Ana sayfa - Son Sayı - Sevgiyle Sarılmak / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

Sevgiyle Sarılmak / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

Dünya sevgi üzerine kurulmuştur. Doğumdan ölüme kadar sevgiyi insanlarla, diğer canlılarla ve eşyalarla tatmaktayız. İnsan annesini sever; babasını, kardeşini, arabasını, parasını, yaşadığı şehri, kuşu, kediyi, ağacı… İçimizde var olan bu sevgiyi çeşitli şekillerde ortaya çıkarırız. Kimisi sevdiğine duygularını rahatça dile getirirken kimisi söyleyemez, davranışlarıyla belli eder. Bir insana onu ne kadar çok sevdiğimizi söylerken bir başkasına aynı rahatlıkta söyleyemeyiz.
Sevgimizi gösterme yöntemlerinden biridir temas etmek, dokunmak. Tokalaşmak, sarılmak kültürümüzde sıkça görülen davranışlardır. Mutlu olduğumuzda sevdiklerimizle kucaklaşır, sevincimizi paylaşırız. En acı günümüzde dostlarımıza sarılır, acımızı hafifletiriz. Sarılmak büyülü bir eylemdir. Şifa doludur. Kalplerin birbirine temas etmesidir. İçten bir kucaklaşma ile kırgınlıklar kaybolur, kalpler yumuşar. Sarılmak sadece insanla yapılan bir eylem değildir. Bazen bir hayvana, bir ağaca, bir oyuncağa sarılarak bu ihtiyacımızı gidermeye çalışırız. Bir kedi sevilmek için sürünür ayaklarımıza. Bir sarmaşık büyümek için sıkıca sarılır yanındaki ağaca.
Dokunmak, ekmek kadar, su kadar gereklidir. Özellikle çocukluk döneminde anne babalarından veya kendilerine bakmakla yükümlü kişiler tarafından yeterince sevgi görmüş; sarılma, temas, öpme gibi sevgi göstergelerini yaşamış olan çocukların bilişsel, duygusal ve fiziksel gelişimlerini rahat tamamladıkları görülmektedir.
Harry Harlow isimli Amerikalı bir psikoloğun 1930’lu yıllarda yavru maymunlar üzerinde yapmış olduğu deney dikkat çekicidir. Bu deneyde, bir grup yavru maymun, doğumundan kısa bir süre sonra annelerinden alınmıştır. Birisi tel ile yapılmış, diğeri ise yumuşak bir maddeden yapılmış iki yapay annenin bulunduğu kafese konmuştur. Yavru maymunların beslenebilmesi için sadece telden yapılan anneye biberon yerleştirilmiştir. Yavruların beslenme ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra zamanlarının çoğunu yumuşak maddeden yapılan anne ile geçirdikleri gözlemlenmiştir.
Harlow ikinci deneyinde ise yavru maymunlar gruplara ayrılmış; bir kısmı telden yapılan annenin, bir kısmı da yumuşak maddeden yapılan annenin yanına konulmuştur. Yumuşak annenin yanındaki yavruların çevrelerini keşfetmeye çıktığı, olumsuz bir durumda yumuşak anneye gidip sakinleşinceye kadar sarıldıkları gözlemlenmiştir. Tel annenin yanındaki yavru maymunların aynı olumsuzluk karşısında tel anneye gitmedikleri, kendilerini yere atıp ileri geri sallandıkları, saldırgan ve korku dolu oldukları görülmüştür. Bu maymunlar ilerleyen zamanlarda kendi bebeklerinin bakımını yapamamışlardır. Hatta bebeklerinin hayatına son veren maymunlara rastlanmıştır.
Bu deneyden de anlaşıldığı üzere dokunmak, sarılmak, nefes almak kadar gerekli bir ihtiyaçtır. İnsanın duygusal, fiziksel, bilişsel gelişimini sağlıklı sürdürebilmesi için olmazsa olmazıdır, sevmek, sevilmek ve bunu gösterebilmek…
Ruhsal bunalımların yoğun görüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Dünyaca salgın hastalıkla mücadele veriyoruz. Sevdiklerimizle, dostlarımızla aramıza mesafe koymak zorunda kaldığımız bir devrin içindeyiz. Cenazelerde acımızı hafifletmek için sarılamadık, bayramlarda büyüklerimizin elini öpemedik. Yolda gördüğümüz bir çocuğun başını okşamaya korkar olduk. Sarılmadan sevgimizi, muhabbetimizi karşıya hissettiremedik. Kalplerimiz kucaklaşamadı.
Belki sevdiklerimizin kıymetini anlamak için de bir uyarıydı bu salgın. Sevgi, ruhumuza üflenmiş en kutsal duyguyken biz bunu ne Yaradan’a ne de yaratılana gösterebildik. Allah’a ulaşmak için O’nun (c.c.) yarattıklarını sevmemiz şart. Ve bunu da Allah’ın yardımı olmadan başaramayacağımız apaçık ortada.
“Allah, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfal 8/63)
Kalbimizi sevgiye açmak için çok dua etmeliyiz. Sevgi kanallarımızı açmak için elimizdeki imkânları da kullanmalıyız. Günümüz dünyasının en büyük iletişim kaynağı olan interneti, sosyal medyayı bu doğrultuda kullanabiliriz. Sevdiklerimizle görüntülü konuşmalar, mesajlaşma ve fotoğraflar ile özlem giderip aramızdaki muhabbeti kuvvetli tutmalıyız. Hele ki birbirimizden uzak kaldığımız bu dönemde teknolojik imkânları kullanmak daha bir önemli hale geldi.
İlim, İrfan ve Hikmet Ehli Şenel İlhan Beyefendi, sosyal medyada Allah’ın rızasını kazanma yollarını göstererek bizlere ışık olmuştur:
“Bir hadis-i şerifte, ’Güzel söz sadakadır.’ (Buhari) buyruluyor. Şimdi böyle bir zaman diliminde sosyal medyayı bu niyetle ve Allah rızası için kullanmamak sadece kafasızlık değil aynı zamanda ahlaksızlık ve enayiliktir. Zaten ben ilgilenmiyorum, ben girmiyorum diyenlerin çoğu gerçek hayatlarında da asosyal kişilerdir ve enaniyet sahibidirler. Böyle şeylere zaman harcamaya gerek görmez ve kendilerinde bir tür büyüklük olarak değerlendirirler. Bunun böyle olmadığını ahlaksızlıklarından ötürü anlayamıyorlar.
Aslında bilseler, sadece ufak bir niyetle oturduğu yerden bir beğen butonuna basarak, sadaka hükmündeki güler yüz sevabını alır, bir yorum yaparak yine sadaka yerine geçen tatlı dil, güzel söz sevabını alır. Belki de bununla cenneti kazanır, bilinmez… Beğen butonuna basarken tek koşul yalandan beğenmemek, yorum yazarken de gerçekten içinden gelerek beğenip yorum yazmak gerekir. Bu şekilde yalandan kaçınmış, ihlâslı bir amel yapmış oluruz inşallah…
Zaten, Allah rızasını kazanma psikolojisinde olan biri, yaşadığı zamanı ve zamanın bütün argümanlarını Allah için kullanır, kullanmalı. Hele bizler gibi vizyonu ve misyonu olan kişilerde bu olmazsa olmazımız olmalı…”
Sevgi şifadır, sevgi güçtür, sevgi değişimin mührüdür demiş Hz. Mevlânâ. Sevelim, sevdiklerimize sevgimizi belli edelim. Yeniden dostlarımızla kucaklaşacağımız, el ele geçireceğimiz güzel günlerin gelmesi dileği ile…

1 yorum

  1. Kaleminize sağlık.
    Ne yazıkki unuttuk karşılıksız sevmeyi,nedensiz sevmeyi,her şeye rağmen sevmeyi unuttuk,Yaradılanı severiz yaradandan ötürü diyen bir medeniyetin mirascısı olduğumuzu unuttuk. Unuttuk Kainatın mayasının sevgiyle yoğrulduğunu.Tebessüm etmenin bir sadaka hükmünde olduğunu unuttuk,Ağuşumuzu esirgedik şefkate muhtaç yüreklerden.Çoraklaşmış vicdanlarımıza hapsetmişiz merhametimizi. Çok yazık etmişiz biz kendimize çook.
    Unuttuğumuz değerlerimizi hatırlattınız Teşekkürler hocam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.