayı sevmez, parayı çok sever, kocası tam bir iç güveysi, memur tipli İzzet Eren… Vural Çeribaşı tam bir sanat sevici, ailenin serserisi. Ve uçak kazasında ölen kardeş Fatih Çeribaşı’nın tek varisi Hasan Hüseyin Çeribaşı onun da zaten doğru dürüst ailesiyle ilişkisi yok. Kendi başına mikroorganizma seviyesinde işler yapıyor.” dedi. Sonra babasının gözlerinin içine bakıp “Bu işi en kısa zamanda tamamlayıp içindeki sıkıntıyı gidereceğim.” dedi.

Genç kız aynanın karşısında makyajını tamamlamaya çalışırken gözü tabletindeydi. Eliyle haber sayfasını açtı. “Çeribaşı Holdingin yeni yönetim kurulu başkanı Gürkan Çeribaşı’nın seçilmesi bekleniyor.” Hemen altında ki “Sosyetenin gözde bekârı Onurhan Çeribaşı” haberini açtı. “Çeribaşı Holding’in başına geçmesi beklenen Gürkan Çeribaşı’nın oğlu Onurhan Çeribaşı gecelere damgasını vurmaya devam ediyor…” haberini okurken bir şahinin avına baktığı keskinlikte fotoğrafa bakıyordu. Birden açılan kapıdan neşeli bir ses tüm odayı doldurdu. “Abla, hadi süsünüz bitmedi mi?” Kız makyaj malzeme toplarken kardeşi yaklaşıp ellerini tutup ayağa kaldırıp şöyle bir baktı “Abla bugün prensesler gibi olmuşsun. İki saatlik hazırlık boşuna değilmiş.” dedi. Genç kız gülümseyip “Zeynep tatlım… Ben, senin gibi doğuştan güzel değilim ki beş dakikada hazırlanayım.” Zeynep gözünü tablete ilişti “Nalan abla seni ikidir bu çocuğun haberlerini okurken görüyorum. Sen takıksın galiba…” dedi. Nalan çantasını hazırlarken Zeynep tableti eline alıp “Abla bu çocuk kaba saba birine benziyor.” dedi. Nalan “Kızım bir dirhem et bin kusur örter. Yarın babam ölürse üçkâğıtçı abilerimiz bize bir şey verir mi?” sorusunu kendisi cevapladı “Vermezler. He ben senin gibi güzel, becerikli, kendi ayakları üzerinde durabilen bir tip değilim.” dedi. Zeynep gülerek “Geleceğimi şimdiden garanti almam gerek diyorsun.” dedi. Sonra elindeki tableti Nalan’a çevirip “Bak aynı aileden daha yakışıklı, mert, güven veren bir genç daha var. Hasan Hüseyin Çeribaşı.” dedi. Nalan elini boş ver manasında sallayıp “Bırak onu… O ailenin lanetlisi… O doğduktan sonra ailenin başına birçok bela gelmiş. En sonunda da babasının kullandığı özel uçak düşmüş. Annesi, babası ölmüş bu bebek kurtulmuş. O günden sonra uğursuz olduğu inanılıp ailede dışlanmış. Ona zırnık vermezler.” dedi. Zeynep “Ne garip bütün günahı, hatayı bir bebeğe yüklemek… Ve işine geldiği için safsatayı kolayca kabullenmek.” dedi. Nalan tableti kardeşinin elinden alırken ona şöyle bir bakıp “Şu başındaki örtü olmasa yemin ederim erkekler gözünü senden alamaz.” dedi. Zeynep “Nalan Hanım, yine aynı mevzuya dönüp kendini ezdirme.” dedi. Nalan canı sıkkın “Tamam, tamam… Kendimi beğenmiş, kibirli varlık.” dedi. Yürüyerek el ele odadan çıktılar.

Herkesin dört gözle açılmasını beklediği vasiyet bilinmedik sebepten bir türlü açılmayıp, üstüne üstlük avukatın doyurucu bir açıklama yapmaması daha da germişti. Gürkan’ın içine küçük de olsa bir kurt düşmüştü. Öfkelenerek ayağa kalktı volta atmaya başladı. O ara avukat telefonuna gelen mesaja baktı “Nihayet bekle işin sona erecek.” dedi. Cümlenin bittiği anda açılan kapıdan bir seksen boylarında bakışlarında merhametin ağır bastığı cesaretin ise kurşun gibi delici olduğu şık kumral delikanlı göründü. Fatma Hanım’ın gözleri doldu. Avukat ise sevinçliydi. Kapıyı açan ihtiyar Hayri ise neşe ile “Buyurun, Hasan Hüseyin Bey.” dedi. Diğerleri ise şaşkın ve küçümser bakışlarla bakarken Hasan Hüseyin vakur Fatma Hanım’ın yanındaki boş koltuğa oturdu. Avukat deri çantasından mühürlü bir zarf çıkartıp mührü açtı. Mürekkepli kalemle yazılmış el yazması vasiyeti okumaya başladı. “Ben, Nurullah Çeribaşı oğlu Seyfullah Çeribaşı bu vasiyeti kendi irademle hazırlıyorum.” Ortamda sadece avukatın yorgun sesi hâkimdi. Giriş kısmı bittikten sonra sabırsızlıkla beklenen bölüme geldi. “Hisselerinin %51’ini torunu Hasan Hüseyin Çeribaşı’na. Geri kalandan % 4 eşim Fatma Çeribaşı’na, geri kalan bütün ise 3 eşit parçada çocuklarıma bırakıyorum.” avukat okumayı bitirip “Hayırlı olsun” dedi. Fatma Hanım ve Avukat hariç herkes abandone olmuştu. Hasan Hüseyin duyduklarına inanamamış avukattan tekrar okumasını isteyecekti ki, Gürkan gözlerinde öfke, elini masaya vurup “Bu kabul edilebilir değil.” Mesude ise “Şu an şoktayım.” dedi. Vural kaygılı “Ben de kendime maceracı derdim. Bizim peder benden de maceracıymış.” dedi. Gürkan ağzı dolu küfredercesine “Avukat, bir yanlışlık olmasın?” Avukat tek tek belgeleri gösterip “Hayır yok. Noter tasdiki, tam teşekküllü devlet hastanesinden sağlık raporu bile var.” dedi. Gürkan, Mesude ve Vural bir an yenilmiş psikolojisiyle oldukları yere çöktüler.

Bu beklenmedik durum karşısında şaşırmış hatta afallamış ve yaşadıklarını kavramaya çalışan Hasan Hüseyin amcası Gürkan ile göz göze geldiler. Gürkan aniden yerinden fırlayıp “Şimdi koskoca Çeribaşı grubunu yirmi beş yaşındaki en büyük iş tecrübesi sanayide oto yedek parçaları satmak olan bir tıfıl mı yapacak? Sen söyle anne…” dedi. Fatma Hanım oğlunun herkesi korku salan sesinden hiç etkilenmeden “Bu babanın takdiri.” dedi. Gürkan sinirden dişlerini sıkarken, Mesude “Ne yani bu gruba yıllarını vermiş, oturaklı herkesin saygı duyduğu abin varken trafikte bile kavga eden hiç ama hiç güven vermeyen bir gence her şeyimizi emanet edeceğiz?” dedi. Vural, keyfi kaçık “Vallahi benim için kimin yönettiği değil standartlarım önemli. Onu kim korursa o olsun.” dedi. Hasan Hüseyin sakince babaannesinin yarım bardağından bir yudum su içip, tane tane tok bir sesle “Mesude Eren, Gürkan, Vural Çeribaşı… Ben trafikte bile kavga etmekten çekinmem. Doğrudur. Eğer bir serseri zayıf birini sıkıştırıp, hayatını tehlikeye atmışsa ona haddini bildiririm. Mazlumu korurum. Böyle yapmazsam uyuyamam. Beni sevmediğinizi biliyorum. Ailenin günah keçisi ilan ettiniz. El birliği ile dışladınız. Ben yatılı devlet okullarında okurken sizin çocuklarınız en kaliteli kolejlerde okudu. Ben otobüse, dolmuşa binerken onlar arabalarıyla hava atıyordu. Ben temiz, sıcak bir kap yemek için kavga edip para kazanmak zorunda iken onlar şımarıkça yemek seçiyordu. Yaptığım işi küçük göremezsiniz. Ben tornacılık, araba tamirciliği, hurdacılık dâhil her türlü işte çalıştım. Bugünüme savaşarak geldim. Hatta yaşımdan ve boyumdan büyük savaşlara giriştim. Peki, ben tüm bunları yaşarken sizin o yüce adalet duygunuz neredeydi? Hadi adaleti geçtim vicdanınız hiç mi sızlamadı?” dedi. Hepsi başlarını önlerine eğdi. Fatma Hanım, şefkatle torunun elinden tutup, adeta “İşte benim torunum dercesine bakıyordu” Hasan Hüseyin güç almışçasına “Dedem ise hem var hem yok gibiydi. Tarifsiz gariplik vardı. Demek ki benim hakkımı en son toplu vermek istedi. Ya da hakkından fazlasını size güvenmediği için bana emanet etti.” dedi. Gürkan büyüyüp kan çanağına dönmüş gözleriyle düşmanlık saçarak “Bu, beylik lâfları sana yedireceğim. Önümde diz çöküp af dileyeceksin. Hadsiz…” dedi. Önce Gürkan sonra Mesude dışarı çıktılar. Vural o bildik tavırlarıyla ellerini iki yana açıp “Benim tarafım belli akarımı kesmeyin yeter. İyi olan kazansın. Şimdi uçağıma yetişmem gerek gerek.” dedikten sonra o da dışarı çıktı. Fatma Hanım gidenlerin arkasından bakmadı bile, torununun gözlerinin içine bakıp saçlarını okşuyordu. Açık kapıdan elinde kahvelerle Hayri girdi. Konuşulacak olanları kimse duymasın istercesine kapıyı sıkıca kapattı. Sami çantasından bir araba anahtarı çıkartıp masaya bıraktı. Hayri bu kez her seferkinden farklı olarak kendisine de kahve getirmişti. Önce kimse konuşmadı. En son avukat Sami “Evladım, aklında cevapsız sorular şimdi fink atıyordur.” Sonra Fatma Hanım’a bakıp “Hanımefendi biliyorsunuz ki bu soruların cevabı sadece sizde.” dedi. Müsaade isteyip çıktı. Onun peşi sıra Hayri çıktı. Fatma Hanım masaya bırakılan klasik arabanın anahtarını torununa uzatıp “Evlat, bu sadece bir arabanın değil. Çok az kişinin bildiği sırra giden yolun da anahtarı.” dedi. Hasan Hüseyin “Sır?” dedi. Fatma Hanım derin bir nefes alıp ayağa kalkarken “Sır anlatsam anlatılmaz, gözle görsen görülmez. Ancak yaşaman gerek.” dedi. Ayağa kalkmasını istercesine elini uzattı. Torun yıllar önce kendisine uzatılmayan bu eli çekinerek tuttu. Yan yana çıkıp sırra doğru yola viran oldular.

Devamı gelecek ay…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.