Seyyid Şenel İLHAN’ın Sohbetinden – Haddi Aşan “Uç” Günah İsteklerine Karşı Tepkimiz Nasıl Olmalı?

gonul-16-haddi-asan-gunah-istekleri-seyyid-senel-ilhan3

Aşağıda yayınladığımız makale nefis denen azılı düşmanı çok iyi tanıyan, asrımızın büyük mütefekkiri, Âlim-i Billah, Ârif-i Billah bir zat olan Seyyid Şenel İlhan Beyefendinin nefsle ilgili değişik zamanlarda yaptığı sohbetlerinden derlenmiş çok faydalı ve çok önemli bir sohbettir. İstifade etmeniz temennisi ile…

İnsanlar, her türlü günah arzularını içlerinde hissetmelerini normal görmelidirler… Bu kötü duygular ben de niye var diye şaşılacak ve üzülecek bir durum yoktur. Zira bu istenmeyen duygular insanlara sınav için verilmiş, Kur’an tabiri ile nefs-i emmareden neşet eden duygulardır. Nefs-i emmarenin yaratılışı itibariyle hazcı ve zevkçi olduğunu ve kural tanımadığını, Hz. Yusuf’un (as) lisanıyla Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’inde şöyle ifade eder: “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbim’in merhamet ettiği hariç, nefs aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (Yûsuf, 53)

Evet, Hz. Yusuf’un (as) “Çünkü nefs şiddetle kötülüğü emreder” diye şerrinden Rabb’in merhametine iltica ettiği emmare nefsin seviyesizliğinin sınırı yoktur. Allah’ı inkâr veya firavun gibi ilahlık iddiasından tutun da her türlü cinsel sapkınlığa kadar en uç günahları ve uç günahlara göre daha doğal sayılabilecek içki, kumar, zina gibi her türlü günahı insanlara yaptırmak ister. Öfke ve gazap halinde vahşi hayvanlara taş çıkartacak vahşeti; düşmanlığında şeytana taş çıkartacak fitnesi ve şerri vardır. Bunu böyle bilmek çok önemlidir. Kur’an ve hadisler bu gerçeği böyle ifade ederler. Bu sebeptendir ki Efendimiz (as) ümmetine mesaj vermek ve yol göstermek sadedinde şöyle dua etmiş bize de bu duayı öğretmiştir:
“Allah’ım! Göz açıp kapayıncaya kadar dahi beni nefsimle baş başa bırakma!”(İbn-i Hanbel)

İşte bu Kur’ani bilgiden hareketle insanlar, içlerinde her türlü günah arzusunu hissetmelerini normal karşılamalıdırlar. Yani varlık olarak… Yaratılıştan bu duygular bizde olunca bunların hükmü göz, kulak, ağız vb. gibi organlarımız hükmündedir.İnsanlar bu duyguların varlıklarından değil ama bunları kontrol etmekten sorumludur. Bunları Allah’ın (cc) istekleri doğrultusunda denetlemeli ve kendi haline bırakmamalıdır. İmtihan bundandır. İnsan bazen denetimi kaçırır ve günaha düşer. Günaha düşünce yapılacak şey hemen tövbedir. Tövbe elbiseyi kirden temizleyen deterjanlı su gibi, insan ruhunu günah kirlerinden arındırır ve temizler.
Allah insanlardan hiç günaha düşmemelerini beklemez. Yani Allah’ın (cc) kuldan asla böyle bir beklentisi yoktur. Zira bu pratikte mümkün de değildir. O sebeple günah nedir, tövbe nedir,iyi bilinmesi gerekir. Dedik ya nefs her türlü günahı içinde potansiyel olarak taşır. Bizler bu potansiyel kötülüklerin bir kısmını yapar, bir kısmını ise yapmasak bile içimizde hissederiz.
Nefsimizde hissettiğimiz günahların üç derecesi vardır. Kötünün de kötüsü denebilecek şekildeki “uç“ günahlar ki, Kur’an’da “haddi aşmak” olarak da tabir edilen günahlardır. Bunlar Allah’a (cc) şirk koşmak, ilahlık iddiası, inkar, inançsızlık, cinsel sapkınlık gibi uç duygular ve benzerleridir. Bunun dışındakiler ise zina, içki, kumar gibi haddi aşmanın en azından altında kalan büyük günahlar ve diğerleri de küçük günahlardır. İşte nefste bu tür günahların varlığını yaratılışımız gereği doğal görmelidir… Toplumda bu günahların hepsini de en azından içinde vesvese gibi taşımayan insan yok gibidir. Özellikle uç günahların vesvesesi insanları psikolojik olarak diğer günahlara göre çok daha fazla yıpratır ve ümitsizliğe hatta kendinden nefret etmeye kadar sürükler. Bu durumda bir insana özellikle uç günah vesvesesi geldiğinde yapılacak şey önemlidir. O zaman yukarda ki ön bilgiler doğrultusunda yapılacak şey panik yapmadan bu duygunun kendine asla yakışmayacağı düşüncesiyle hemen o duyguyu reddetmektir. Bir an için öyle uç günah duygularının çağrışım (tedai) kanunu gereği gelebilmesi normal. Yani limona duyarlı birisinin limon görünce hemen ağzının sulanması gibi. Aç bir adamın haram bir yemek de olsa görünce bir an iştahlanması gibi. Buna Tedai Kanunları denir. Bilimsel, fizyolojik bir gerçekliktir. Ama insan daha sonra bu duygunun peşine takılır da icraata başlarsa o zaman günahta sorumluluk başlar. Yani bu duyguları eyleme dönüştürürse… Yoksa zaman zaman gelip gitmesi,insanı günahkâr da yapmaz, adi şerefsiz birisi de. Bu incelik çok önemli… Böyle bir durumda kendini suçlamayacak ve bundan dolayı kendine karşı dürüst olmadığı düşüncelerine de girmeyecek.Bana nasıl böyle bir duygu gelir, demek ki ben aşağılık, kalitesi düşük bir insanım gibi düşüncelere asla girmeyecek. Sorumlu olduğu emmare nefsin hastalıklarıyla, kendi müsbet benliğini asla karıştırmayacak. Eğer bu konumdaki kişi cahilliğinden yani bu anlattığımız bilgileri bilmediğinden veya tam olarak kavrayamadığından kendini kötü ve aşağılık birisi olarak hissederse, şeytana yakayı kaptırdı demektir. Hâlbuki bu duygulara çağrışım kanunu gereği anlık yuvarlanmalar ne insanın kalitesiz olduğunu gösterir, ne de günahkâr. Evet, burası çok önemlidir. Nefsin bu tür adilikleri içimizde kaldığı müddetçe asla bir günah ve sorumluluk yoktur. İçimizden fiiliyatımıza taştığında sorumluluk başlar. Bu duruma
gelindiğinde yapılacak şey de hemen nefsin bu duygularına karşı öfkelenmek ve mücadeleye geçmek olmalıdır.. Tabii Efendimiz’in yukarıdaki istiazesinde olduğu gibi emmare nefsten devamlı Allah’a sığınmalı, nefse asla fırsat vermemeli, tevbe istiğfarı da dilimizden düşürmemeliyiz.

Yorum bırakın